e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Game Over

Gani Müjde    

 


Büyük bir bilgisayar firmasının genel müdürü, bilgisayar fuarında kendi standının bir işiyle uğraşırken telaşlı bir baba sokulur yanına...
- "Kardeş bakar mısınız," der, tezgahtar sandığı genel müdüre.
 

- "Çocuğuma bir bilgisayar almak istiyorum. Hangi modeli tavsiye edersiniz? Ram'i kaç olsun? Hafızası kaç gigabayt olursa iyidir? CD okuyucusu recordable olursa daha iyi olur mu? Ekran kartı kaç megabayt olursa iyi sonuç alırız? Bu modeli ileride update edebilir miyiz?"


Bilgisayar firmasının müdürü, nefes almadan konuşan ve isteklerini ardı ardına sıralayan baba sözünü bitirince araya girer...
-  "Çocuğunuz kaç yaşında?"


- "Onbir."

 

- "Siz ona en iyisi gidin bir bisiklet alın beyefendi."
 

Ne zaman satanizmin pençesine düşüp intihar eden gençlerin haberini okusam gazetelerde, hep bu öykü gelir aklıma. Bilgi amacı ile kullanılmayan bilgisayarların insan üzerine tahribatından kuşkulanırım hep. Bu kez de öyle oldu zaten. Çocuklarını ortalıkta patırtı yapmasınlar diye dört - beş yaşlarında bilgisayarın önüne oturtan anne ve babalar, onlara artık bir bilgisayar oyunu kadar uzak kaldıklarını çok geç farkettiler bence. Potansiyel katil yetiştiren Doom oyunlarının, kötü ile iyiyi ayırmaktan yoksun taze beyinlere şeytan veya kurban olmayı öğütleyen fantastik interaktif safsataların; büyücüler, cadılar, efsunlu yüzüklerden ibaret saçma sapan Hollywood yapımlarının o güzelim kuşağı gelip koyduğu yer elbette ki bir uçurumun kıyısı olacaktı. Üstelik en eğitimlilerin arasından çıktı bu intiharlar. Ve çok şaşırdı anneler babalar.

 

Oysa o okula girebilmek için yıllarca bir tek şey öğrettiler çocuklarına:
- "Bilgisayarının başına otur ve diğerlerini parçalamayı öğren. Eğer test sınavlarında senin yaşındaki 10 arkadaşını elersen, yani 10 arkadaşının hayatını kaydırabilirsen, onları mahvedersen yabancı dille eğitim yapan o okullara girebilirsin... Mutlu olmak için 10  kişiyi mutsuz etmen lazım çocuğum."

 

Böyle hazırladılar çocuklarını hayata.
"Parçala, yok et ve öldür..." Yok et arkadaşlarını. Öldüremediklerini de intihara teşvik et...Öldürdüğün sürece hayatta kalırsın evlat. Mutluluk sadece ve sadece başarıdır.  Oysa bir çocuğun mutlu olması için oyunları, bebeği, futbol topu ve bir bisiklet yeter...Bir bisiklet bazen daha çok şey öğretir çocuğa. Ama aileler arasında insan yetiştirmek yerine sınavları birer birer kazanan bir robot yetiştirme eğilimi daha çok ağır basıyor. Onları ağaç seven, deniz seven, kuş seven, doğa seven birer çocuk olarak yetiştirmek yerine  onlardan test hocasını sevmelerini istiyoruz nedense.
 

Oysa düşünsenize;  sadece hayvan sevgisi aşılasanız bile kedilerin katledildiği aptal saptal satanist ayinlerden uzak durur çocuğunuz. Sadece bir kedi sevgisi... Mırıl mırıl bir kedi  sesi, gürül gürül akan bir  hayat olur...
 

Kumsala vuran deniz yıldızlarını kurtarmak için onları birer birer denize atan çocuğa  "Kumsalda milyonlarca deniz yıldızı var. Ne fark eder ki" diye sorduklarında, denize fırlattığı deniz yıldızını göstererek  "Bunun için çok şey fark edecek" demek için, dolaşılan kumsallarda hiçbir zaman "Game Over" yazmaz kumların üzerinde...

 

"Game Over..."

 

                                                                 Gani Müjde'ye teşekkürlerimizle

                                                                                   Denizce