e-mail
    
denizce@denizce.com
 
   
  

 


Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 12.01 - 18.01.2004         3. Hafta    2004

Haftalık    

 

Haftanın Sorusu

Madem "mutsuzluk" kişinin beklentisi ile bulduğu arasındaki "olumsuz fark",

O halde:
               Mutlu olmak için beklentilerimizi mi indirgesek,
               yoksa bulduklarımızı mı yüceltmeye çalışsak?

               Bu eylemi tek başına mı yapsak? Yoksa hep birlikte mi?

Üstelik, sakin sakin, baş başa, omuz omuza, gönül gönüle... ve de huzur içinde...

 

                                                                         Kalın sağlıcakla ve de sevgiyle
                                                                        Denizce

 

 

Haftanın Fotografı

 

"Hat" sanatıyla "Dünden-Bugüne"
Hat'tı aşmak sadece bizim elimizde!

 

         Resim Galerileri

 

Haftanın Sözü

Bu hafta söz iki olağanüstü yaklaşımda:

İstanbul Haliç Rotary Kulübü

     http://www.halicrotary.org/index.asp   "Türkiye sunumu" nu tıklayınız

     ve

Türk dostu özel bir Fransız, Martine Atalay'ın

     http://www.guide-martine.com/

     Türkiye için tüm dünyaya seslenişlerinde.

     Her ikisini da candan kutlar, örnek olmalarını dileriz.

Denizce          

 


 

Haftanın Çizgisi 

 

 

Canım Hocam, Nasreddin'im, yüzyıllar önce "Bindiğin dalı kesme" demişti zaten...

 

         Resim Galerileri       

 

 

Büyüklere Masallar

ZENGİN ve FAKİR

Zengin ve fakir ülkeler arasındaki fark ülkelerin yaşından değil.
Hindistan ve Mısır gibi ülkelerin 2000 yıldan fazla geçmişi var ve fakirler.

Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi 150 sene önce isimlerini dahi bilmediğimiz bu ülkeler gelişmiş ve de zengin.

Doğal kaynakların varlığı da zengin ülke fakir ülke arasındaki farkı yaratmıyor.
Japonya ufacık bir adalar topluluğuna sıkışmış, %80 arazisi tarıma ve hayvancılığa bile uygun değil, ama dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip. Dev bir bir yüzer fabrika gibi, dünyadan ham madde ithal ediyor ve büyük bir katma değer ile tüm dünyaya işlenmiş ürün ihraç ediyor..

İsviçre'de kakao yetişmiyor ama, dünyanın en kaliteli çikolataları üretiliyor.
Dört aylık kısa yaz döneminde toprağı ekip hayvancılık yapıyor ve bu kısıtlılıkta bile ürettikleri süt ürünleri ile dünyanın  en ünlü ülkesi. İsviçre'ye, düzenine ve ülke insanının dürüstlüğüne ve çalışkanlığına duyulan güven sayesinde dünyanın bir numaralı para kasası olmayı dahi başarmış.

Zengin ve fakir ülkelerin yöneticilerini birbirleriyle karşılaştırıldığında, ilk bakışta  aralarında önemli bir fark da gözükmüyor.

Irk ve renk de önemli değil. Kendini geliştirmeyen ülkelerindeki verimsiz işgücü, gelişmiş ülkelerde üstün niteliği, çalışkanlığı ve güvenilirlikleri ile aranmakta. Ülke ekonomilerinde çok ciddi bir yer almakta ve işveren olabilmekteler.

Arayıp bulmaya uğraştığımız bu fark;
Toplumların, kültür ve eğitim sonucu benimsedikleri ilkelerde yatmaktadır.

  • Dürüstlük; öz, söz, eylem birliği

  • Bilgiye, öğrenmeye ve paylaşmaya verilen önem

  • Sorumluluk, görev anlayışı ve görev bilinci

  • Yasa ve kurallara;

  • Kişilere ve kurumlara duyulan güven ve saygı

  • Çalışkanlık ve başarıya ancak bu yolla ulaşabilme bilinci

  • Tasarruf ve yatırımlara duyulan huzur ve güven

  • Başarma gücü ve asla pes etmeme iradesi

  • Vakit, nakit ve kalite yönetimine verilen önem

  • Verilen sözlerin süre ve içeriğine kesinlikle ve içtenlikle uyma

Fakir olan ülkeler, öz, söz eylem birliği ve tümünün simgesi olan yaşam biçimlerini sorgulamadıkları, ilkelerini sınamadıkları için fakirdirler.

