e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Gramofon Aşkıyla 40 Yıl

 Volkan Doğar   

 

 

 

Günümüzün sayılı gramofon tamircilerinden biri, aynı zamanda bir koleksiyoner Mehmet Öztekin. Sadece gramofonlar değil, onların bir parçası olan taş plaklar da onun tutkusu...

Kapalıçarşı, Lütfullah Kapısı girişi… ‘Sahibinin Sesi’ markalı bir gramofondan yükselen müzik, Bakırcılar Çarşısı’nı sarıyordu. Münir Nurettin Selçuk’un, Yahya Kemal’in ‘Rindlerin’in Akşamı’ adlı o ölümsüz şiirinden bestelediği segâh şarkısı ‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’a aitti bu notalar... Müziğe kulak verip, kapıdan içeri girdiğimde gramofon tamircisi Mehmet Öztekin’in dükkânında buldum kendimi. Bu küçük yerdeki onlarca gramofon, Öztekin’in hünerli ellerinden geçip hayat bulmayı bekliyordu. Kiminin ya zembereği kırılmıştı ya iğnesi… Kimi de dinleyicilerinden ayrı düşüp kendini bu tamirci dükkânında bulmuştu. Hepsinin ortak temennisi, hurdaya düşüp de Öztekin’e ulaşacak bir gramofondan alınacak parçayla ayağa kalkmaktı.

 

Sabır ve Yürek İşi

Babasından devraldığı zanaatı hâlâ sürdüren Öztekin, bu işte kırk yılını geride bırakmış. Ve kırk yıl boyunca tek sıkıntısı artık üretilmeyen gramofon parçalarına çok büyük zorluklarla da olsa ulaşmak olmuş. “Babam, gramofon tamircisiydi. Onun atölyesinde başladım. Türkiye’de ne kadar hurda, işe yaramayan gramofon varsa bana ulaşır. Ve ben alırım. Çünkü o gramofonun üstündeki bir parça, başka bir gramofonu ayağa kaldıracaktır. 1960’ların tamircilerinin de, bugünün tamircisinin de ortak sorunu imkânsızlık. Çünkü artık gramofon üretilmiyor. Haliyle parçaları da” diyor ve ekliyor, “Çok zorlandığım tamirler olmuştur. Hatta kimi zaman kaldırıp atmışımdır o çok sevdiğim aleti. Fakat sabretmek ve yaptığım işe kendimden bir şeyler katmak sorunu çözmüş, geriye en sevdiğim plağı koyup dinlemek kalmıştır.”

 

Mehmet Öztekin, Kapalıçarşı’nın tek gramofon ustası... Yeniden hayata döndürdüklerinin yanı sıra eski parçaları birleştirerek ürettiği gramofonları da var. Tamir ettiği ya da yaptığı her gramofona duygularını katan bir ‘usta’ o. İcra ettiği zanaatıyla asla övünmeyen Öztekin, “Bu benim gramofonu ve onun bizlere aşıladığı kültürel değerleri bugüne bırakmak açısından sorumluluğum” diyor.

 

İyi Bir Koleksiyoncu

Öztekin, yıllarca tüm zorluklara rağmen işini sürdürmüş. Bu zorluklar içerisinde onardığı bazı gramofonları koleksiyonuna koymuş. 50 parçalık bu koleksiyonun en eski üyesi 1914 yılına ait. 2002 yılında Kadir Topbaş’ın desteğiyle Beyoğlu Belediyesi Sanat Merkezi’nde bu koleksiyonunu sergilemiş.

Gramofon tutkusunun yanında, Türk Sanat Müziği’ne hizmet etmiş gayrimüslim sanatkârlar ile İsmail Dümbüllü’nün ortaoyunlarının kayıtlı olduğu plakların ağırlıkta bulunduğu, kimisi paha biçilmez binin üzerinde taş plağa sahip... “Çok geniş bir plak koleksiyonum var. Dünyanın birçok yerinden sanatçıların, tiyatro oyuncularının, bürokratik görüşmelerin bulunduğu önemli bir plak koleksiyonu… Özellikle Türk Sanat Müziği’ne hizmet etmiş olan gayrimüslim sanatçılarımızın plakları bu koleksiyonun nadide parçaları” diyor Öztekin.

