e-mail
    
denizce@denizce.com
 
   
  

 


Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 17.11 - 23.11      47. Hafta

Haftalık    

 

 

Haftanın Sorusu

 

       Eskiden "IQ" vardı. Sonraları "EQ" geldi. Zekanın duygusalı önem kazandı.

       Bugünler ise  "IQQ" devri.  Artık "Akıllı Soru Sorma" dönemi başladı.

       Yaşam, kendi sorularının cevaplarını,  ya da
       başkalarının soruları ve cevaplarını yaşayanlar arasında bölündü gitti...

       Bu haftanın sorusunu sordunuz mu ?

 

 

Haftanın Fotografı

 

 

"Denizce" bir tür özel iletişim dilidir

Seda Fırat'a teşekkürlerimizle      

         Resim Galerileri

 

 

Haftanın Sözü

Almitra sözü aldı ve sordu:
-  Peki üstat; evlilik nedir?

Cevap şöyle geldi:
-  Siz birliktelik için doğmuşsunuz.
   Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.
   Allahın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız.

   Ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın;
   bırakın ki, cennetin rüzgârları aranızda dans edebilsin...

   Birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin...

   Bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun...

   Birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;
   ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın...

   Birlikte şarkı söyleyin; lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin.

   Sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir...

   Birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil!

   Sadece hayatın eli o kalbi saklar! Birlikte durun, ama yapışmayın,
   tapınakların sütunları da bitişik değildir!

-  Ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...

Halil Cibran  [Ermiş]      

Cem İşmen ve Faik Kale'ye teşekkürlerimizle      
 

Haftanın Çizgisi

 

 

         Resim Galerileri       

Âli San'a teşekkürlerimizle      

 

 

Büyüklere Masallar

 

SON AKŞAM YEMEĞİ

Leonardo da Vinci "Son Akşam Yemeği" isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı...

İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı...  

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı.

Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.

Aradan 3 yıl geçti "Son Akşam Yemeği" neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı... Leonardo'nun çalıştığı kilisenin  kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için Leonardo’yu sıkıştırmaya başladı.

Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu.  Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırımın kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi, çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme aktarıyordu...

Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika resmi gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:

- Ben bu resmi daha önce gördüm...
- Ne zaman?       diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı.
- Üç yıl önce      dedi adam..
- Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce.
  O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı,
  bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...

İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır... Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

Paulo Coelho Şeytan ve Genç Kadın'dan

Gülsev Akın'a teşekkürlerimizle    

 

Haftanın Şiiri

  
 

MEYHANE EDEBİYATI


Bir kadeh yarar
İkincisi makûl karar
Üçüncüsü kafayı sarar
Dördüncüsü keseye zarar
Beşincisi dimağı yorar
Altıncısı hatır sorar
Yedincide belâ sarar
Sekizincide plân kurar
Dokuzuncuda vurur, kırar
Onuncuda hakim sorar.


Yirmi yaşına kadar
Hayatı öğrenmeyenin
Otuz yaşına kadar evlenmeyenin
Kırk yaşına kadar köşeyi dönmeyenin
Elli yaşına kadar ölmeyenin
İşi çok zor.
 

Horoz ötsün ötmesin
Sabah mutlaka olacaktır.
Evlilikten önce mantık aranmaz
Kiralık daire aranır.
Şişe tıpayı, şarap kupayı, eşek sopayı sever.
Kurbağayı koltuğa da oturtsan
Gene çamura atlar.
 

"Hadi şerefe" içeceksen mutluluğa ve sağlığa iç,
Şerefli olmak ta senin elinde, şerefsiz olmakta...
Başımızdan geçenlere değil,
Kafamızdan geçenlere içelim.
Büyük adam olmaya gerek yok,
Bizler yalnızca adam olalım yeter.
Tanrı herşeyi görür ama dedikodu yapmaz.
Eşek nereden bilecek ki zevki sefayı;
Sor bakalım hiç çekmiş mi kafayı?
Birini unutmak istemiyorsan ona borç ver.
 

İnsanlar,
Çabuk yükselenlere kıymet verirler;
Halbuki hiç bir şey,
Toz ve tüy kadar çabuk yükselemez.
Hayatın tadını borçlanarak çıkar,
Sakın ödemeye kalkma, tadı kaçar.

Anonim


Önder Öksüzoğlu'na teşekkürlerimizle      

 

     Ağız Tadı

 


Haftanın Fıkrası                                    Fıkra Köşesi

 

RAHİBENİN MANTIKLISI

İki rahibe varmış biri genç ve güzel diğeri orta yaşlı ve bilge...

Yani hikaye böyle başlıyor işte...
Akşamlardan bir akşam, iki rahibe komşu kiliseden manastıra dönerken, bilgesi güzeline;
-  Yaklaşık 20 dakikadır bir adam bizi takip ediyor ve gittikçe yaklaşıyor.
   Şu anda aradaki mesafe 50 metre     der.