İnsan haklarını hiçe sayan bir tek davranış biçimi vardır. O da:
"İnsanlara farklı davranmaktır !" 
Ve her farklı davranışta daha çok fakirleştiklerini fark edemedikleri için fakirleşmektedirler.

El kapılarında dilenmemek için, gün artık birlikte ve farkında olma günüdür.
Gün artık, eğitiminden, vergilendirilmesine, üretiminden harcamasına, geleneklerimizden ilkelerimize, geçmişimizden geleceğimize, onurumuza sahip çıkma günüdür.

Bu iletiyi dostlarınızla paylaşmaya ve yaygınlaştırmaya siz karar verin.

Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle      

 

 

Haftanın Şiiri

  
 

Subject: Dost'larıma....

Terentius, "Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim"  demiş, yitirdiği bir dostunun ardından.

Nasıl bir insandan bahseder Terentius? Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan biri midir
yitirilen?

Sabahın 3'ünde çaldığımız kapısını açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan midir Terentius'un acısını bu şekilde dillendiren?

Nedenlerini merak etse de, göz yaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükunetle dinleyecek kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli
insanlar midir dost diye seçtiklerimiz?

Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan ;
yalnızlığımızı unutmak için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kafi gelen insanlara mi dostum deriz?

Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese
"Kulaklarına inanamayacaksın!" diye bağırdığımızda,
"Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost?

Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildiğimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa?

Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız mıdır dost dediğimiz insanlar?

Ne bileyim, aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz?

Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz ; sürekli bizi şaşırtan kendimiz midir onlarda sevdiğimiz?

Aristo haklı mıdır ; "Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır" derken ve Terentius, başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yasını mı tutmaktadır? Paylaştığı her şeye ölüm de mi dahildir?

Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir?
Ya biz ; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta?

Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda? Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insani kendimizden?

Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz? İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için.

 

 Prof.Dr.Demir Tiryaki'ye teşekkürlerimizle

 

 

 


Haftanın Fıkrası                                    Fıkra Köşesi


BEYİN NE İŞ YAPAR?

Temizlikçi bir kadın dışardan ilkokul diploması almak için sınava girer.
Tabiat bilgisi soruları ve cevapları şöyle:

Soru   : Mide ne iş yapar?
Cevap : Sindirim yapar, yediklerimizi öğütür

Soru   : Akciğer ne iş yapar?
Cevap : Solunum yapar. Bizi yaşatır.

Soru   : Kalp ne iş yapar?
Cevap : Dolaşım yapar.

Soru   : Beyin ne iş yapar?
Cevap : Bizim apartmanda kapıcılık yapar...
                                                            Anılı Fıkralar, Haluk Işındağ
                                                                                          ISBN 975-7225-O-X

Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri sevindirecektir.

 

Püf Noktası

USTA SÜRÜCÜ
  
Ülkemizde her yıl yaklaşık 7.000 kişiyi trafik terörüne kurban vermekteyiz.
   Bu "sayı" yakın tarihlerde bildiğimiz "savaş" kayıplarına eşdeğerdir.
   Her ailede bir acı, bir tarifsiz üzüntü ve bir tür kanadı kırıklık yaşanmakta.

   Önce bilerek, sonra uygulayarak ve uygulatarak, yazgı olmayan bu olumsuzluğu,
   bu utancı üzerimizden atalım.

Denizce              

   Derleyen: Dr. Ergun GEDİZLİOĞLU

  • Usta sürücü, düştüğü problemden kazasız sıyrılmayı bilir!
    Yanlış!
    Usta sürücü probleme girmeyen sürücüdür. Karşısına çıkabilecek her türlü tehlikeyi önceden görebilir, ona göre tedbirini önceden alır.
    Problemlerle uğraşmaz.

  • Otoyolda tamam ama, şehir içinde emniyet kemeri takılmayabilir!
    Yanlış!
    Emniyet kemeri hayat kurtaran en önemli güvenlik gerecidir. 50 km/s hızda meydana gelen bir çarpışmada emniyet kemerinin takılmaması halinde,
    4 katlı bir binadan düşmeye eşit şok yaşanır.

