İşte, bir
25 Mayıs daha geldi geçti… Başbakanlık’a bağlı 25.05.2004 tarih
ve 5176 sayılı Kanun ile oluşturulan Kamu Görevlileri Etik
Kurulu, 2008 yılından itibaren kuruluş tarihi olan 25 Mayıs’ın
Etik günü, aynı haftanın Etik Haftası olarak kutlanması kararını
almıştı. Ülkemize özgü olan 25 Mayıs Etik Günü aslında ayrı bir
sorumluluk ve bilinçle ele alınması gereken özel bir gün. Geçen
yıl hatırladığım kadarıyla, kamu kuruluşları ve eğitim
kurumlarına gönderilen yazılarda etik hakkında toplantı, seminer
gibi faaliyetlerin yapılması önerilmişti. Aklımda kalanlar ise;
İzmir Sağlık Müdürlüğü’nün düzenlediği ve benim de konuşmacı
olarak destek verdiğim “Tıp’ta Etiğin Gerekliliği” konulu ve
özel bir eğitim kurumunun düzenlediği Medya ve Etik konulu iki
toplantıydı. Oysa Aristoteles ve Schopenhauer’in benimsediği,
temellendirilmiş ve pratiğe dökülmüş bir etik yaklaşımı ortaya
koyabilmek için daha fazla faaliyete ihtiyacımız yok mudur?
Peki, acaba etiği bu kadar dar kalıplara sokmaya çalışarak,
belirli gün ve haftaların içine hapsetmeye uğraşmakla büyük bir
hata yapmıyor muyuz?
Karar
verme süreçlerinde yaşanan tüm ikilemlerine rağmen etik, asla
ödün verilmemesi gereken bir kavramdır. Doğruyu düşünme ve
bulma, kritik yaparak doğruyla yanlış arasındaki derin fark ve
anlamları ortaya koyma sanatını etik sayesinde bulmamız mümkün.
Peki, bu ince ayrıntıları yeterince insanımıza anlatabilme
şansına sahip oluyor muyuz?
25 Mayıs
Etik Gününü geride bıraktık... Bir yıl boyunca ertelenmiş bir
etik anlayış; sadece bir öğreti sistemi olarak kalmamalı, bir
yaşam biçimi ve sentezi haline dönüştürülebilmeli aslında. Bunun
için yapılabilecekleri sıralamak, toplantı ve paneller
düzenlemek yeterli değil. Belki de farklı görsel öğelere
ihtiyacımız var. Bu anlamdaki projelerim arasında; kısa metrajlı
film senaryoları ve örnek modeller oluşturabilme gibi değişik
fikirler de yer alıyor. Bunların oluşması için belirli kurum ve
kuruluşlardan destek beklediğimi ifade etmekte sakınca
görmüyorum. Siyasete ve bürokrasiye tanınan olanaklar ve şanslar
niçin etik için harcanmıyor, anlamak mümkün değil…
Etik
anlayışımızı baştan aşağı değiştirmemiz gerekiyor. Etiğin o
muhteşem düzenleyici tarzını yüceltmeli ve toplumsal yaşamın her
alanında onu etkin kılmalıyız. Etiği algılayışımız sadece yalan
söylememek, dürüst ve şeffaf olmak, hırsızlıktan ve
yolsuzluklardan uzak durmak ile sınırlandırılmamalıdır. Bunlar
zaten yükümlü olduğumuz sorumluluklarımızdır. Oysa etik, çok
daha farklı bir boyutta yer almaktadır. Etik, hiçbir politik
görüşün temsilcisi değildir. Etik özerktir ve özgür insan
iradesi tarafından gönüllü bir şekilde kabul görmek
durumundadır. Sosyal katmanların içinde tam anlamıyla etik bir
yapılanma sağlanabilmesi için bireyin kendisi, çekirdek aile,
tüm sosyal alanlar, özel ve kamu meslek kolları, bürokrasi ve
siyaset etiğin hükmü altına girmelidir. İnsanın değer ve
tutumlarının, ahlâkî problemlerinin çözülebilmesi için etiğin
işlevsel bir düşünce sistemi geliştirmesine olanak tanımak
lazımdır. Buradaki en temel yapıtaşlarının empati, sorumluluk
bilinci, vicdan ve saydamlık olduğunu anlamak zorundayız. Kısır
çekişmelerin, politik oyunların, egoların yoğun yaşandığı
ortamların, koltuk, unvan, mal kavgalarının, prestij ve şöhret
arayışlarının etik ile uzaktan yakından hiçbir iletişimi
olamayacağı kesindir. Etiği bu kavramların arasında görmek ya da
görmeyi beklemek ne büyük yanılgıdır!
Günümüzde
etiğe olan ilginin yine artmaya başladığını gözlemliyoruz. Temel
çalışma alanlarının ve bilimsel yaklaşımların hepsinde etik
ilkelerin varlığına duyulan ihtiyacın olağanüstü düzeyde artmış
bulunması tesadüf gibi algılanmamalıdır.
Şimdi bir
kez daha oturup düşünmek zamanıdır. 25 Mayıs’ı bir kenara
bırakırsak, acaba etiğe şans tanınması ve onun ön saflarda yer
alabilmesi için herkes elinden geleni yapıyor mu? Yapmak
isteyenlere ise; “Buyurun! Çabalarınıza sınırsız ve gönülden
destek veriyoruz…” deniyor mu? Kanımca bunları sormak en
doğrusudur.
Her şeye
rağmen kararlılığım sürüyor ve sürecek. Ahlâkın önemi ve
devamlılığı konusunda rehberim olan Mustafa Kemal Atatürk’ün
birkaç sözüyle satırlarıma son vermek istiyorum…