| |
Herkesin bir parça güneşte kalmaya gereksinimi var; güneş
ışınları, D vitamini kaynağımız. D vitamini, özellikle güçlü
kemiklere sahip olmamız için gerekli. Ancak, birçok insanın
gereksinim duyduğu D vitaminini almak için güneşte çok kısa bir
süre kalması yeterlidir. D vitamininin en önemli biyolojik
işlevi, kandaki kalsiyum ve fosfor miktarlarının normal düzeyde
tutulması. Kalsiyumun kemiklerce emilimini destekleyerek de, D
vitamini kemiklerin güçlenmesini sağlar. Başka vitaminler,
çeşitli mineraller ve hormonlarla işbirliği yaparak kemiklerin
mineralize olmasına yardımcı olur. D vitamini olmadan,
kemiklerin yanlış gelişme riski vardır. Araştırmalar, D
vitaminin bağışıklık sistemi, hücre büyümesi ve hücrelerin
farklılaşmasında da rol oynadığına işaret ediyor. Haftada iki
kez, yüzün, kolların, ellerin ya da sırtın 10-15 dakika kadar
güneşlendirilmesi, beden için gerekli D vitamininin depolanması
için yeterli. Öte yandan, bedenin gereksinim duyduğu D
vitaminini çeşitli besinlerden almak da mümkün.
-
Bronzlaşmanın Sağlıklısı Olmaz
1970’li
yılların başlarından beri, tüm dünyada cilt kanseri vakalarında
önemli bir artış olduğu gözlenmiş. Uzmanlar bunu, insanların
geçmiş dönemlere göre daha fazla güneşte kalmasına ve güneşten
yanmış, bronzlaşmış bir cildin güzellik ve sağlık göstergesi
olarak kabul edilmesine bağlıyorlar. Gerçekte bronzlaşmak,
bedenimizin, DNA’nın zarar görmesini durdurmak için verdiği bir
tepki, bir tür savunma mekanizması. Deri hücrelerimiz, Güneş’ten
gelen morötesi ışınımın verdiği hasarı en aza indirmek ve
onarmak için çalışırlar; ancak bu süreç, güneş ışığına aşırı
maruz kaldığımızda yeterli olmayabilir. Çoğu insan,
bronzlaşmanın sağlığına zarar verebileceğini düşünmez. Ancak,
aşırı güneş ışığının hücrelerdeki zararlı etkisi kalıcıdır ve
birikerek artan bir etki yapar; ciddi sağlık sorunlarına neden
olabilir. Güneş’ten gelen zararlı ışınımlar, 20’li yaşlarındaki
insanlarda bile deri, gözler ve bağışıklık sisteminde sağlık
sorunlarına yol açabilir.

Her insan,
yaşamı boyunca zamanının belli bir bölümünü güneşin altında
geçirir. Araştırmacılar, bu toplam sürenin neredeyse % 80’inin
18 yaşından önce gerçekleştiğini düşünüyorlar. Araştırmalar,
çocuklukta sık sık güneşte kalarak yanmanın, ileri yaşlarda cilt
kanseri görülme sıklığını artırdığını gösteriyor. Beden
hücreleri yetişkinlere göre çok daha hızlı bölündüğünden,
özellikle gelişme çağındakilerin morötesi ışınımın zararlarından
daha fazla etkilendikleri biliniyor.
İstatistiklerin ortaya çıkardığı bir başka gerçekse, geçtiğimiz
yüzyılda, cilt kanserinin en tehlikeli türü olan melanomanın
görülme sıklığının geçmişe göre 20 kat artmış olması ve artmayı
sürdürmesi. Araştırmalarda, 20’li yaşlarındaki insanlarda her
tip cilt kanserinin görülme sıklığının artmakta olduğu da
saptanmış. Ozon tabakasının zarar görmesi sonucu, atmosferin
koruyucu filtre özelliğinin azalması ve daha fazla morötesi
ışınımın (“ultra viyole” ya da kısaca UV) özellikle de UV-B’nin
Dünya yüzeyine erişmesi de, sorunun bir başka boyutu.
Bronzlaşmak Nedir?
