Evet,
bahsetmek istediğim şey nettir. Etiğin hükmünde olabilen ve bunu
başarabilmiş bir demokrasi… Çoğunlukla bilinmeyen bir şey
olmasına karşın aslında bunun zaman içinde de ele alınmış bir
konu olduğunu söyleyebilirim. İnsanlık her zaman için yönetmek
ve yönetilmek adına belli kavramları düşünmüş ve en doğru olan
üzerinde bir fikir birlikteliği oluşturmak istemiştir. Buna
rağmen yine de ortak bir uzlaşı sağlandığını söylemek güçtür.
Tarih içinde karşımıza çıkan filozof Aristoteles’in yaklaşımına
göre dünyada iyi ve kötü olmak üzere iki tür yönetim biçimi
vardı. Ona göre oligarşi ve demokrasi kötü yönetim biçimlerinden
sayılabilirdi. Bunun nedenini şöyle özetliyordu: Halk,
kendisinin nasıl yöneteceğini bilmediği için iyi bir yönetim
oluşturamazdı. Aristoteles demokrasi dışında üç tür yönetim
biçimi tasarlamıştı: Oligarşi, Aristokrasi, Polity. Bunlardan
polity en pratik yönetim şekli olup demokrasi, aristokrasi ve
monarşinin bir karışımıydı. Polity kelimesini Türkçemize
çevirisini en doğru “yönetim şekli, kurumsal yapı, devletin
yönetim şekli” olarak yapabiliriz. Bu anlamda Polity terimini
politika’nın eşdeğeri gibi çevirmek yanlış olabilir. Çünkü
politika’nın Yunanca’daki poli / tika = çok yüzlülük ile
karşılık bulması daha doğru bir yaklaşımdır. Aristoteles her ne
kadar polity kavramını iyi bir yönetim şekli sınıflandırmasına
koysa da, aslında aklının ortak iyiliği hedef alan
aristokrasi’den yana olduğunu söylemek mümkündür.
Günümüzde
dünyada bilinen yönetim biçimlerinden en çok tutulanı ve tatbik
edileni demokrasi’dir. Demokrasi bir araç esasında. Ancak
demokrasinin hâkim olduğu yerlerde bir de bakıyoruz ki,
milletler kimi zaman eziyet çekebiliyor, hatta adaletli
yaklaşımlar ortadan kayboluveriyor. Yoksullukla zenginliğin
karşıtlık sergilediği demokrasilerde seçilmişlerin esasında neye
hizmet etmeye çalıştıklarını kavramakta zorlanıyorsunuz.
Esasında bunun tek nedeni demokrasinin etiğin hükmünde olmadan
varlığını sürdürmeye çalışmasıdır. Her zaman söylediğim gibi
etiğin hükmü altında ve ilkeleri ışığında parıldayacak
demokrasiler daha kalıcı olacaklardır. Bazı örnekler vereceğim
sizlere ve biraz düşünmenizi isteyeceğim. Bu örneklerdeki
demokrasinin ne tür bir şey olduğunuzu algılamanızı bekliyorum.
Seçimler ve
oy demokrasi aracının belki de vazgeçilmez iki öğesidir. Her
siyasi parti bir seçim yarışının içine kendisini atıverir ve
çoğu zaman seçilme kaygısıyla belki de yapmaması gerekenleri
yapar durur. Yıllardır bitmeyen “satılık oy, seçim yatırımı”
gibi kavramlar bunlardan sadece birkaç tanesidir. Oysa kimse
sormaz: Siyasi partilere verilen maddi yardımların kaynağı
nedir? Ben bu soruya cevabı vereyim: Halkın ödediği vergiler ya
da dolaylı olarak bu vergilerle devletin kasasına giren
kazanılmış maddi birikimler. O halde düşünün bakalım bir kez. Bu
yardımları alan siyasi partiler neyin savaşımını vermektedirler
seçimde. Kimin kazanması kimin kaybetmesi önemli mi o kadar?
