| |

Kardeşinizle birlikte nefis bir akşam yemeği yedikten birkaç
saat sonra, heyecanla beklediğiniz diziyi seyretmek üzere
televizyonun karşısına geçtiniz. Henüz koltuğa oturmuştunuz ki,
midenizde bir bulantı, karnınızda güçlü bir ağrılı sarsıntı
hissettiniz. İçinizdeki o pis burulma, kopacak gümbürtünün sanki
habercisiydi. Hızla tuvalete koştunuz. Lavaboya zor
yetişmiştiniz. Alttan, üstten derler ya! Odaya geri dönmenizle
tekrar tuvalete koşmanız arasında birkaç dakika bile geçmemişti.
Aynı karın ağrısı, aynı burulmayı, aynı bulantıyı bir kez daha
yaşadınız. Gidiş gelişler defalarca yinelendi... Bu
yaşadıklarınızın hepsi gıda zehirlenmesinin tipik belirtileri.
Geçirdiğiniz, ılımlı bir zehirlenme de olabilir, çok ciddi
sonuçlara da yol açabilir. Bu farklılıksa, gıda zehirlenmesine
yol açan unsurlar, yaşınız, sağlık durumunuz gibi etkenlerle
birebir ilintili. Önemli olan, bir an önce doktora yetişip, ona
yaşadıklarınızı anlatmanız. Doktor, dışkılama biçiminden bile
bir anlam çıkarabiliyor. Örneğin, miktarı bol, sıklığı az, sulu
dışkılama, incebağırsak tipi ishalin; karın ağrısıyla birlikte,
kanlı, sümüksü, miktarı az, ama sık dışkılama da kalınbağırsak
tipi ishalin göstergesiymiş. Dahası bu belirtiler, zehirlenmeyi
ortaya çıkartan organizmalar hakkında da hekimin tahminde
bulunmasına yardımcı oluyor. Yani ishalin görülüş biçimi, tanıda
olduğu gibi tedavide de önemli. Siz temel bazı noktalara dikkat
edip, bunları hekiminize ilettiğinizde tedaviniz hızlandığı
gibi, gereksiz ilaç kullanımı ve bu nedenden kaynaklanan
ekonomik kayıpların da önüne geçiliyor.
Halk arasında hastalık bulaştıran bazı mikroorganizmalara
“mikrop” deriz. Bu mikroplar ya da ürettikleri zehirler,
gıdalarımız kanalıyla bize bulaştığında çok ciddi sorunlara yol
açarlar. Dolayısıyla mikroplar, özellikle de bakteriler, gıda
zehirlenmelerini ortaya çıkaran nedenler arasında lider
konumundalar. Ama gıda zehirlenmelerine yalnızca mikroplar yol
açmıyor. Kimyasal maddeler, parazitler ve virüsler de gıda
zehirlenmelerini ortaya çıkarıyorlar. Bu konuda istatistiksel
veriler de var. Bu verilere göre, mikroorganizmalar içinde
bakteriler ve bakteri kaynaklı zehirler, tüm gıda
zehirlenmelerinin % 63’ünden sorumluyken, zehirlenmelerin % 24’ü
kimyasal, % 10’u paraziter ve % 3’ü de virüsler nedeniyle ortaya
çıkıyor.
Mikroorganizmaların yol açtığı zehirlenmelere, bakteriler
dışında, küfler ve mayalar neden oluyorlar. Kimyasal
zehirlenmeye yol açan unsurların başında, mikotoksinler, mantar
zehirleri, su ürünleri zehirleri ve alerjenler gibi, gıdalardaki
doğal kimyasallar geliyor. Pestisitler, antibiyotikler, gelişme
hormonları ve gübreler de kimyasal zehirlerden. Tarımsal
üretimde, yetiştirme aşamasında kullanılan bu maddelere kimyasal
zehirleyiciler deniyor. Bir de çevresel kimyasallar var. Bu
zehirler, zehir özelliğindeki mineraller, moleküler düzeyde
hasar vererek hücreleri tahrip eden organoklorlu maddeler
(poliklorlu bifenil-PCBs, dioksin). Ayrıca, gıda katkı
maddeleri, ambalaj materyalleri, deterjan ve dezenfektan
kalıntıları gibi diğer kimyasallar da zehirlenmelere yol açıyor.
