email    
denizce@denizce.com

Konuk Defteri
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Genlerimiz Parselleniyor mu?

  Didem Crosby     

 

 

  Keşif ve buluş (icat) sözcüklerini eşanlamlı sözcüklermiş gibi kullanıyoruz çok yaygın olarak. Kristof Kolomb'un Amerika'yı buluşundan değil, keşfinden bahsedebiliriz; oysa AIDS'in tedavisinde kullanılacak bir ilacın ancak bulunuşu (icadı) söz konusu olabilir. Kural çok basit: eğer doğada var olan, ama daha önce bilmediğimiz bir olgu ilk kez ortaya konuyorsa bu bir keşif; daha önceki bilgilerden yararlanarak yeni bir yöntem geliştiriliyorsa, bu bir buluş. Keşifler kâşiflerine ün kazandırıp yeni araştırmalara kapı açıyorken; buluşlar patentlerle korunuyor; mucitlerine ticari amaçla buluştan yararlanma hakkı tanıyor. Patentler ayrıca özel sektörün Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vermesini de teşvik ediyor. Ancak iş, DNA dizilimlerinin patentlenmesi için yapılan başvurulara gelince, karmaşıklaşıyor.

Bugüne dek dünya çapında DNA dizilimi içeren üç milyonu aşkın patent verildi. Yalnızca üç biyoteknoloji şirketi, 20.000 insan gen dizilimi için patent başvurusunda bulundu. Bunların 1.300'ünden fazlasına şimdiden patent verildi. Bu inanılmaz sayı Nuffield Biyoetik Konseyi'ni alarma geçirdi. Bu kurumun direktörü Dr. Sandy Thomas, "DNA içeren patentler sözkonusu olduğunda, patentleme sisteminin amacından saptığından kaygılanıyoruz. Patentlemenin amacı halkın yararına yeni buluşları teşvik etmek; oysa sistem, bu amacı gerçekleştirmekten uzaklaşıyor." diyor. Dr. Thomas'ın da yer aldığı, uzmanlardan oluşan bir kurulun çalışmalarının sonucunda Kuruluş, 23 Temmuz'da Londra'da bir basın toplantısıyla DNA patentlerinin etiği konusundaki raporu kamuoyuna duyurdu. Rapor, başta hükümet yetkililerinin dikkatini konu üzerine çekmeyi amaçlıyor, dünya çapında yasa yapıcılara ve yürütücülere birtakım tavsiyelerde bulunuyor. Rapora göre bugünkü patentleme sisteminin, yeni nesil patentler göz önünde bulundurularak gözden geçirilmesi gerekiyor; çünkü şu anki sistem gelecekte halksağlığını ve araştırmaları olumsuz yönde etkileyebilecek biçimde kullanılıyor.

Sözgelimi bir geni hücreden ayrıştırdığımızı ve genin DNA dizilimini elde ettiğimizi düşünelim. Bu bir buluş mu yoksa keşif mi? Bugünkü patent yasalarına göre DNA dizilimini doğal ortamından ayrıştırdığımız ve çeşitli işlemlere tabi tuttuğumuz için bu dizilime patent alma şansımız var; yani bu bir buluş olarak kabul edilebiliyor. Başka bir yönden baktığımızda canlı bir organizmanın bir parçasını, hem de çok önemli bir parçasını patentliyoruz. Bunu bir keşfi patentlemek olarak görebilir miyiz? Bir başka deyişle genlerimizin parsellenmesine izin mi veriyoruz? Kurul DNA dizilimini belirlemek için kullanılan yöntemlerin 80'lerde uzun ve zahmetli olduğunu, o yüzden bu dizilimlere 'buluş' kategorisinde patent hakkının verilmesinin olağan olduğunu vurguluyor. Oysa günümüzde bilgisayarlar yardımıyla dizilimin bulunması çok basitleşti. Nuffield Biyoetik Konseyi, bu nedenle DNA dizilimine ilişkin patentlerin, yalnızca istisnalar durumunda verilmesi gerektiğini savunuyor.

Ayrıca DNA dizilimini patentleyerek bu genle ilgili araştırmaları sınırladığımız gibi, patentin sahibi olan şirket ya da kurumu da tekel haline getiriyoruz. Sözgelimi, meme kanseriyle bağlantılı olduğu bilinen BRCA l ve BRCA II adlı genlerin patentini elinde tutan şirket, bu konuda tekel olmanın 'keyfini sürüyor'. Şirket, bu genlerin bireylerde olup olmadığını anlamak amacıyla yapılan testler için kişi başına binlerce dolar alıyor. Sahip oldukları patent, bu şirkete herhangi bir rakibin çıkmasını da önlüyor.

