Almitra
sözü aldı ve sordu:
- Peki üstat; evlilik nedir?
Cevap
şöyle geldi:
- Siz birliktelik için doğmuşsunuz.
Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar
ayrılmayacaksınız.
Allahın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız.
Ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın;
bırakın ki, cennetin rüzgârları aranızda dans edebilsin...
Birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin...
Bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi
olsun...
Birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;
ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın...
Birlikte şarkı söyleyin; lakin birbirinizi yalnız bırakmayı
da bilin.
Sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi
seslendirir...
Birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip
saklamak için değil!
Sadece hayatın eli o kalbi saklar! Birlikte durun, ama
yapışmayın,
tapınakların sütunları da bitişik değildir!
- Ve
unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde
büyümezler...
Leonardo
da Vinci "Son Akşam Yemeği" isimli resmini yapmayı düşündüğünde
büyük bir güçlükle karşılaştı...
İyi'yi
İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam
yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde
tasvir etmek zorundaydı...
Resmi
yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği
birilerini aramaya başladı.
Bir gün
bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa
tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için
atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Aradan 3
yıl geçti "Son Akşam Yemeği" neredeyse tamamlanmıştı, ancak
Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli
bulamamıştı... Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali,
resmi bir an önce bitirmesi için Leonardo’yu sıkıştırmaya
başladı.
Günlerce
aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam
buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden
geçmiş bir durumda kaldırımın kenarına yığılmıştı. Leonardo
yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını
söyledi, çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye
varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına
gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen
inançsızlığı, günahı, bencilliği resme aktarıyordu...
Leonardo
işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden
kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika resmi gördü.
Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:
- Ben bu
resmi daha önce gördüm...
- Ne zaman? diye sordu
Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı.
- Üç yıl önce dedi adam..
- Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce.
O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı,
bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...
İyi ve
Kötü'nün yüzü aynıdır... Her şey insanın yoluna ne zaman
çıktıklarına bağlıdır...
Paulo
Coelho Şeytan ve Genç Kadın'dan
Gülsev Akın'a teşekkürlerimizle
Haftanın Şiiri
MEYHANE EDEBİYATI
Bir kadeh yarar
İkincisi makûl karar
Üçüncüsü kafayı sarar
Dördüncüsü keseye zarar
Beşincisi dimağı yorar
Altıncısı hatır sorar
Yedincide belâ sarar
Sekizincide plân kurar
Dokuzuncuda vurur, kırar
Onuncuda hakim sorar.
Yirmi yaşına
kadar
Hayatı öğrenmeyenin
Otuz yaşına kadar evlenmeyenin
Kırk yaşına kadar köşeyi dönmeyenin
Elli yaşına kadar ölmeyenin
İşi çok zor.
Horoz ötsün ötmesin
Sabah mutlaka olacaktır.
Evlilikten önce mantık aranmaz
Kiralık daire aranır.
Şişe tıpayı, şarap kupayı, eşek sopayı sever.
Kurbağayı koltuğa da oturtsan
Gene çamura atlar.
"Hadi şerefe" içeceksen mutluluğa ve sağlığa iç,
Şerefli olmak ta senin elinde, şerefsiz olmakta...
Başımızdan geçenlere değil,
Kafamızdan geçenlere içelim.
Büyük adam olmaya gerek yok,
Bizler yalnızca adam olalım yeter.
Tanrı herşeyi görür ama dedikodu yapmaz.
Eşek nereden bilecek ki zevki sefayı;
Sor bakalım hiç çekmiş mi kafayı?
Birini unutmak istemiyorsan ona borç ver.
İnsanlar,
Çabuk yükselenlere kıymet verirler;
Halbuki hiç bir şey,
Toz ve tüy kadar çabuk yükselemez.
Hayatın tadını borçlanarak çıkar,
Sakın ödemeye kalkma, tadı kaçar.
İki rahibe varmış biri genç ve güzel diğeri orta yaşlı ve
bilge...
Yani hikaye böyle başlıyor işte...
Akşamlardan bir akşam, iki rahibe komşu kiliseden manastıra
dönerken, bilgesi güzeline;
- Yaklaşık 20 dakikadır bir adam bizi takip ediyor ve
gittikçe yaklaşıyor.
Şu anda aradaki mesafe 50 metre der.
Genç ve güzel rahibe korku dolu
bir sesle:
- Bu adam mutlaka "kötü" niyetli. Belki de bize tecavüz
edecektir.