Paraziter zehirleyici unsurlarsa, Tenia spp, Trematodlar,
Nematodlar, Trichinalla, Echinococcus spp, Anisakis gibi
canlılar. Hepatit A, Poliovirus, Rotavirus, Astrovirus ve
Norwalk da, gıda zehirlenmelerine yol açan virüsler.
Ürettikleri Zehirlerle Zehirleyenler
Yukarıda saydığımız unsurların ortaya çıkardıkları
zehirlenmeler, mekanizmalarına ya da zehirlenme belirtilerine
göre de sınıflandırılabiliyor. Örneğin gelişim mekanizmalarına
göre gıda zehirlenmeleri beş grupta değerlendiriliyor. İlk
grupta, mikroorganizma zehri bulaşmış gıdaların yenmesi sonucu
ortaya çıkan “gerçek gıda zehirlenmesi” var. Örneğin,
Staphylococcus aereus, bizlere hiç de yabancı olmayan bir
bakteri. Derimizde, boğazımızda ve burnumuzda, doğal olarak bu
bakteriyi taşıyoruz. Ama onun zehirlerini, bu zehirlerle
bulaşık gıdalarla dışarıdan aldığımızda durum farklı olabiliyor.
Staphylococcus aureus’un bağırsaklarımızda etki yapan beş zehiri
var. Bu zehirler açısından en riskli olan gıdalar, pişirilmiş ya
da az pişirilmiş sığır, domuz, hindi ve tavuk eti, özellikle süt
tozu ve peynir olmak üzere süt ürünleri, etli salatalar, balık
ve yumurta, kremalı pastalar, süt, şeker ve yumurtadan yapılan
dondurulmuş soslar. Staphylococcus aureus, bu gıdalar üzerinde
biz onları tüketmeden önce gelişiyor. Örneğin, Enterotoksin-A,
30 dakikadan az kaynatmaya direnç gösteren bir protein.
Dolayısıyla, proteince zengin gıdaların üretimi sırasında,
örneğin salam üretiminde bu bakteri salama bulaşabiliyor.
Bulaşma, üretimde görevli olanların temizlik kurallarına dikkat
etmemesinin sonucu. Bulaşan bakteri hızla ürüyor. Sonrasında
zehir, gıdaya yayılıyor. Biz bu bulaşık salamı yediğimizde
zehiri de yemiş oluyor ve zehirleniyoruz. Zehirlenme, 1-6 saat
içerisinde, bulantı ve kusmayla kendisini belli ediyor. Zehir,
midemizin içini astarlayan tabakadaki özelleşmiş almaçları
(reseptörleri) tahriş ederek oradaki birtakım sinirleri uyarıyor
ve bu uyarı kusma merkezini etkiliyor. Sonuçta, üst karın
bölgesinde şiddetli ağrı, bulantı, kusma ve göğüste yanma
oluyor. Bazen hafif ve kısa süreli ishal de ortaya çıkabiliyor.
Ateş görülmüyor. Zehirlenme gün içinde kendiliğinden
geçebiliyor. Hemen belirtmek gerekir ki, Staphylococcus
aureus’un yol açtığı gıda zehirlenmelerinde ölüm riski pek yok.
Ama bütün gıda zehirlenmelerine karşı duyarlı olan dört grup
insan var. Hamile kadınlar, çocuklar, ciddi hastalığı olanlar ve
çok yaşlılar. Çocuklar ve yaşlılarda, Staphylococcus aureus
zehirlenmelerinde ölüm oranının % 0,03’ten % 4.4’e kadar
değişebildiği bildiriliyor.
Vücudumuzda Zehir Üreterek Zehirleyenler
Gıda zehirlenmelerinin ikinci bir tipi, gıdalarla alınan
mikroorganizmanın, vücuda girdikten sonra zehir üretmesiyle
gelişiyor. Örneğin, Clostridium perfringens bu tip
zehirlenmeleri ortaya çıkaran bir bakteri. Toprak, toz, hava,
su, kanalizasyon suları, insan ve hayvan dışkısı gibi ortamlar
en çok bulundukları yerler. Gelişebilmeleri için, 13-14
aminoasite ve 5-6 vitamine gereksinim duyuyorlar. Bu nedenle
proteinli gıdaları tercih ediyorlar. Tavuk, hindi domuz, sığır,
dana ve koyun etleri, etli börekler, etli çorbalar Clostridium
perfringens barındırabiliyorlar. Bu bakterinin oluşturduğu
zehirlenmeye “perfringens gıda zehirlenmesi” deniyor.
