| |
Roman, ünlü ve etkin bir gazete yöneticisi ile bir müzisyen
genç kızın arasında yaşanan aşkı anlatmakta bu derinliği gündeme
getirirken sosyalizmin Türk entelektüel algılamadaki yerini
vurgulamaktadır.
Perize, romanın kahramanı genç müzisyenin adıdır. Romanda bir
yanda gizemli doğu idrakinin tasavvuf ahlakındaki ihtişamı; öte
yanda, batı dünyasının saygı gören beşerin aşkın yücelttiği
değerlerinin isabeti tartışılmaktadır.
12 Eylül sonrasında Türkiye... Bir büyük gazetenin tepesinde
yaşanan iktidar savaşları... Ve aşk... Tutkulu ama yarım
yamalak... İki kadının arasında kalan bir adam... Kadınlardan
biri hırslı ve güçlü, diğeri duyarlı ve masum... Masum olan
Perize, ezan saatlerinin klasik müzik tutkunu, piyanist...
"Perize, Ezan Vakti Beethoven", liberalizm rüzgârlarının delice
estiği günlerde yaşanan bir hikâyeyi anlatıyor. O hikâye birçok
hikâyeyi barındırıyor. Bir ülkenin hikayesi de var, bir aşkın
hikayesi de... Aldatmalar, entrikalar, çılgınca dönen dolaplar,
paranın ve gücün esaretinde insanlar... Yılmaz Karakoyunlu yeni
romanında Türkiye’nin yakın geçmişinden hatta bugününden
sahneler aktarıyor. Üçlü bir aşk hikayesinin, büyük şirketlerde
yaşanan güç savaşının çok ötesinde, bir ülkenin romanı bu.
Karakoyunlu, yine gündem yaratacak bir kitaba imza atıyor.
"Perize, Ezan Vakti Beethoven" bir solukta okunacak, etkili bir
roman.
"Gecenin ilk karanlığı çökmek
üzereydi. Perîze okulda piyanonun başında kendinden geçmişçesine
Beethoven çalıyordu. Son ölçüleri vurdu ve istediği hazzın
doruğuna varmış gibi parmaklarını tuşların üzerinde bıraktı,
gözlerini kapadı. Ruhunda yeni değerlerin oluştuğunu ve
fırtınaların estiğini görüyordu. Bir mutluluk kapısının önünde
bekletildiğini ve bu mutluluğa sahip olmanın sınavından
geçirildiğini sanıyordu. Bu mutluluğun, eski varlık iddiasıyla
çatışabileceği kuşkusunu hissetmeye başladı. Bu duyguyu
tanımlayamıyor, açıkçası, tanımak istemiyordu. Bir erkeğin
hayatında olmanın bütünleyici bütün değerlerini zihninden
geçiriyor ve hepsinde kendisi için yeterli sorumluluk ve
tahammül olduğuna inanıyordu. Bu bütünlük bazen, bölük pörçük
dünyasında yerini bulamıyor ve kendisini nereye oturtacağını
kestiremiyordu. Karşısında aşılması gereken iki dağ vardı.
Birinin tepesinde Câvidan bağdaş kurmuştu; kimsenin geçmesine
izin vermeyen eşkıya gibi doruklara hükmediyordu. Ötekisinde
Haldun, dağın eteğinden ovaya uzayan düzlüğe sehpasını kurmuş
bir ressam gibiydi. Ne ovanın bereketini, ne dağın ihtişamını
görebiliyordu."
Yazar Hakkında
|
 |
Öğretmen bir anne ve avukat bir babanın oğlu olarak 26 nisan
1936’da İstanbul’da doğan Yılmaz Karakoyunlu, liseyi
Diyarbakır’da okudu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi'ni bitirdikten sonra (1960) bir bankada müfettiş
yardımcısı olarak çalışmaya başladı.
1963’te müfettiş oldu ve üç yıl sonra Devlet Planlama
Teşkilatı’na girdi. Lisansüstü öğrenimi için ABD’ye
gönderildi (1969), doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde
tamamladı. Sabancı Holding’de, Kanal D televizyonunda ve
Tekstilbank’ta çalıştı. |
Daha sonra Anavatan Partisi’nden İstanbul milletvekili olarak
TBMM’ye girdi. Tiyatro Yazarları Derneği üyesi olan Karakoyunlu,
"Sabah" gazetesinde köşe yazıları da yazdı.
İlk romanı "Salkım Hanım'ın Taneleri"nde İkinci Dünya Savaşı
sırasında İstanbul’daki ticaret sermayesinin el değiştirmesini
ve bu süreçteki ahlakî ve kültürel yozlaşma ile Varlık Vergisi
uygulamalarıyla güç duruma düşen azınlıkların dramını işledi.
"Üç Aliler Divanı", Atatürk’e yapılan suikastı ve Cumhuriyet'in
kurucu kadrolarıyla İttihatçılar arasındaki hesaplaşmayı, "Güz
Sancısı"nda ise İstanbul’da 1955 yılında yaşanan 6-7 Eylül
Olayları’nı romanlaştırdı.
|
|