Bronzlaşmak
denince ilk akla gelen, derimizde bulunan ve koyu renkli bir
pigment olan melanin. Melanin, derideki “melanosit” adı verilen
pigment hücrelerince üretilir. İşlevi, güneş ışığındaki morötesi
ışınımın derimize zarar vermesini engellemek. Melanositler, deri
hücrelerinin % 1 – 2’sini oluşturur. Bu hücreler, derinin en alt
tabakasında (yüzeyden yaklaşık 15 hücre aşağıda) bulunurlar.
Güneş ışığı derimize işlediğinde, melanositlerin melanin
üretiminde ve bu maddeyi, çevrelerinde bulunan ve
“keratinositler” olarak adlandırılan öteki hücrelere
aktarımlarında bir artış olur. Melanin, bir hücreyi tümüyle
renklendirmez; bunun yerine, (DNA’mızı koruyan) hücre
çekirdeğinin üzerini bir kapsül gibi örter. Böylece, hücre
çekirdeğinin daha fazla zarar görmesini önler. Melanin, hem
morötesi ışınımı hem de görülebilir ışığı emer; tenin kararmış
görünmesine neden olur. Aslında bronzlaşmak, bedenimizin,
DNA’nın zarar görmesini durdurmak için verdiği bir tepkidir. X-
ışınlarına ya da DNA’ya zarar veren kimyasallara maruz kaldıktan
sonra da bronzlaşılabilir!
Morötesi ışınım, Güneş ışığının bir bölümünü oluşturur. Güneş
ışığı atmosferden geçtikçe özellikle ozon tabakası tarafından
büyük ölçüde emilir. Bu ışınımdan yalnızca UV-B ışınımı
yeryüzüne erişebilir.
Morötesi Işınımın Abecesi
Güneş, çok
geniş bir dalgaboyu tayfında enerji verir. Görülebilir mavi ya
da mor ışıktan daha kısa dalgaboyuna sahip morötesi ışınım,
stratosferdeki ozon tabakasınca büyük ölçüde emilir. Ancak, bu
ışınımın bir bölümü yeryüzüne ulaşarak güneş yanıklarına (ve
insan sağlığı üzerinde başka olumsuz etkilere) neden olur.
Biliminsanları morötesi ışınımı üç türe ayırıyorlar: UV-A, UV-B
ve UV-C. Bunlardan UV-C, en kısa dalgaboyuna sahip (100 – 280
nanometre) ve ozon tabakası nca tümüyle emiliyor; yeryüzüne
ulaşmıyor. Bir bölümü ozon tabakasınca emilen (280 – 320
nanometrelik dalgaboyuna sahip) UV-B, insan derisinin
katmanlarına UV-A kadar çok etki etmiyor; ancak, güneş yanığı,
güneşten kararma, DNA mutasyonları ve cilt kanserine yol açıyor.
UV-A ışınımı (dalgaboyu 320 – 400 nanometre) derinin en alt
tabakasına kadar etki ediyor ve güneş yanıklarında ve kararmada
rol oynuyor. Ayrıca, cildin yapısını bozarak kırışıklıklara ve
sarkmaya yol açıyor. UV-A’nın cilt kanserinde rol oynadığı da
düşünülüyor; ayrıca, bağışıklık sistemini baskılayıp gözlere
kalıcı olarak zarar veriyor.
Güneş ve
Sağlığımız
Güneşin, cilt
kanseri ve erken cilt yaşlanması gibi sağlık sorunlarıyla
ilişkisi, bugün bilimsel açıdan hiçbir şüpheye yer bırakmayacak
biçimde kanıtlanmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
verilerine göre, tüm dünyada her yıl üç milyon melanoma (kötü
huylu) olmayan, yaklaşık 132.000 kadar da kötü huylu melanoma
cilt kanseri vakası görülüyor. Tüm dünyada tanı koyulan her üç
kanser vakasından birinin, cilt kanseri olduğu da bulgular
arasında. Buna ek olarak, katarakt görülen hastaların yaklaşık %
20’sinde, hastalığın ortaya çıkışında en önemli etkenin güneşe
maruz kalmak olduğu belirlenmiş.
