|
Değerli Okuyucu Adayı
Öncelikle sizi bir konuda uyarmak istiyorum. Bir kitabı arkasına
bakarak ve oradaki yazıları okuyarak anlayamazsınız. Kitapların
arkasına basılan, yazara ve kitaba övgü dolu satırlar
yanıltıcıdır. "Yazar Gani Müjde yine bu başyapıtında bizleri
kahkahadan kırıp geçiriyor" gibi yazılan yazıları yine kendileri
yazarlar. Referans olma niteliğindeki kişiler tarafından yazılan
övgü dolu satırlar, örneğin "Gani Müjde'nin kitabı bir şaheser,
ben okudum pek güldüm, siz de alın gülün. Cem Yılmaz" türünden
tavsiyeler ise genellikle kitabı okumadan yazılan, "arkadaşa
ayıp olmasın türünden" gevezeliklerdir. Yazarın arka kapakta
komiklik yapması yine sizi hiç etkilemesin. Kitabın arkasına
komik şeyler yazarak "memurin muhakemat kanunun tam metnini"
size mizah kitabı diye kakalayabilirler. (Gerçi bu kanun da pek
komiktir)
Bu nedenle elinde tutuğun kitabı alıp okumada fikir edinmen
mümkün değil sevgili okurum. İsrar ediyorum ama maalesef gerçek
bu... Seni etkilemek istemem ama, daha önce 120 bin kişi böyle
yaptı.
Bu kadar sinek yanılmış olamaz.
Gerçeği, sadece gerçeği bilebilmek, keyifle izlemek için
"Bendeki Kulak Van Gogh'ta Yok... " aşağıda sizleri
bekliyor.
Gani Müjde'ye sevgilerle
Denizce

Bendeki Kulak Van Gogh'ta yok...
Kulağım
çınlıyordu, davetkar bir kadın
kahkahalar atıyordu kulaklarımda
ve
şu an beni kim
çekiştiriyor acaba endişesi
ile yaşıyordum...
Önce
tiz bir düdük
sesi duyuldu... Düğmeye bastım...
Arkasından
daha boğuk bir tiz sesi daha... Düğmeye
bastım...
Sonra sesler duyulmaz oldu...
***
Fakat duyma testi sonuçlarını yüzüme bakarak ve
çekinmeden
haykıran doktorun sesini duyuyordum.
% 32 oranında sağırdım artık
ve yarından itibaren hatta o gece 24 gün sürecek
ağır bir kortizon tedavisi görmem
gerekiyordu.
Kemancı da
kolonun dibine yapışıp
Teoman dinlemek bana bir kulağa mal olmuştu...
Önce kulağımı Teoman'dan istemeyi düşündüm. Tek böbrekli
şarkıcı olabildiği
gibi tek kulaklı
şarkıcı
da pekala olabilirdi...
Sonra vazgeçip
yeni bir doktora gittim.
Sekiz doktorla konuşmadan ve hepsinin okeyini almadan bana kortizon aldıracak bir doktor daha henüz
doğmamıştı
çünkü.
Yeni doktorum Mazhar bey bunun geçici
sağırlık
olabileceğini diğer
kulağıma söyledi.
Beni bu kez başka
bir audio test merkezine gönderdi.
Önce
tiz bir düdük
sesi duyuldu...
Düğmeye
bastım...
Arkasından
daha boğuk bir tiz sesi
daha...
Düğmeye
bastım...
Sonra sesler duyulmaz oldu...
* * *
Kulağımdaki
çınlama
azalmış, Tansu
Çiller'in
kahkahaları da yerini gözyaşlarına
bırakmıştı.
Doktorum test sonuçlarını
gene yüzüme
haykırdı.
"Kulağın
yüzde
yüz
sağlam.
Duydun mu sağlam
dedim..."
"Ne
bağırıyorsun
Mazhar bey. Sağır
diiliz duyuyoruz herhalde..."
Kulaklarıma yeniden kavuşmanın sevinci ile fırladım hastaneden.
Doktorum hafta sonuna kadar gürültülü yerlerden uzak durmamı
söylemişti
ama Türkiye'de yaşadığımdan haberi yoktu galiba...
Sokağa
çıkar
çıkmaz
"İşte
benim Türkiyem"
diye bir top patladı sağ
yanımda.
Anavatan'ın seçim
otobüsü
kalan kulağımı
da sağır edebilecek bir gürültü
ile geçiyordu hastanenin
önünden. O bitti DYP'nin
"Geliyooor geliyoor Cesur Yürek
geliyor"
otobüsü
toplumun işitme organlarını yok edip daha sonra bunun tedavisi için oy istemek
üzere
geçip gitti.
En sessiz yerin eğlence
yerleri olduğuna karar vererek Sezen Aksu'yu dinlemeye gittim aynı gece...
Ama kulağıma
iki pamuk tıkayarak.
"Ulan insan kulağına
pamuk tıkayıp
Sezen Aksu'ya gelir mi? Bu kadar da kötü
söylemiyor
ki kadın"
diyen bakışlara
aldırmadan
şarkıları
boğuk da olsa duyabilmemin keyfini
çıkardım.
Seyircilerin arasına girdikçe
Sezen kulaklarımdaki pamukları
görecek diye
ödüm patlıyordu
ama emir büyük
yerden gelmişti bir kere. '
Gece ikide
çıktım.
Kulaklarımda
hafif bir
çınlama ve Sezen'in
şarkısı
"Seni pamuklara sarmalar sararım"...
Keyiflendim...
"Ulan Gani
dedim kendi kendime...
"Sendeki kulak Van Gogh'ta yok..."
|