Helmut Gernsheim & Kodak Research
Laboratory
Reproduction (March 21, 1952) of Joseph Nicéphore Niépce’s
“View
from the Window at Le Gras”
Gelatin silver print & watercolor 20.3 x 25.4 cm
Cem İşmen'e
teşekkürlerimizle
Haftanın Sözü
Kolombiyalı
yazar Gabriel Garcia Marquez
yakalandığı kanser nedeniyle yakın dostlarına bir veda
mektubu göndermiş.
Usta yazar şöyle
diyor:
'Eğer Tanrı bana
birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,
sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Eşyaların maddi
yönlerine değil anlamlarına değer verirdim.
Az uyur, çok
rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada altmış saniye
boyunca ışığı düşünürdüm.
Başkaları
durduğu zaman yürümeye devam ederdim.
Başkaları
uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim.
Başkaları
konuşurken dinlerdim.
Çikolatalı
dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Tanrım, eğer bir
kalbim olsaydı, nefretimi bunun üzerine kazır ve güneşin
yüzünü göstermesini beklerdim.
Gökyüzündeki
aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti
şiirleri okur ve serenadlar söylerdim.
Tanrım bir
yudumluk yaşamım olsaydı.. Gün geçmesin ki, karşılaştığım
tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve
erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer
birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım.
Erkeklere,
yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış
olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.
Çocuklara kanat
verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak
sağlardım.
Yaşlılara ise,
ölümün yaşlanmayla değil unutma ile geldiğini anlatırdım.
Ey insanlar
sizlerden ne kadar çok şey öğrenmişim... İnsanların
mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden,
dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük
bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu
kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkum ettiğini öğrendim.
Sizlerden çok şey öğrendim...
Artık ölebilir miyim?'
Evvel zaman içinde,
kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, ben
dedemin beşiğini tıngır, mıngır sallar iken...
Günlerden bir gün
Arabistan'nın çöllerinde komşu iki Emir var imiş. İkisi de
birbirinden zengin ve de varlıklı imişler. Sınırsız paraları,
birbirinden güzel cariyeleri, atları, sarayları, yatları varmış.
Her şeyleri varmış ama, Emirlerden birinin öyle güzel,
öyle güzel bir atı varmış ki..., diğeri kıskançlığından nerdeyse
çatlayacakmış.
Kıskanç Emir,
araya arcılar koyulmuş, at için petrol kuyuları, paralar, üstüne
üstlük cariyelerin en güzelleri teklif edilmiş..., ama boşuna.
At sahibi emir bir
türlü razı gelip atı vermemiş.
Emir, günlerden bir
gün o güzelim atı ile çöller üzerinde gezintiye çıkmış. At hem
çok hızlıymış, hem de kumlar üzerinde o kadar güzel adımlar
atıyormuş ki seyrine doyum olmuyormuş. Güneşte
pırıl pırıl parlayan simsiyah tüyleri, kendi
rüzgarı ile sağa sola savrulan yelesi, bir başka güzelmiş.
Derken, Emir'in
gözüne ileride bir şey takılmış. Sürmüş atını gördüğünün
üzerine. Bakmış, bir de ne görsün? Yerde susuzluktan kıvranan
bir adam. "Sahip... su... su...!" diye yalvarıyormuş. Hemen
inmiş atından. Terkisinden su kırbasını çıkartmış, tam adama su
verecek. Birden yerdeki adam canlanıvermiş, fırlamış atın
üstüne. Sıyırmış maşlahını yukarı çıkmış öteki Emirin yüzü
ortaya ve bağırmış:
"Ya, Emir...!
At öyle alınmazsa böyle alınır !"
Yerde kalan emir
hayli üzgün ve de çökmüş, arkasından seslenmiş:
"Atımın gittiğine
üzülmüyorum.
Bir daha benden su isteyenlere su veremeyeceğime üzülüyorum...!"
Gökten üç elma daha
düşmüş. Üçü de ümidini ve sevgisini hiç yitirmeyenlere...
Dr.Selami Işındağ'a
teşekkürlerimizle
Haftanın Şiiri
Değirmenden geldim
Beygirim yüklü
Şu kızı görenin deli ola
15 yaşında 45 bölüklü
Bir kız bana emmi dedi
neyleyim.
