Denizce
    
e-mail    
denizce@denizce.com

Konuk Defteri
 
   
  

 


Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

Haftalık    

  10.06 - 16.04   24. Hafta                                        Reyting: 84.729 [Haftalık]    

 

Haftanın Dizileri

Tam mavi değil...
Daha çok lacivert, biraz da mora çalıyor.
Garip.
Tanımlamak zor.
Aslında gereksiz de.

İnce, tılsımlı ve sonu olmayan yollar gibi minik bedeni çizgilerle dolu.
Dikkatli bakınca görebiliyorum, çizgiler kesik kesik.

İlginç bir parlaklığı var.
Ama bu sürekli değil.
Gün içinde pırıltılı gelgitler yaşıyor.
O hep orada duruyor, belki gün geliyor, gidiyor.

Biliyorum o yüzden küskün ve hatta nazlı.

Bir ısınan, bir soğuyan hava, uzak köy evlerinin kiremitli bacalarından tüten beyaz duman gibi, denizin üstüne serildiğinde, o hep en kıyıda oluyor.
Bir yanı tuzlu, berrak, duru suda, bir yanı sarıya dönük kumda.
Gidip geliyor.

Sis, denizi denizden alıp sessizce, yüzüme bırakıyor.
İyot soluyorum.
Göz bebeklerimde dalgalar kırılıyor.
Yüzümde uzayıp giden çizikler, maviye dönüyor.
Uçuşan billur taneleriyle serinliyorum.
Yanaklarımdan deniz akıyor.

Kumda ağırlığımca iz bırakıp suyun gazoz köpüğü gibi kıpır kıpır oynaştığı yere varıyorum.
Kıyıda, en kenarda, kararsız, nazlı hatta küskün deniz kabuğunu seyrediyorum.

Ve yanındaki midyeyi
ve yanındaki minareyi,
istiridyeyi.

Sessizliğe martı çığlığı düşüyor birden.
İrkiliyorum.
Parmak uçlarımda deniz, göz bebeklerimde bir çift kanat...
Öylece kalıyorum.
Sis öyle beyaz ki, koca gagalı martı, bir leke gibi asılı kalıyor boşlukta.

Minik midyeyi alıyorum sudan. Zaten aralık olan iki kabuğu biraz daha ayırıyorum, avucuma deniz akıyor.
Kabukları birbirinden koparmadan, sarı kuma bırakıyorum, usulca.
Ve bekliyorum.

Denizin mor çizgili çocuk midyesi sanki bir kelebek gibi duruyor sarı kumun üstünde.
Kanatlarını açmış uçmaya hazır bir kelebek gibi...
Öylece duruyor.
Kıpırdamadan.

Uçabilse denize gider biliyorum.
Suya gider, maviye, lodosa, poyraza, derine gider...

Sessizce dinlerim hikayesini. Anlarım.
Çünkü ben de durup durup denize gidenlerdenim.
Gün, güneş dinlemeden, yağmur, çamur düşünmeden.
Gözümü kaparım, denizin mavisi çağıldar önümde.
Derin maviye dalarım.

Ve ben ne zaman denize gitsem, deniz sesini, iyotunu, yosununu, dalgasını, billurunu bir minik deniz kabuğuyla evime gönderir.
Bana onu paylaşmak düşer.

Ben bunu sevenlerdenim.

                                                            Fügen Ünal Şen'e
                                                            Bu dizileri dostlarıyla paylaşan sevgili Gamze'ye
                                                            Teşekkürlerimizle

 


Haftanın Fıkrası                                    Fıkra Köşesi

 

OFTALMOLOG    [Günlük dilde "Göz Doktoru" denir]
Günlerden bir gün ünlü bir oftalmologun  muayenehanesine, dünyaca ünlü bir ressam gelir. Ressam bir kaza sonucu iki gözünü de kaybetmiştir. Üstelik birçok “büyük” doktora gidilmiş ve maalesef hiçbir sonuç alınamamıştır. Uzun ve titiz bir muayeneden sonra, göz doktoru ağır fakat kararlı bir ses tonuyla:
- Sanırım bu vakayı kurtarabilmemiz mümkün !
 

Dünyaca ünlü ressam zaten her şeye hazır, nerdeyse sevinçten uçacak. Derhal ameliyat günü belirlenir ve her şey istenilenden de daha mükemmel gelişir. Artık iki göz eskisinden de daha iyi görmektedir.

 
“Kontrol” denilen ücretsiz muayeneler, “Diğer meslektaşlarıma danışmam lâzım” denilen namı-diğer “Konsültasyon” veya katmerli ödemeli tetkikler, hiçbir sorunun kalmadığını müjdelemektedir.

 
Aradan iki ay geçer ve ünlü ressam koltuğunun altında paket içinde özenle sarılmış büyük bir tual ile muayene-haneye gelir.
- Doktorcuğum, herkes için gözünün ışığı kıymetli, ama siz bana sadece gözümü değil, hayatımı da geri verdiniz. Sizin için yaptığım bu resmi teşekkürlerimle kabul etmenizi rica ediyorum, der.
 

Doktor tuali paketinden çıkartır ve gözlerine inanamaz. Resimde sadece bir GÖZ vardır. Ve göz bebeğinde yine fırça ile yapılmış, doktorun minik bir portresi. Öyle mükemmel ki nerdeyse fotoğraf halt etmiş.
 

Doktorun ağzından hayranlıkla şu sözler dökülür:
- Allahtan “Ürolog” değilim!..

                                                                                Anılı Fıkralar, Haluk Işındağ
                                                                                          ISBN 975-7225-O-X

Haftalık Yenilikler
16.06.2002 Babalar Günü Toplumsal
14.06.2002 Bilmece, Bulmaca, Oyunlar Bulmaca/Oyun
13.06.2002 Seni Seviyorum..! Toplumsal
12.06.2002 Güvenlik Donanım Listesi Güvenlik/Sağlık
11.06.2002 Fıkra Köşesi Fıkra Köşesi