Bir buluşun patent alabilmesi için üç özelliğe sahip olması gerekiyor. Birincisi yenilik, yani daha önce bulunmamış olması. Yeni bir DNA diziliminin daha önce elde edilip edilmediğini bulmak hiç de zor değil. İkincisi buluş özelliği: o alandaki bilgilerle karşılaştırıldığında uzmanların daha önce farkına varmadığı bir yönünün olması isteniyor. Üçüncü olaraksa, işe yarar olması gerekiyor. DNA dizilimi içeren patentler buluş özellikleri ve işe yararlıkları konusunda pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Özellikle İnsan Genomu Projesi'nin tamamlanmasından sonra bir veritabanından yararlanarak bilgisayar başında yeni bir geni tanımlamak hiç de zor değil. Bu, tanımlanan genin buluş özelliği konusunda soru işareti yaratıyor. İşe yararlık konusu ise çoğunlukla öngörüye dayalı. "Bazı patent başvuruları kısa vadede belirgin bir tedavi değeri olmayan, ama araştırma açısından önem taşıyan DNA dizilimleri için yapılıyor" diyor Cambridge Üniversitesi profesörlerinden Martin Bobrow. "Biz bu tür patentlerin teşvik edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz". Ancak bazı DNA dizilimleri insülin gibi önemli proteinlerin üretilmesi için kullanılabilir. Kurul, işe yararlık bakımından bu tür DNA dizilimlerine patent verilmesine yeşil ışık yakıyor.

Dr. Thomas, işe yararlık konusunda gözönünde bulundurdukları bir sorundan bahsediyor: "Bazı genlerden, birden fazla ürün elde etmek mümkün. Bu DNA dizilimi patentlendikten sonra, dizilimin başka bir işe de yaradığını bulmak olası. Eğer patent, dizilimin her türlü kullanımını kapsıyorsa patent sahibi büyük kazanç sağlayacaktır. Bize göre bu, adaletsiz bir yararlanım." CCR5 adlı bir reseptörü kodlayan gen buna iyi bir örnek. Bu geni keşfeden Amerikan şirketi, genin virüs kökenli hastalıklarla savaşta etkili olabileceği gerekçesiyle patent aldı. Genin işe yararlılığı bu aşamada spekülasyondan başka bir şey değildi. Kısa bir süre sonra bir başkası, bu genin kodladığı reseptörün HlV'in hücre içine alınmasında rol oynadığını keşfetti. Bugün CCR5'i AIDS'e karşı ilaç geliştirmek amacıyla kullanan her şirket, patentin sahibi Amerikan şirketine ödeme yapmakla yükümlü.

Nuffield Biyoetik Konseyi raporunda patentlerin odaklarının değişmesi gerektiğinden bahsediyor. Gen terapisini ele alalım. Bir genle bir hastalık arasında bağlantı olduğu bulunduktan sonra, genin o hastalığın tedavisinde kullanılabileceği apaçık bir gerçek. Konsey, bunun için herhangi bir patentin gereksiz olduğunu savunuyor. Patent bu geni etkili ve güvenli biçimde hedef bölgeye taşıyacak ürünün hakkı.

Rapor dünyada DNA dizilimi içeren patentlerin patent sistemindeki yerini ayrıntılı olarak inceliyor. Yalnızca yasal olarak bakmıyor konuya; ahlaki ve sosyal değerleri de göz önünde bulunduruyor. Dr. Thomas konuşmasında, Nuffield Biyoetik Konseyi'nin raporda yer verdiği önerilerin gerçekleştirilmesi için yasal değişikliklerin gerekli olmadığını vurguluyor. Bu alandaki patentlerin halkın yararına hizmet etmesi için ölçütlerin biraz daha daraltılması gerekiyor. Bugüne dek uluslarası şirketler patent yasalarını zorlayıp olabildiğince çok sayıda patent almaya çalıştı. GeneWatch gibi kitle örgütleri canlıların patentlenemeyeceğini savunup patentlere sonuna kadar karşı çıktılar. Nuffield Biyoetik Konseyi ise şimdi orta yolu bulmuşa benziyor: Evet, patent verelim ama neye patent verdiğimize dikkat edelim. Gelişen teknolojiyi gözardı etmeden verdiğimiz kararların sonuçlarını gözönünde bulunduralım. Aksi taktirde yeni buluşlardan yararlanacak olan, toplumun yalnızca belli bir kesimi olacaktır.
 

 

    

   Kaynakça:
   Bilim ve Teknik Dergisi

  S: 418          Eylül-2002

                                                               Didem Crosby'e teşekkürlerimizle

                                                                                  Denizce