Zehirlenme, genellikle toplu yemek yenen yerlerde ortaya
çıkıyor. Yetersiz pişirme, yetersiz soğutma ve tekrar hafifçe
ısıtma sonunda gıdadaki bakteri sayısı hızla artıyor ve bu artış
gıdanın bozulmasına, dolayısıyla zehirlenmeye yol açıyor.
Teknolojik koşullardan ve temizlikten uzak hayvan kesimleri de,
birçok konuda olduğu gibi, bu bakteri açısından da risk
oluşturuyor. Örneğin, kurban bayramlarında yaşanan uygunsuz
kesimleri anımsayalım. Bu kesimler sırasında kullanılan kesici
aletler eğer toprakla temas ettirilmişse, toprakta bulunan
Clostridium perfringens sporları ete bulaşıyor. Bakteri
sporlarıyla bulaşık bu eti fazla pişirmeden tükettiğimizdeyse
zehirlenmeye uğramamız, kaçınılmaz bir sonuç. Bu gibi etleri,
düdüklü tencerede, 1210C sıcaklıkta 15 dakikadan
fazla pişirirsek, bu bakterilerin sporlarını yok edebiliyoruz.
Eti büyük parçalar halinde pişirdiğimizde de risk altındayız.
Çünkü, kesim sırasında etin iç kısımlarına bulaştırılmış sporlar
olabiliyor ve bu sporlar, bu tip pişirmede yaşamlarını
sürdürebiliyorlar. Pişirme sonrasında bu eti hemen buzdolabına
koyarsak, bakterilerin üremelerini engelleyebiliyoruz. Çünkü,
sıcaklık derecesindeki ani düşmeler bu bakteriler üzerinde
öldürücü etki yapıyor. Ama soğutma işlemini oda sıcaklığında
yaparsak, bakteri üreme yeteneğini tekrar kazanıyor.
Bu bulaşık eti yediğimizde ortaya çıkan zehirlenme şu
mekanizmayla gerçekleşiyor: Bakteriler mide asidinden
etkilenmeksizin incebağırsağımıza geçiyor. Çünkü, ette bulunan
proteinin, ortamın asitliğini zayıflatma özelliği var. Canlı
kalan hücreler ince bağırsağa ulaşınca gelişme ve spor oluşturma
için uygun bir ortam buluyorlar; Sporlara dönüşmeye başlayıp,
bağırsaklarda etki yapan zehirlerini (enterotoksinlerini)
üretiyorlar. Daha sonra zehir üretmiş bakterilerin bağırsaklara
ait kanalda parçalanması sonucunda, bakteri, içindeki zehiri
bağırsak boşluğuna bırakıyor. Bu zehir, sulu, kansız, sümüksü
yapıda olmayan dışkılamaya yol açıyor. Zehirlenme, bakteriyle
bulaşık gıdanın yenmesinden 6-12 saat sonra, karın ağrısı ve
ishalle başlıyor. Bazen, ateş de yapabiliyor. Genelde bir gün
süren bu zehirlenmeye karşı en duyarlı kesim, yaşlılar.
Bağırsak Duvarına Saldıranlar
Gıda zehirlenmelerinin bir başka tipi de, saldırgan
mikroorganizmalarca gerçekleştiriliyor. Bu mikroorganizmalar,
Shigella, Salmonella, Yersinia enterocolitica, Vibrio
parahaemolyticus, hücreyi zehirleyip öldüren maddeler
salgılayarak kanlı kalın bağırsak iltihabı yapan
“Enterohemorajik Escherichia coli (EHEC)”, yangılı bağırsak
ishaline yol açan “Enteroinvazif Escherichia coli (EIEC)” ve C.
jejuni. Bunlar, bulaşık besinler, eller ya da sularla insana
bulaşıyorlar. Etkenler mide asidinden etkilenmeden
geçebilmişlerse, incebağırsaklarda herhangi bir patolojik
gelişime yol açmaksızın kolona kadar ilerliyor ve kolon
mukozasına saldırıyorlar. Bu bölgede gelişen bölgesel
iltihaplanma sonucunda; yüksek ateş, çok sık ve çok az hacimli,
çoğunda kanlı, sümüksü, cerahatli dışkılama gibi belirtiler
gösteren zehirlenmeler ortaya çıkıyor. Bu zehirlenmelere
“enfeksiyon tipi zehirlenmeler” de deniyor.
