| |

Girit adasının
fethine Sultan İbrahim zamanında başlanmış, Avcı Sultan Mehmet
zamanında tamamlanmıştı. 1821'de Yunan istiklalini hazırlayan Heten'a
Cemiyeti elini buraya da atmış, Rumların ayaklanması sağlanmış ve
Türklerin can ve mal emniyeti son bulmuştu. Açıkgöz Rumlar, bunu
Avrupa basınına kendi lehlerine ulaştırmayı başarmışlar ve Türklerin
katliama giriştiği propagandasını yaymışlardı.
1825'te yapılan
Girit ve Sisam ayaklanmaları çok kanlı olmuştu. 1866'da birçok Avrupa
devletinden para ve silah yardımı sağlayan bir ihtilal hareketi
meydana getirmişlerdi...
Bu sırada
Avrupalılar araya girerek, Girit için bir özel idarenin kurulmasını
istediler. Bu yeni idare bugün Kıbrıs'ta olduğu gibi, Rumların gelişip
teşkilatlanmasına yardım etti.
Yunanistan'a
öğrenim için giden Giritliler, Yunanlılar tarafından
teşkilatlandırılmış, halkı kandırmak için köy köy dolaşarak, nutuklar
vererek, kilise ise gizli gizli halkı kışkırtmaya başlamıştı.
İsyanların ve
şikayetlerin önü alınmayınca da Avrupalılar, Babıali'yi aralıksız
sıkıştırmakta olduğundan II. Abdülhamid olayı yerinde incelemek üzere
Gazi Ahmet Muhtar Paşa'yı oraya gönderdi. Paşa, Hanya yakınındaki
Halpa köyünde isyancı başlarıyla bir anlaşma yaptı.
Bu sırada Girit'te
vali olarak Kostaki Adanidis adlı biri bulunmaktaydı. Yunan
kilisesinin adamı olan vali, açıktan açığa ayaklananları korumakta,
adalıların kalbini kazanarak, milli bir lider olmak hevesindeydi.
Valinin yardımcıları da Kasımzade Hamdi, Kaurzade Hasan Bey’lerdi.
Aynen bugün Kıbrıs'ta başkanın Rum, muavinin Türk olduğu gibi.
İngiliz konsolosu
Tomas Sandoviç de valiyi korumakta ve Türk yardımcıların yetkilerini
kullanmalarını önlemekteydi. Halpa anlaşmasından sonra valiliğe
getirilen Fotiyadis, Yunanlılık gayretkeşliği içinde kendi adamlarını
iş başına getiriyor, gizlice asileri koruyor, Türklerin katledilmesine
teşvik edici yollar tutuyordu.
Valilikte müddeti
dolan Fotiyadis, bu görevde kalmak için bir hayli uğraştıysa da,
Babıali kararında ısrar ederek görevinden uzaklaştırdı. Yerine geçen
Sava, isyancıların direnmesiyle görevinden alınmış, yerine Londra
sefaretinde bulunan Kostaki Antapulos getirilmişti. Mutedil
hareketlerle Girit'te düzeni sağlamak kolay değildi. Atina ve
Patrikhane, buradaki fesat tohumunu aralıksız geliştiriyordu, ilk
patlak Hanya'da oldu. İleri gelen birkaç Türk, Rumlar tarafından
öldürüldü. Ordu ve valinin şiddet tedbirleri bir fayda sağlayamadı.
İkinci defa durumu incelemek için gönderilen Mahmut Celaledin ve Ahmet
Ratip Paşalar'ın tavsiyeleri de Rumların işine gelmedi.
Sebrona'da genel
bir ayaklanma yaratarak birçok Türk'ün kanına girdiler. Bu durum
karşısında başarısızlığa uğradığını gören Kostaki Paşa, istifa etti,
yerine Nikolaki Sartinski getirildi. Yeni vali, muvaffak olmak için,
mutedil Rumları tutmak yolunu izleyince, Yunan taraftarları
ayaklanarak 1889 ihtilalini meydana getirdiler.
