İngiltere Kralı 8. Edward Dolmabahçe rıhtımında
4.eylül 1936
O günlerde batılı
devletlerin yetkilileri,
Atatürk, Türkiye topraklarına
ayak basmalarına izin verir ve elini uzatırsa,
o ele tutunarak ülkemize
gelebilirlerdi.
Ahmet Talay'a teşekkürlerimizle
Haftanın Sözü
"Yaşamımız,
önem
verdiğimiz olaylara karşı sessiz kaldığımız gün
son bulmaya
başlar!"
Martin Luther
King, Jr.
Aydan Duran'a teşekkürlerimizle
Haftanın Şiiri
MUSTAFA KEMAL
dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im
diz dövdüm
gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im
nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im
karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor
dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor
bu gece kıyamet gecesi bu vapur bandırma vapuru
yattığı yer nur olsun mustafa kemal
ben ölümden korkmam diyor
korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu
değirmen döndü dolandı yıllar oldu
bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
o bize öğretmedi kazan kaldırmasını
günahı vebali öğretenin boynuna
erdirip oldurana ana avrat sövmesini
yüreğim kırıldı kanım kurudu
var git karadeniz var git başımdan
mızıka çalındı düğün mü sandın
bir yol koyup gideni gelir mi sandın
mustafa'm mustafa kemal'im
ankara'nın taşına bak
tut ki baktım uzar gider efkârım
çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
gözlerimin yaşına bak
ankara kalesi'nde rasattepe'de
bir akça şahan gezer dolanır
yaşın yaşın mezarını aranır
şu dünyanın işine bak
mustafa'm mustafa kemal'im
KARIM SAĞIR MI ?
Adam
doktora gider :
- Doktor bey, galiba karımda işitme kaybı başladı. Ne
yapabiliriz?
Doktor :
- Eve gittiğiniz zaman, karınızın arkasında, biraz uzakta
durun. Normal bir sesle ona soru sorun. Eğer sizi duymazsa
biraz daha yaklaşın ve sorunuzu tekrarlayın. Hangi mesafede
duyduğunu tespit edelim, ona göre bir tedavi uygularız.
Adam eve döner. Karısı mutfakta yemekle uğraşmaktadır. Adam
mutfağın kapısında durur ve normal bir sesle :
- Hayatım, ne yiyoruz bu akşam? diye sorar.
Karısı cevap vermez. Adam bir iki adim atar ve bir kez daha
sorar :
- Hayatım, ne yiyoruz bu akşam?
Karısı yine cevap vermez. Adam kadının dibine kadar gelir ve
tekrarlar :
- Hayatım, ne yiyoruz bu akşam?
Adam sekseninde ve
dinç görünme sevdasında. Üstelik yirmisekizinde bir sarışınla da
evleneli daha bir yıl olmuş. Doktoruna:
- Biliyor musunuz,
baba oluyorum !
Doktor:
- Bakın size bir
hikaye anlatayım.
- Adamın biri ava
çok meraklıymış. Hafta sekiz gün ondokuz ava gidermiş. Gel
zaman, git zaman yaşlar ilerlemiş, unutkanlıklar başlamış.
Günlerden bir gün yine ava gitmiş, gitmesine de omzunda tüfeği
yerinde saplı şemsiyesi.
Karşısına son
derece besili kocaman bir tavşan çıkmış. Adam hemen şemsiyesine
elini atmış, bir dokunuşta şemsiye açılmış, paat diye bir ses ve
tavşan oracıkta vuruluvermiş.
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Haftanın Belgeseli
ATATÜRK
HAKKINDA İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİNCE HAZIRLANMIŞ
GİZLİ MEKTUP
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu
Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden 15 gün sonra dönemin
İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in Londra'ya özel bir
kuryeyle gönderdiği ve üzerine "40 Yıl
Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubun tam
metnidir.
(Bu
kripto metni ilk kez 10 Kasım 1997 tarihinde Kuva-yı Medya
tarafından kamuoyunun bilgisine sunulmuştur)
G İ Z L İ Telgraf No: 608 İngiltere Büyükelçiliği, Ankara, 25 Kasım 1938
Aziz Lordum,
1.Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayılı
telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmuştum.
2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşarı tarafından
hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmişteki kariyerini içeren
belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün
yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına
ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz
toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve
yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır.
Ancak bunların birçoğu, Atatürk'ün gerçek kimliğini öğrenmeden
hazırlanacaktır ki; onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler
kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden
olacaktır.
3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir
konuma sahiptim.
Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış
olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine
nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur. Bütün bunlar bir yana,
görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi
görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı
doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız
esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır. Galiba, onun
yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu
yüzden olsa gerek görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da
o konu ile ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu
tavrıma direnmezdi. Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana,
diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine
inanıyorum.
4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel
görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta
aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında
konuşmaya hiç çekinmeyen Kabine'deki bazı Bakanlardan da birçok
kez dinleme fırsatım oldu.
5. Atatürk'ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu
söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna
ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir
şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım.
6. Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak
açıklayabiliriz.