Bağırsak duvarına saldıran organizmalar içerisinde
Salmonella’nın ayrı bir önemi var. Çünkü bu bakterinin bütün
suşları, bağırsak duvarına saldırarak gıda zehirlenmelerine yol
açıyor; dolayısıyla, gıda zehirlenmeleri içerisinde en sık
karşılaşılan türlerden biri. Genellikle, hayvan dışkısı bulaşmış
yiyecekler yoluyla yayılan Salmonella'yı, gıdaların üretiminde
çalışan, ancak temizlik kurallarına uymayan gıda işçileri de
gıdalara bulaştırıyor. Hayvan yemleri de, Salmonella cinsinin
yayılmasında önemli rol oynuyor. Bulaşık yemlerle beslenen
tavukların az pişmiş eti, çiğ yumurta ve pastörize olmayan
yiyecekleri tüketen insanlarda bu tip zehirlenmeler ortaya
çıkabiliyor.
Salmonella ile zehirlenen kişide 12-72 saatte ishal, ateş ve
karında kramp gelişebiliyor. Hastalık çoğunlukla 4-7 gün sürüyor
ve hastaların çoğu tedavisiz iyileşebiliyor. Ancak bazı
kişilerde hastalık, hastaneye yatırılmayı ve antibiyotik
kullanmayı gerektirebilecek kadar ağır olabiliyor. Yaşlılar,
bebekler, hamileler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler bu
grupta yer alıyor.
Bağırsak Epitelinin Dökülmesine Yol Açanlar
Bu tip zehirlenmeye yol açan organizmalar, “yapış ve boz”
taktiği uygulayarak bağırsaklarda zedelenmelere yol açıp,
birtakım rahatsızlıklara, özellikle de kusmaya neden oluyorlar.
Bu tip zehirlenmeye virüsler ve “Enteropatojen Escherichia coli”
yol açıyor. Virüs nedenli gıda zehirlenmesinde “Norwalk” virusü
özellikle son yıllarda adından oldukça sık söz ettiriyor. Bu
virüs, 1972’de, Ohio’da, Norwalk’ta patlak veren bir salgın
sırasında etken olarak saptanmış. Virüsün bulaşması, içme
sularıyla, özellikle istiridye ve deniztarağı gibi kabuklu deniz
ürünleri ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzelerin yenmesiyle
gerçekleşiyor. Zehirlenme, toplu yaşam alanlarında, özellikle
yaz kamplarında, ilkokullarda ve kreşlerde, ishal salgınlarına
yol açabiliyor. Daha çok dört yaşından büyük çocuklarda ve
erişkinlerde ishale yol açan bu virüs, birkaç günlük kuluçka
döneminden sonra, bulantı, kusma, sulu ishal, kramplarla gelen
karın ağrıları, baş ağrısı, hafif ateş ve halsizlik
belirtileriyle kendini gösteriyor. Genellikle iki günde geçen
zehirlenmenin uzayabildiği de belirtiliyor. Bu virüse karşı
alınacak bireysel korunma yollarıysa şöyle özetlenebilir:
Tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra, yemek hazırlarken ve
yemeden önce elleri sabunla ve sıcak suyla yıkamak; bütün
kabuklu deniz ürünlerini iyice pişirdikten sonra tüketmek; çiğ
olarak tüketilen sebzeleri iyice yıkamak.
Enfeksiyona Neden Olmayanlar
Mikotoksinler, bileşiminde solanin alkoloidi olan bazı gıdalar,
bazı balık, deniz kabukluları ve ağır metaller, kimyasal gıda
kaynaklı zehirlenmeler bu grupta değerlendiriliyorlar. Örneğin,
bazı küf türleri, gelişebilmeleri için uygun koşulları
bulduklarında, hem gıdanın tadını ve bileşimini bozuyor, hem de
zehir özelliği gösteren metabolizma ürünleri oluşturuyorlar.
