|
|
 |
|
Herkesin mutlaka sinir olduğu, gıcık kaptığı şeyler vardır. Benim de
var! Şu canlı TV
programlarına telefon bağlantısıyla katılanların hemen hepsi
“Ayyy çok
heyecanlıyım” demiyor mu, işte o an kopuyorum!!! Hani nerdeyse
televizyonu kıracağım!!!
Dikkat ediyorum,
arayıp, tarıyorum, insana o anda heyecan verecek bir şey bulamıyorum!
TV ekranından kendi seslerini duydukları için heyecanlanıyorlar
galiba!!! “Kendi sesinden” heyecan duyma başarısını gösterenleri valla
kutlamak lazım!!!
Veee… programa konuk
olan kişiye o muhteşem eşi bulunmaz sorusunu soruyor:
|
“Başka kaset yapmayı düşünüyor musunuz?”!!!
İllânusabirin!!! Yahu adam zaten kasetinin yeni çıktığını söylemek
için çıkmış o programa!!!
Henüz yeni çıkan kasetinin tanıtımını yaparken, telefondaki abuk ses
“Başka kaset çıkacak mı?” diye soruyor!!!
Sinir olduğum bir
başka konu da, program yönetenlerin, katılan konuklara:
“Bu konuda ki fikrinizi çok kısa olarak alayım.” Ya da :
“Lütfen ne diyecekseniz bir cümlede toparlar mısınız?”
dediklerini duyunca, ığğğğğghh!!! Sinirden morarıyorum o an!!!
Tanrım düşünebiliyor
musunuz? Koca koca profesörleri, bilim adamlarını davet etmişler, ama
onların ağzına lafı tıkayıp söyleyeceklerini “bir cümlede
toparlamasını” istiyorlar. Kepçeyle sordukları uuupuzun sorular için
kaşıkla cevap istiyorlar!!!
Madem çağırdıklarını
doğru dürüst konuşturmayacaklar, zaman yetişmiyor, o zaman az konuk
davet etsinler de, gelenler adam gibi konuşsun, di mi ya? Ama ı-ıh!!!
Yok!!! İlle de konukların lafları kesilecek!
Bir başka sinir durum
daha!
“BBG Evi”nde aşkları,
kıskançlıkları, kavgaları gözetlemiştik. Şimdi de “kızları, oğlanları
evlendiriyoruz.” Benim sinir olduğum bu program değil, programa
telefon bağlantısı yapanlar!
Kızlarla erkekler
moda deyişle “ruh eşlerini” seçmek için yırtınıyorlar! O mu olsun, bu
mu olsun diye kısa sürede koca ya da karı seçmeye çalışırlarken,
telefonla bağlanan seyircilerin konuşmaları çok alem!
“Bu prensesimiz şunu
seviyor ama ben onu asla beğenmiyorum.” Ya da
“prensimizin benim
beğendiğim filanla evlenmesini istiyorum.” diyor!
Sanki o kişiyle
kendisi evlenecek! Yahu bu ne komik ötesi bir durumdur böyle?!
Gelelim sinir olduğum
başka bir konuya:
Bir dizinin jeneriği
gösterilmeye başlıyor, siz yerleşiyorsunuz koltuğunuza, çekirdek
tabağı kucağınızda, meyve tabağı sehpada…ama… pattt kesiliyor dizi ve
dış ses
“Dizimiz az sonra
devam edecek” diyor.
Ve reklamlar
başlıyor! Ülen zaten dizi başlamadı ki sonra devam etsin!!!
Aynı durum, dizilerin
ve programların finalinde de yaşanıyor.
“Programımız kısa bir aradan sonra devam edecek.” diyor sunucu.
Araya bir ton reklam, başka program tanıtımları giriyor, sonra
seyrettiğiniz program gösterilmeye başlıyor ama sunucu
“Hadi bize eyvallah! Program bitttiii!”deyiveriyor!
Dizilerde de aynı şey
oluyor.
Reklam, reklam,
reklam!!! Sonra dizinin son karesi gösteriliyor ve dizi bitiveriyor!!!
Abicim girmeyin bu
triplere yaaa!
Biliyorum derdiniz,
çok para kazandığınız o reklamları bize seyrettirmek ama inanın o
kuşaktaki ürünlere insan sinir oluyor ve alacağı varsa almıyor!!! Yani
ürüne zararı dokunuyor!!!
