e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 25 Mayıs Etik Günü... Peki, Ülkemizde Etik Ne Durumda?

 Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün    

 

 

İşte, bir 25 Mayıs daha geldi geçti… Başbakanlık’a bağlı 25.05.2004 tarih ve 5176 sayılı Kanun ile oluşturulan Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 2008 yılından itibaren kuruluş tarihi olan 25 Mayıs’ın Etik günü, aynı haftanın Etik Haftası olarak kutlanması kararını almıştı. Ülkemize özgü olan 25 Mayıs Etik Günü aslında ayrı bir sorumluluk ve bilinçle ele alınması gereken özel bir gün. Geçen yıl hatırladığım kadarıyla, kamu kuruluşları ve eğitim kurumlarına gönderilen yazılarda etik hakkında toplantı, seminer gibi faaliyetlerin yapılması önerilmişti. Aklımda kalanlar ise; İzmir Sağlık Müdürlüğü’nün düzenlediği ve benim de konuşmacı olarak destek verdiğim “Tıp’ta Etiğin Gerekliliği” konulu ve özel bir eğitim kurumunun düzenlediği Medya ve Etik konulu iki toplantıydı. Oysa Aristoteles ve Schopenhauer’in benimsediği, temellendirilmiş ve pratiğe dökülmüş bir etik yaklaşımı ortaya koyabilmek için daha fazla faaliyete ihtiyacımız yok mudur? Peki, acaba etiği bu kadar dar kalıplara sokmaya çalışarak, belirli gün ve haftaların içine hapsetmeye uğraşmakla büyük bir hata yapmıyor muyuz?

Karar verme süreçlerinde yaşanan tüm ikilemlerine rağmen etik, asla ödün verilmemesi gereken bir kavramdır. Doğruyu düşünme ve bulma, kritik yaparak doğruyla yanlış arasındaki derin fark ve anlamları ortaya koyma sanatını etik sayesinde bulmamız mümkün. Peki, bu ince ayrıntıları yeterince insanımıza anlatabilme şansına sahip oluyor muyuz?

25 Mayıs Etik Gününü geride bıraktık... Bir yıl boyunca ertelenmiş bir etik anlayış; sadece bir öğreti sistemi olarak kalmamalı, bir yaşam biçimi ve sentezi haline dönüştürülebilmeli aslında. Bunun için yapılabilecekleri sıralamak, toplantı ve paneller düzenlemek yeterli değil. Belki de farklı görsel öğelere ihtiyacımız var. Bu anlamdaki projelerim arasında; kısa metrajlı film senaryoları ve örnek modeller oluşturabilme gibi değişik fikirler de yer alıyor. Bunların oluşması için belirli kurum ve kuruluşlardan destek beklediğimi ifade etmekte sakınca görmüyorum. Siyasete ve bürokrasiye tanınan olanaklar ve şanslar niçin etik için harcanmıyor, anlamak mümkün değil…

Etik anlayışımızı baştan aşağı değiştirmemiz gerekiyor. Etiğin o muhteşem düzenleyici tarzını yüceltmeli ve toplumsal yaşamın her alanında onu etkin kılmalıyız. Etiği algılayışımız sadece yalan söylememek, dürüst ve şeffaf olmak, hırsızlıktan ve yolsuzluklardan uzak durmak ile sınırlandırılmamalıdır. Bunlar zaten yükümlü olduğumuz sorumluluklarımızdır. Oysa etik, çok daha farklı bir boyutta yer almaktadır. Etik, hiçbir politik görüşün temsilcisi değildir. Etik özerktir ve özgür insan iradesi tarafından gönüllü bir şekilde kabul görmek durumundadır. Sosyal katmanların içinde tam anlamıyla etik bir yapılanma sağlanabilmesi için bireyin kendisi, çekirdek aile, tüm sosyal alanlar, özel ve kamu meslek kolları, bürokrasi ve siyaset etiğin hükmü altına girmelidir. İnsanın değer ve tutumlarının, ahlâkî problemlerinin çözülebilmesi için etiğin işlevsel bir düşünce sistemi geliştirmesine olanak tanımak lazımdır. Buradaki en temel yapıtaşlarının empati, sorumluluk bilinci, vicdan ve saydamlık olduğunu anlamak zorundayız. Kısır çekişmelerin, politik oyunların, egoların yoğun yaşandığı ortamların, koltuk, unvan, mal kavgalarının, prestij ve şöhret arayışlarının etik ile uzaktan yakından hiçbir iletişimi olamayacağı kesindir. Etiği bu kavramların arasında görmek ya da görmeyi beklemek ne büyük yanılgıdır!

Günümüzde etiğe olan ilginin yine artmaya başladığını gözlemliyoruz. Temel çalışma alanlarının ve bilimsel yaklaşımların hepsinde etik ilkelerin varlığına duyulan ihtiyacın olağanüstü düzeyde artmış bulunması tesadüf gibi algılanmamalıdır.

Şimdi bir kez daha oturup düşünmek zamanıdır. 25 Mayıs’ı bir kenara bırakırsak, acaba etiğe şans tanınması ve onun ön saflarda yer alabilmesi için herkes elinden geleni yapıyor mu? Yapmak isteyenlere ise; “Buyurun! Çabalarınıza sınırsız ve gönülden destek veriyoruz…” deniyor mu? Kanımca bunları sormak en doğrusudur.

Her şeye rağmen kararlılığım sürüyor ve sürecek. Ahlâkın önemi ve devamlılığı konusunda rehberim olan Mustafa Kemal Atatürk’ün birkaç sözüyle satırlarıma son vermek istiyorum…

 

"Ahlâk mukaddestir. Çünkü aynı kıymette eşi yoktur ve başka hiç bir çeşit değerle ölçülemez"
“Ahlâkın millet oluşumundaki yeri çok büyüktür, önemlidir.”
“Bir milletin ahlâk değeri, o milletin yükselmesini sağlar.”
“Bir millet zenginliğiyle değil, ahlâk değeriyle ölçülür.”
“Ahlâkın milli, toplumsal olduğunu söylemek ve ortak vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlâkın kutsal sıfatını da tanımaktır.”

 


Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün'e teşekkürlerimizle

Denizce

29.05.2009