e-mail
    
    denizce@denizce.com
 
   
  

 


Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler

Haftalık    

  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 21.10 - 27.10      43. Hafta

 Reyting:  89.915 [Haftalık]    

 

 

Haftanın Fotografı

 

Yorumsuz

 

Yücel Ezergül'e teşekkürlerimizle           

 

 

Haftanın Sözü

 

      YAŞAM İÇİN ÖĞÜTLER

Ø       Büyük aşklar ve büyük kazanımların büyük risk taşıdığını hesaba katın.

Ø       Kaybettiğinizde, aldığınız dersi de kaybetmeyin.

Ø       Üç 'S'yi hep uygulayın:
     Saygı, kendiniz ve başkaları için Saygı ve
    
tüm davranışlarınız için Sorumluluk,

Ø       İstediğinizi alamamanızın bazen ne kadar büyük bir şans olduğunu
     hatırlayın.

Ø       Kuralları iyi öğrenin ki, onları düzgün şekilde ihlal etmeyi bilesiniz.

Ø       Küçük bir aksaklığın, büyük bir arkadaşlığı yaralamasına izin vermeyin.

Ø       Hata yaptığınızı anladığınız zaman,
     düzeltmek için derhal gerekli adımları atın.

Ø       Biraz yalnız zaman harcayın.

Ø       Kollarınızı değişime açın,
     ama değerlerinizin kaybolup gitmesine izin vermeyin.

Ø       Sessizliğin bazen en iyi yanıt olduğunu hatırlayın.

Ø       İyi ve şerefli bir hayat yaşayın.
    Yaşlandığınızda ve dönüp geçmişinize baktığınızda, ikinci kez keyif alın.

Ø       Sevgi dolu bir ev, hayatınızın temelidir.
     Sakin, düzenli bir ev yaratmak için elinizden gelen herşeyi yapın.

Ø       Sevdiklerinizle anlaşmazlığa düştüğünüzde,
     sadece mevcut durumla ilgilenin. Geçmişi getirmeyin.

Ø       Bilginizi paylaşın. Bu ölümsüzlüğe giden yoldur.

Ø       Dünyaya karşı nazik olun.

Ø       Yılda bir kez, daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gidin.

Ø       En iyi ilişkinin, birebirinize karşı duyduğunuz aşkın,
     birebirinize olan ihtiyaçtan daha fazlaştığı zaman olduğunu hatırlayın.

Ø       Başarınızı, ona ulaşmak için nelerden vazgeçtiğinizle yargılayın.

Ø       Aşka ve yemek pişirmeye, sonuçlarını hiç düşünmeden girişin.

 

                                                              Gülnaz Kaplan'a teşekkürlerimizle

 

Haftanın Şiiri

 

 

Tam mavi değil...
Daha çok lacivert, biraz da mora çalıyor.
Garip.
Tanımlamak zor.
Aslında gereksiz de.

İnce, tılsımlı ve sonu olmayan yollar gibi minik bedeni çizgilerle dolu.
Dikkatli bakınca görebiliyorum, çizgiler kesik kesik.

İlginç bir parlaklığı var.
Ama bu sürekli değil.
Gün içinde pırıltılı gelgitler yaşıyor.
O hep orada duruyor, belki gün geliyor, gidiyor.

Biliyorum o yüzden küskün ve hatta nazlı.

Bir ısınan, bir soğuyan hava, uzak köy evlerinin kiremitli bacalarından tüten beyaz duman gibi, denizin üstüne serildiğinde, o hep en kıyıda oluyor.
Bir yanı tuzlu, berrak, duru suda, bir yanı sarıya dönük kumda.
Gidip geliyor.

Sis, denizi denizden alıp sessizce, yüzüme bırakıyor.
İyot soluyorum.
Göz bebeklerimde dalgalar kırılıyor.
Yüzümde uzayıp giden çizikler, maviye dönüyor.
Uçuşan billur taneleriyle serinliyorum.
Yanaklarımdan deniz akıyor.

Kumda ağırlığımca iz bırakıp suyun gazoz köpüğü gibi kıpır kıpır oynaştığı yere varıyorum.
Kıyıda, en kenarda, kararsız, nazlı hatta küskün deniz kabuğunu seyrediyorum.

Ve yanındaki midyeyi
ve yanındaki minareyi,
istiridyeyi.

Sessizliğe martı çığlığı düşüyor birden.
İrkiliyorum.
Parmak uçlarımda deniz, göz bebeklerimde bir çift kanat...
Öylece kalıyorum.
Sis öyle beyaz ki, koca gagalı martı, bir leke gibi asılı kalıyor boşlukta.

Minik midyeyi alıyorum sudan. Zaten aralık olan iki kabuğu biraz daha ayırıyorum, avucuma deniz akıyor.
Kabukları birbirinden koparmadan, sarı kuma bırakıyorum, usulca.
Ve bekliyorum.