Rumların
Fesat Makinesi
Nikola Zoridis,
Yani Mihaki, Aristidi Kiriari, Anderya Kakori, Mennos Isihakis gibi
sergerdeler, Kakori'nin başkanlığında toplanarak adanın Yunanistan’a
katılması isteğini ileri sürdüler. Köy köy dolaşarak cahil halkı
ayaklandırdılar. Dini inançlarından faydalandılar. Köylerde,
şehirlerde silahlanan Rumlar, ansızın Türklerin üstüne atılarak
binlerce Türk'ü öldürüp, evlerini yaktılar, yiyeceklerini yağma
ettiler. Duruma bir türlü mani olunamıyordu. Nikolaki de azledilerek
Ali Rıza Paşa bu göreve getirildi. Ali Rıza Paşa bir askeri valinin bu
göreve atanmasını isteyerek çekilince, yerine Müşir Şakir Paşa'yı
gönderdiler. Şakir Paşa'nın aldığı tedbirler, kısa zamanda Rumları
sindirdi, adaya sulh ve sükun güneşi doğdu. Fakat bu durum Atina'nın
işine gelmiyordu. Onun amacı Girit'i ele geçirmekti. Bunun için orada
durmadan ayaklanmalar, huzursuzluklar olmalı, Türkler öldürülmeli,
adadan kaçırılmalı, mal ve mülküne el konulmalıydı. Ancak ada, Rum
ekseriyeti sağlanırsa Yunanistan'ın olabilirdi. Ayrıca gizli gizli
göçmen sokmak yolu da tutturulmuştu.
Fesat makinesi
bütün gücüyle Türkler aleyhine işliyordu. Mahmut Celaleddin Paşa'nın
valiliği devresinde de idare normale dönmüşse de ortalığı bulandırmak
isteyenler, bir komite kurarak, ada Türkleri'ni öldürmek yurtlarını,
mallarını yağma etmek amacıyla harekete geçtiler. Bahane olarak da
jandarmaların Arnavut oluşunu, insafsız hareket ettiklerini ileri
sürüyorlardı. Jandarma çavuşu Zekeriya ile bir jandarma ve dokuz
yaşındaki kız çocuğunu öldürerek ayaklanmanın ilk kanını akıttılar.
Önceden hazırlıklı
olan başkaldırma kadrosu, kısa zamanda 1.500'e yükselmişti. Papazlar,
din işlerini bırakmışlardı. Fener kilisesiyle el ele veren Atina
metropoliti, durmadan kiliselere gönderdiği emirle, halkın isyancılara
karışmasını ve her türlü yardımda bulunmasını istemekteydi. Birçok
papaz da silahlanarak bu ayaklanmaya katılmış, isyancılar için
Yunanistan'dan bir hayli para ve silah da getirmişlerdi. Epitropi
komitasının başkanı, Heybeliada papaz okulundan yetişen Malako idi.
Ayaklanma genişledikçe, durum bir Haçlı görünüşü göstermeye başlamış,
Hıristiyanlığın İslam'ı Girit'te yok etme davası halini almıştı. Kısa
zamanda isyancıların toplamı 5.000'i bulmuştu.
Atina, propaganda
yönünden kuvvetli bir kozu eline geçirmiş, Türklerin mazlum Rumlara
zulmettiğini gösteren resimler yaptırmaya, yazılar yazdırmaya memur
ettiği adamlarını Avrupa başkentlerine yaymaya başlamıştı. Avrupalı
koruyucularını, adanın kurtarılması hakkında yardıma çağırıyor,
İngiliz ve Ruslar bu yardıma çoktan hazır bulunuyorlardı. Rus,
İngiliz, Fransız, İtalyan gazete ve dergileri bu yılki yayınlarında
hep Rumları koruyan ve haklı gösteren yazılarla doluydu.
Durumun oradaki
kuvvetle bastırılması imkansız hale gelmişti. Bu yönden kuvvetli bir
birliğin orada görev alması gerekiyordu. Neticede, Abdullah Paşa
kumandasındaki isyanı bastırma ekibi, 29 mayısta Suda limanına
çıkarıldı. Vamos'ta Rumların kuşattığı Türkleri kurtarmak için Kalive
kasabasına da bir birlik gönderilmişti. 18 günlük çetin bir hareket
sonu Sebrona ve Romata da kuşatılmış, Türkler aç ve silahsız
bırakılmış, Türkler, 7 haziranda asilerin ezilmesi üzerine
kurtarılmıştı.
