Evvel zaman içinde,
kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, ben
babamın beşiğini tıngır, mıngır sallar iken. Ülkelerden birinde
yobaz mı yobaz, baskıcı mı baskıcı bir yönetici varmış.
Minaresini kılıfına uydurup "özgürlük" adına yemediği halt
kalmazmış.
İnanılır gibi değil
ama, pırıl pırıl düşünceleriyle son derece aydınlık kitaplar
basan bir de basımevi varmış. Yönetici için için kızar
basımevini kapatmak için yollar ararmış. Danışmanlarından bir
tanesi:
- Çevresine
adamlarımızı yerleştirelim, ablukaya alalım, bir tane bile
istemediğimiz yayının çıkmasına izin vermeyelim.
Dediği gibi
yapmışlar yapmasına ama, yine de el altından bir dolu eserin
okuyucusuna kavuşmasına engel olamamışlar.
Bunun üzerine
"yurtdışından" bir başdanışman istetmişler. Gelen de üstelik
cinsinin en iyisi. İlk sorduğu basımevinin kapasitesi olmuş.
Demişler ki:
- Günde 100 bin
tabaka karton 200 bin tabaka kağıt basar.
Yabancı danışman
tamam demiş ellerini ovuşturarak:
- Bundan böyle
hergün 100 bin tabaka kartona, 200 bin tabaka kağıda karınca
duası basıla...!
Aklı, birlik ve
beraberliği yönder tutmayan bu ülkeye, gökten üç kocaman elma
daha düşmüş, üçünü de yabancı danışmanlar yemiş, bedelini de
borç hanesine yazıvermişler.
Dr. Erden Onaran 'a
teşekkürlerimizle
Haftanın Şiiri
SEVGİ
DUVARI
Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat-sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı
meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahlan açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım
gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Patron önce sekreterini arar.
Kızcağız son derece titiz olmasına rağmen yerinde yoktur.
Oldukça sinirlenir ve aceleyle garajı arar:
- Patronun arabası hazır mı ?
Bir yandan nemli bir sıcak, öte
yandan sevmediği, yeni başladığı bir iş.
Yıkayıcı:
- İpne patronun arabası yıkandı hazır, ne olcek ?!!!
Diğer haftaları gezebilmek için
Haftalıkyazısını tıklayınız
İstanbul'un Semt İsimleri
Ahırkapı
Marmara Denizi kıyısındaki yedi liman kapısından biri, padişah
atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için semte
Ahırkapı adı
verildi.
Aksaray
Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu'daki Aksaray'ı ele
geçirdikten sonra bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin
olduğu yere
gönderir. Aksaraylılar da semte adını verir.
Bebek
İlk rivayet, Fatih Sultan Mehmet'in, bölgenin muhafazası için
görevlendirdiği bölük başının Bebek lakaplı olması. Bir başka
iddia ise,
padişahın buradaki bahçesinde gezerken, yılan görüp korkan
şehzadesine "Bebek" demesi ve bahçenin Bebek bahçesi olarak
anılması.
Çatladıkapı
Bizans döneminde yapılan surların Sidera adı verilen bir kapısı
1532 depreminde çatlayınca hem kapı hem semt Çatladıkapı olarak
anılıyor.
Çengelköy
Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için ismi bu olaya
atfediliyor.
Feriköy
Semtin adı Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam
Feri'den
geliyor. Bölgede geniş topraklar padişah tarafından Madam
Feri'nin kocasına
bağışlanmış. Ama kocası ölünce köy onun adıyla anılır olmuş.
Sütlüce
Bugün Sütlüce'nin olduğu yerde Süt Menbat adlı bir Rum köyü
vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin
memelerinden su akar, bu
suyun kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı.
Şaşkınbakkal
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde, yaz günleri denizden
yararlanmak için trenle bölgeye gelenler için bir bakkal
açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek,
"şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar.
Tahtakale
Sözlük anlamı "kale altı" olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla
Tahtakale'ye dönüşen semtin adinin Mercan ya da Beyazıt
dolaylarındaki
eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi
aldığı tahmin ediliyor.
Teşvikiye
Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı caddelerinin kesiştiği
kavşakta bulunan iki taş, Sultan Abdülmecit'in burada bir
mahalle
kurulmasını teşvik ettiğini belgelemektedir.
Unkapanı
Bazı satış yerleri Arapça'da "kabban" denilen büyük teraziler
bulunduğu için veya kapan sözcüğünün "gümrük" anlamına
gelmesinden bu ad verilmiştir. Sahilinde buğday ve arpa yüklü
gemiler de demirlerlerdi
Üsküdar
Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları şehrin bu
yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu,
zamanla Üsküdar'a dönüştü.
Veliefendi Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veliyüddin Efendi'nin
sahibi olduğu topraklar üzerinde kuruldu.