|

Fotograf: Mr. Can Akın
“Sema, sevgiliye olan naz ve niyazdır.
Sevgilide fani olma gayetidir.
Pervanenin ateşe uçmak için sıçramasıdır.”
“Sema âşıkların gıdasıdır,
semada sevgiliyle buluşma hali vardır”
diyen Mevlâna; bir başka deyişinde “hâl ehlinin gönüllerini
sevgi arıtır” diye belirtmektedir. Fani dünyadan çıkar semaya
giren. Aslından ayrı düşen bir canın aşk ile çırpınışını,
kıvranışını ve yok oluşunu ifade etmektedir sema. Maddi alemden,
manâ alemine uzanan bir yolculuk, bir dalıştır. Arşa merdiven
dayamaktır sema; Hakk âşığının miracıdır bir bakıma. Dünya gibi,
güneş gibi olmak; onların dillerince ve onların hallerince bir
niyazdır sema.
Mevlâna’ya göre sema; “Kendinden geçmek ve Hakk’a vasıl olmak
suretiyle “Bela” (Evet) sesini işitmektir. Allah’la bir olma
zamanını yakalama sırrıdır.
“Gelsin, varlık namına ne varsa gelsin,
Kâfiri, putperesti, mecûsisi gelsin.
Dergâhımızda bizim yoktur umutsuz,
Yüz kere tövbe edip tövbesini bozan gelsin.”
nidasıyla tüm gönülleri kucaklamaktır.
Sema Allah’ın “semi” sıfatından; işitmekten gelir. Âşık
işitir; ruhunu adapte eder, vücudunu müzikle harekete geçirir.
Bunu yaparken o el açış, boyun büküş, yere her vuruşun bir
manası vardır. Semaya başlarken elleri yere vurarak başlarlar;
ilk yaratılışı sembolize eder. Kudüm sesleri yaratılışı
hatırlatan unsur; ney sesi ise bize can veren kutsal nefes
olarak karşımıza çıkar. Semazenlerin giydikleri siyah renkli
hırkalar; Allah’ı kuldan alıkoyan her şey olarak tanımlanır.
Masiva denilen ve bizi Allah’tan ayıran her şey; yani sembolik
olarak da bu elbise, kulla Allah arasına giren siyah bir perde
gibidir.
Semazenlerin başlarına giymiş oldukları sikkeler; mezar
taşını simgeler. Bu hususta da “Ölmeden evvel ölünüz” hadis-i
şerifine bir işaret vardır. Ölümü hatırlamaya, dünyanın
geçiciliğini akıldan çıkarmamaya hizmet eder. Sema’dan önce
semazenlerin birbirleriyle selamlaşmaları; Cemal seyridir. Canın
cana; ruhun bir başka ruha selamıdır aynı zamanda.
“ Ben benden geçiyorum; sana selam veriyorum” manasındadır.
|
 |
Kırmızı tecelli rengidir. Meydandaki şeyh postunun kırmızı
renkli olması hususunda bunu söyleyebiliriz. Güneş doğmadan
önce tan yeri kırmızı renklidir. Aydınlığın hemen evveli de
kırmızıdır. Bir bakıma doğuş öncesi kırmızılıktır bu.
Semazenlerin giydikleri beyaz elbiselere “tennure” adı
verilir. Teni nurlandıran elbise manasına gelir. Manevi
anlamda ise kefene işaret eder. Sembolik anlamda semazen
manevi olarak nefsini öldürmüş, ruhuyla dirilmiştir. Sema’ya
başlarken ellerini çapraz olarak omuzlarında birleştirir; ki
bu Allah’ın “bir” oluşunu ifade eder. Sol omuzlarına
bakarlar, çünkü kalp soldadır. Semazenler her dönüşlerinde
Allah adını bir kez zikrederler. Ayaklarını her kaldırışta
“AL”, her indirişte “LAH” derler. İçten gelir; kalbin
sesidir. Ellerin duruşu sağ el açık, sol el kapalı
şeklindedir. Bu da Hakk’tan alıp halka vermek anlamında
değildir aslında. |
Sağ el
açıktır, çünkü Allah’ın merhametini dilemektedir; sol el ise
kapalıdır, çünkü O’nun gazabından korkmasını simgeler.
“Aşkın sınırı, kanunu, kıyısı yoktur. Aşk bir haldir;
anlatılamaz, yaşanır. Aşk arıdır, durudur, manalara sığmaz. Sen
sus, aşk kendini anlatsın!” der Hz. Rûmî. Aşkın anlatılmaması;
ruhu manevi yönden aşkla doyurup yaşanmasını sağlamak amacıyla
Hz. Rûmî adına mevlevihaneler kurulmuştur. Sûfi yolunun
mensuplarının toplandığı binalar olan mevlevihaneler, bugün
özgün işlevini yitirerek tarihe mal olmuş anıtsal yapılardır.
Manevi bir yolculuğa susamış insanları şiirler, gazeller,
rubailer ile ferahlatmış, bir yandan da ney ve kudüm sesleri
içinde sema denen aşk dalgaları ile dış alemden iç aleme
çekmişlerdir. Bugün Konya’da Rûmî Dergâhı dışında
İstanbul’da bir tek mevlevihane tam haliyle korunmuş, müze
haline getirilmiştir. Bu mekan, Galata Mevlevihanesi’dir.
Orijinal adı Kulekapı Mevlevihanesi olan Galata Mevlevihanesi,
İstanbul’un fethinden sonra 1491 yılında Osmanlı’nın yeni
başkentinde kurulan ikinci mevlevi tekkesidir. Theophile
Gautier, Enmondo de Amicis gibi meşhur Batılı İstanbul
gezginlerinin “ Beyoğlu Mevlevihanesi”, “Kulekapı Mevlevihanesi”
olarak sözünü ettiği mevlevihanenin bulunduğu yerde daha önce
Bizans’ın St. Theodore Manastırı vardı.
Ağaçlarla kaplı bu ıssız yeri, Sultan II. Bayezid
bostancıbaşılık ve beylerbeylik yapan İskender Paşa'ya verir, o
da burada bir av çiftliği kurar. Mevlâna'nın torunlarından Sema
- i Mehmet Dede, paşadan arazisinin bir bölümünü mevlevi dergâhı
yapmak için ister. İskender Paşa da bu dileği kabul eder ve
1491'de Galata Mevlevihanesi'nin yapımına başlanır. Galata
Mevlevihanesi, kuruluşundan kısa bir süre sonra halveti
zaviyesine dönüşür; 17. yüzyıl başlarında Kasımpaşa
Mevlevihanesi'nin kurucusu Sırrı Abdi Dede'nin çabalarıyla
yeniden mevlevihane haline getirilir. Mevlevihane 27 Aralık 1975
tarihinde halkın ziyaretine açılmıştır. O günden bu yana
düzenlenmekte olan sema gösterileri ile geçmişle günümüz
arasındaki bağ devam etmiştir.