Genç ve güzel rahibe korku dolu bir sesle:
-  Bu adam mutlaka "kötü" niyetli. Belki de bize tecavüz edecektir.
   Bir an önce manastıra yetişmeliyiz     der.

Rahibeler daha hızlı yürümeye başlarlar. Adam da hızlanır. Aradaki mesafe
nerdeyse otuz metre.

Rahibeler koşmaya başlarlar, Adam da koşar.
Bilge rahibe mantığını çalıştırır ve:
-  Bu gidişle adam bizi yakalayacak. İki farklı yöne koşalım. Tanrı artık
   günahlarımızı affetsin. Manastıra ilk varan yardım getirsin der.

Biri sağa, diğeri sola var güçleri ile koşmaya başlarlar. Eeee... rahibe giysileri tektip (üniform) ne de olsa, adam nerden bilecek güzelinin ne tarafta olduğunu? Uzun lafın kısası güzel rahibe nefes nefese, kan ter içinde manastıra varır. İki soluk aldıktan sonra başlarına gelenleri anlatır. İster istemez aradan hayli vakit geçmiştir. Genç rahibe, kilisenin zangocu ve  birkaç kişi daha, ellerinde fenerler dışarı çıkarlar ve uzaktan bilge rahibenin yıpranmış bir şekilde geldiğini görürler. Genç rahibe merakla sorar:
-  Ne oldu ne yaptın ?

-  Adam beni takip etti. Artık nefesini ensemde hissediyordum.
   Mantık olarak daha fazla koşmanın anlamı yoktu...

-  Eeee..."

-  Durdum... Adam da durdu gayet tabii...

- Sonra...
- Eteğimi kaldırdım ve adamın taa gözlerinin içine kadar baktım.

- Sonra ne oldu?
- Adam da pantolonunu indirdi.

- Peki ya daha sonra...."
- Daha sonra ne olacak? 
   Eteğini kaldırmış bir rahibe pantolonunu indirmiş bir adam.
   Sence hangisi daha hızlı koşar ?

Dilek & Melih Pekiner'e teşekkürlerimizle     

                                                     

Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri sevindirecektir.

          

HAFTALIK HAVA TAHMİNİ PÜF NOKTASI

İstanbul

             Kas 17   Kas 24     Kas 30     Ara 8

Rüzgar hızı [km/h] olarak verilmiştir.
D.. Doğu           B... Batı

KKB... Kuzey Kuzey Batı
 

Diğer hava tahmin yöntemleri

 

Alparslan Tansuğ'un meteorolojik çalışmaları

wunderground tarafından, referans niteliği seviyesinde kullanılmaktadır.
Başarılarının devamını dileriz.

 

Diğer haftaları gezebilmek için
Haftalık yazısını tıklayınız    

Tavla Biliyor muyuz?

Tavla biraz şanstır, tıpkı hayat gibi...

1400 yıl önce, ünlü bir Hint Racası, Pers İmparatoru Nevşirvan'a bir oyun göndermiş. Yanında da bir küçük name...

"Kim daha iyi düşünür, kim daha iyiyi bilir, kim daha ileriyi görürse, o kazanır. İşte hayat budur!..."

Hindistan'dan gelen oyun bilindiği gibi satranç...

Pers Hükümdarı altta kalır mı hiç?
En bilgin vezirini Büzur Mehir'i çağırır ve ...

"Sana on gün. Bir oyun icat et ve Raca'ya götür."

Verilen süre içinde, emredilen oyunu icat eden vezir İmparatorunun özel notu ile birlikte Hindistan'ın yolunu tutar.

"Evet, kim daha iyi düşünür, kim daha iyiyi bilir, kim daha ileriyi görürse o kazanır. Ama biraz da şanstır. İşte hayat aslında budur."

Sevgili Dostlar,
şimdi söyleyin, hayat tavla mı,  yoksa satranç mı?

Tavla biraz şans, ama sadece biraz. Onun ötesinde, düşünmek, bilmek ve ileriyi görmek, ölçülü biçimde risk almak kazanmanın en belirgin yolu.

Vezir bulduğu oyunun adını Takhteh Nard koymuş. Yani "Tahta üzerinde savaş.."

Persler yayılıp, Mısır'a kadar uzanınca, oyunun adı kısalmış. Tau olmuş. Türkler ve Yunanlılar da Tavla demişler.

Vezir oyunu icat ederken, simgesel bir dil de kullanmış. Pulların toplandığı karşılıklı 6'şar hane 12 ayı... Tavladaki 24 hane de günün 24 saatini... Beyaz pullar gündüzü, siyah pullar geceyi simgelermiş...

Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri sevindirecektir.