| |
“Beş yıl boyunca, Fener,
Balat ve Ayvansaray’ı karış karış gezip, yüzden fazla kaynak
kitabı tarayan yazar, okuyucuyu Kariye Müzesi’nden başlayıp, bir
gezgin ve rehber olarak Cibali’ye dek gezdiriyor. Avrupa
Topluluğu’nun da yakinen ilgilendiği bölgenin, hem geçmişinden,
hem de bugününden bahsederken, gelecekte ne olacağı konusunda
ipuçları da veriyor”
Bizantion'dan İstanbul'a
Geziye başlamadan
önce, taşların yerli yerine oturabilmesi için, Istanbul'un
tarihine kısaca bir göz atmakta fayda olacaktır. Ayrıca kitabın
sonunda, Istanbul tarihindeki önemli olayların bir kronolojisi
de bulunmakta.
Efsaneye göre, şehrin
temeli, MÖ VII. yüzyılda, Trakya kökenli bir prens olan Bizas
tarafından, bugünkü Sarayburnu yakınlarında atılır. Bizas’ın
kurduğu şehir anlamını taşıyan Bizantion, kısa zamanda Karadeniz
ve Akdeniz arasındaki önemli limanlardan biri olur. Bu
devirlerde, Yunan şehir devletlerinin güdümündeki bir koloni
görünümündedir. Dönem dönem de Perslerin kontrolüne geçer.
M.Ö. II. yüzyıldan
itibaren, Anadolu'da etkinliğini artıran Roma İmparatorluğu, en
sonunda M.S. 196 senesinde, Septimus Severius zamanında, şehri
topraklarına katar. Günümüzde, üç adet anıtsal sütunu ve
duvarlarının az bir kısmı ayakta kalmış olan Sultanahmet'teki
Hipodrom, bu imparator tarafından yaptırılır. IV. yüzyılın ilk
yarısındaki Büyük Konstantinos devri, kuşkusuz şehrin
tarihindeki en önemli dönüm noktasını oluşturur. Konstantinos,
Asya ile Avrupa'nın birleştiği yerdeki Bizantion'u Roma'nın
yerine, imparatorluğun yeni başkenti olarak seçer. Önceleri
Novum Roma (Yeni Roma) denilen şehir, sonradan Konstantinopolis
olarak anılmaya başlar. 395 senesinde, Roma İmparatorluğu ikiye
bölününce, Konstantinopolis, Doğu Roma ya da tarihçilerin dediği
gibi Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olmaya devam eder.
Yaklaşık 21 kilometre uzunluğundaki bugünkü surları, V.
yüzyılda, II. Theodosios yaptırır. Bizans altın çağını, VI.
yüzyılda, İustinianos devrinde yaşar. Ayasofya bu devirde inşa
edilir. İtalya, İspanya ve Kuzey Afrika, kısa bir süre için de
olsa yeniden fethedilir. İustinianos'un ardından, gerileme
dönemi başlar. VII. yüzyıldan itibaren, başkent, özellikle
Araplar ve Bulgarlar tarafından defalarca kuşatılırsa da, zapt
edilemez. VIII. ve IX. yüzyıllar arasında, kiliselerdeki
resimlerin silindiği, ikonaların kırıldığı ikonoklazma dönemi
yaşanır. Bugün, doğu kiliselerinde görülen resim ve ikonaların
çok büyük bir bölümü bu devir sonrasına aittir. XI. yüzyıldan
itibaren, Türkler Anadolu'ya girerek, Bizans'a hem komşu, hem de
rakip olurlar. 1204'teki Haçlı Seferi, Konstantinopolis'in,
Avrupa'dan gelen Latinlerin eline geçmesiyle sonuçlanır. 1261
yılına dek süren bu dönemde, gücünü ve topraklarını büyük ölçüde
yitiren imparatorluk İznik’ten yönetilir. Latinlerin yaptığı
talandan sonra, imparatorluğun zenginliğinden eser kalmaz.
Yaklaşık iki asır daha can çekişen Bizans'a, 1453'te, Osmanlı
Sultanı II. Mehmed son verir. Kimi tarihçilere göre bu olayla,
Orta Çağ sona erer ve Yeni Çağ başlar.
Başkentini, dünyanın
en kalabalık ve zengin şehirlerinden biri yapmayı hedef seçen
Fatih Sultan Mehmed sayesinde, şehre yeni gelen Türkler,
Bizans'tan kalan Rumlar ve Yahudilerle birlikte yaşamaya
başlarlar. Sonra, bunlara ülkenin çeşitli bölgelerinden
getirtilen Ermeniler ve diğer değişik cemaatler de katılırlar.
XV. ve XVI. yüzyıllarda, altın çağını yaşayan Osmanlı
İmparatorluğu, Kanuni Sultan Süleyman'ın ardından, önce
duraklama, sonra da gerileme devrine girerek tüm gücünü yitirir.