Sonuçta bu para herkesten toplanarak partilerin kasasına
girmektedir. Peki, siyasi partilerin kasası kime aittir? Cevap
basit: Halka aittir… Şimdi bir diyen çıkar da, bu para o siyasi
partinindir deyiverir. Artık bundan sonra böyle olmadığını iyi
bilmek gerekiyor sanırım. Seçimle iş başına gelenlerin %1’e
yakın bir oy farkı ile birinci olduğunu düşünelim. Kalanların
toplamına bir bakın. Bazen seçilmiş partinin oy oranından bile
daha fazla. O halde niçin birinci olan partiler ben merkezci bir
tarzda yönetmeye çalışırlar. Yönettikleri herkes onlara oy
verenler değildir elbette. Ama bir de bakarsınız ki, oy
vermeyenleri cezalandırır gibi kararlar alınır, kanun teklifleri
sunulur. Ya da tüketim ürünlerine yapılan zamlar, insanfsızca
alınan vergiler, çalışanların maaşlarına bir türlü yapılmayan
iyileştirme artışları karşımıza çıkıverir. Peki, bu durumda
demokrasi mantığı nerededir? Nerededir halkın yönetim gücü?
Bütün itirazlara rağmen kimi zaman siyasi partilerin dediğim
dedik kararlar ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Oysa yaşanan ve
uygulanan şeyin adı eğer demokrasi ise bu olumsuzlukların
olmaması gerekir.
Siyasi
partilerin hayat damarının kendilerini oluşturan üyeler ve maddi
yardımlar olduğunda hem fikiriz. Peki, bir miting için yüzlerce
otobüs, kumanya ve insan nasıl bir araya gelebilmektedir? Herkes
işini gücünü bırakmış, gönüllü bir şekilde tuttuğu siyasi
partinin o miting senin bu miting benim şeklinde yanında nasıl
yer almaktadır? Bu ne kadar samimi bir tanılamadır? Sonradan
görülür ki mitinglere katılanlara dağıtılan kumanyalar hatta
kimi zaman gelenlere verilen ufak miktardaki paralar hep o
siyasi oluşum ya da parti tarafından karşılanmış. Peki, bu bol
keseden dağıtılan paralar aslında kimin, biliyor musunuz? Cevabı
basit: Herhangi bir partiyi tutsun ya da tutmasın, o ülkedeki
tüm halkın… İşte, böyle ilginç bir şeydir demokrasi… İşimize
geldiğinde adı demokrasi oluverir işimize gelmediğinde bir yük
gibi görülür. Ama gerçek payı da yok değil bu aktardıklarımızın.
Bir yerlede
duymuştum, arazileri paylaşan milletvekilleri buralara lüks
villalar yapmak için kooperatif kurup ilgili yasal düzenlemeyi
de el birliği ile geçirivermişler! Peki, bu lüks evler kimin
aslında! Cevabı vereyim merak etmeyin: Halkın… Evet, yanlış
duymadınız. Tabii ki halkın bu villalar. Bir türlü belli
yasaları ya da düzenlemeleri halletmeyen milletvekillerinin
olacak hali yok ya! Bakınız, işin acı yanı, bunu yapan insanlar
bir seçimle yani demokrasi ile iş başına gelmişlerdir. Ama
yapılanın demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi yok, değil mi?
Birbirlerine
acımasızca sözler sarf etmek, oy avcılığı yapmak, şov yıldızları
gibi sahnelerde konuşmak, saltanat araçlarında seyahat edip oy
istemek ne kadar demokrasidir? Demokrasinin en tehlikeli
oyunlarından birisidir aslında bu seçim olayı. Seçim gelir geçer
ve vaatler unutulur gider. Sokaktaki insan diye bilinen
insanların görüntüleri kaybolur seçilenlerin hafızalarında. İş
istemek, aş istemek, yakacak istemek, menfaat istemek için
verilen oylar birbir sayılır. Kimilerine geri döner demokrasi
kimilerini ise unutur! Demokrasinin kahramanları diye bilinen
siyaset temsilcileri bir de bakarız ki bizleri artık göremeyecek
kadar yükseklere çıkıvermişler! Bu nasıl bir şeydir, hâlâ
anlamış değilim! Tabii ki anlayamam. Çünkü ben bu tür bir
demokrasiyi savunmuyorum. Benim savunduğum etiğin hükmü altına
girmiş bir demokrasidir. Bu böyle olmadıkça demokratik görünen
hiçbir şeyin aslında demokratik olmadığını fark edersiniz. Nasıl
bir şey mi etiğin hükmü altındaki demokrasi? Size kısaca
özetleyivereyim:
Ø
Sadece
seçenleri değil seçmeyenleri de kucaklayan, parti diye bilinen
sembolün peşinden körü körüne gitmeyen, ne yapacaksa ülke için
yapacak olan oluşum etiğin hükmü altındaki demokrasinin bir
özetidir.
