Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 





Denizcilik Eğitimi
ADF Olası Sınav Soruları
DTO Olası Sınav Soruları
VHF Olası Sınav Soruları
Denizcilik Tarihi

AB ve Denizcilik
Akıntılar
İst.Boğ.Dip Akıntısı
Balıkçı Günlüğü
Bayrakların Dili
Bofor Tablosu
Boğazlarımız
Boylu Soylu Gemiler
Büyük Denizciler
Büyüklere Oyuncak
Cankurtarma İşaret.
Deneyim/Sintine p.
Deniz Aşıkları Koop.
Deniz Bilim.Enst.I
Denizde Yangın
D.Taşıtlar.Yangın
Dizel Motorlar
Ege ve Akdeniz...
Fenerler
Forsa Yelkenlisi
Gemi İşletmecisi
Gemi Sicili Kodları
Gemi Söküm Tes.
Hamidiye Krvz.
Harita Simgeleri
Kıyı Konferansı
Kurtuluş'un Son..
Kürek Sporu
Levent Yatı
Marmara'da Yaşam..
MDTMYO B.Bülteni
Ölçüler
Pusula
Saltanat Kayıkları
Savarona
Trak'ın Seferi
Tekne Boya-Bakım
Teknede Yaşam
Türkiye Süngerleri
Yavuz / Bismarc

Ev Tersaneciliği
Marinalar
Marina Map
Mersin DTMYO
Tekne İmalatçıları
Türk Loydu
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri
  FENERLER..! İstanbul'un Deniz Bekçileri

  

 

                               Süt beyaz bir martıyım açıklarda

                               Gemilere ben yol gösteriyorum,

                               Buğday ve ilaç yüklü gemilere

                               Bir kanat vuruşta bulutlardayım;

                               Bir sürülüşte vatanım dalgalar.

 

Cahit Sıtkı Tarancı "Bahar Sarhoşluğu" isimli şiirinde, bir martının küçücük yüreğinden kopanları bir kahraman edasıyla bu şekilde yorumluyor. Küçük martı bir kahraman, çünkü o bir kılavuz. Denizlerdeki umutları karadaki umutlara bağlayan o yüzen evlere, vuslata gidecek yolu müjdeliyor. Bir başka müjdeci daha var ki, onlar, bu gaye için varolmuş deniz fenerleri.

Denizler ayrı bir dünyadır. Denizcileri, ağları, sandalları, yolcuları, martıları, hikayeleri, felaketleri ve bu felaketlerin uyarıcısı fenerleri ile apayrı bir dünya. 

Hemen hemen bütün fener hikayeleri 'yalnız bir fenerci', 'yalnız bir gemi' ve yanar döner ışığı ile 'yalnız bir fener' üçgenini anımsatır bize. Kimbilir fenerlerin öyküsünü anlamlı kılan da, tüm yalnızlığını içine hapsederek, ışığını göndermeye devam etmesidir belki de... 

Dünyanın yedi harikasından biri de Fener.. 

Bir efsanedir fenerler. Eski çağların yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, deprem ve fırtınalardan artakalan son kalıntılarını da M.S. 1500 yılında kaybetmesine rağmen, ölümsüz ismiyle bugün dimdik ayakta. 

İstanbul'u İstanbul yapan en önemli iki değer deniz ve boğaz.. 

Bir çift yanmada olan İstanbul, dünyanın en güzel doğa parçalarından biri. İstanbul'da yaşamın her alanına anlam ve değer katan Marmara Denizi hergün çok sayıda balıkçı teknesi, yolcu vapuru ve yerli-yabancı geminin oluşturduğu yoğun trafiği yaşıyor. Bu yoğun trafikte yol güvenliğini sağlamak, bu doğal güzelliğin devam etmesi adına yapılacak en önemli iş belki de. Çünkü o güzellikler varoluşa ait çok önemli bir şeyi barındınyor içinde. O da yaşam... 

Fenerlerin öyküsünü anlamlı kılan, tüm yalnızlığını içine hapsederek ışığını göndermeye devam etmesidir.

Deniz trafiğinde kaza riskinin artış göstermesi üzerine, konunun öneminin anlaşılıp, Türkiye kıyılarına ilk kez fener konulması 1755 yıllarına rastlar. Daha sonra 1855'lerde Osmanlı Devleti ile Fransızlar arasında yapılan bir imtiyaz sözleşmesi sonunda Fener hizmetleri, "Fenerler İdare-i  Umumiyesi Müdürlüğü" adı altında yürütülmüş ve ardından fenerler idaresi hükümetçe satın alınarak, 1 Ocak 1938 yılında Denizbank'a bağlanmış.

