|
Günümüzün
sayılı gramofon tamircilerinden biri, aynı zamanda bir
koleksiyoner Mehmet Öztekin. Sadece gramofonlar değil, onların
bir parçası olan taş plaklar da onun tutkusu...
Kapalıçarşı,
Lütfullah Kapısı girişi… ‘Sahibinin Sesi’ markalı bir
gramofondan yükselen müzik, Bakırcılar Çarşısı’nı sarıyordu.
Münir Nurettin Selçuk’un, Yahya Kemal’in ‘Rindlerin’in Akşamı’
adlı o ölümsüz şiirinden bestelediği segâh şarkısı ‘Dönülmez
Akşamın Ufkundayız’a aitti bu notalar... Müziğe kulak verip,
kapıdan içeri girdiğimde gramofon tamircisi Mehmet Öztekin’in
dükkânında buldum kendimi. Bu küçük yerdeki onlarca gramofon,
Öztekin’in hünerli ellerinden geçip hayat bulmayı bekliyordu.
Kiminin ya zembereği kırılmıştı ya iğnesi… Kimi de
dinleyicilerinden ayrı düşüp kendini bu tamirci dükkânında
bulmuştu. Hepsinin ortak temennisi, hurdaya düşüp de Öztekin’e
ulaşacak bir gramofondan alınacak parçayla ayağa kalkmaktı.
Sabır ve
Yürek İşi
Babasından
devraldığı zanaatı hâlâ sürdüren Öztekin, bu işte kırk yılını
geride bırakmış. Ve kırk yıl boyunca tek sıkıntısı artık
üretilmeyen gramofon parçalarına çok büyük zorluklarla da olsa
ulaşmak olmuş. “Babam, gramofon tamircisiydi. Onun atölyesinde
başladım. Türkiye’de ne kadar hurda, işe yaramayan gramofon
varsa bana ulaşır. Ve ben alırım. Çünkü o gramofonun üstündeki
bir parça, başka bir gramofonu ayağa kaldıracaktır. 1960’ların
tamircilerinin de, bugünün tamircisinin de ortak sorunu
imkânsızlık. Çünkü artık gramofon üretilmiyor. Haliyle parçaları
da” diyor ve ekliyor, “Çok zorlandığım tamirler olmuştur. Hatta
kimi zaman kaldırıp atmışımdır o çok sevdiğim aleti. Fakat
sabretmek ve yaptığım işe kendimden bir şeyler katmak sorunu
çözmüş, geriye en sevdiğim plağı koyup dinlemek kalmıştır.”
Mehmet
Öztekin, Kapalıçarşı’nın tek gramofon ustası... Yeniden hayata
döndürdüklerinin yanı sıra eski parçaları birleştirerek ürettiği
gramofonları da var. Tamir ettiği ya da yaptığı her gramofona
duygularını katan bir ‘usta’ o. İcra ettiği zanaatıyla asla
övünmeyen Öztekin, “Bu benim gramofonu ve onun bizlere aşıladığı
kültürel değerleri bugüne bırakmak açısından sorumluluğum”
diyor.
İyi Bir
Koleksiyoncu
Öztekin,
yıllarca tüm zorluklara rağmen işini sürdürmüş. Bu zorluklar
içerisinde onardığı bazı gramofonları koleksiyonuna koymuş. 50
parçalık bu koleksiyonun en eski üyesi 1914 yılına ait. 2002
yılında Kadir Topbaş’ın desteğiyle Beyoğlu Belediyesi Sanat
Merkezi’nde bu koleksiyonunu sergilemiş.