Rumların Türklere
karşı gösterdikleri kötü ve insafsız hareketlere aynı şekilde karşı
koymaktan başka çare kalmadığını gören Provliyalı Türkler de,
kendilerini yakalayıp yakmak isteyen asilerden bir kısmını yakalamış,
fakat bunların, kendilerini isyancıların zorla ayaklandırdığını iddia
etmeleri ve yalvarmaları sonucu bırakmıştı. Rumlar ise, Türklere
eziyet ve hakaretten geri kalmıyor, çocukları bile aç bırakmak için
fırınları, un depolarını, tarladaki ekinleri yakıyorlardı.
Avrupa'nın
Kararı
Yunanlıların hem
silahla, hem de propaganda yönüyle çalışmaları boşa gitmiyordu.
Koruyucuları olan Avrupalılar işe burunlarını sokarak Babıali ile 1896
yılı 25 Ağustosunda büyükelçiler seviyesindeki toplantıda şu karara
vardılar:
-
Girit valisi
Hıristiyan olacak, devletlerin tasdiki ile Babıali'ce beş yıl için
atanacak,
-
Vali, genel
meclis tarafından kabul edilen kanunları reddetmek yetkisini
taşıyacak,
-
Adada bir
karışıklık çıkması halinde silah ve asker yardımı isteyebilecek,
-
Memurların üçte
biri Hıristiyanlardan seçilecek,
-
Avrupalı
hukukçuların yöneteceği bir adli ıslahat komisyonu teşkil edilecek,
-
Bingazili
Araplar, valinin izni olmadıkça Adaya yerleştirilemiyecek, vali,
asayiş yönünden bulunmalarını istemediği kişileri adadan
çıkarabilecekti.
Buna rağmen Atina
bu durumu kendi çıkarlarını baltalamış kabul ederek kolları sıvamaya,
ajanlarını sokarak Spitropi kuruluşlarıyla anlaşmaya vararak onları
papazlar yoluyla harekete geçirmeye girişti. Köy köy kıpırdamalar ve
katiller, ırz ve mallara el atmalar başladı. Yunanlılar yayına geçmek
için bunu beklemekteydiler.
Yayınlanan bir
tebliğde: insanlık, medeniyet alemi!... Biçare Giritlilere yardım
elinizi uzatınız!... O zavallıların mal ve can emniyeti tehlikeler
altındadır. Her gün binlerce Hıristiyan öldürülüyor. Eğer Girit
Hıristiyanlarının nasıl bir sefalet, nasıl bir felaket içinde
bulunduğunu görürseniz, merhametli kalbiniz kanlanır, göz yaşlarınız
damlar. Şimdi, türlü işkence altında can çekişen ve hayatlarını feda
ile hepimiz için kutsal olan Yunanlılığın vefalı kucağına can atmak
isteyen Hıristiyan kardeşlerimize imdat ve yardım edelim!...
deniyordu.
Olayları tamamen
ters aksettiriyorlardı. Oysa ölen, öldürülen Türkler, öldüren, mal ve
cana el uzatan Rumlardı. Propaganda, Hıristiyanlık davasının altında
yavuz hırsız, ev sahibini bastırıyordu. Bu durum karşısında artık
pasif kalınamazdı. Aynı şekilde durumun bütün açıklığıyla dünyaya
anlatılması gerekiyordu. 25 temmuz 1896'da valiye ve Avrupalı devlet
konsolosluklarına Rum kötülüklerini anlatan bir tamim yayınlandı.
Bunda özetle şöyle denmekteydi:
«Birçok imkanlar
sağlanması dolayısıyla bir refah içinde bulunulması gereken adamızda,
sükûn ve huzuru Rum vatandaşlarımız bozmaktadır. Karışıklık ve
eşkıyalık, adayı bir harabeye çevirmiş, oturmayı adada imkansız hale
getirmiş, Türkler için hiç bir yönden huzur ve sükun kalmamıştır.
Rum Mezalimi
«Bir yıldan beri
Rum vatandaşlarımız, Türk köy ve evlerini yakmakta, mallarını yağma
etmekte, sonra da bunu Türkler, Hıristiyanlara yapıyormuş gibi
göstererek, bunu Yunan basınına da aktarmakta, dünyayı aldatmaktadır.