Mikotoksin olarak da adlandırılan bu metabolizma ürünleri
içinde, kanser yapıcı olmaları nedeniyle aflatoksinler çok
önemli. Aflatoksinler, Aspergillus flavusve Aspergillus
paraticus adı verilen küfler tarafından oluşturuyorlar. A.
flavusyalnızca B aflatoksinleri, A. parasiticus türüyse hem B
hem de G türü aflatoksinleri üretiyor. Aflatoksin oluşumu,
ortamın bağıl nemiyle, dolayısıyla ürünün suyla olan ilişkisiyle
ilgili. Bu küfler sahip oldukları zengin enzim sistemleriyle
diğer mikroorganizmalar için çok düşük olan nem düzeylerinde
bile gelişebiliyorlar. Dolayısıyla, uygun olmayan kurutma şekli,
üretim tekniği ve uygun olmayan depolama koşulları söz konusu
olduğunda adı geçen küfler hızla ürüyor ve zehir
oluşturuyorlar.
Aflatoksin açısından en riskli gıdalar, fındık, incir ve kırmızı
biber. Başka gıdalarda da aflatoksin görülebiliyor. Örneğin,
bitkisel ürünlerden, yer fıstığı, antep fıstığı gibi kabuklu
kuru meyvelerde görülebiliyorlar. Tahıllardan buğday, mısır,
çavdar, arpa, yulaf, pirinç ve bunlardan elde edilen çeşitli
unlar, kepek, irmik, mısır gevreği, spagetti gibi ürünler
aflatoksinle bulaşık olabiliyor. Baklagiller içerisinde en çok
soya fasulyesi risk taşıyor. Yanı sıra, fasulye, bezelye,
börülce, mercimekte de aflatoksin sorun olabiliyor. Yağlı
tohumlardan; pamuk, ayçiçeği, susam ve kolza tohumlarında
aflatoksine rastlanabiliyor. Hammaddeye bağlı olarak; fıstık
ezmesi, fındık ezmesi, badem ezmesi, marzipan (badem ya da
kayısı çekirdeği ezmesi), persipan (şeftali çekirdeği ezmesi),
yer fıstıklarından kıyılmış ya da bütün halde şuruba batırılarak
hazırlanan şekerlemeler aflatoksin açısından risk
taşıyabiliyorlar. Süt, süt tozu ve peynirlerin dışındaki
hayvansal gıdalarda aflatoksin pek sorun olmuyor. Ayrıca, kakao,
çekirdek kahve, bira, şarap gibi ürünlerde de aflatoksine
rastlanabiliyor.
Aflatoksinler yüksek dozlarda birden ortaya çıkan zehirlenmelere
neden olabiliyor. Belli dozlarda, kronik etki gösterdikleri de
saptanmış; öldürücü dozun altındaki dozlarda aflatoksin
uygulanan hayvanlarda, karkasın (kesilmiş hayvanın deri, baş,
ayaklar, iç organlar ve testis hariç parçalanmamış durumdaki
gövde eti) sararması ve karaciğerde siroz görülmüş. Düşük
düzeyde ancak uzun süreli aflatoksin alımıysa, birçok deney
hayvanında karaciğer kanseriyle sonuçlanmış. Deney
hayvanlarından alınan bu sonuçlara bağlı olarak aflatoksinin,
karaciğer kanserine yol açabileceğinin belirlenmesi üzerine,
insanlar üzerindeki etkisini anlamak amacıyla çok sayıda
araştırmalar yapılmış. Son yıllarda yapılan moleküler genetik
çalışmalarda da, aflatoksinin insanlarda karaciğer kanserine
neden olduğu konusunda önemli bulgular elde edilmiş.
Bireysel Önlemler
Gıda zehirlenmeleri konusu da, sağlığımızı ilgilendiren pek çok
konuda olduğu gibi, koruyucu önlemler almamızı gerektiriyor.
Temizlik, ısıtma, soğutma ve karşılıklı bulaşmanın engellenmesi
konularında birtakım bireysel önlemler alarak, gıda
zehirlenmeleri riskini azaltabiliyoruz. Gıda zehirlenmelerine
karşı öncelikli olarak kişisel temizliğe dikkat etmek gerekiyor.
Tuvalete gittikten sonra, çiğ gıdalara dokunduktan sonra,
yenmeye hazır yiyeceklere dokunmadan önce kesinlikle ellerin
yıkanması gerekiyor. İshal, kusma gibi mide-bağırsak
rahatsızlıklarında da, gıdalara dokunmamak gerekiyor. Ellerde
açık yara varsa, yara yeri su geçirmez bantla sarılı olmalı.
Yanısıra, mutfakta üzerinde çalışılan yüzeyler, kaplar, gıda
hazırlarken kullanılan bitkisel ya da hayvansal ürünler de temiz
olmalı.
