e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Etiğin Hükmündeki Gerçek Bir Demokrasi

 Dr. Çağatay Üstün    

 

 

Evet, bahsetmek istediğim şey nettir. Etiğin hükmünde olabilen ve bunu başarabilmiş bir demokrasi… Çoğunlukla bilinmeyen bir şey olmasına karşın aslında bunun zaman içinde de ele alınmış bir konu olduğunu söyleyebilirim. İnsanlık her zaman için yönetmek ve yönetilmek adına belli kavramları düşünmüş ve en doğru olan üzerinde bir fikir birlikteliği oluşturmak istemiştir. Buna rağmen  yine de ortak bir uzlaşı sağlandığını söylemek güçtür. Tarih içinde karşımıza çıkan filozof Aristoteles’in yaklaşımına göre dünyada iyi ve kötü olmak üzere iki tür yönetim biçimi vardı. Ona göre oligarşi ve demokrasi kötü yönetim biçimlerinden sayılabilirdi. Bunun nedenini şöyle özetliyordu: Halk, kendisinin nasıl yöneteceğini bilmediği için iyi bir yönetim oluşturamazdı. Aristoteles demokrasi dışında üç tür yönetim biçimi tasarlamıştı: Oligarşi, Aristokrasi, Polity. Bunlardan polity en pratik yönetim şekli olup demokrasi, aristokrasi ve monarşinin bir karışımıydı. Polity kelimesini Türkçemize çevirisini en doğru “yönetim şekli, kurumsal yapı, devletin yönetim şekli” olarak yapabiliriz. Bu anlamda Polity terimini politika’nın eşdeğeri gibi çevirmek yanlış olabilir. Çünkü politika’nın  Yunanca’daki poli / tika = çok yüzlülük ile karşılık bulması daha doğru bir yaklaşımdır. Aristoteles her ne kadar polity kavramını iyi bir yönetim şekli sınıflandırmasına koysa da, aslında aklının ortak iyiliği hedef alan aristokrasi’den yana olduğunu söylemek mümkündür.

Günümüzde dünyada bilinen yönetim biçimlerinden en çok tutulanı ve tatbik edileni demokrasi’dir. Demokrasi bir araç esasında. Ancak demokrasinin hâkim olduğu yerlerde bir de bakıyoruz ki, milletler kimi zaman eziyet çekebiliyor, hatta adaletli yaklaşımlar ortadan kayboluveriyor. Yoksullukla zenginliğin karşıtlık sergilediği demokrasilerde seçilmişlerin esasında neye hizmet etmeye çalıştıklarını kavramakta zorlanıyorsunuz. Esasında bunun tek nedeni demokrasinin etiğin hükmünde olmadan varlığını sürdürmeye çalışmasıdır. Her zaman söylediğim gibi etiğin hükmü altında ve ilkeleri ışığında parıldayacak demokrasiler daha kalıcı olacaklardır. Bazı örnekler vereceğim sizlere ve biraz düşünmenizi isteyeceğim. Bu örneklerdeki demokrasinin ne tür bir şey olduğunuzu algılamanızı bekliyorum.