Hasta adam olarak anılan imparatorluğun, I. Dünya Savaşı sonunda
ömrünü tamamlamasıyla, Istanbul da başkent olma sıfatını terk
eder.
Kurulan yeni Türkiye
Cumhuriyeti'nin başşehri artık Ankara'dır. Osmanlı'nın en büyük
hatırası görünümündeki kent, bir süreliğine gözden düşer.
Cumhuriyet devrinde, İsrail devletinin kurulmasıyla Yahudiler,
Yunanistan'la ilişkilerde yaşanan sorunlar nedeniyle de Rumların
büyük kısmı İstanbul'dan ayrılır. Kültür seviyesi oldukça yüksek
olan bu azınlıkların yeriniyse, kırsaldan şehre göç eden, fakir
ve eğitimsiz insanlar alır. Böylece eski İstanbul’un dillere
destan kültür zenginliği de, gün be gün yok olmaya yüz tutar.
Her şeye rağmen İstanbul, on milyondan fazla nüfusu, dev
ekonomisi, jeopolitik önemi, tarihi ve turistik güzellikleriyle,
hâlâ ülkenin kalbi olarak atmaya devam etmektedir.
Bir Günlük Güzergâh
Aslında, Ayvansaray,
Balat ve Fener'i bir günde gezip bitireceksiniz diye bir kaide
yok. Ama, kitaptaki güzergâha uyarsanız, buraları bir günde
gezmek ya da gezdirmek mümkündür. Fener-Balat adı altında
düzenlenen turlar, genellikle sabahleyin Cibali civarından
başlar. Sonra, sırasıyla Fener, Balat, Ayvansaray'dan geçilir.
Vakte ve programa göre, Anemas Zindanları, Tekfur Sarayı ya da
Kariye Müzesi'ne gelince tur sona erer. Gezi hemen hemen bütün
günü alır.
Fakat, çoğu zaman
yorgunluktan ya da zaman yetersizliğinden, Kariye'ye kadar
çıkmak mümkün olmaz. Oysa, buralara kadar gelip de, Kariye gibi
bir güzelliği es geçmek doğru değil. Bu durumda, bence en
akıllıcası, geziye Kariye'den başlamak. Buradan Ayvansaray'a
doğru iner, Balat'ı, Fener'i geçip, Cibali'ye kadar uzanırsınız.
Kariye'den saat 10:00 da ayrılabilirseniz, yemek molası dahil
her yeri gezip, yaklaşık 16:00'da Cibali civarında olursunuz.
Sonra da, yavaş yavaş Yavuz Sultan Selim'e doğru çıkar,
Çarşamba'dan, Draman'dan geçip yine Kariye'ye dönersiniz.
Görülecek yerlerin
hepsinin düz bir hat üzerinde olmaması, zaman zaman güzergâh
konusunda ufak tefek sorunlar yaratır. Özellikle Fener'de,
gezilecek yerlerin çok dağınık oluşunu ve yokuşların aşırı
dikliğini göz önüne almak gerekir. Dolayısıyla, zaman zaman aynı
yollardan tekrar geçmek ya da geldiğiniz yönlere yeniden dönmek
zorunda kalabilirsiniz...
Bir günlük gezi,
Cibali'de sona erer. Başlangıç noktasına dönmek isteyenler için,
Cibali'den Kariye'ye, Çarşamba üzerinden yürümek mümkündür.
Dönüş yolunda da görülecek çok yer var. Ama, bir gün içerisinde,
buraları da layıkıyla ziyaret etmeye imkan yoktur. Yine de son
bölümde, bir başka gezinin konusunu oluşturabilecek bu yerlere
de kısaca değiniyorum.
2. baskıya not: Ne ilginçtir ki,
tam bu sıralarda (2006 başı), kitabın ilk baskısından önce mi
yoksa sonra mı başlatıldığını fark edemediğim bir proje yavaşça
hayata geçiriliyor. Edirnekapı'dan Balat'a uzanan yeni bir
turizm güzergahı "Ayvansaray Projesi" adı altında hazırlanıyor.
Tıpkı bu kitaptaki gibi Kariye Müzesi'nden başlayan güzergah,
Tekfur Sarayı, Anemas Zindanları, Zeyrek Camii vs.yi de içine
alarak Fener, Balat'ta son buluyor. 9 kilometrelik yol boyunca
değişik renkte granit taşlar döşenilmesi düşünülüyor. Böylece,
bölgeye gelenlerin, tarihi eserleri atlamadan ve de kaybolmadan,
yaklaşık 4.5 saatlik bir yürüyüşle gezebilmesi hedefleniyor.
Ahmet Faik Özbilge
Ahmet Faik Özbilge, 1965’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray
Lisesi’ni ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdi.
1987’den bu yana yurtiçinde ve yurtdışında profesyonel turizm
rehberliği yapmaktadır.
|
|