| |
|
 |
Hecenin Beş Şairi’nden biri olan Faruk Nafiz Çamlıbel,
1898’de İstanbul’da doğan Faruk Nafiz Çamlıbel tıp
öğrenimini yarıda bırakıp bir süre gazetecilikle
uğraştıktan sonra, 1922-1946 arasında Kayseri, Ankara ve
İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptı. 1946’dan 27
Mayıs 1960’a kadar Demokrat Parti’den İstanbul
milletvekili olarak TBMM’de bulundu. 27 Mayıs’ta
tutuklanıp Yassıada’ya gönderildiyse de on altı ay sonra
aklanarak serbest bırakıldı.Faruk Nafiz Çamlıbel yalın
ve içtenlikli bir dil kullanarak aruz ölçüsüyle yazdığı
ilk şiirlerini 1918’de Şarkın Sultanları, 1919’da
Gönülden Gönüle adlı kitaplarında topladı. Sonralarıysa
aruz ölçüsünden uzaklaşarak hece ölçüsünü benimsedi ve
şiirlerinde hecenin özellikle 7+7 kalıbına bir ses
zenginliği kazandırdı. |
Bu
dönemde bir “memleket edebiyatı” yaratmak isteğiyle Anadolu
insanının aşkını (Han Duvarları), eski sevdaları (Çoban Çeşmesi)
dile getiren şiirler yazdı; gerçek sanatın Anadolu’ya yönelmesi
gerektiğini (Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken/
Söylenmemiş bir masal gibi Anadolu’muz/ Arkadaş biz bu yolda
türküler tuttururken/ Sana uğurlar olsun ayrılıyor yolumuz)
ortaya koymak başlıca kaygılarından biri oldu. Faruk Nafiz
Çamlıbel, şiirin yanı sıra, yurt ve ulus sevgisini işlediği Akın
(1932), toplumsal gerçeklere yöneldiği Canavar (1925) gibi
oyunlar da yazdı.
Faruk Nafiz Çamlıbel, Akdeniz gezisine çıktığı Samsun gemisinde
Kaş-Fethiye arasındayken 8 Kasım 1973’te öldü.
Şiir Kitapları
Şarkın Sultanları,
Gönülden Gönüle,
Dinle Neyden,
Çoban Çeşmesi,
Suda Halkalar,
Bir Ömür Böyle Geçti,
Akarsu,
Heyecan ve Sükûn,
Zindan Duvarları,
Han Duvarları
Şiirlerinden...
Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım,
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
Ak düşünce saçların kumral rengine
Kollarında son aşıkın ben olacağım.
Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen,
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ...
O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?
Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ...
O gün bana yaklaşırken ey ilahi yar,
Esirgeme gözlerimden bir son buseni,
Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın,
Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın
Ki hiç
kimse benim kadar sevmemiş seni!
ÇOBAN ÇEŞMESİ
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.
"Göynünü Şirin'in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."
O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.
Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
Kerem'in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...
Kaynakça:
http://www.ata.boun.edu.tr
http://www.aruz.com
|
|