| |

İstanbul’un 500 yıllık mistik mekanında "gerçek aşk"ı
dönerek arayan semazenler, neyin büyülü sesinde, Allah’a
ulaşırlarken izleyenleri düşsel bir yolculuğa çıkarıyorlar.
Beyoğlu'nda Tünel'den Yüksekkaldırım'a giden caddenin hemen
başındaki bina kapılarının birinde küçük bir tabela gözükür.
Üzerinde Kültür Bakanlığı Divan Edebiyatı Müzesi Müdürlüğü,
Galata Mevlevihanesi yazmakta. Cümle kapısından hep birlikte
girelim 500 yıllık, istanbul'un en eski mevlevihanesi olan bu
binaya...
II. Sultan Beyazıd devrinde beylerbeyi olan İskender
Paşa'nın av çiftliği üzerine, 1491 yılında inşa edilmiş olan
mevlevihanenin ilk şeyhi de Mehmed Semâ-i Çelebi'dir.
Mevlevihane, 1766 yılında yangın geçirmiş ve aynı yıllarda
bugünkü mevlevihane yaptırılmış. Daha sonraki yıllarda üç kez
daha onarım gören Mevlihane yüzyıllarca Türk edebiyatına,
musikisine hizmet eden büyük şairler, bestekârlar, hattatlar,
mesnevihanlar, semazenler yetiştirmiş. Faaliyetini 1925 yılına
kadar sürdüren mevlevihane 1967-1972 yılları arasında tekrar
onarılmış ve Külliye halinde inşa edilmiş. Semahane, şeyh
dairesi, derviş hücreleri, hünkâr mahfeli, bacılar kısmı,
kütüphane, sebil, muvakkithane, türbeler ve hazineden oluşan ve
1975 yılında, müze olarak hizmete giren Galata mevlevihanesi,
diğerleri gibi yüzyıllar boyunca musiki ile bilimi
harmanlayarak, Türk kültürüne önemli katkılarda bulunmuştur.