Seçimler ve oy demokrasi aracının belki de vazgeçilmez iki öğesidir. Her siyasi parti bir seçim yarışının içine kendisini atıverir ve çoğu zaman seçilme kaygısıyla belki de yapmaması gerekenleri yapar durur. Yıllardır bitmeyen “satılık oy, seçim yatırımı” gibi kavramlar bunlardan sadece birkaç tanesidir. Oysa kimse sormaz: Siyasi partilere verilen maddi yardımların kaynağı nedir? Ben bu soruya cevabı vereyim: Halkın ödediği vergiler ya da dolaylı olarak bu vergilerle devletin kasasına giren kazanılmış maddi birikimler. O halde düşünün bakalım bir kez. Bu yardımları alan siyasi partiler neyin savaşımını vermektedirler seçimde. Kimin kazanması kimin kaybetmesi önemli mi o kadar? Sonuçta bu para herkesten toplanarak partilerin kasasına girmektedir. Peki, siyasi partilerin kasası kime aittir? Cevap basit: Halka aittir… Şimdi bir diyen çıkar da, bu para o siyasi partinindir deyiverir. Artık bundan sonra böyle olmadığını iyi bilmek gerekiyor sanırım. Seçimle iş başına gelenlerin %1’e yakın bir oy farkı ile birinci olduğunu düşünelim. Kalanların toplamına bir bakın. Bazen seçilmiş partinin oy oranından bile daha fazla. O halde niçin birinci olan partiler ben merkezci bir tarzda yönetmeye çalışırlar. Yönettikleri herkes onlara oy verenler değildir elbette. Ama bir de bakarsınız ki, oy vermeyenleri cezalandırır gibi kararlar alınır, kanun teklifleri sunulur. Ya da tüketim ürünlerine yapılan zamlar, insanfsızca alınan vergiler, çalışanların maaşlarına bir türlü yapılmayan iyileştirme artışları karşımıza çıkıverir. Peki, bu durumda demokrasi mantığı nerededir? Nerededir halkın yönetim gücü? Bütün itirazlara rağmen kimi zaman siyasi partilerin dediğim dedik kararlar ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Oysa yaşanan ve uygulanan şeyin adı eğer demokrasi ise bu olumsuzlukların olmaması gerekir.

Siyasi partilerin hayat damarının kendilerini oluşturan üyeler ve maddi yardımlar olduğunda hem fikiriz. Peki, bir miting için yüzlerce otobüs, kumanya ve insan nasıl bir araya gelebilmektedir? Herkes işini gücünü bırakmış, gönüllü bir şekilde tuttuğu siyasi partinin o miting senin bu miting benim şeklinde yanında nasıl yer almaktadır? Bu ne kadar samimi bir tanılamadır? Sonradan görülür ki mitinglere katılanlara dağıtılan kumanyalar hatta kimi zaman gelenlere verilen ufak miktardaki paralar hep o siyasi oluşum ya da parti tarafından karşılanmış. Peki, bu bol keseden dağıtılan paralar aslında kimin, biliyor musunuz? Cevabı basit: Herhangi bir partiyi tutsun ya da tutmasın, o ülkedeki tüm halkın… İşte, böyle ilginç bir şeydir demokrasi… İşimize geldiğinde adı demokrasi oluverir işimize gelmediğinde bir yük gibi görülür. Ama gerçek payı da yok değil bu aktardıklarımızın.

Bir yerlede duymuştum, arazileri paylaşan milletvekilleri buralara lüks villalar yapmak için kooperatif kurup ilgili yasal düzenlemeyi de el birliği ile geçirivermişler! Peki, bu lüks evler kimin aslında! Cevabı vereyim merak etmeyin: Halkın… Evet, yanlış duymadınız. Tabii ki halkın bu villalar. Bir türlü belli yasaları ya da düzenlemeleri halletmeyen milletvekillerinin olacak hali yok ya! Bakınız, işin acı yanı, bunu yapan insanlar bir seçimle yani demokrasi ile iş başına gelmişlerdir. Ama yapılanın demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi yok, değil mi?

Birbirlerine acımasızca sözler sarf etmek, oy avcılığı yapmak, şov yıldızları gibi sahnelerde konuşmak, saltanat araçlarında seyahat edip oy istemek ne kadar demokrasidir? Demokrasinin en tehlikeli oyunlarından birisidir aslında bu seçim olayı. Seçim gelir geçer ve vaatler unutulur gider. Sokaktaki insan diye bilinen insanların görüntüleri kaybolur seçilenlerin hafızalarında. İş istemek, aş istemek, yakacak istemek, menfaat istemek için verilen oylar birbir sayılır. Kimilerine geri döner demokrasi kimilerini ise unutur! Demokrasinin kahramanları diye bilinen siyaset temsilcileri bir de bakarız ki bizleri artık göremeyecek kadar yükseklere çıkıvermişler! Bu nasıl bir şeydir, hâlâ anlamış değilim! Tabii ki anlayamam. Çünkü ben bu tür bir demokrasiyi savunmuyorum. Benim savunduğum etiğin hükmü altına girmiş bir demokrasidir. Bu böyle olmadıkça demokratik görünen hiçbir şeyin aslında demokratik olmadığını fark edersiniz. Nasıl bir şey mi etiğin hükmü altındaki demokrasi? Size kısaca özetleyivereyim:

