e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Gençlere Mecliste Yer Açın

 Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 


http://www.yankiyazgan.com    

Genç olmayan bir grupta, 25 yaşındakilerin milletvekili seçilmeye ehil olup olmadığı tartışmasına tanık oldum. Tartışmada 'yeni ve genç vekillerimiz şimdikileri aratacak mı acaba?' kaygısını dile getirenlere karşı çıkanlar olarak, aklımıza ilk o geldiği için, ülkemizin genç nüfusunu öne sürdük: 'Genç bir toplumu gençler temsil etsin. Türkiye'nin yaş ortalaması 27.5 ise, TBMM'ye seçilme yaşının 25'e indirilmesinden doğal ne olabilir?' Buradaki hesabımızı, basitçe bir yaş ortalaması almak gibi düşünen yaşlıcılar; çocuk yuvası yöneticisi olabilme yaşını da 3.5'a indirmemiz gerekmez mi, diye yanıtladılar (yuva çocuklarının 2 ile 5 yaş arasında, çoğunun 4'ten küçük olduğu varsayımıyla ve temsil adaleti gereği). Oysa, durum öyle değil.

Gençlik yetişkinlerin icadıdır. Gençlik, yetişkinlerin kendi hayatlarının bir dönemi için icat ettiği, gençlerin kendilerinin ne olduğunu pek düşünme gereksinimi duymamalarından ötürü pek de kullanmadıkları, bir terimdir. Gençlik, gençlik dönemini geride bırakmış olanlar içinse, hem özlemle anılan hem de hatırlandığında kasvet duyguları yaratan bir dönemdir. Belki çok farklı yaşamış olmayı istediğimiz, belki yapılamayanların, yarım kalanların ağır bastığı, bir kaçmış fırsatlar zamanıdır. Belki de, gençliğimizdeki ütopyaların bire bir gerçekleşmediğini artık fark ettiğimiz bugün, bize o dönemi bir kasvet penceresinden gösteriyor da olabilir. Her daim 'coşkun ve neşeli' gençler ise, uzun sürecek bir geleceğin ve bilinmezliğin üzerlerine çökecek kasvetini, 'acayip eğlenerek' olabildiğince ileriye öteleme gayretindedirler.

'Gençlikte, gelecek uzun sürer.' Bu gençlerin Meclislere gelmesinden, her şeyi berbat etmeleri olasılığından korkmalı mıyız? Bir bakıma... Genç dediğin insan, önünde uzun sürecek bir gelecek olan kişidir. Gelmek bilmeyen bu geleceği beklemekten sıkılması, biz yetişkinlere telaş ya da kendini bilmezlik gibi gelebilir. Geçmişi henüz oluşmakta olan genç, hayat karşısındaki hazırlıksızlığını, bazen çokbilmişlikle telafi etmeyi deneyebilir. Heyecanla hareket eder, sonunu görmedikleri yollara, cesareti aşan bir cüretle girerler. Ama, her şeyden önemlisi, niyetleri saftır, tutkuları yoğundur. Bu da, onları eşsiz kılar.

Gençler Meclis'te, Meclis dışında olduklarından çok daha etkili, çok daha anlamlı bir biçimde varolabilirler. Yetişkinlerle gençlerin Meclis'teki 'koalisyon'u, gençlerin her şeye hazır, ama hazırlıklarını yapmamış beyinlerinin verimini en üst noktaya çıkartabilir. Gençler Meclis'te gençler tarafından temsil edildikleri, karar alma süreçlerine katıldıkları, siyaseti etkileyebildikleri ölçüde, gençlere özgü 'zaaf'lardan sıyrılabilirler. Meclislerde yer almaları, yaş ortalaması 27.5 olan toplumumuzdaki gençlerin hazırlıklarını tamamlamalarını, yerlerini bulmalarını sağlayacaktır.

Hayattaki yerimiz, nerede durduğumuz, hele yerimizi bulmamız, beynimizin işleyişini, ruh halimizi doğrudan etkiler.

Beyin duruma göre işler. Pavuryalar dünyasından bir örnek vereyim. Pavurya, eti lezzetli bir deniz kabuklusu türü. Bizim için önemlisi ise, statüye göre değişen bir davranış tarzı göstermeleri. Açıklayayım: İki pavurya bir araya gelse, birisi baskın, diğeri ise (gençlerin gaddar terminolojisini kullanırsak) ezik bir tutuma giriyor. Kim baskın, kim ezik kuyruğunu tutuşundan anlıyorsunuz. Kuyruk refleksini kontrol eden sistem serotonin adlı kimyasalın etkisiylle harekete geçiyor. Ancak, serotoninin salgılanması kuyruk refleksini tetiklediğinde, kuyruğun aşağı mı yukarı mı gideceği, pavuryanın o ikili ilişkide konum olarak baskın ('dik') ya da ezik ('düşük') olmasına bağlı.

Bu deneyler dizisinde kritik olan adım, iki çift pavuryadan ezik olanların bir araya alınması. İki ezik pavurya bir araya geldiklerinde, birisinden birisi baskın role geçiveriyor. Eski ezik, yeni baskın pavuryanın kuyruğuna (deney icabı) serotonin enjekte ettiğimizde, bir zamanlar aynı işlemi yaptığımızda düşük olan kuyruğun, yeni kazanılan konuma bağlı olarak, dikleştiğini görürüz. Pavuryanın sinir sisteminin işleyişinin, pavuryanın toplumsal duruşuna göre değişmesi bana tek bir atasözünü hatırlatır: Taçlanan baş akıllanır.

Gençlerin Meclis'e girebilmesi, tüm gençlerin toplumsal konumunu farklı kılacaktır. Gençlerin beyinsel hazırlıklarını tamamlamalarını beklemeye gerek yok; uygun yere yerleşmelerine yol açalım, yeter. Konumu düzelen pavuryanın kuyruğunu hatırlayın. Beyin de, gencin hayattaki yerine, yüklendiği göreve göre işleyip, duruma ayak uyduracaktır.

 

Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

22.05.2007