  

 

Devlet Limanları Umum Müdürlüğü Kıyı Emniyeti İşletmesi, 1944 yılında Devlet Denizyolları ve Limanlar Umum Müdürlüğü'ne bağlanmış ve adı Fenerler ve Cankurtaran Teşkilatı olarak değiştirilmiş. 1952 yılında Devlet Denizyolları İşletmesi Umum Müdürlüğü, Denizcilik Bankası T.A.O'na devredilmiş. Fenerler ve Cankurtaran Teşkilatı da adı geçen banka bünyesine bir işletme hüviyeti almış.

 

Daha sonra TÜDEK (Türkiye Denizcilik Kurumu) adını alan Denizcilik Bankası ayrı bir Genel Müdürlük haline getirilmiş. Türkiye Denizcilik Kurumu da 1984 yılında bir kanun hükmünde kararname ile Türkiye Denizcilik İşletmeleri (T.D.İ) olmuş, tersaneler de ayrı bir Genel Müdürlük altında toplanmış.

 

Son olarak 1997 yılında Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar ile tüm seyir yardımcılarının, kurtarma yardım ve tahliyesi hizmetlerinin tek çatı altında toplandığı, "Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma işletmeleri Genel Müdürlüğü" kurulmuş ve bu da yine ayrı bir Genel Müdürlük haline getirilmiş. 

Batılıların "lighthouse" olarak adlandırdıkları bu ışık evleri, İstanbul kıyılarındaki ışık kütlelerine inat bir başlarına yanıp durmaktalar. Bebek'ten Ahırkapı'ya, Fenerbahçe'den Kızkulesi'ne, Yeniköy'den Rumeli'ye, Filburnu'ndan Paşabahçe'ye, Yeniköy'den Dikilikaya'ya kadar irili ufaklı değişik yapı ve çeşitte birçok fener, felaket getiren sığ suları haber veriyor denizlerin seyyahlarına...  

Ülkemiz kıyılarında değişik tip ve özelliklerde 369 adet deniz feneri var, bunların 37 tanesi İstanbul boğazında.. 

İstanbul Boğazı'nda özellikle 1800'lü yıllardan sonra çoğalan gemi geçişlerinde kaza riskinin artış göstermesi üzerine fenerler inşa edilmeye başlandı. O günden bu güne irili ufaklı/devirli çarklı, çok sayıda ve çeşitte inşa edilen fenerlerden Yeşilköy, Ahırkapı, Rumeli ve Şile Fenerleri tarihi öneme sahip. 

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmamıza rağmen kendi teknolojimizle inşa ettiğimiz fener yok. O dönemler yapılan fenerlerin hemen hemen tamamı Fransız Fenerler İdaresi tarafından inşa edilmiş, 

İstanbul kıyılarına ilk olarak fener yapılmasına boğaz girişinde meydana gelen önemli bir deniz kazasından sonra ihtiyaç duyulmuş. 1755 yılında Mısıra ticaret eşyası götürmekte olan Hacı Kaptan idaresindeki bir kalyon, geceleyin Kumkapı'da karaya oturmuş. Olayı haber alan zamanın padişahı III.Osman, Sadrazam Said Paşa ile Kumkapı'ya gitmiş ve kalyon ve gemicilerin kurtarılmasını izlemiş. Bu arada gemicilerden birinin, "Eğer burada sur ferinde bir fener yapılıp, her gece kandiller yanarsa böylece uzağa giden gemiler ışığı görüp yollarını bulurlar ve kazaya uğramazlar" demesi üzerine, III.Osman'ın talimatıyla Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa tarafından Ahırkapı'da ilk fener yaptırılmış, Marmara Denizi'nden seyirle İstanbul Boğazı'na giriş yapan gemiler ilk önce tarihi Yeşilköy Feneri'yle karşılaşır. Böylece gemiler Boğaz giriş rotalarını tespit etmiş olurlar. 1856 yılında Fransızlar tarafından taş kule olarak inşa edilen bu fener, ilk önce Ayastafonos olarak adlandırılmış. Yeşilköy Burnu'nda bulunan fenerin ismi daha sonra bulunduğu semte uygun olarak değiştirilip, Yeşilköy Feneri adını almış. 

23 metre yüksekliğindeki taşkulenin yanısıra bir de lojmanı olan Yeşilköy Feneri, 1945-1988 yılları arasında 3 kez restore edilmiş. 