 

Gramofon’un Öyküsü

1877’de Edison’un fonografı keşfetmesi ve Emile Berliner’in 1887’de gramofonu bulmasıyla müzik dinleme zevki sadece aristokrasiye değil halka da mal olmuştu. 1900’lü yılların başında, öncelikle İngiltere olmak üzere Fransa, Amerika, İtalya ve daha birçok ülkede gramofon yapılmaya başlandı. Bunların en kalitelileri, özenle üretilen ve ömürlük olarak dizayn edilen ‘His Master’s Voice’, yani Sahibinin Sesi diye adlandırılan İngiliz gramofonlarıydı. Dönemin üreticileri her koşulda gramofon dinlenebilmesi için farklı türlerin yapımına ağırlık vermişlerdi.

 

Taşınabilir ve taşınamayan gramofonlar olarak sınıflandırılan bu türler ‘tam salon’, ‘yarım salon’, ‘çanta’ ve ‘cep’ gibi isimler alıyordu. Örneğin ‘dilenci gramofonu’, sokaklarda müzik dinlenebilmesi için üretilmiş ve zamanla bazı insanlar için gelir kapısı haline gelmişti. En önemli özelliği ise, çalan plakla birlikte gramofonun önünde bulunan insan figürlerinin dans ediyor oluşlarıydı. 1. Dünya Savaşı’yla birlikte popülerliğini yitiren gramofon, 1925’lerin sonuna doğru eski günlerine geri döndü. Tabii yerini pikaba bırakana kadar...

 

Eşi En Büyük Destekçisi

Öztekin, Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanıyla ard arda gelen inkılâpların içerisinde musikinin ayrı bir yeri olduğunu anlatıyor. “Musikiye büyük önem veren Mustafa Kemal bir gün katıldığı bir baloda Münir Nurettin’i dinler. Çok etkilenir. Musiki sanatçısı Münir Nurettin, aynı zamanda Fenerbahçe’de futbolcudur. O gün masasına davet ettiği Münir Nurettin’e, musikiyi tercih etmesini söyleyen Atatürk, Cumhuriyet bursuyla Nurettin’i Fransa’ya, musiki eğitimi almaya gönderir.”

 

Mehmet Öztekin, 1930’ların 40’ların Türkiyesi’nde müziğe olan bakış açısını öyküleriyle zenginleştirirken, yıllardır değiştirmediği İngiliz yapımı ‘Sahibinin Sesi’ gramofonuna, Hafız Vuran’ın ‘Neva Gazelleri’ adlı plağını koyuyor. “Hafız Vuran’ın çok güzel bir sesi vardır. Kendisi bu özelliğinden dolayı gazelhandır. Bir gün, bir plağı elime geçti. Gazelhan Hafız Vuran, tango okumuş; şaşırdım. Bir gazeteci arkadaşa durumu aktardım. Araştırıp geldi. Meğerse Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda, Vuran’dan tango okunması istenmiş. Amaç ise insanların müziğe, sanata ilgi göstermeleriymiş.”

Öztekin, iki nedenle şanslı olduğunu düşünüyor. Birincisi, sevdiği bir işi yapıyor oluşu. İkincisi de eşinin yaptığı işi sevmesi ve ona destek çıkması. “Evimde elliye yakın gramofon var. Hacimli oldukları için evde büyük bir yer kaplıyorlar. Zamanımın çoğu atölyemde ya da bu küçük dükkânda geçiyor. Eşim gözü gibi onlara bakıyor.”

Yazı-Foto: Volkan Doğar      

Kaynakça: SkyLife - Kasım 2006

 

Volkan Doğar'a teşekkürlerimizle

Denizce

16.11.2006