  • Arkada oturanlar için emniyet kemeri takmak gereksizdir!
    Yanlış!
    Çarpışma halinde önce aracın hızı sıfıra düşer, yolcular ise aynı hızla bir yere çarpana kadar ilerlemeye devam ederler.
    Arkada oturanların da yaşam haklarını kullanmaları ve emniyet kemerlerini takmaları gerekir. Kanunen henüz bir zorunluluk olmasa da, yolcuların güvenliği için geliştirilmiş olan emniyet kemerleri kullanılmalı, risk en aza indirilmelidir.

  • Lastik havalarını düşük tutarsak,
    hem yola daha iyi tutunur, hem de daha konforlu olur!

    Yanlış! Lastik havalarının, aracın fabrika değerinin altında olmaması gerekir.
    Hatta yüke ve yolcu sayısına göre artırılmalıdır. Çünkü inik lastiğin tabanı yere yayılarak daha iyi tutunma sağlamaz. Aksine tabanın ortası yukarı kalkar ve yol ile teması kesilir. İnik lastiklerin yalnız omuz kısımları yere basar. Lastik inikken; "kayma", çok daha düşük hızlarda başlar, fren mesafesi uzar, direksiyon hareketlerine daha geç cevap alınır. Kolaylıkla yoldan çıkabilir, kolaylıkla çarpışabilir ve başkalarının yaşamı da riske sokulabilir.

  • Sıcak havada, lastiğin ısınmasını dengelemek için lastik havaları indirilir!
    Yanlış!
    Lastiğin ısınmasının en büyük nedeni havanın sıcak olması değil, lastik havalarının düşük olması nedeniyle lastik yanaklarının daha fazla esnemesidir.

  • Yağmurda inik lastik daha az kayar!
    Yanlış!
    İnik lastikte su boşaltma kanalları kapandığı için yağmur suyunu çok daha az boşaltır hatta boşaltılamaz ve "su üzerine çıkma" ve "su yastığı üzerinde kayma" (aquaplanning) çok daha düşük hızlarda başlar.

  • Direksiyon saate göre 10'u 10 geçe tutulur!
    Yanlış!
    Direksiyon saate göre 9'u çeyrek geçe tutulur. Bu pozisyon, acil bir durumda her iki yöne eşit miktarda direksiyonu çevirebileceğiniz tek pozisyondur.

  • En iyi koltuk pozisyonu, sürücünün en rahat ettiği pozisyondur.
    Yanlış!
    Sürücünün doğru koltuk pozisyonu öncelikle otomobile hakim olabileceği ne çok uzak, ne de çok yakın bir pozisyondur. Koltuk mümkün olduğunca dik olmalıdır. Direksiyon 9:15 pozisyonundayken kollar dümdüz olmamalıdır.
    İdeal dirsek açısı 120 ile 135 derece arasındadır. TV seyrettiğimiz koltuk pozisyonu çok rahat olabilir, ama bu pozisyonda otomobile ve trafiğe hakim olabilmek çok zordur.

  • Motorlu araçlar lastiğin üzerinde gider!
    Yanlış!
    Motorlu araçlar lastiğin içindeki havanın üzerinde gider. Eğer lastiğin içinde hava yoksa, hiçbir yere gidilemez. Doğru lastik havası, ayağımızdaki ayakkabı numarası gibidir. Ayağınızı sıkan veya bol gelen bir ayakkabıyla nasıl yürünemezse, otomobilin yol tutuşu da aynı oranda bozulur.

  • Ani frenlerde önce frene basıp, durmaya yakın debriyaja basarsak, motor kompresyonundan faydalanıp daha kısa mesafede dururuz!
    Yanlış!
    En etkin yavaşlama frenle debriyaja aynı anda basılarak yapılır.
    Böylece frenleme sürecinde motor devre dışı bırakılarak, motorun aracı ileri götürme kuvveti yok edilir.