Müze olarak kullanılan ahşap kısmın giriş kapısı üzerinde
Sultan Abdülmecid'in 1853 tarihinde yazdığı tamir kitabesi yer
almaktadır. Sekizgen planlı olan bina 18. yy Barok tarzını
yansıtmaktadır. Bu bölümde, Türk musiki aletleri ile, Mevlevi
kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Üst kısım ahşap
kafeslerle ayrılmış. Burada divan şairlerinin divanları ve el
yazması eserler yer almaktadır. Şeyh dairesi ve Hünkâr mahfeli
üst kattadır. Kagir ve yan yana dizilmiş odalardan meydana
gelmiş Derviş Hücreleri ile 19.yüzyıl başlarında yaptırılmış
Şeyh Galib Türbesi ve Halet Said Efendi Türbesi bu bahçedeki
önemli yapılardır.
Girişte hemen sağ kısımda yer alan Sebil ve Muvakkithane de
yine 19.yüzyıl başlarında inşa edilmiştir. Muvakkithanenin üst
katında ise Halet Said Efendi tarafından yaptırılan ve içinde
3455 cilt kitap bulunan, kütüphane yeralmaktadır. Mevlevihanede
müzenin hemen yanında yeralan mezarlıkta şeyhler, eşleri,
kudumzenler, neyzenler, divan sahibi şairler gömülüdür.
Türkiye'de ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika'nın,
mezarı da burada bulunmakta... Mezar taşları yazı ve süslemeleri
açısından çok değerlidir.
Galata Mevlevihanesinde iki mevlevi topluluğu
bulunmaktadır. Biri Çağdaş Mevlana Aşıkları topluluğunun da
bağlı olduğu Galata Mevlevihanesi'ni Yaşatma Derneği. Bu dernek,
dergaha yeni üyeler kazandırırken, kadınlara semazen olarak ilk
kez kapılarını açıyor. Dernekte semazen ve koro elemanı olarak
görev yapan kadınlar, genelde güzel sanatlar ve konservatuvar
öğrencilerinden oluşuyor. Eskiden buluğ çağına erişinceye kadar
sema eden kızların, semaya devam etmeleri ailelerinin iznine
bağlanmıştı. Şimdi zamanın değiştiğini söyleyen postnişin Hasan
Dede ayrım yapmaksızın kadınların erkeklerle sema etmesini çağa
uymak olarak değerlendiriyor.
Çalışmalarını Galata Mevlevihanesi'nde sürdüren ikinci
topluluk ise Galata Mevlevi Musiki ve Sema Topluluğu... Bu
topluluğun icra heyetinde 18 kişi var. Müzik profesörü, berber,
devlet sanatçısı ve kundura çırağı bir arada tasavvuf müziği ve
sema yapıyorlar. Saz heyetinde yedi enstrüman bulunuyor: Ney,
kudüm, halile, tambur, kemençe, ud ve kanun. Saz heyetinde iki
de okuyucu bulunuyor. Ud, kudüm, tambur ve kanun çalan
sazendeler hem çalıp hem de okuyabiliyorlar.
|
 |
|
1982 yılında kurulan postnişinliğini Nail Kesova'nın
yaptığı Galata Mevlevi Musiki ve Sema Topluluğu, her ayın
üçüncü pazarı, beyaz semazen kıyafetleri ile ve sadece
erkeklerin bulunduğu sema gösterisi sergiliyor.
1988 yılında kurulan ve postnişinliğini Hasan Çıkar'ın
yaptığı Çağdaş Mevlana Aşıkları Topluluğu ise her ayın
ikinci ve son pazar günü renkli semazen kıyafetleri ile
kadın-erkek birlikte sema ediyorlar.
Hernasıl olursa olsun semazenler için amaç hep birdir.
Onlar gerçek Aşk'ı ararlar. Semazen semasıyla aklını
birleştirir. Var olmanın temel şartı dönmektir. Aşkla
yücelip nefsini terkeder. Hakta yok olur. Olgunluğa erer ve
kâmil bir insan olarak tekrar kulluğa döner.
Sema töreni 7 bölümdür. Birinci bölüm "Nat-ı Şerif"le başlar.
Peygamberimizi methetmek, Ondan önceki peygamberleri ve
Tanrıyı methetmek demektir. |
Bu methiyeden sonra bir kudüm darbesi ile Tanrı'nın "Kün=01"
emri temsil edilir. Üçüncü bölümde herşeye can veren "Nefes"i
temsil eden bir ney taksimi duyulur. Dördüncü bölümde Semazenler
birbirine üç kez selam vererek peşrev eşliğinde daire şeklinde
yürüyüşe geçerler. Birinci turda "Allah kendini dile getirmek
için kainatı yarattı ama hiç birisi Allah'ı dile getiremedi".
İkinci turda "Tabiatı yarattı, oradan da dile gelemedi". Üçüncü
turda "Hayvanları yarattı ama ordan da hiç biri dile
getiremedi". Sonraki bölümde Semazenler siyah hırkalarını
çıkartır ve manen edebi aleme doğarlar. Başındaki sikke
semazenin nefsinin mezartaşı, tennuresi nefsinin kefenidir.
Gerçeğe dönmüştür artık. Kollarını çapraz bağlayarak Bir
sayısını temsil eder. Böylece Tanrının birliğine şahadet eder.
Şeyh efendinin elini öperek Semaya girme iznini alır ve Sema
başlar. Semaya başladıktan sonra sağ el yukarı, sol el aşağı
dönük olacak şekilde "Hak'tan alır halka veririz" anlamında
kollarını iki yana açar. Sema sırasında yerle teması kesmeden
sola doğru döndürülen sol ayağa 'direk', havadaki sağ elin de
yardımıyla vücudu sola döndüren havadaki sağ ayağa 'çark' denir.
Al! hecesiyle kalkan sağ ayak, 'LAH' hecesiyle çarkı
tamamlayarak yere basar.
Tennureler renkli olduğunda her bir rengin anlamı vardır;
kırmızı aşkı, güneşin doğuşunu ve batışını temsil eder. Pembe
sevgiyi, yeşil ruhun huzura kavuşmasını, sarı aşığın çektiği
acıları, beyaz Hz. Muhammed'in nurunu, siyah saflığı, lacivert
ise çelebileri temsil eder.
Sema dört Selam'dan oluşur. Birinci Selam, insanın bilgiyle
gerçeğe doğarak Yüce Yaradan’ını ve kendi kulluğunu idrakidir...
İkinci Selam, insanın yaratılışından dolayı Tanrının kudreti
karşısında hayranlık duymasıdır... Üçüncü Selam, insanın
hayranlık ve minnet duygusunun "aşk"a dönüşmesiyle, aklın "aşk"
a kurban oluşudur. Bu tam teslimiyettir...Dördüncü Selam insanın
manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak,
yaratılıştaki görevine, kulluğa geri dönmesidir. Altıncı ve
yedinci bölümlerde okunan dualarla Sema töreni sona erer.

Semazenlerin Aşk'ı böylesine düşsel bir yolculukta
aramalarına tanıklık etmek için yine hep birlikte izliyoruz sema
törenlerini. Aşk'la...
Kaynakça:
HI-SKY 2002/2
Yelda Baler'e teşekkürlerimizle
Denizce

|
|