Ø
Güç ile
hareket etmeyen, gücün halktan geldiğini bir an bile unutmadan
yine ona hizmet etmek için çaba sarf eden bir yapılanmadır
etiğin hükmü altındaki demokrasi.
Ø
Vergi yükü
altında halkını ezmeyen, gücü kadar vergi ödeyebilene vergi
koyan, asla fazlasına tamah etmeyen, devletin gelirlerini
adaletli bir şekilde devleti güçsüz bırakmadan halkıyla
paylaşabilen bir anlayıştır etiğin hükmü altındaki demokrasi.
Ø
Devletin
kasasından aldığı yardımları çarçur etmeden ve gerekirse
artırarak yine devletine geri veren siyasi partilerin
oluşturduğu bir sistemdir etiğin hükmü altındaki demokrasi.
Ø
Yöneticilerinin ve seçilenlerin aldıkları maaşları hak etmek ve
halka hizmet için çalışmak amacında olmalarıyla özetlenen bir
yönetimdir etiğin hükmü altındaki demokrasi.
Ø
Ülkenin
bütünlüğünü koruyan, halkın da bu yönde yapılanması için uğraş
veren, anarşi ve kargaşayı önleyerek halkın huzur içinde
yaşamasını sağlayan bir anlayıştır etiğin hükmü altındaki
demokrasi.
Ø
Ülkenin
varlığını ve birliğini oluşturan temelleri asla sorgulatmayan,
bu konuda taviz vermeyen ve gelecek nesillerin sağlıklı bir
düşünce sistemi içinde var olmasını sağlamak için vardır etiğin
hükmü altındaki demokrasi.
Ø
Demokrasi
kelimesinin anlamını hiçbir zaman sekteye uğratmayan,
gösterişçilikten uzak ve bir o kadar da ciddi bir anlayışın
temsili demektir etiğin hükmü altındaki demokrasi.
Ø
Parti diye
bir kavramı reddeden, parti unsurlarını sadece sembolik yapılar
gibi gören, seçilmemişi de temsil etmeye çalışan, onların da
sözü, söylemi olan bir sistemdir etiğin hükmü altındaki
demokrasi.
Ø
Etiğin
kaynaklandığı felsefenin özgün anlayışıyla yaşama felsefesini
etik ilkeler zeminine oturtarak bireyin haklarını zedelemeden
ama her bireye de eşit mesafede olmaya özen gösteren bir
yapılanmadır etiğin hükmü altındaki demokrasi.
Ø
Ülkenin
refahını ve yükselmesini gözeten, savaşçı unsurları reddeden ve
barışı tüm dünya için tesis etme gayretini her ülkenin yönetim
biçimlerinde gösteren bir anlayıştır etiğin hükmü altındaki
demokrasi.
Ø
Oy
kavgalarından uzak duran, oy hesaplaşmalarıyla ülkelerin ve
halkların gündemini meşgul etmeyen, insanı ve canlıları temel
alan bir sistemdir etiğin hükmü altındaki demokrasi.
Bu tarifleri
daha da çoğaltabilmem mümkündür. Ancak şimdilik bu kadarı
yeterlidir sanırım. Son olarak birkaç noktaya daha değinmek
istiyorum. Dünya üzerinde şu an için burada ele aldığım şekliyle
bir demokrasi yapılanması henüz mevcut değildir. Bugün için
dünya üzerindeki bütün ülkelerin demokrasi adı altındaki
sistemlerinde burada aktardığım tarzda bir yönetim anlayışı
henüz ortalıkta görünmemektedir. Ama bu olmayacağı anlamına
gelmez tabii ki. Birgün bunu ortaya koyacak ve her şeyiyle
etiğin hükmü altında olan bir demokrasi mutlaka yeşerecektir.
Umudum odur ki, bu ülkemizde olsun ve ülkemiz bu anlamda bir
önderliği gerçekleştirsin.