Gramofon
tutkusunun yanında, Türk Sanat Müziği’ne hizmet etmiş
gayrimüslim sanatkârlar ile İsmail Dümbüllü’nün ortaoyunlarının
kayıtlı olduğu plakların ağırlıkta bulunduğu, kimisi paha
biçilmez binin üzerinde taş plağa sahip... “Çok geniş bir plak
koleksiyonum var. Dünyanın birçok yerinden sanatçıların, tiyatro
oyuncularının, bürokratik görüşmelerin bulunduğu önemli bir plak
koleksiyonu… Özellikle Türk Sanat Müziği’ne hizmet etmiş olan
gayrimüslim sanatçılarımızın plakları bu koleksiyonun nadide
parçaları” diyor Öztekin.
Gramofon’un
Öyküsü
1877’de
Edison’un fonografı keşfetmesi ve Emile Berliner’in 1887’de
gramofonu bulmasıyla müzik dinleme zevki sadece aristokrasiye
değil halka da mal olmuştu. 1900’lü yılların başında, öncelikle
İngiltere olmak üzere Fransa, Amerika, İtalya ve daha birçok
ülkede gramofon yapılmaya başlandı. Bunların en kalitelileri,
özenle üretilen ve ömürlük olarak dizayn edilen ‘His Master’s
Voice’, yani Sahibinin Sesi diye adlandırılan İngiliz
gramofonlarıydı. Dönemin üreticileri her koşulda gramofon
dinlenebilmesi için farklı türlerin yapımına ağırlık
vermişlerdi.
 |
|
 |
Taşınabilir
ve taşınamayan gramofonlar olarak sınıflandırılan bu türler ‘tam
salon’, ‘yarım salon’, ‘çanta’ ve ‘cep’ gibi isimler alıyordu.
Örneğin ‘dilenci gramofonu’, sokaklarda müzik dinlenebilmesi
için üretilmiş ve zamanla bazı insanlar için gelir kapısı haline
gelmişti. En önemli özelliği ise, çalan plakla birlikte
gramofonun önünde bulunan insan figürlerinin dans ediyor
oluşlarıydı. 1. Dünya Savaşı’yla birlikte popülerliğini yitiren
gramofon, 1925’lerin sonuna doğru eski günlerine geri döndü.
Tabii yerini pikaba bırakana kadar...
Eşi En Büyük
Destekçisi
Öztekin,
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanıyla ard arda gelen inkılâpların
içerisinde musikinin ayrı bir yeri olduğunu anlatıyor. “Musikiye
büyük önem veren Mustafa Kemal bir gün katıldığı bir baloda
Münir Nurettin’i dinler. Çok etkilenir. Musiki sanatçısı Münir
Nurettin, aynı zamanda Fenerbahçe’de futbolcudur. O gün masasına
davet ettiği Münir Nurettin’e, musikiyi tercih etmesini söyleyen
Atatürk, Cumhuriyet bursuyla Nurettin’i Fransa’ya, musiki
eğitimi almaya gönderir.”
 |
|
 |
Mehmet
Öztekin, 1930’ların 40’ların Türkiyesi’nde müziğe olan bakış
açısını öyküleriyle zenginleştirirken, yıllardır değiştirmediği
İngiliz yapımı ‘Sahibinin Sesi’ gramofonuna, Hafız Vuran’ın
‘Neva Gazelleri’ adlı plağını koyuyor. “Hafız Vuran’ın çok güzel
bir sesi vardır. Kendisi bu özelliğinden dolayı gazelhandır. Bir
gün, bir plağı elime geçti. Gazelhan Hafız Vuran, tango okumuş;
şaşırdım. Bir gazeteci arkadaşa durumu aktardım. Araştırıp
geldi. Meğerse Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda, Vuran’dan tango
okunması istenmiş. Amaç ise insanların müziğe, sanata ilgi
göstermeleriymiş.”
Öztekin, iki
nedenle şanslı olduğunu düşünüyor. Birincisi, sevdiği bir işi
yapıyor oluşu. İkincisi de eşinin yaptığı işi sevmesi ve ona
destek çıkması. “Evimde elliye yakın gramofon var. Hacimli
oldukları için evde büyük bir yer kaplıyorlar. Zamanımın çoğu
atölyemde ya da bu küçük dükkânda geçiyor. Eşim gözü gibi onlara
bakıyor.”

Yazı-Foto:
Volkan Doğar
Kaynakça:
SkyLife -
Kasım 2006
Volkan Doğar'a teşekkürlerimizle
Denizce

16.11.2006
|