Hıyanetin bu derecesine tahammül insan gücü dışındadır. Rum tebliğinin
yalanlığını şöylece ispatlayabiliriz:
«Hanya'ya bağlı
Gidanya ilçesinde Psatoyano, Babilo, Vatolakos, Alikiyano, Konfo,
Gorano, Strine, Pisires, Romata, Sebrona, Lotraki, Pisikopi, Modi,
Limnidre, Valeşero Nitissa, Sirili, Pirgo köylerinde bütün Türklerin
evleri, yağhaneleri, zeytinliklerinin büyük bir kısmı Rumlar
tarafından yakılmış, bütün araç ve gereciyle birçok hayvanlar alınarak
24 erkek, 4 kadın, 8 çocuk en adi işkencelerle öldürülmüştür.
«Kisamo, Samino,
Isvakiye bağlı Apkorona, Ayosvasilis ilçesiyle Resino nahiyelerinde,
Milyopotamo, Aman, Kandiye'ye bağlı Pribaniçe, köyleri Rum eşkiyaları
tarafından tahrip edildi, evler, yağhaneler yakıldı, hayvanlar
alınarak dağa götürüldü, yüze yakın erkek, işkencelerle öldürüldüğü
gibi, bir kısmı camilere konarak yakıldı.
«Prolya ilçesinde
on beş gündür emniyette bulundurulan yetmiş Rum, sağlam olarak
hükümete teslim edilmiş, bu çetecilere hiç bir işkence ve zulüm
yapılmamıştır. Halbuki bunlar, yüzlerce Türk'ün icarıma girmiş
kimselerdi.
«Rumlar tarafından
oğlu öldürülen, damadı ağır yaralanan Hüseyin Ağa adlı bir ihtiyar,
Hanya yakınlarında eline geçirdiği iki Rum'u hiç bir şey yapmadan bir
gece evinde ağırladığı gibi, ertesi gün hükümete teslim etmiştir.
Bunun gibi binlerce insani hareketler Türkler tarafından Rum
hemşehrilerinden esirgenmemişken, Rumların yaptıkları adi hareket,
bütün insanlığın yüzünü kızartacak durumdadır.
«Yunanlılar'ın
aralıksız bir çalışma ile silah, gönüllü ve cephane, erzak göndererek
Adadaki isyancıları kışkırtmaya devam etmesi, adada huzur ve asayişi
sağlamayı, can ve mal emniyetinin korunmasını imkansız hale koymuş
olduğundan, can, mal korunmasının sağlanılarak, asayişsizliğe son
verilmesini istemekteyiz.»
Yunan
Taşkınlıkları
Yabancı
devletlerin, bilhassa Rusların kışkırtmasıyla Türk sınırında, Karanya
Grabena bölgelerinde de çeteler kurarak Rumeli'ye sokmak, Makedonya,
Tesalya, Epir'deki Rumları ayaklandırmak, Girit’te de yaptıklarını
daha ileriye götürmek yolunu denemeye başladılar. Güya bu olayları
önlemek üzere Avrupalılar Girit sularına donanma da göndermişlerdi. Bu
donanma, asayişe yardım edecek yerde, başta Ruslar olmak üzere gizli
gizli Rumlara yardım ederek bir ihanet filosu haline gelmişti.
Bu durumu yaratan
Yunanlılar, Hidra ve Alfeyon savaş gemileriyle adaya asker göndermeye,
güya oradaki asayişsizliği önlemeye de kalkıştılar.
Ocak ayına kadar
süren huzursuzluk, 29 Ocakta son kertesine vardı. Adaya sokulan birkaç
bin Yunan askeri ve gönüllüsü ile subaylar, eşkıyaların arasına
girerek, onları teşkilatlandırdılar. Yangınlar, soygunlar, öldürmeler
artık saklanmaz duruma geldi. Olayların bu kerteye gelişi, büyük
devletlerin Hanya konsoloslarını kendi hükümetlerine baş vurarak
gerekli tedbirin alınması mecburiyetinde bıraktı. Bu da bir oyundu. Bu
oyunla ada, Yunanlılara verilecekti. Türk askerini çıkarmak suretiyle
adada asayiş sağlanabilirdi. Ama bu, onların işine gelmiyordu.
