İkram edilen taze demlenmiş bir bardak çay, ya da mis kokulu
bir fincan kahve eski bir arkadaştan beklemediğin anda bir
telefon....
Eve veya işe
giderken ya da alışverişe trafikte hep yeşil ışıklar....
Bugün...
İçinde küçük sevinçlerin olduğu bir gün olsun...
Markette en hızlı ilerleyen kasa sırası...
Mis kokulu bir yemek...
Radyoyu açtığında ; en sevdiğin şarkının çalıyor
olması ve o güzel şarkıya yüksek sesle eşlik etmek....
Barış, mutluluk ve neşe dolu bir gün olsun.
MUTLULUĞUN günü....
Bir şeylerin mükemmelliğinde ; Tanrının senin yanında
olduğunu, seni kayırdığını ve bir yerlerden sana
GÜLÜMSEDİĞİNİ hissettiğin, sana özel olduğunu hissini
yaşatan o garip ama hoş duygu ile dolu güzel bir gün
diliyorum...
ÇÜNKÜ BUNU HAK EDECEK KADAR ÖZEL VE AZ BULUNUR BİRİSİN...
Derler ki...
"Özel bir insana rastlamak bir an, özel biri olduğunu
anlamak belki bir saat, o özel birini sevmekse belki bir gün
sürebilir...
Ama o insan ÖMÜR BOYU UNUTULMAZ...
Bu mesajı dostlarınızla paylaşmadıysanız, muhtemelen ya
günlük telaşlar içindesiniz ya da belki de bir mesajla da
olsa;
GÜLÜMSEYEBİLECEK dostlarınızı unuttunuz....
DOSTLARINIZA ZAMAN AYIRIN....
SAĞLIKLI ve SEVGİYLE KALIN....
Birgün
ormancının biri, dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını
keserken baltasını suya düşürür. "Aman tanrım" diye bağırdığında
birden karşısına nehirler tanrısı belirir ve "Ne diye
bağırıyorsun?" der. Ormancı baltasını suya düşürdüğünü ve
yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.
Nehirler
tanrısı suya dalar ve elinde bir altın balta sorar tekrar
belirir. "Baltan bu muydu?" diye sorar. Ormancı "hayır" diye
cevaplar. Tanrı suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir
balta ile tekrar belirir ve yine sorar. "baltan bu muydu?"
ormancı yine "hayır" diye cevaplar. Tanrı suya tekrar dalar ve
bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine
sorar. "baltan bu muydu?" ormancı "evet" der. ormancının
dürüstlüğü tanrının çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de
kendisine verir.
Ormancı
mutlu bir şekilde evine döner. bir zaman sonra ormancı eşiyle
birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düşer ve ormancı
"aman tanrım" diye bağırır. Nehirler tanrısı yine belirir ve
sorar. "ne diye bağırıyorsun?" ormancı "karım suya düştü" der.
Tanrı suya dalar ve Jennifer Lopez le birlikte geri döner.
"senin karın bu mu?" diye sorar. Ormancı "evet" der. Tanrı ciddi
sinirlenmiştir. "yalan söylüyorsun. Gerçek bu değil" der.
Ormancı "özür dilerim tanrım. ortada bir yanlış anlaşılma söz
konusu. Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer
Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin. O na da hayır deseydim
karımla dönecek ve her üçünü de bana verecektin.
Tanrım...
ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek
durumda değilim. Jennifer Lopez’e evet dememin sebebi budur."
Bu masalın
anafikri: Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve
saygın bir nedeni vardır ve bu da başkalarının yararı içindir.
Gökhan Oruçoğlu'na
teşekkürlerimizle
Haftanın Şiiri
İSTANBUL ŞİİRLERİ 4
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.
Bir önceki
fıkranın bir diğer çeşitlemesi ise şöyle:
HUMPHREY BOGART
[İnadım inat sürüm 2]
Birbirinden
akıllı, yakışıklı, görgülü, başarılı iki genç laz iş adamı.
(Fıkra işte böyle başlar.) New York'ta iş gezisindeler. Beşinci
caddede olağan dışı bir süitte kalıyorlar.
Bir ara sormuşlar:
- Ha puranın en iyi lokantası nereyedur ?
Hemen rezervasyon
yapılmış ve gitmişler öğle yemeğine. Sofra düzeni mükemmel,
yemekler ve ortam harika, dahası sofra adabı olağanüstü.
Karşılıklı yemek yiyorlar ama, Temel’in gözü hep arka masada.
Bir ara Temel demiş ki:
- La, Ali İksen arkadaki herif Humphrey Bogart’tır.
Ali İksen hiç
başını kaldırmadan yemeğine devam edip:
- Humphrey Bogart öldü, öldü! demiş.
Temel’in gözü yine
arka masaya takılı kısa bir süre sonra şaşkınlıkla Ali İksen’in
kolunu sarsıp:
- “La, Ali İksen herif kımıldayy !
wunderground tarafından,
referans niteliği seviyesinde kullanılmaktadır.
Başarılarının devamını dileriz.
Huzurlu Olmanın
100 Yolu [34-66]
34. Bir bitki yetiştirin.
35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.
36. Erken kalkmaya alışın.
37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın
ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
38. Planlarınızda esnek olun.
39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi
kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.
42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale
ve kitaplar okuyun
ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
43. Zihninizi sessizleştirin.
44. Birisi size topu atarsa,
bunu tutmak zorunda değilsiniz.
45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermeyin.
46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman
ona kadar sayın.
47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
48. Biraz yüzünüz gülsün.
49. Bu da geçer.
50. Gevşeyin!
51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın.
Öyle olabilir.
52. İç dünyanız için zaman ayırın.
53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
54. Kendi işinize bakın,
kendinizi başkasının yerine koymayın.
55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.
56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
58. Daha sabırlı olun.
59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin
bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.
62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın.
Övgü ve yergi aynı şeydir.
64. Rasgele iyilikler yapın.
65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
sürecek...
Diğer haftaları gezebilmek için
Haftalıkyazısını tıklayınız