Bir an önce manastıra yetişmeliyiz der.
Rahibeler daha hızlı yürümeye
başlarlar. Adam da hızlanır. Aradaki mesafe
nerdeyse otuz metre.
Rahibeler koşmaya başlarlar, Adam
da koşar.
Bilge rahibe mantığını çalıştırır ve:
- Bu gidişle adam bizi yakalayacak. İki farklı yöne
koşalım. Tanrı artık
günahlarımızı affetsin. Manastıra ilk varan yardım getirsin der.
Biri sağa, diğeri sola var güçleri
ile koşmaya başlarlar. Eeee... rahibe giysileri tektip (üniform)
ne de olsa, adam nerden bilecek güzelinin ne tarafta olduğunu?
Uzun lafın kısası güzel rahibe nefes nefese, kan ter içinde
manastıra varır. İki soluk aldıktan sonra başlarına gelenleri
anlatır. İster istemez aradan hayli vakit geçmiştir. Genç
rahibe, kilisenin zangocu ve birkaç kişi daha, ellerinde
fenerler dışarı çıkarlar ve uzaktan bilge rahibenin yıpranmış
bir şekilde geldiğini görürler. Genç rahibe merakla sorar:
- Ne oldu ne yaptın ?
- Adam beni takip etti.
Artık nefesini ensemde hissediyordum.
Mantık olarak daha fazla koşmanın anlamı yoktu...
- Eeee..."
- Durdum... Adam da durdu
gayet tabii...
- Sonra...
- Eteğimi kaldırdım ve adamın taa gözlerinin içine kadar baktım.
- Sonra ne oldu?
- Adam da pantolonunu indirdi.
- Peki ya daha sonra...."
- Daha sonra ne olacak?
Eteğini kaldırmış bir rahibe pantolonunu indirmiş bir adam.
Sence hangisi daha hızlı koşar ?
Dilek & Melih Pekiner'e
teşekkürlerimizle
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
HAFTALIK HAVA TAHMİNİ
PÜF NOKTASI
İstanbul
Kas 17 Kas 24 Kas 30
Ara 8
Rüzgar hızı [km/h] olarak verilmiştir.
D.. Doğu
B... Batı
wunderground tarafından,
referans niteliği seviyesinde kullanılmaktadır.
Başarılarının devamını dileriz.
Diğer haftaları gezebilmek için
Haftalıkyazısını tıklayınız
Tavla Biliyor muyuz?
Tavla biraz şanstır, tıpkı hayat
gibi...
1400 yıl önce, ünlü bir Hint
Racası, Pers İmparatoru Nevşirvan'a bir oyun göndermiş.
Yanında da bir küçük name...
"Kim daha iyi düşünür, kim daha
iyiyi bilir, kim daha ileriyi görürse, o kazanır. İşte hayat
budur!..."
Hindistan'dan gelen oyun bilindiği
gibi satranç...
Pers Hükümdarı altta kalır mı hiç?
En bilgin vezirini Büzur Mehir'i çağırır ve ...
"Sana on gün. Bir oyun icat et ve
Raca'ya götür."
Verilen süre içinde, emredilen
oyunu icat eden vezir İmparatorunun özel notu ile birlikte
Hindistan'ın yolunu tutar.
"Evet, kim daha iyi düşünür, kim
daha iyiyi bilir, kim daha ileriyi görürse o kazanır. Ama biraz
da şanstır. İşte hayat aslında budur."
Sevgili Dostlar,
şimdi söyleyin, hayat tavla mı, yoksa satranç mı?
Tavla biraz şans, ama sadece
biraz. Onun ötesinde, düşünmek, bilmek ve ileriyi görmek, ölçülü
biçimde risk almak kazanmanın en belirgin yolu.
Vezir bulduğu oyunun adını
Takhteh Nard koymuş. Yani "Tahta üzerinde savaş.."
Persler yayılıp, Mısır'a kadar
uzanınca, oyunun adı kısalmış. Tau olmuş. Türkler ve
Yunanlılar da Tavla demişler.
Vezir oyunu icat ederken, simgesel
bir dil de kullanmış. Pulların toplandığı karşılıklı 6'şar hane
12 ayı... Tavladaki 24 hane de günün 24 saatini... Beyaz pullar
gündüzü, siyah pullar geceyi simgelermiş...
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.