Konsoloslardan yalnız Fransız Konsolosu Blan, adadaki durumdan
özellikle Yunan hükümetinin sorumlu olduğunu 7 Şubat tarihli raporu
ile hükümetine bildirmişti ki bu da, Fransız sarı kitabında açıkça
yazılı bulunmaktadır.
Bu arada ada
halkının, güya toplanarak Yunanistan'a katılma yolunda müracaat ettiği
ve Yunan Kralı Yorgi'yi, adayı işgale davet ettiği öğrenildi.
Yunanlılar bu kararı Avrupa'ya bildirerek büyük devletlerin yardımını
istedi, gizli gizli temaslar yapmak üzere Yunan devlet adamlarını
Avrupa başkentlerine gönderdiler. O zaman hariciye müsteşarı olan
Curzon, Avam Kamarası'nda şöyle konuştu:
«Girit'teki son
olayların Türkler tarafından yapılmamış olduğuna dair Hanya konsolosu
ile Akdeniz'de bulunan amiralimizden yeterli bilgi aldık. Girit
hareketinin başkanları Yunanistan'a davet edilmişti. Bunların ne
şekilde geldikleri bilinemez. Bunlar bir müddet sonra da geri
gitmişlerdir. Bunlarla Giritli reisler arasındaki konuşmalar sonucu
bazı şehirler civarındaki Rum aileleri, ev eşyaları ve sürüleriyle
dağlara çekilmişlerdir. Böylece Kandiye'de isyan başlamış, birçok Türk
aileleri şehirlere sığınarak canlarını kurtarmak istemişlerdir, işte
Yunan hükümetinin şikayet ettiği karışıklık, kendilerinin yarattığı
olaylardan başka bir şey değildir.
Zulüm ve fenalık o
kadar ileri gitmişti ki, Yunanlılara yardım eden ve Türkler'i sevmeyen
Lord Curzon bile gerçeği saklayamamış, bu kadarcık olsun bir itirafta
bulunarak günahlarının kefaretini vermişti. Times gazetesi de şöyle
yazıyordu:
"Tarafsız
bir görüşle söylemek gerekirse. Türkiye kadar birçok dinden vatandaşı
olan bir Yurtta kendi yurttaşlarına eşit muamele eden, milliyet, lisan
ve dinlerine dokunmayan bir büyük devlete Yunan gazetelerinde uzatılan
dil, hiç de insafa ve akıllıca bir harekete yakışmaz. Zalimce hareket
ettikleri halde, mazlum rolüne bürünmek çok hayret edilecek bir
şeydir. Paris, Viyana, Berlin gazete ve mecmualarının da aynı yolda
yayın yapmalarına karşı Atina çizmiş olduğu programdan dönmüyor, Yunan
başbakanı Deli Yani, millet meclisinde açıkça Girit'in Yunanlıların
olacağını söylüyor, Atina basını da bu tezi savunan yazılarına devam
ediyordu."
Yunanlılar
Ada'ya Çıkıyor
Yunan Kralı Yorgi,
ikinci oğlu Prens Yorgi'yi altı torpido ile Girit'e yollamak kararını
almıştı. Büyük devletler güya bunu önlemek için çabalar
sarfetmekteydi. Atina'da yapılan büyük bir törenden sonra albay Vasos
bir alay piyade ve istihkam taburu, bir batarya ile Pire’den hareket
ederek, Şubatın 15'inde Hanya yakınlarındaki Platonya'da kıyıya
çıktılar. Yunan gazeteleri:
"Bunca yıldır
beklenen şafak söktü, emellerimize kavuştuk, Girit'e ulaştık" diye
yazmakta. Kral Yorgi ise albay Vasos'a verdiği emirde:
Girit'in sizce
gerekli olan yerinde çıkarak adayı oğlum adına ele geçirecek, bundan
sonra bütün muameleleri Yunan kanunlarına göre, kral namına
yapacaksınız, oraya varınca adanın Yunan hükümetince işgal edildiğini
halka bildiriniz diyordu.