Bir de dizinin yada
filmin en can alıcı yerinde carrrttt diye ekranın altından bir reklam
çıkmıyor mu, şeytan diyor TV’yi kır ve o reklamı çıkan ürünü boykot
et!!! İnsanda ne konsantrasyon kalıyor, ne de bir zevk!!!
Magazin
programlarındaki TEKRAR olayları var bir de!
İnsan o anda anlama
gücünden yoksun bir moron gibi hissediyor kendini!!!
Hadi bilemedin iki
kez tekrar etsinler, razıyız. Ama yoookkk!!! On yüz bin milyon kere
tekrar edip, insanı o görüntüde yer alan kişiden, kişilerden
soğutuyorlar, hatta neredeyse nefret ettiriyorlar!
Bir de gazetelerin
hafta sonu eklerinde kadınlara tavsiyelerde bulunuluyor.
“Bunları yapın,
bunları alın” diye...
“Bunları yapın”
dedikleri, her kadının gidemeyeceği pahalı cafeler ve restoranlarda
yemek yemek!
Gönül ister ki her
kadın buralara gidebilsin. Günün yorgunluğunu sırtından, hayatın
bindirdiği yükleri de omuzlarından atabilsin… Keşke her kadın
yapabilse bunları…
Bir de “Bunları
alın”lar var bu sayfalarda.
Bu bölümde de
kadınlardan almaları söylenen şeyler var. “Onu al, bunu al”…
Mesela “al” denilen
şeylerden biri 400 dolara marka bir cüzdan!
Yahu, bu parayla
“Dubai” turuna gidebilir, uçak, otel, kahvaltı dahil 3-4 gün
geçirebilirsiniz. Ya küçük bir cüzdan, ya da Dubai! Artık karar
sizin…
10 bin dolara kol
saati yazmışlar “alın” diye! Olur!!! baş üstüne! Hemen! Emrin olur!
1000 dolara uyuz
görünümlü bir elbiseyi… Etiler sosyete pazarında bile bulabileceğiniz
ama falan butikte satıldığı için 600 dolar olan sevimsiz bir
pantolonu… “bu ne yaaa?” diyeceğiniz basitlikte görünen ama fiyatı 800
dolar olan “marka” bir pabucu, “Alın”emir kipiyle okuyucuya
sunmalarına gıcık oluyorum.
Gazeteyi binlerce
insan okuyor ama Türkiye’de kaç kişi bunları alabilir ya da o yerlere
gidebilir, di mi ya?!
“Hey Allahım,
yarabbicim” dedirten bir şey de şu:
TV programlarına
katılan bir çok seyirci “KADIN” demek yerine “Bayan” diyor. Ayy çok
sinirime dokunuyor bu BAYAN kelimesi!
KADIN olmak ayıpmış
gibi neden
“Ben çalışan bir bayanım…”
“Çocuğu olan bir bayanım….”
“Evli bir bayanım…” deyip duruyorsunuz???
Allah aşkınıza KADINIM desenize!
KADIN kelimesini
bazıları bakire olmak, ya da olmamakla özdeşleştiriyorlar da, ondan
dolayı KADIN demek yerine mi BAYAN diyorlar acaba?!
Hani sanki “Neme
lazım. Şimdi durduk yerde bakire olmadığım anlaşılmasın.” ya da
“Ben bir bakireyim, beni kadın zannetmesinler.” şeklinde bir gizli
korunma durumu mu var ne?!
Eskiden mektup
zarflarının üzerine yazılırdı:
“Sayın Bayan Ayşe…”, “Bayan Fatma…..” diye.
Bırakın yaa bu eski mektup zarfı üstü gibi konuşmayı!
“Ben evli bir
KADINIM…”,
“Çalışan bir KADINIM…”
“Ben KADIN olarak…”
demeye ağzınızı alıştırın artık! Çünkü siz, biz KADINIZ…
KADIN olmak güzel
şey. Nooolur gurur duyarak kullanın bu kelimeyi…
Siz KADIN oluşunuzla
gurur duyun ki, erkekleriniz de size özlediğiniz, o çok istediğiniz
değeri versin.
Füsun Önal
fusunonal@e-kolay.net
Füsun Önal'a teşekkürlerimizle
Denizce
 |