Bu ülkede nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong'un Grey
Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli;
inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan,
serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları
olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle
karşılaşmaktadır. Bu tespiti doğrular görünecek kanıtları
toplamak hiç de zor olmayacaktır; ancak şahsen ben, bir insanın
bu şekilde tanıtılmasını tamamıyla yanıltıcı buluyorum. Gözle
görülen bir dizi kural dışılığı sadece ayrı karakterlilikle
anlatabileceğime inanıyorum. Sadece şu veya bu savaşı kazanarak,
şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes
giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil,
yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir
ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi
gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip,
-bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece
iyiliği ile ölçülebilir- on beş yıl gibi kısa bir sürede bu
insan bir çok iyi şey yapmıştır.
Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu zihniyetin
üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını
vereceği ayrıntılar.
7. Atatürk'ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok, bu
enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden
önemli bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen
bir başka özelliğine değinmek istiyorum: Bu da; Atatürk'ün
doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını
hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma
yeteneğiydi.
8. Atatürk'ün tüm karakterinde veya en azından mevcut şeklinde,
bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadır. İddia edilen acımasızlığı,
onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu
sevgiyle uyuşmamaktadır. Tensel günahlar ve geçici ilişkilere
duyduğu varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü
kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu
kadın hakları ve önemi ile bağdaşmamaktadır. Zira bir iki sene
içinde çokeşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri
takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin
açık olduğunu ortaya koymuştur. (Kimi zaman toplum içinde de
olsa) özel hayatını tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti,
giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi
görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır..
Sadece bir kaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli
hissetmenizi sağlayabilir; sanırım yok denecek kadar azı da
gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.
9. Atatürk, Batı'da "yes-men" ve uzun süredir Türkiye'de "evetçi"
olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları
aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında
belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü..
Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı.
Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için
düşünüp, onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde
davranmıyorsa, görevlerini yerine getiremedikleri kanaatına
varıyordu.
10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak
aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem
barışta evet o büyük bir liderdi -ancak gerçek bir diktatör
değildi. Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek
diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum.
Ancak Hitler ve Mussolini'nin tersine, devlette idari veya
yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere
emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme
hakkına sahip değil di.
Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve tüm
devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda
ısrar edebilirsiniz.
Doğru, ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının
hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu. Olayların gidişi,
Atatürk'ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice
olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir. Dolayısıyla sıkça
fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin
uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil. Ancak onu
Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden
ayıran belki de en büyük özellik, başından beri isteyerek ve çok
emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya
çalışmasıdır. Atatürk'ten sonraki cumhurbaşkanı seçiminin
sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince
sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur.
11. Atatürk'ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük
şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön
bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi
bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının
buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı..
12. Müslüman olarak doğmuş, ancak din karşıtı bir kişi olmuştu,
doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti; işini iyi bilen,
istidat sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı
elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış
ortamını sağlamayı başarmıştı.
Türkiye'nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist
Cumhuriyetin dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı
İmparatorluğu'nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu
dahi yoktur. Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf
edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak,
doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici
bir biçimde sağlanmıştır.
13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri
korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti. Hastalığının
şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku
asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı.
O, Türk Milleti'ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini
ondan çalmayı başaramamıştır
İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama
yolunu vermiş, belki de tüm bunlardan daha önemlisi bu haklarına
sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.
Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı
hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım.
Percy Loraine
G İ Z L İ
Tanju Berk'e teşekkürlerimizle
HAFTALIK HAVA TAHMİNİ
PÜF NOKTASI
BİRAZ DA GÜZELLİK
[Hanımlara]
Yaklaşık bir karış
çapında bir tencerenin içine dört parmak su koyun.
İnce kıyılmış
maydonozları kaynatın. Başınıza bir havlu sararak yüzünüz
terleyene, cildiniz yumuşayana kadar bekleyin.
İki çorba kaşığı
mısır ununu birkaç defada avuçlarınıza alarak yüzünüz ve
boynunuzu iyice ovun.
Güzelliğinize
güzellik katılacaktır. Hem de en doğal, en ucuz ve de en
sağlıklı yöntemle.
Nükhet Duru'ya teşekkürlerimizle
Not:
Erkekler bunu beceremedikleri için hergün traş oluyorlar !
Bir günde
içtiklerimiz ve yediklerimizin ağırlığı, dışkıladıklarımızdan
fazla.
Denklem gerçekten böyleyse sürekli şişmanlamamız gerek.
Aldığımız ile
verdiğimiz soluk arasındaki ağırlık farkı denklemi
eşitliyor.
Harcadığımız güç
oranında verdiğimiz soluktaki karbondioksit oranı artacak, soluk
ağırlaşacaktır.
Kıssadan hisse:
Kendinize eziyet
etmeden, yedik-lerinizin yarısını yer, harcadıklarınızı iki
katına çıkartırsanız, yaza bomba gibi girersiniz.
Su içmeyi
sakın unutmayın, sadece yararı vardır.
Denizce
TİK'lerin BAKIMI
Tik ağacı ıslak
ortamlarda son derece başarılı. Özellikle güverte kaplaması
olarak harika. Hiç kaymıyor ve güneşte az ısınıyor. Vernik
gerektirmiyor, ama bakımı önemli. Yağ lekeleri kolay çıkmıyor.
Sırasıyla zımpara, fırça veya basınçlı su ile temizlenebilir.
Kayma sorunu olmayan yerlerde tik-yağı oldukça başarılı sonuç
vermekte.