Kadın peşinde
koşmanın zararı yoktur.
Zararı veren onları yakalamaktır.
Jack Davies
Erkek hissettiği,
kadın göründüğü yaştadır.
Moltimer
Collins
Bir kadın kısık
sesle konuşuyorsa bir şey istiyor demektir.
Sesini yükseltiyorsa bilin ki istediğini elde edememiştir...
Anonim
Kesinlikle evlen!
Karın iyiyse mutlu, kötüyse filozof olursun.
Sokrates
Evlilik geleneksel
olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektir.
Bir çok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir,
ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.
Simone De
Beauvoir
Bir erkek karınızı
elinizden aldığı zaman
karınızı ona bırakmaktan daha büyük bir intikam yoktur.
Sacha Guitry
Bekar erkekler
kadınlar hakkında evli erkeklerden daha çok şey bilirler.
Eğer bilmeselerdi onlar da evlenmiş olurdu.
H.L.Mencken
Erkek evlenene
kadar eksik bir erkektir.
Ve evlendiğinde artık bitmiştir.
Zsa Zsa Gabor
Erkekler şaraba
benzer.
Geçen yıllar kötülerini ekşitir, iyilerini olgunlaştırır.
Cicero
Erkeklerin aklı,
ev kadınını arar,
ama kalbi ve hayal gücü başka özellikler peşindedir.
Goethe
Yücel Ezergül'e teşekkürlerimizle
Haftanın Çizgisi
Her işte bir hayır vardır...
İrem Erkaya'a teşekkürlerimizle
Haftanın Şiiri
GİTMEK
Bugünlerde herkes
gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, bir başka
ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam ayni şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini
bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor, ani her
şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor
işte. Bir yanımız "kalk gidelim", öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. İş, güç,
sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu..
En kötüsü
alışkanlık.
Alışkanlığın
verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara
girmeler...
Bir köpek bile
bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal, ben... Kapıdaki Rex'i
bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, iki sokak
öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün
sokağın köpeği olduğunun farkında. Herkes onu, o herkesi
seviyor. Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta
küfesi olmak" diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda
yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama
eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat
tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar
yapabilsek.
Var tabii
yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz
kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde
mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah
09.00, aksam 18.00. Sonra başka mecburiyetler. Sıkışıp
kaldık.
Sırf yeme, içme,
barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek
için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma. Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba.
Ben her bahar
âşık olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı
hiç. Ama olsun... İstemek de güzel.
PAKİZE SUDA
Sevda Şahin
'e teşekkürlerimizle
Bu yazı sevgili Pakize Suda'nın
son kitabında da yeralmaktadır.
Filler çok geniş arazilerde yaşamalarına rağmen gittikleri
yere hep aynı yolu kullanarak giderlermiş. En önde sürünün
başı, boy sırasında en küçüğüne kadar sıralanırlarmış.
Fil avcıları da fillerin
geçeceği yolu derince kazar üzerini alalayıp en önde yürüyen
filin tuzağa düşmesini beklerlermiş.
Çukurun içinde debelenen
çaresiz o dev gövdeye siyah elbiselerle ve yüzleri kapalı
bir biçimde yaklaşır, fili kırbaçlar, bir kaç gün yiyecek
vermez aç ve susuz bırakırlarmış.
Sonra yine aynı avcılar, beyaz
elbiselerle yüzleri açık biçimde, filin sevdiği yiyeceklerle
gelir, filin karnını doyurur susuzluğunu giderir ve
hortumunu, yüzünü gözünü okşarlarmış.
"Avcılar" fili kendilerine
alıştırdıktan sonra çukurun önünü kazarak fili tuzaktan
kurtarırlarmış. Kendisine yapılan bu "iyiliği" hiç unutmayan
fil de "borcunu" yeni efendilerine bir ömür boyu büyük bir
özveri ve sadakatla hizmet ederek ödermiş.
Tanju Berk'e teşekkürlerimizle
Bu fıkraya:
Aldığı Marshall yardımı ile
ülke enerji sorunu çözen ve bağımsızlığını pekiştiren
Avusturya'lı dostlarım kısa bir duraksamadan sonra
gülümsüyor.
Aldığı Marshall yardımı ile
"Her mahallede bir milyoner yaratan" Türk dostlarım ise hiç
gülmüyor.
TIR'larla yardım gönderilen
Irak halkının yarın ne yapacağı bilinmez ama, bugünlerde bir
sorusu var. "Gülmek ne demek?"
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Oltacılar içiniz rahat
olsun çünkü balıklar acı duymuyor. Balık nörolojisi
üzerine yapılan en büyük araştırma, balıkların memeliler gibi
acı duymadığını ortaya çıkardı.
ABD'nin Wyoming
Üniversitesi zooloji ve psikoloji profesörü James D. Rose'un
yaptığı araştırmaya göre, balıkların beyni, "acı
ve korku duyacak şekilde" gelişmemiş. Balıkların
beyinlerinde acı hissetmelerini sağlayacak merkez bulunmuyor.
Prof. James D. Rose, daha önce balıkların acı duyduğunu söyleyen
araştırmacıların
"acı
hissi ile tehlikeli durumlara tepki verme durumunu"
birbirine karıştırdığını iddia etti. Prof. Rose, uyarımlara
tepki verme ile acı duymanın ayrı şeyler olduğunun kanıtının
kafası kesik bir tavuk olduğunu söyledi. Rose, tavuğun kafası,
yani beyni vücudundan ayrıldığı için acı duyamayacağını fakat
vücudunun hálá fiziksel tepki verebildiğini birçok kişinin
görmüş olduğunu belirtti. Prof. Rose, aynı şekilde anestezi
yapılan bir insanın vücudu tepki vermeye devam ederken acı
hissetmediğini de örnek olarak verdi.
10 Şubat
2003
Hürriyet
Biz yine de insani
duygularımızı kaybetmeyelim
Denizce
Diğer haftaları gezebilmek için
Haftalıkyazısını tıklayınız