Morötesi
ışınıma aşırı düzeyde maruz kalmanın en bilinen etkisi, güneş
yanığı olarak adlandırılan kızarıklık. Cilt tipine bağlı olarak,
derinin kızarma eşiği ve morötesi ışınıma uyum sağlama becerisi
insandan insana değişkenlik gösterir. Morötesi ışınıma uzun
süreli olarak maruz kalmak, derideki hücrelerde, lifli dokularda
ve kan damarlarında bozulmalara yol açar. Morötesi ışınım cilt
yaşlanmasını hızlandırır; cildin esnekliğini kaybetmesi sonucu
kırışıklıklar oluşur, cilt kalınlaşır.

Araştırmalarda, melanoma dışındaki cilt kanseri türlerinin
sıklıkla, kulaklar, yüz, boyun ve kolların dirsekle bilekler
arasında kalan bölümleri gibi, bedenin güneşe en çok maruz kalan
bölgelerinde görüldüğü belirlenmiş. Kimi ülkelerde yapılan
araştırmalardaysa, alçak enlemlerde (yani Güneş’ten gelen
morötesi ışınım miktarı arttıkça), melanoma dışındaki cilt
kanseri türlerinin de arttığı ortaya çıkarımlış. Daha ender
görülen bir kanser türü olmasına karşın melanoma, cilt
kanserinden ölüm nedenlerinin başında geliyor. Birçok araştırma,
kötü huylu melanoma cilt kanserine yakalanma riskinin, genetik
ve kişisel etkenlerle ve kişinin yaşamı boyunca morötesi ışınıma
ne kadar maruz kaldığıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Özetle
söylemek gerekirse, açık renk tene ve alışılmışın dışında çok
sayıda bene sahip olmak, mavi gözlü ve açık renk ya da kızıl
saçlı olmak, alçak enlemlerde yaşamak, aşırı düzeyde ve uzun
süreli olarak güneş ışığına maruz kalmak, özellikle küçük
yaşlarda güneş yanığı olmak, melanoma dışındaki cilt
kanserlerinden geçirmiş olmak gibi etkenler, insanları melanoma
cilt kanserine yatkın kılan özellikler.
Gözlerimiz
de, özellikle kar, kum ve su gibi yüzeylerden yansıyan ışığın
yol açtığı morötesi ışınımın zararlarına karşı korunmasız
kalabilir. Bu durum, tıpkı derinin güneşten yanmasına benzeyen
geçici göz rahatsızlıklarına ve katarakta yol açabilir.
Katarakt, tüm dünyada körlük vakalarının birincil nedeni. Birçok
insanda yaşa bağlı olarak değişen oranlarda ortaya çıksa da,
özellikle UV-B’ye maruz kalmanın katarakt oluşumunda başta gelen
risk etmeni olduğu biliniyor.
Morötesi
ışınımın bağışıklık sistemi üzerinde de etkileri var. Bağışıklık
sistemi, bedenimizin enfeksiyonlara ve kansere karşı savunma
mekanizmasıdır. Araştırmalarda şimdilik kesin sonuçlar elde
edilmemiş olsa da, geçici olarak ve düşük düzeylerde morötesi
ışınıma maruz kalmanın bile bedende bağışıklık sistemini
bastırıcı etki yaptığını gösteren bilimsel bulgular var. Bu
nedenle, güneşlenmenin her tür enfeksiyona yakalanma riskini
artırabileceği belirtiliyor. Yüksek düzeyde morötesi ışınımın,
aşıların verimini düşürebileceği de görülmüş.
Morötesi
Işınım Düzeyleri Değişkendir
Ozon
tabakasının morötesi ışınımı büyük ölçüde emerek yeryüzüne
ulaşmasını engellediğini biliyoruz. Ancak, ozon düzeyleri gün
içinde ve yıl içinde değişkenlik gösterir. Dünyanın belli
bölgelerinde ozon gazını parçalayan gazlar nedeniyle ozon
tabakasının inceldiği de bugün herkesçe biliniyor. Güneş
gökyüzünde ne kadar yüksekse, morötesi ışınım düzeyi de o kadar
yüksek olur. Yani, morötesi ışınım gün içinde ve yıl içinde
değişkenlik gösterir. Tropikal kuşağın dışındaki bölgelerde en
yüksek düzeye yaz aylarında, güneşin tepede olduğu gün ortası
saatlerde ulaşır. Ekvatora yakınlaştıkça da morötesi ışınım
düzeyi artar.
|

Güneşten yanmış insan derisinin elektron
mikroskobuyla çekildikten sonra renklendirilmiş görüntüsü.