Düzgün pişirme sayesinde de, gıda zehirlenmesine yol açan birçok
zehirleyici mikroorganizma yok edilebiliyor. Bu nedenle
yiyecekleri, özellikle de etleri iyice pişirmek çok önemli.
Pişmiş gıdalar buzdolabının üst raflarında, çiğ gıdalar alt
raflarda saklanmalı. Kuru yiyeceklerse, serin, karanlık, kuru ve
havalandırılabilen bir yerde, nem almayacak şekilde korunmalı.
Gıdaları buzdolabına koymak, onları kontrol altına aldığımız
anlamına gelmiyor. Örneğin buzdolabına koyduğumuz bir yemeği
ikinci kez tüketirken tümünü ısıtmak, sonra da yenmeyen kısmını
tekrar buzdolabına aktarmak doğru değil. Yemek yeneceği
kadarıyla ısıtılmalı. Yiyecekleri derin olmayan kaplara koyup,
küçük miktarlar halinde bölmek, soğutma işlemini hızlandırır.
Yumurtalar yıkanmadan buzdolabında saklanmalı, pişirilmeden önce
de mutlaka yıkanmalı. Bakır ya da alüminyum kaplarda pişirilen
yemekler bu kaplarda saklanmamalı. Dondurulmuş ürünler
çözüldükten sonra tekrar dondurulmamalı ve yine dondurulmuş bir
gıda oda sıcaklığında değil, buzdolabında çözündürülüp, hemen
tüketilmeli. Et, süt gibi çiğ gıdaların hazırlanmasında
kullanılan bıçak, kesme tahtası, çatal, tencere gibi unsurlar
pişirilmiş yemeklerde kullanılmamalı. Bozulmuş gıdaların bozuk
kısımlarını ayırarak kalan kısmını kullanmak da yanlış. Örneğin,
salçanın küflü kısmını temizlemek, salçayı küften arındırmak
anlamına gelmez. Gıdaların saklama kapları da çok önemli bulaşma
kaynakları. Bu nedenle bir gıdanın ambalajını o gıdayı
tükettikten sonra çöpe atmak, bir başka gıdanın saklanması için
kullanmamak gerekiyor.
Bakterilerin çoğalmasını ve zehir oluşturmalarını önlemek için,
belirli yiyecekleri doğru sıcaklıkta tutmak son derece önemli.
Bu nedenle paketin üstündeki bilgilere uymak gerekiyor.
Buzdolabından çıkarılmış yemekleri yeme sıcaklığına ısıtmak
yerine, bir taşım kaynatıp yeme sıcaklığına soğutmak çok daha
güvenli.
Kimyasal zehirlenmelere karşı da alınabilecek çok basit önlemler
var. Örneğin bitkisel gıdalar, farklı zamanlarda farklı etkiler
ortaya çıkartabilir. Domates yeşil haldeyken solanin adı verilen
alkoloidi bol miktarda içerir ve bu durumda özellikle duyarlı
kişilerde zehirlenmeler ortaya çıkartabilir. Yine, mürver
ağacının olgun meyveleri yenebilirken, olgunlaşmamış
meyvelerinde bulunan bir zehirli bileşik, büyükbaş hayvanlarda
ve keçilerde olduğu gibi insanda da zehirlenmeye neden olur.
Dolayısıyla, yediklerimiz hakkında önce bilgi sahibi olup sonra
kullanmamız ya da rutin kullanımı dışında kullanmamamız, en
basit önlemlerden biri olabilir. Gıdalar yoluyla
uğrayabileceğimiz kimyasal zehirlenmelere bir diğer örnek olarak
da tarımsal ilaçları verebiliriz. Bir tarım ilacının tüketiciye
ulaşmasıysa, en yaygın olarak ürün üzerindeki kalıntı yoluyla
olur ve aldığımız ilaç kalıntıları birden ya da süreç
içerisinde zehirlenmeleri ortaya çıkarabilir. Tarımsal ilaç
kalıntılarının zehirleyici etkisinden bütünüyle
korunabilmemizse, bu konuda üretimden tüketime kadar uzanan
zincirde alınacak ciddi önlemlerle olası. Ama biz en basit yolla
meyve ve sebzeleri tüketmeden önce iyice yıkayarak bireysel
önlemimizi alabiliriz.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Nisan-2005
Gülgûn Akbaba'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

31.05.2006
|
|