Ø       Sadece seçenleri değil seçmeyenleri de kucaklayan, parti diye bilinen sembolün peşinden körü körüne gitmeyen, ne yapacaksa ülke için yapacak olan oluşum etiğin hükmü altındaki demokrasinin bir özetidir.

Ø       Güç ile hareket etmeyen, gücün halktan geldiğini bir an bile unutmadan yine ona hizmet etmek için çaba sarf eden bir yapılanmadır etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Vergi yükü altında halkını ezmeyen, gücü kadar vergi ödeyebilene vergi koyan, asla fazlasına tamah etmeyen, devletin gelirlerini adaletli bir şekilde devleti güçsüz bırakmadan halkıyla paylaşabilen bir anlayıştır etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Devletin kasasından aldığı yardımları çarçur etmeden ve gerekirse artırarak yine devletine geri veren siyasi partilerin oluşturduğu bir sistemdir etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Yöneticilerinin ve seçilenlerin aldıkları maaşları hak etmek ve halka hizmet için çalışmak amacında olmalarıyla özetlenen bir yönetimdir etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Ülkenin bütünlüğünü koruyan, halkın da bu yönde yapılanması için uğraş veren, anarşi ve kargaşayı önleyerek halkın huzur içinde yaşamasını sağlayan bir anlayıştır etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Ülkenin varlığını ve birliğini oluşturan temelleri asla sorgulatmayan, bu konuda taviz vermeyen ve gelecek nesillerin sağlıklı bir düşünce sistemi içinde var olmasını sağlamak için vardır etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Demokrasi kelimesinin anlamını hiçbir zaman sekteye uğratmayan, gösterişçilikten uzak ve bir o kadar da ciddi bir anlayışın temsili demektir etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Parti diye bir kavramı reddeden, parti unsurlarını sadece sembolik yapılar gibi gören, seçilmemişi de temsil etmeye çalışan, onların da sözü, söylemi olan bir sistemdir etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Etiğin kaynaklandığı felsefenin özgün anlayışıyla yaşama felsefesini etik ilkeler zeminine oturtarak bireyin haklarını zedelemeden ama her bireye de eşit mesafede olmaya özen gösteren bir yapılanmadır etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Ülkenin refahını ve yükselmesini gözeten, savaşçı unsurları reddeden ve barışı tüm dünya için tesis etme gayretini her ülkenin yönetim biçimlerinde gösteren bir anlayıştır etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Ø       Oy kavgalarından uzak duran, oy hesaplaşmalarıyla ülkelerin ve halkların gündemini meşgul etmeyen, insanı ve canlıları temel alan bir sistemdir etiğin hükmü altındaki demokrasi.

Bu tarifleri daha da çoğaltabilmem mümkündür. Ancak şimdilik bu kadarı yeterlidir sanırım. Son olarak birkaç noktaya daha değinmek istiyorum. Dünya üzerinde şu an için burada ele aldığım şekliyle bir demokrasi yapılanması henüz mevcut değildir. Bugün için dünya üzerindeki bütün ülkelerin demokrasi adı altındaki sistemlerinde burada aktardığım tarzda bir yönetim anlayışı henüz ortalıkta görünmemektedir. Ama bu olmayacağı anlamına gelmez tabii ki. Birgün bunu ortaya koyacak ve her şeyiyle etiğin hükmü altında olan bir demokrasi mutlaka yeşerecektir. Umudum odur ki, bu ülkemizde olsun ve ülkemiz bu anlamda bir önderliği gerçekleştirsin.

 


Dr. Çağatay Üstün'e teşekkürlerimizle

Denizce

16.03.2010