Aileleri ile birlikte 10.000 kişinin
işsiz, aşsız kaldığı, mutsuz bırakıldığı bir ortamda,
kimler, hangi nedenle, suskun kalabilir?
Şirket üst yönetiminin
siyasi rekabet gücü olmasaydı, star çalışanları bu duruma itilir
miydi?
Hukuka aykırı bir
davranış varsa, çözümün bu denli gecikmesi adalet midir?
"Aile"
olup, millet olup, birlikte davranıp bu ülkeyi el
kapılarında dilenmekten kurtaralım derken;
çocuklarımızın yarınlarına böylesine bir iz taşımak ve herşeyi
görmezlikten gelebilmek
nasıl bir siyaset biçimidir?
Hangi
yönde olursa olsun, görüş bildirmek ve duyarsız kalmamak için:
Çok varmış, bir yokmuş. Gönlerden
bir gün Mevlevi ile Bektaşi başbaşa oturmuşlar sohbet ederken,
Bektaşi sormuş:
- Bre erenler sizin kolunuzun yeni niye böyle bu kadar büyük?
Mevlevi vakur... ve kendinden emin
cevap vermiş.
- Biz onunla gördüğümüz kusurları örteriz...
Derken aklına takılmış Mevlevi'nin.
Bizim Bektaşi'nin mintanında ne yaka var ne de kolunda yen.
Sormuş:
- Peki senin kolunun yeni nerdeyse yok. Niyedir?
Bektaşi cevap vermiş:
- Biz hiç kusur görmeyiz ki...
Gökten üç elma daha düşmüş.
Biri,
birlik, beraberlik ve iyilik için yarış edenlere,
ikincisi,
toplumsal barışı hiç gözardı etmeyenlere,
üçüncüsü ise, yüreği
hep sevgi dolu olup, oturduğu yerde oturmayanlara...
Dr.Selami Işındağ'a teşekkürlerimizle
Haftanın Çizgisi
Var mısınız tüm giyotinleri yok
etmeye?
Haydi Türkiye'm ele ele, omuz omuza, gönül gönüle...
İncili Çavuş Osmanlı tarihinde,
sivri dili ve dilini bağışlatan keskin zekası ile ünlüdür.
Rivayet o ki, günlerden bir gün Padişahtan özür dilemesi
gerekmiş. Padişah da:
- Öyle bir şey söyle ki özrün kabahatinden büyük olsun demiş.
İncili çavuş bu, padişah da olsa
lafın altında kalacak değil ya.
Tam mabeynden dışarı çıkılacak padişaha sunturlu bir pandik
atmaz mı?
- Bre zındık sen nasıl....
Demeye kalmamış İncili Çavuş:
- Affedersiniz padişahım sizi Valide Sultan zannettim...
diyivermiş.
FIKRANIN ABD SÜRÜMÜ
Sürücü dikiz aynasında kendisini
izleyen polisi görünce kaçabileceğini düşünüp basmış gaza. Ancak
polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.
Polis arabasından inmiş. Bezgin,
kızgın ve de küskün bir sesle:
- Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık.
Mantıklı bir özür söyle yoksa yaktım çıranı !
Kısa bir ara ve Sürücü:
- Karım geçen ay bir polisle kaçtı.
Aynada sizin aracınızı görünce...
kaçtığı polis, onu bana geri getiriyor sandım...
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Püf Noktası
Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker? Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az
biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki
deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan
sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra
kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama
kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun
hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç
kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan
sonra yıkandığında çekmez.
Çinlilerin gözleri niçin çekiktir? Yalnız Çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya'da
yaşayanların, Japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir.
Aslında göz yapısı bütün insan ırklarında aynıdır. Farkı yaratan
göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün
üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok
inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini
yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir
çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çin de ve öteki
bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların
atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra
güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları
da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu
engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak
yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını
kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz
kapaklı, demek daha doğrudur.
İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur? Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla
karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer
canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana
mekanizmalarıdır. İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen
kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer.
Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş
gibi görüntü verir.
Akıl ile zeka arasında fark nedir? Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme,
bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir.
İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce
anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme
yeteneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına
kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü
olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez.
Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır.
Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç
olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine,
tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut
olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir. [Duygusal
zeka EQ ve de doğru soru sorabilme oranı IQQ da gelişmiş diğer
test yöntemleridir]
Dolunay insan davranışlarını etkiler mi? İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır.
Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın
günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları
bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay,
dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve
yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki
suyun miktarı, okyanuslardaki su miktarıyla
kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız
dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın
parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği
ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.
Niçin gözyaşı dökeriz? Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle
ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki
evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı
koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir
boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyen Darwin'dir. Daha sonra
yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan
gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları
daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın
nedeni açıklanamamıştır.