Adaya çıkan
Yunanlılar, 15 Mayıs 1919'da İzmir'de yaptıklarının aynını
uygulamaktan geri kalmadılar. Olayları önlemek isteyen Avrupalı
devletlerin amiralleri, Yunan hareketlerini kısıtlamak için kordonu
sıklaştırdılarsa da Rum korsanlar gecelerden faydalanarak bildikleri
gibi oynamaktan geri kalmadılar. Albay Vasos'un söz dinlememesi
karşısında, adayı bombardıman bile ettiler ama, bir fayda vermedi.
Yunanlılar ise, Atina'da düzenledikleri törenlerle Girit adasının
kendilerine katıldığını yaymaktaydılar.
Avrupalı devletler
2 Martta Atina'ya verdikleri notada şunları istemişlerdi:
a) Girit, hiç bir
suretle Yunanistan'a verilmiyecektir.
b) Osmanlı
İmparatorluğu'nun mülki tamamlılığı Avrupalılarca garanti edilmiştir.
Girit için özel bir idare kurulacaktır.
c) Yunanlılar,
Girit'ten deniz ve kara birliklerini çekeceklerdir.
d) Bu kuvvetlerin
çekilmediği görülürse zor kullanılacaktır.
Savaş
Başlıyor
Yunanlılar,
verdikleri cevapta, bu kararlara uyacaklarını, ancak adada bulunan
Rumların da fikirlerinin alınmasını istediler. İçerdeki fesat yine
kışkırtmalarla harekete geçerek Ekratori tepesinde bulunan Yunan
çeteleri 9 Mart gecesi Türklere saldırıya geçtiler. Olayları izleyen
Fransız konsolosu Blanc, hükümetine Türklerin haklı olduğunu, zulmün
Yunanlılar tarafından insafsızca kullanıldığını, birçok Türk'ün tuğla
fırınlarında yakıldığını bildirdi. Olaylarda eli olan Yunan
konsolosluğu memurları, Avrupalılar tarafından zor kullanılarak adadan
uzaklaştırıldı. Bunu Yunan donanması izledi. Durumu Yunanistan'dan
idare eden Etniki Heten'a, halkı heyecana vererek bir savaş havası
yaratmıştı. Devletler Girit ablukasını sıklaştırmışlar, denizden
yardım yapılmasını engellemişlerdi.
Yunan kralı
Girit'te kazanılan başarıların etkisiyle Tesalya’ya kadar gitmiş,
askerlerini denetleyerek bir savaşın başlamak üzere olduğunu 27 Martta
açıklamıştı. Bütün hazırlıklarını tamamlayan Yunan ordusu, 1897 yılı 3
Nisanında sınırlarımızı aşmak cesaretini gösterdiler. Bu büyük
şımarıklığa, Edhem Paşa kumandasındaki Türk orduları Dömeke'de gereken
dersi verdi. Kuvvetlerinin çoğunu kaybeden kral, çemberden zor
kurtuldu. Türk orduları Atina yolundaydı ki, mazlum pozuna bürünerek
büyük devletlere yalvarmaya başladılar. Zaten aracı olacaklarını
biliyorlardı. Savaş az bir tazminat, ufak bir sınır değişikliğiyle son
bulunca Yunanlılar gözlerini tekrar Girit'e çevirdiler. Buraya bir
muhtariyet verilmesi esasen kabul edilmişti. Yalnız bir vali bulmak
mesele oluyordu. Etniki Heten'a bunda da başarı
kazanarak, genellikle Rusların yardımıyla Prens Yorgi'yi vali yaptı.
Kandiya'da çıkan bir karışıklıkta Heten’a nın bir oyunu ile Türk
askerleriyle İngilizler çarpışmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine de
askerimizi çekmemizi istediler. Esasen maksatları da buydu, oyunu iyi
hazırlamışlardı. Güya şimdi devletler adayı koruyacaklardı. 21 Kasımda
prens Yorgi'nin valiliğe başlamasını Babıali protesto ettiyse de hiç
bir sonuç alınamadı. Balkan Savaşı'na kadar da Girit, güya muhtar bir
idare altında kaldı.
Yazan: İhsan
Ilgar
Hayat Tarih
Mecmuası - 1969
Kaynakça:
Bodrum-Bodrum.com
|
|