Katmanlar oluşturan dış deri hücreleri, güneşin zararlı
morötesi ışınımından zarar görüp kuruyarak dökülmeye
başlamış. Morötesi ışınım, yalnızca deri hücrelerine değil,
dış derinin altındaki kan damarlarına da zarar verir.
Özellikle küçük yaşlarda sürekli olarak güneş ışığına maruz
kalmak, cilt kanseri riskini artırır. |
Morötesi
ışınım, farklı yüzeylerce farklı oranlarda yansıtılıp
saçılabilir. Örneğin, taze kar, % 80, kumsaldaki kuru kumlar
% 15, denizse % 25’e varan oranlarda morötesi ışınım
yansıtabilir. Morötesi ışınım, denizin yarım metre altına
bile yüzeydekinin % 40’ı oranında ulaşır. Bulutlu havalarda
da morötesi ışınım düzeyleri yüksek olabilir.
Örneğin,
bu ışınımın % 90’dan fazlası hafif bir bulut örtüsünü
geçebilir. Bulutlu bir yaz gününde, hava çok sıcak olmasa da
güneşten yanabiliriz. Işınların saçılması da farklı
yüzeylerden yansıması gibi etki yapar ve toplam morötesi
ışınım düzeyinin artmasına yol açar.
Yüksek
irtifalarda atmosfer seyreldiğinden, morötesi ışınım daha az
emilir. Her 1000 metrelik yükselmede, morötesi ışınım düzeyi
de % 10- 12 oranında artar. Bugün, çeşitli ölçüm aygıtları
ve bilgisayar sistemleri aracılığıyla, dünyanın herhangi bir
bölgesinde yeryüzüne ulaşacak morötesi ışınım düzeylerini
önceden tahmin etmek olası. Bu bilgileri halka aktarmak için
de morötesi ışınım indeksleri kullanılıyor. |
Morötesi
Işınım İndeksi
Güneşten
Gelen Morötesi Işınım İndeksi (UVI), Dünya Sağlık Örgütü,
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Dünya Meteoroloji
Örgütü (WMO) gibi kuruluşların ortaklaşa çalışması sonucu
geliştirilmiş, güneşten korunma konusunda kullanılan bir eğitim
ve bilgilendirme aracı.

Ciltteki kötü
huylu melanoma cilt kanserinin yakından görünüşü. Melanoma,
genellikle deride oluşur; ancak, gözlerde ve mukozada da
görülebilir. Genellikle (buradaki gibi) koyu bir renk
almalarına neden olan melanin içerir; ancak, renksiz de
olabilir. Erken teşhis edilirse, tedavisi için cerrahi
müdahale yeterli olur. |
Bu
indekste, yeryüzünün belli bir bölgesine düşen morötesi
ışınım miktarının deriye ve gözlere verebileceği zararlar,
sıfır ve üstü değerler olarak gösterilmiştir.
Değerlerin artması, zarar görme riskinin artacağı ve bunun
için gereken sürenin azalacağı anlamına gelir.
Birçok
ülkede UVI, özellikle yaz aylarında, gazete ve
televizyonlardaki hava tahmin raporlarıyla birlikte
sunuluyor. Bu indeks, birçok ülkede halkı güneşin zararlı
etkilerinden korunmaya teşvik amacıyla kullanılıyor.