Denizin mor çizgili çocuk midyesi sanki bir kelebek gibi duruyor sarı kumun üstünde.
Kanatlarını açmış uçmaya hazır bir kelebek gibi...
Öylece duruyor.
Kıpırdamadan.

Uçabilse denize gider biliyorum.
Suya gider, maviye, lodosa, poyraza, derine gider...

Sessizce dinlerim hikayesini. Anlarım.
Çünkü ben de durup durup denize gidenlerdenim.
Gün, güneş dinlemeden, yağmur, çamur düşünmeden.
Gözümü kaparım, denizin mavisi çağıldar önümde.
Derin maviye dalarım.

Ve ben ne zaman denize gitsem, deniz sesini, iyotunu, yosununu, dalgasını, billurunu bir minik deniz kabuğuyla evime gönderir.
Bana onu paylaşmak düşer.

Ben bunu sevenlerdenim.

 

Fügen Ünal Şen                                    

Bu özlü-deyiş'i tüm Denizce dostları ile paylaşmak isteyen
                                                             Gamze
'ye teşekürlerimizle

  

 


Haftanın Fıkrası                                    Fıkra Köşesi

 

BENZİNLİ KEDİ

 

Temel, sol kolunun üstüne güzel mi güzel pek hoş bir kedicik oturtmuş.

Nereye gitse kedi kolunda.

 

Arkadaşları:

-  Nedeysun pütün gün kedi kolinda, kediyi rahat piraksana.

 

Temel:

-  Pirakmasına pirakacağum ama, kedi dişi başina bir halt kelir tiye 
   endişeleneyrum.

 

İçlerinden bir tanesi Temel'e ilginç bir fikir önerir.
Kedinin belirli yerlerine pamukla benzin sürmesini, böylece erkek kedilerin hiç bir şekilde Temel'in kedisine zarar vermeyeceğini söyler. Temel de söyleneni aynen uygular. Sonuç harika, erkek kediler değil yaklaşmak, nerdeyse altı aylık yola kaçarlar.

 

Günlerden bir gün Temel'in kedisi kaybolur. Temel perişan:

-   La, penum kediyi körtünüz mi?

Diye, diye iki, üç gün dolaşır.

 

Derken bir tanıdığı:

-   Senin kediyi körtüm. 

 

Temel:

-   Nerdeydi? Ne ediyirdi?

 

Dost arkadaş:

-   Aşağı mahalledeydi, penzinu bitmiş arkadan itiylerdi.

 

 

Anonim              

                                                                                      

Püf Noktası

 

Sevgili Denizce Dostları bu haftadan itibaren "Haftalık" buluşmalarımızda "Püf Noktası" veya "Bunları Biliyor muydunuz?" hatırlatmalarıyla keyifli birliktelikler amaçladık. Her şey gönlünüzce olsun.

 

PÜF NOKTASI

Geçmiş zamanda, ilkesi ülküsü belli bir ülkede bir çömlekçi varmış. Günlerden bir gün yanına alıp yetiştirdiği adam edip, evlendirdiği kalfası tarafından terk edilmiş.

Gözünü para hırsı bürüyen genç kalfa hemen iki dükkan ötede açıvermiş kendi işliğini. Başlamış çömleklerini üretmeye. Üretmesine üretmiş, satmasına satmış ama, çömleği alan iki gün sonra geri getirmeye başlamış. Çömlekler bir türlü ustasının kalitesinde olamıyor, içindeki suyu zaman içinde kaçırıveriyorlarmış. Tam sermayeyi kediye yükleyecek, gitmiş ustasına. Öncelikle ayrılış biçimi için özrünü dilemiş, sonra da derdini dile getirmiş.

 

Ustası da:

Bak oğul her şeyin bir "Püf Noktası" vardır. Bunu bilemedin mi halin yamandır.  Çömleği tavladıktan sonra içindeki sırra tuz sürüp "püfleyeceksin". Nemini uçurup sırrın sertleşmesini sağlayacaksın.

 

Gökten üç elma düşmüş, biri püflemesini, ikincisi kusurunu, üçüncüsü ise bağışlamasını bilenlere.

 

 

KİREÇ TUTAN ÇAYDANLIKLAR

Bu tür gereçlerinizde kısa süre sirke kaynatın. Kireçten eser kalmayacaktır.

 

 

A-FAZİ (phase)

Yalın haliyle  :  "Faz uyumsuzluğu"

Özgün Örnek:
Bir milletin dilindeki sözcüklerin gerekmediği halde farklı anlamlarda ve/ya anlam dışı kullanılması, teknik terimler dışında yabancı sözcüklerin kullanılarak iletişim ayrılık ve ayrıcalıklarına (!) neden olunması.

Anlam, kavram ve simge (sözcük) bağının ortadan kaldırılması, bir anlamda a-fazi, asıl anlamında ise bir milletin yok edilmesidir.

 

Diğer haftalara dönebilmek için Haftalık yazısını tıklayınız