Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Amerika'dan Mektup
Arkadaş
Asla Vazgeçme
Ata Ankara'da
Ayakkabi Gibidir..
Sevginin Mucizesi.
Ayakkabıcı
Ayvalık-Marmaris
Baba Olmayı...
Baba Unutur
Babamın Müziği
Bakış Açısı
Beden Hapsi
Beyaz Gardenya
Bir Analiz
Bir Bardak Süt
Bir Doğum Günü Ş.
Bir Dost
Bizim Fenerimiz
Boğaziçi'nde Hayat
Bugün mü...
Büyü Dükkanı
Ceviz Ağaçları.
Çocuğum ve Ben
Çocuk Gözüyle
Çok Geç Diye Bir...
Çünkü Gitmiştin
Denizde Rekabet
Denize Gidemeyen..
Dert Ağacı
Dost Biriktirmek
Düşlerdeki Mutluluk
Ebediyete Kadar
Eller
Eskitilmiş Bayramlar
Fenerbahçeli Robinson
Gültekin Yazıtı
Güneş Prensesi
Güzel İnsan
Haftasonu Gezisi
Haldun Sevel'den
Hediye Paketi
Herkesi Affet...
Her Yer Melek Dolu
Herşey Yeterli Olsun
Hisarönü-Göcek
Işığınız Yayılsın
İhtiyar Çöpçü
İsraf
İşin Bitince...
Kaan Erdem
Kaplan Bıyığı
Köşe Yastıkları
Kuzucuklar
Küçük İtfaiyeci
Maria Sharapova
Herkes İçin Biraz..
Marmaris-Göcek..
Mayonez Kavanozu
Merhabanın Hatırı
Mutluluk Dersi
Neveser
O Bir Neydi..
Olur ya Unutursam
Orhan Boran
Öğret Ona
Özlüyorum...
Prag
Renkli Boya Sandığı
Sadece Evet De
Sahip Olduklarım
Sedef Çiçeği
Semra'dan...
Servis Şoförü
Sevgi
Sevgi, İlim Gül..
Sevgili Babama
Sevgiyi Davet..
Sevmeyi Bilmek
Sığınacak Bir Liman
Sihirli Keman
Sinarit Baba
Siz Çok Önemli..
Soğuk Var mıdır
Ta Kendin Gibi...
Tam Zamanı..
Tamamen Normal
Tavlaya Benzer...
Teknelerin Kaderi
Telefondaki Arkadaş
Tokadı Basmadan
Tutunacak Birisi
Tüm Annelere
Uçurtmanın Peşinden
Urla'da Yaşamak
V.Günyol'un Ardından
Yalnızca Sevmek Y...
Yanlış Yapmaktan...
Yaşama Sanatı
Yaşamak Direnmektir
Yaşamın Fısıltısı
Yaşamın Gerçekleri
Yaşamınızı Kendiniz..
Yaşıyor musunuz
Yeşil Giresun'dan...
Yıllar Geçerken
Yorumsuz
Yüreğini Koymak
Zaaflarınız
Zeki Müren'le Söyleşi
Zeytinin Teri

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

       Anı Köşesi   

 Eşitler Evi                                                                                    Üstün Dökmen

 

 

Batı kültürünün romantik görünümlü evlenme tekliflerinde erkekler diz çökerek evlenme teklif eder. Bu, bir derebeyi ile emrindeki şövalyenin ilişkisini hatırlatan bir duruştur. Evlenme teklif ederken erkeğin diz çökmesi, evlendikten sonra da diz çökeceği anlamına gelmez.

Batı’ya özgü bir başka fantezi ise, erkeklerin balkondaki sevgililerine ilanı aşk etmeleridir. Romeo’lar aşağıdadır Juliet’ler balkonda. Sonuçta, evlilik öncesinde, şöyle ya da böyle, erkek aşağıdadır, kadın yukarıda.

Ancak evlilik sonrasında durum tersine döner, erkek her durumda yukarı çıkar (sedire çıkar, televizyonun karşısında koltuğa çıkar), kadın ise aşağıda, yemek, bulaşık, çocuklar diye koşturup durur.

Bu açıdan baktığımızda erkek-kadın ilişkisinin bir tahterevalliye benzediğini düşünebiliriz. Evlilik öncesinde erkek aşağıda, kadın yukarıdadır; evlendikten sonra tam tersi olur. “Evlendikten sonra seni evimin sultanı yapacağım,” derler ama evlendikten sonra kendileri sultan olurlar.

Eşlerine baskı uygulayan, onları sürekli eleştiren erkeklerin, eşleri hastalanıp yatağa düştüğünde sudan çıkmış balığa döndükleri, sıklıkla tekrarlanan bir mizah konusudur.

Bir evde elli-altmış yaşlarında bir karı koca var, çocukları evlenmişler veya uzaklarda yaşıyorlar, bu çift evlerinde yalnız. Kadın, muhtemelen hayatında ilk kez komşu bir şehre tek başına gidecek, diyelim ki bir akraba düğününe katılacak. İşi olduğu için kocası gidemiyor, evde yalnız kalacak. Genellikle bu üç günlük yalnızlık erkekleri korkutur. Çünkü nice erkek, neredeyse doğduğundan beri evinde yalnız kalmamıştır; annesi onu yalnız bırakmamıştır, eşi yalnız bırakmamıştır. Bu erkek, askerliğini komando olarak yapmış, dağlarda tek başına yaşamayı becermiş olabilir ancak kendi evinde üç gün boyunca tehlike altındadır. Eşi buzdolabını, zeytinyağlılarla, sigara börekleriyle tıka basa doldurmuştur ama buna rağmen yine de aç kalabilir. Üç günde ev tanınmaz hale gelecektir. Babalar genelde yataklarını toplamazlar. Bu davranışlarını da “Akşam yine dağılacak, sabah toplamanın ne gereği var?” diye savunurlar. Babalar çoraplarını ortalığa atıverir, pijamalarını halının üzerinde bırakır; salon dağılır, mutfak, eğer mevsim yazsa suya tutulmamış kirli tabaklar yüzünden kokar. Üç günün sonunda evin hanımı eve döner, evin perişan haline yüreği dayanmaz. Kocası bu arada “Bir daha gitme hanım, ben perişan oldum” der. Kadıncağız ise bir eve bakar, bir kocasına bakar ve esirler evinde çok söylenen o ünlü cümleyi söyler: “Ben olmadan yapamıyor, iyisi mi bir daha gitmeyeyim”.

 

    

Halit Yıldırım'a teşekkürlerimizle

Denizce

28.03.2009