Ülkemizdeyse henüz bu konuda çalışma başlatılmamış. |
-
Güneşten
Koruyucu Kremlerin Sırrı
Güneş
ışığının zararlı etkilerinden korunmak için alınabilecek en
etkili önlem, kuşkusuz güneşten koruma faktörü (SPF) derecesi
yüksek olan bir koruyucu krem kullanmak. SPF, koruyucu krem
kullanılarak güneşte yanmadan ne kadar süre kalınabileceğini
belirten bir indeks. (Sadece UV-B ışınlarından korunma
derecelerini gösterir. UV-A ışınlarından ne kadar bir süreliğine
korunulabileceğini gösteren bir indeks bulunmuyor.) Örneğin,
güneşte 10 dakika kaldığınızda derimizde güneş yanıkları
oluşuyorsa, 15 faktörlü bir kremi bedenimize bolca, kapatacak
kadar sürdüğümüzde, güneş yanığından 150 dakika boyunca korunmuş
oluruz.
|

İnsan derisi
kesitinde, kötü huylu melanoma cilt kanserinin elektron
mikrografi yöntemiyle çekilip renklendirilmiş görüntüsü.
Küçük sarı noktacıklar, kanser hücreleri. (Bunlar, derideki
melanin pigmentini üreten melanosit adı verilen hücreler.)
Kanser hücreleri, dur durak bilmeden bölünerek büyür ve
bulunduğu organın normal işlevlerini olumsuz etkileyen
tümörler oluşturur. Melanoma hücreleri, kötü huyludur;
çevrelerindeki dokuları istila ederek zarar verir ve bedenin
başka bölümlerine göç ederler. Bu yolla ikincil tümörlerin
oluşumuna neden olurlar. Tedavi, cerrahi müdahaleyle olur.
Ancak, kanser başka bölgelere sıçramışsa bunu radyoterapi ve
kemoterapi izler. |
Açık renk
tenli, yüksek irtifada yaşayan ya da gününün çoğunu
açıkhavada çalışıp terleyerek geçiren kimselerin, 15’ten
daha yüksek dereceli koruma faktörüne sahip bir güneş kremi
kullanmaları gerekir. Güneşten koruyucu kremler, morötesi
ışınımı ya kimyasal olarak emerek ya da fiziksel olarak
engelleyip yansıtarak etkisini gösterir. Piyasadaki ürünler
genellikle bu etkin maddelerin bir karışımını içerir. Çünkü,
bunlardan bazıları UV-B’yi, bazılarıysa UV-A’yı daha iyi
engeller. Güneşten koruyucu kremlerde kimyasal emici olarak
kullanılan PABA, “para-aminobenzoik asit”, insan sağlığına
olumsuz etkileri nedeniyle bugün artık birçok üründe
kullanılmıyor. Özellikle çocuklar için, içinde PABA
bulunmayan ürünlerin tercih edilmesi gerekiyor. Güneşten
koruyucu kremlerinin içeriğiyle ilgili olarak dikkat
edilmesi gereken bir başka konuysa, ürünün geniş spektrumlu
olduğundan, yani ürünün içinde yalnızca UV-B’yi değil, UV-A
ışınlarından da koruyucu etki maddelerinin bulunduğundan
emin olmak. Bunun için, ürünün etiketindeki içindekiler
listesini kontrol ederek, titanyum dioksit (etikette
“titanium dioxide” olarak geçer), çinko oksit (etikette
“zinc oxide” olarak geçer), avobenzon ( etikette “Parsol
1789” ya da “butly methoxydibenzolymethane” olarak da
yazılabilir) ve “Mexorly SX” gibi maddeler içerip
içermediğini kontrol edin. |
Güneş
kremleriyle ilgili bir başka nokta da, bu ürünlerin kimi zaman
temelsiz bir tür güvenlik duygusu vermesi. Oysa, 15 ve daha
fazla dereceli koruma faktörüne sahip de olsa, bu ürünlerin
hiçbiri Güneş’ten gelen zararlı ışınların tümüne karşı koruma
sağlayamaz.
Güzellik
mi, Değil mi?
Güneşte
kararmış bir tenin neden çekici olduğunu hiç düşünmüş müydünüz?
