1980’lerde bir yaz başıydı, Bodrum-Datça arasında küçücük bir
feribotun yolcusuydum.
Denize bakan koltuklardan birine iliştim, yanıma da bir
beyefendi ve ailesi oturdu.
Laf lafı açtı, siyasete geldi…
Ön gençliğin heyecanı, ufuktaki renk tonlarının algılamasını
kısmen zorlaştırabiliyor…
Bu, daha o yıllarda, doğma yerine diyaloga önem veren benim için
bile bir ölçüde öyleymiş…
Ve, o feribotta aldığım “dersi” hiç unutmadım...
“Siyasi düşüncesinden önce bir kişi için yapılabilecek en önemli
değerlendirme onun ne denli olgun bir ‘insan’ olduğudur”…
Bu söz/ bu özlü saptama, yanıma oturan, bir dönemin Plancısı ve
siyaset adamı Sayın Ekrem Ceyhun’dan geliyordu..
Hemen gönlümde yansımasını, aklımda karşılığını buldu….
Sohbetin sonraki bölümü, kendi adıma diyebilirim ki, gökkuşağı
kadar renkli geçti.
Bir deyişin, bazen kitaplarla anlatılamayacak denli etkili
olduğunu, bilgelerden biliriz.
Sonraki yıllarda “insan” odaklı siyaset kavramını geliştirmemde,
belki bu “dersin” de katkısı olmuştur.
Bürokraside, özel sektörde, geçen yıllarımda, “önyargısız”
çalışılmasının, hataları en aza indirmede ve yüksek başarımı
sağlamada; etkin bir yaklaşım olduğunu gördüm.
Siyasal düşüncede tutarlı ve ilkeli olmak da, insanın en önemli
niteliklerinden biridir.
Ekrem Beyle Ankara’da, ne zaman karşılaşsak selamını esirgemedi.
Kendisine ve saygıdeğer ailesine ben de buradan selam ve
saygılarımı yollarken..
Demokratik ve ekonomik gelişmemizin harcını karacak gençlerin
daha çok okumasını, gelişmeye açık, özgüveni yüksek kişiler
olarak hayata atılmalarını dilerim.
Hayatın dış yolculuğu makam, mevki, şan ve şöhret ile bezeli
maddi kazanç ya da kayıpları getirebilir, ama asl’olan insanın
kendi iç yolculuğudur; onu anlamlı kılansa, vicdan ve vefadır.