Farklılaşan bir dünyanın tam ortasında, olanca klasizmi ile varlığını korumaya çalışan Yeşilköy Feneri, değişime ayak uydurmak istemiş olacak ki, şimdilerde dördüncü restorasyonunu görüyor.

 

 

Bir fener daha var ki, o da hem İstanbul Limanı'na giriş, hem de İstanbul Boğazı'ndan geçişlerde rota feneri durumundaki Ahırkapı Feneri'dir. Bu fener Osmanlılar zamanında Fransızlar'a verilen imtiyaz neticesinde 1857 yılında Fransız Fenerler İdaresi tarafından yaptırılmıştır.

 

Bugün hala eski güzelliğini koruyan Ahırkapı Feneri beyaz renkli ışığı ile gecenin karanlığında, yeryüzüne inmiş bir yıldız gibidir, önünde Marmara Denizi'nin engin maviliği, ardında İstanbul'un surlarını aşan kozmopolit bir yaşam...

Boğazın Marmara girişindeki Yeşilköy ve Ahırkapı fenerleri gibi, Karadeniz girişinde de Rumeli ve Şile fenerleri durmaksızın yanıp sönmektedir.

 

Gemilerin Karadeniz'den İstanbul Boğazı'na emniyetle giriş yapmalarını sağlamak üzere 1856 yılında Fransızlar tarafından tesis edilen Rumeli Feneri, bir yönüyle diğer bütün fenerlerden ayrılıyor. Fener kulesi içinde Sarı Saltuk Hazretleri'nin mezarının bulunduğu iddiasıyla buranın aynı zamanda bir türbe haline dönüştürülmesi Rumeli Fenerini halkın ziyaret ettiği kutsal bir mekan haline de getiriyor. 

Rumeli Feneri, karşı kıyıda duran Şile fenerinden güç alarak, adını verdiği köyün doğal ve sıcak ortamı içinde Karadeniz'in deli dalgalarına baş kaldırıyor. Türbenin yanıbaşındaki çeşmeden su dolduran Rumeli feneri köylüleri, bu fenerdeki türbenin hikayesini şöyle anlatıyor: "Fenerin Fransızlar tarafından ilk inşası esnasında kule birkaç kere yıkılmış. Bu durumu gören köyün ileri gelenleri burada bir yatır olduğunu ve kulenin bu yüzden yıkıldığını söyleşmişler Fransızlara. Bunun üzerine önce türbe yapılmış, üzerine de 3 kademe şeklinde 30 metre yüksekliğinde kubbe inşa edilmiş. 

Fenerin ışığının görüş mesafesi 18 mil olup, ilk inşa edildiğinde gazyağı ile çalışırken bilahare asetilen gazı kullanılır olmuş. Bugün Rumeli Feneri, gelişen teknolojinin gereği olarak elektrik enerjisi ile çalışıyor. 

Türkiye'nin En Büyük Feneri Şile'de

 

 

Karadeniz'de kıyı emniyetini sağlayan iki fener var demiştik; Rumeli Feneri ve Şile Feneri. Şile Feneri de, diğer büyük fenerler gibi, Osmanlı imparatorluğu zamanında verilen imtiyaz neticesinde Fransız Fenerler İdaresine yaptırılmıştır.

1859 yılında yaptırılan bu fener aynı zamanda Türkiye'nin en büyük feneridir. Deniz seviyesinden 60 metre yükseklikteki kayalıklar üzerine 110 cm. kalınlığında taşkule şeklinde inşa edilmiştir.

Şile Feneri'nde ışığın görünüş mesafesi 20 deniz milidir. İlk dönemlerde ışık kaynağı 3 fitilli gaz lambası olan fener, 1968 yılında elektriğe çevrilmiştir. Arkasına Şile'nin şehir yaşamını alan bu fener 8 adet göz şeklindeki gelip geçen gemilere adeta göz kırpıyor.  

Fener kurmalı devir makinesi sistemi ile çalıştığı için fener görevlisi tarafından iki saatte bir kurulması gerekiyor. 

Denizlerimizin kılavuzu Fenerleri tehdit eden en önemli iki tehlikeden biri kum fırtınaları, diğeri ise bazen bilerek bazen de bilmeden fenerleri hedef alan avcılar. Böyle bir durumda fenerin ışığı yerine sis düdüğü yetişiyor gemilerin  imdadına. Ve görev devam ediyor... 

Bu görevin gelecekte de devam etmesi için Kıyı Emniyeti  ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü yeni projeler geliştiriyor. Bunların başında da bütün fenerleri; güneş enerjisi sistemine çevirmek geliyor.

  

 

 Kaynakça: trusan.virtualave.net