Geçmişte, özellikle Batı toplumlarında bronz ten, yalnızca
çalışan kimselere özgüydü; bir kimsenin, geçimini kazanmak için
güneşin altında çalışmak zorunda olduğuna işaret ederdi. Beyaz
tense zenginliğin ve asaletin simgesi olarak görülüyordu;
kişinin çalışmak zorunda olmadığını gösteriyordu. Ancak,
çalışmak zorunda olmasa da, her insan güneşli bir günde açık
havada zaman geçirince güneşten yanar. Bu nedenle, zenginlik ve
asaletlerini sergilemek isteyen insanlar, bundan olabildiğince
kaçınmaya çalışıyorlardı. 18. yüzyıla gelindiğinde, soluk yüzlü
görünmek Avrupa’da zenginler arasında bir moda akımı haline
gelmişti; özellikle kadınlar, yüzü soluk gösteren özel boyalarla
makyaj yapmadan insan içine çıkmıyorlardı.
|
 |
Bronz
tenin sınıfsal bir simge olmaktan çıkışı, 1920’lerdeki yeni
bir moda akımıyla gerçekleşti. 1920’lerde, ABD’li moda
tasarımcısı Coco Chanel, Fransız Riviera’sında yaptığı
tatilden bronz bir ciltle ülkesine dönünce, yeni bir moda
akımı başlatmış oldu. Bronzlaşmak sportif ve sağlıklı bir
görünümle özdeş tutulmaya ve bronz bir tene sahip olmak bir
ayrıcalık olarak kabul edilmeye başlandı. Bu anlayış
günümüzde de geçerliliğini koruyor. Kültürel alandaki onca
değişime karşın, bugün de bronz ten varsıllık göstergesi
olarak görülebiliyor. Örneğin, kış aylarında bronz bir tene
sahipseniz, bu, uzaklardaki tatil beldelerinde ya da kayak
merkezlerinde tatil yapabildiğinize işaret ediyor. Daha da
önemlisi, bronz ten, hala bir sağlık göstergesi olarak kabul
ediliyor! Ancak, bizler güneşte yanmanın hiç de göründüğü
kadar “sağlıklı” olmadığını biliyoruz. |
Solaryumla
Güzellik
Modaya uyma,
güzel görünme ve yaz kış bronz kalma arzusunun yaygınlaşması,
özellikle gelişmekte olan ülkelerde bir yapay bronzlaşma
endüstrisi yarattı. Araştırmalar, yapay bronzlaşmanın genç
kadınlar arasında daha yaygın olduğunu gösteriyor. Uzmanlar,
yapay bronzlaşma aygıtlarının kozmetik amaçlı olarak
kullanılmasını önermese de, bu aygıtlar bugün hemen herkesin
erişebileceği ölçüde yaygın. Dünya Sağlık Örgütü, hem yapay
bronzlaşma endüstrisinin boyutları hem de solaryuma giden insan
sayısı bakımından, bu konunun önemli bir halk sağlığı sorunu
olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtiyor. Örgütün 2003
yılında hazırladığı bir rapora göre, yapay bronzlaşma yalnızca
ABD’de yılda bir milyar dolarlık bir endüstri durumunda ve
büyümeye de devam ediyor. Solaryumlarda kullanılan lambalar,
daha çok UV-A ve bir miktar da UV-B ışınımı yayar. Bunların her
ikisi de deri hücrelerindeki DNA’ya zarar verir.
|
 |
Ancak,
son yıllarda güneş ışınlarını tam olarak taklit edebilmek ve
bronzlaşma sürecini hızlandırabilmek için, daha yüksek
düzeylerde UV-B ışınımı yayan solaryum lambaları da
üretilmeye başlandı. UV-B’nin kansere yol açma özelliğine
sahip olduğu biliniyor. Son yıllarda, UV-A ışınlarına uzun
süreli olarak maruz kalmanın da cilt kanserinde rol
oynadığına işaret eden araştırmalar var. |
Kuzey Avrupa
ülkelerinde yapılan araştırmalarda, toplumun % 10’unun
bronzlaşmak amacıyla düzenli olarak solaryuma gittiği
belirlenmiş. İsveç’te yapılan bir araştırmada, toplumun yapay
bronzlaşmaya bağlı olarak maruz kaldığı morötesi ışınım
miktarının, ozon tabakasının % 10 incelmesi sonucu
gerçekleşebilecek doğal ışınım miktarına eşdeğer olduğu ortaya
çıkarılmış. Yapılan bir araştırmada, Avustralya gibi güneşin bol
olduğu bir ülkede bile, 14 – 29 yaşları arasındaki gençlerin %
9’unun 12 ay içinde bir kez solaryuma gitmiş oldukları görülmüş.