İstiklâl Caddesi'nden Karaköy'e doğru giderken, tünele
geldiğinizde soldaki yoldan devam edin. Hemen otuz kırk metre
sonra solunuzda ufak bir demir kapının ardında mevlevihane'yi
göreceksiniz. Bütün dünyada yalan yanlış da olsa bilinen bu
aleme İstanbul'un göbeğinde birkaç adım atarak girebilirsiniz.
Küçük bahçesinde küçük bir hüzün kaplar sizi.
İstediğiniz kadar bahçesinde oyalanın. Kendinizi ne zaman bu
firarın daha da derinlerine inmek için hazır hissederseniz,
mevlevihane'ye girin. Eminim ki şu anda duyduğum yitik zamanın
sesini siz de duyacaksınız. Hele her ayın Cumartesi günleri
yapılan gösterilere rastlarsanız çok uğraşmanıza bile gerek
kalmaz. Ney, sizi mutlaka o yitik zamana taşır.
Çünkü neyin çıkardığı sesler İlâhi aşkın ateşleridir. Ney,
çevreye aşk ateşleri saçmaktadır. Sema bu ateşi; bu koru
yelpazelemektir. Ney ayrılığa isyan feryadı; sema sessiz bir
başkaldırıştır. Mesnevi’nin başlangıcında Hz. Rûmî’nin;
“Dinle neyden kim hikâyet etmede,
Ayrılıklardan şikâyet etmede.
Der kamışlıktan ayırdılar beni
Nalişim zar eyledi Merd-ü zeni”
beyitlerindeki gibi âşık için ney bir bahanedir aslında. Her
ses Sevgili’den bir davettir; sema bu davete icabettir.
Sevgiliden gelen bu daveti tüm insanlığa ulaştırmak için ise;
her ayın Cumartesi günleri Galata Mevlevihanesi’nde sema
gösterileri düzenlenir ve semazenler gönülden davetiye sunarlar.
Hz. Rûmî’nin şiiriyle son verelim:
“Bazen görünmeyen, gizli kalan,
Bazen görünen belli olan biziz.
Biz bazen mü’miniz, bazen mûsa'nın dinindeniz
Bazen de hıristiyan'ız
Bu gönlümüz, her gönlün örneği olmak için
Her gün bir başka suretle görünür kendini gösterir."
Eyvallah…
Atilla Baran Demirtaş
Tel
: 0505 - 678 0618
0535 - 210 4565
e-mail:
galatamevlevi@gmail.com
rumimevlevi@yahoo.com.tr
Atilla Baran Demirtaş'a teşekkürlerimizle
Denizce

|