  • ABS (Antiblokaj Fren Sistemi)
    mekanik frene göre çok daha kısa mesafede durdurur!
    Yanlış!
    ABS fren sistemi olan bir araç tekerleklerin kızaklamasını önler ve fren sırasında manevra yapılabilmesini sağlar. Ancak, daha kısa mesafede durdurmaz.
    Bilinen fren bağıntılarında fren uzunluğu aracın dört tekerleğinin de TAM BLOKE olup (yani dönmeden) kayarak yol üzerinde lastik izi bıraktığı durum için hesaplanır. Halbuki ABS tekerleklerin tam bloke olmasını engeller!

  • Mekanik freni olan bir otomobilde fren pedalını pompalayarak daha kısa mesafede durulabilir!
    Yanlış!
    Pompalamak için ayak fren pedalı üzerinden çekildiğinde, aracın ileri hareketi devam eder ve durma mesafesi uzar. Doğrusu; ani fren zorunluğunda fren pedalı üzerindeki basıncı azaltarak lastiğin bloke olmayacak kadar dönmesini sağlamaktır. Ancak ayak fren pedalından kaldırılmamalı ve fren yapmaya devam edilmelidir.

  • Doğru takip mesafesi hızın yarısıdır!
    Yanlış!
    Bu yöntem kullanışlı olmamakla birlikte, hata payı yüksektir. İdeal takip mesafesi (kuru havada) 2 saniye arkadan takip etmektir. Yağışlı havalarda veya yük durumunda bu süre 3-4 saniyeye çıkarılmalıdır. [Konu edilen süre; takip edilen aracın geçtiği bir noktaya gelinene kadar geçen süredir]

  • Dörtlü uyarı (flaşör) tünele girince yakılır!
    Yanlış!
    Dörtlü uyarı sadece trafiğe tehlike yarattığınız durumlarda yakılır.
    Yani olası bir kaza veya arıza halinde.
    Tünelde kısa farların açık olması yeterlidir.
    Dikkat: Dörtlü uyarıların kullanıldığı sürece sağ ve sol sinyal verilemez!

  • Gündüz kısa farları yakmak karşıdan gelenlerin gözünü alır!
    Yanlış!
    Gündüz kısa far yakmak, daha erken fark edilmemizi ve tehlike yaratacak olan kişilere kendimizi daha erken göstermemizi sağlar.
    Gece yakılan kısa farlar özellikle ayarsızsa gözümüzü daha çok alır.
    Sadece kapalı ve yağışlı havalarda değil, güneşli havalarda ve hızlı yol kesimlerinde de kısa farların açılması kendi sürüş güvenliğiniz için önemlidir.

  • Çocukları uyarmak için korna çalınır!
    Yanlış!
    Çocukları uyarmak için korna çalınmaz!
    Korna onların paniğe kapılıp beklenmedik bir tepki vermelerine yol açar.
    En iyisi iyice yavaşlamak ve gerekirse durmaktır.

  • Yoğun siste en iyi gitme yöntemi dörtlü uyarıları yakmaktır!
    Yanlış!
    Yoğun siste en iyi yöntem hiç gitmemektir.
    Çünkü siste daha iyi gören sürücü yoktur, daha çok risk alan sürücü vardır.
    Görüş mesafesi yeterliyse siste sarı camlı gözlükler takarak, sis lambalarını ve kısa farları yakmak, silecekleri çalıştırmak, yerin kayganlaştığını dikkate almak, takip mesafesini artırmak ve asla sollamamak daha güvenli yol almamıza yardımcı olur.

Şeref Şenoğuz'a teşekkürlerimizle      

Hayatımız boyunca ölümlü bir trafik kazası geçirme olasılığımız %33' tür.
Rus ruletinde bile bu oran %17'dir.
Trafikte araç kullanmanın bir yaşam işi olduğunu aklımızdan asla çıkarmayalım.
Sevgi ve ilgi dolu hatırlatmalarla akıldan çıkartılmasına izin vermeyelim.

 

HAFTALIK HAVA TAHMİNİ  [İstanbul]

                     Oca 15   Oca 21    Oca 29   Şub 6

  

   D.. Doğu           B... Batı                  Diğer hava tahmin yöntemleri
   KKB... Kuzey Kuzey Batı

Alparslan Tansuğ'un meteorolojik çalışmaları

wunderground tarafından, referans niteliği seviyesinde kullanılmaktadır.
Başarılarının devamını dileriz.

 

 

Diğer haftaları gezebilmek için
Haftalık yazısını tıklayınız

Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız
bizleri sevindirecektir.