Ülkemizde de özellikle son yıllarda solaryumların hem sayısında,
hem de popüleritesinde artış olduğu görülüyor. Uzmanlar,
özellikle 18 yaşından küçüklerin ve güneş yanığına yatkın cilt
özelliklerine sahip, bedenlerinde çok sayıda ben bulunan,
güneşte çil çıkaran, çocukluğunda sıkça güneş yanığı olmuş,
bedeninde yaralar bulunan, cildi güneşten zarar görmüş ve
çeşitli ilaçlar kullanan kimselerin kesinlikle solaryum
aygıtlarını kullanmaması gerektiğini belirtiyorlar.
|
 |
Güneşlenen bir adamın termogramla çekilmiş görüntüsü.
Termogram, kızılötesi ışınım yayılımını gösterir. Bu
görüntülerde, farklı ısı yayan alanlar, farklı renklerdedir.
Üstteki görüntüde, adamın bedeninin çeşitli bölümleri, mor,
mavi, yeşil, sarı ve kırmızı renklerde; çünkü, her bir
bölümün ısısı 23 - 35 santigrat derece arasında değişen
değerlerde. Örneğin, yüzü ve boynu güneş ısısını emdiği için
çok sıcak ve kırmızı renkte. Gözlükleri ve atleti güneş
ışınlarını yansıttığı için çok daha serin. |
Yanlış
Güneşte bronzlaşmak sağlık açısından yararlıdır.
Doğru
Güneşte bronzlaşmak, derinin, morötesi ışınımdan daha fazla
zarar görmemek için verdiği bir savunma tepkisidir. Bronzlaşma,
derinin zarar görmüş olduğuna işaret eder.
Yanlış
Bronzlaşmak, güneşin zararlı etkisinden korunmayı sağlar.
Doğru Açık
renk tenli bir insanın bronzlaşması, en çok 4 koruma faktörlü
bir güneş kremi kadar koruma sağlar.
Yanlış
Bulutlu bir günde güneşten yanmak mümkün değildir.
Doğru
Güneşten gelen morötesi ışınımın % 80’i, ince bir bulut
tabakasından geçebilir. Atmosferdeki sis, morötesi ışınım
düzeyinin artmasına yol açabilir.
Yanlış Kış
aylarındaki morötesi ışınım tehlikeli değildir.
Doğru
Morötesi ışınım düzeyleri genellikle kışın yaza göre düşüktür.
Ancak, kardan yansıma, özellikle yüksek irtifalarda morötesi
ışınım miktarının iki katına çıkmasına yol açar. Özellikle, hava
sıcaklıklarının düşük, ancak güneşten gelen ışınların güçlü
olduğu ilkbahar aylarında dikkatli olmak gerekir.
Yanlış
“Güneşten koruyucu krem beni koruduğuna göre güneşte uzun süre
kalabilirim.”
Doğru
Güneşten koruyucu kremler, güneşte daha uzun süre kalabilmek
için değil, kaçınılmaz olarak güneşe maruz kalındığında korunmak
amacıyla kullanılmalı.
Yanlış
Güneşlenirken düzenli olarak ara verilirse, güneş yanığı olmaz.
Doğru Gün
içinde toplam olarak ne kadar süreliğine morötesi ışınıma maruz
kalındığı önemlidir; aralıklarla maruz kalınmış da olsa,
morötesi ışınımın toplam zararı değişmez.
Yanlış Güneş
ışınlarının sıcaklığını hissetmezsek, güneşten yanmayız.
Doğru Güneş
yanığına, morötesi ışınım neden olur ve morötesi ışınım ısınma
duygusuna neden olmaz. Isınma duygusu, güneşten gelen kızılötesi
ışınıma bağlıdır; morötesi ışınıma değil.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Temmuz-2005
Aslı Zülâl'e
teşekkürlerimizle
Denizce

|
|