Birem birem toplayayım odunu;
Bilem dedim,
Bilemedim adını
Elbistan yanaklı, Türkmen kadını
Bir kız bana emmi dedi
neyleyim
Bizim ilde urum olur, ud olur
Sızılaşır Bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur,
Bir kız bana emmi dedi
neyleyim.
Karacaoğlan der, nen edip nen
olayım
Akan sularınla bende geleyim
Sakal seni matkap ile yolayım
Bir kız bana emmi dedi
neyleyim
Şu kız bana emmi dedi neyleyim
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi
neyleyim
Şu kız bana emmi dedi
neyleyim.
Karacaoğlan
Murat Vefikoğlu'na
teşekkürlerimizle
İşte dostlar yaşam
böyledir.
Yiğidime "emmi" denince kor olur yürek yakar !
Sihirli kurbağa
bir gün ormanda gezerken, tavşan kovalayan ayı ile
karşılaşmış. Tavşan can
derdinde, ayı et derdinde derken sihirli kurbağa duruma el
koyup demiş ki:
- Her ikinizin de üç hakkı var. Dileyin benden ne dilerseniz
!
Ayı :
- Bu ormandaki tüm ayılar dişi olsun ve tümü bana tutkun olsun"
demiş.
Kurbağa anında
ayının isteğini
yerine getirmiş isteği.
Tavşan ise:
- Bana bi kask ver demiş...
O da hemen olmuş.
Ama ayı içinden :
- Bu tavşan geri zekalı. Çuvalla para isteseydi, bin tane kask
alırdı. demiş.
Kurbağa ikinci isteklerini sormuş.
Ayı (babası da
ayıymış zaten)
- Yan ormandaki tüm ayılar da dişi olsun ve hepsi sadece beni
arzulasın demiş.
Trilink!!!! O da
tamam.
Tavşan ise:
- Ben hızlı bir motosiklet isterim. demiş
Ayı iyice şaşırmış
"Bu tavşan hepten aklını yemiş olmalı !" diye düşünmüş.
Sıra gelmiş son
isteklere....
Ayı
- Bu gezegendeki tüm ayılar dişi olsun ve hepsi benim için
çıldırsın demiş.
Kurbağa bu isteği de
hemen yerine getirmiş.
Tavşan önce kaskı
takmış, sonra motora binip marşa basmış ve son isteğini söyleyip
gaza basmış:
- Bu ayı i...ne
olsuuuun !
Müjde Gönenç'e
teşekkürlerimizle
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Diğer haftaları gezebilmek için
Haftalıkyazısını tıklayınız
Ev İlaçları
YUMURTA
Yumurtadan ilaç olarak da yararlanabiliriz. Ateşli, bitap
düşürücü hastalıklarda yumurta en iyi gıdadır. Hastanın
toparlanmasında son derece etkindir. Ayrıca, yanıklara sürülen
yumurta akı çarçabuk şifa sağlar. Yumurta mükemmel bir
panzehirdir. Bakır, kurşun, süblime, tentürdiyot gibi maddelerle
zehirlenenlerin mideleri yıkandıktan sonra, birkaç yumurta akını
sulandırıp içirmek hem kurtarıcı, hem hastayı rahatlatıcıdır.
SOĞAN Salata ve yemeklerde kullanıldığından başka sıcak lapa
halinde, dolama tedavisinde kullanılır.
TARÇIN
Sofrada kullanıldığında iştah açar, mideyi düzeltir. Kuvvet ve
ferahlık verir. İlaç olarak, 1 çorba kaşığı tarçın 4 su bardağı
suda çay gibi kaynatılır. Günde birkaç çorba kaşığı içmek ishali
keser. Mide ağrılarını durdurur.
TURP
İdrar söktürerek vücutta birikmiş zehirleri dışarı atar. Sofra
yollarında ve safra kesesi taşlarının düşürülmesinde yararlı
olduğu anlaşılmıştır. Doktorlar böyle hastalara, günde 1 çay
bardağı kadar turp suyu içmelerini önermektedir.
TURUNÇ Turunç, ferahlatan, susuzluğu gideren, sindirimi düzenleyen
özelliğiyle «turunç şerbeti» evlerimizde büyük ölçüde
kullanılmalıdır.
GÜL YAPRAĞI Özellikle kırmızı gülün yaprakları kullanılır. Yumurta
büyüklüğünde gül 4 su bardağı suda haşlanarak bir fincan
içildiğinde ishali keser.
Aynı su ile yapılan gargara bademciklerde, göz banyosu da
gözlerdeki iltihaplara iyi gelir.