Hikaye bu ya, bir Alman, bir
İtalyan, bir Fransız ve de bir İngiliz aralarında köpeğe hardal
yedirme iddiasına tutuşmuşlar.
Alman önceliği almış, hardalı topak
yapıp köpeğin ensesinden sıkıca tutarak zorla ağzına tıkmış.
Ağzı yanan hayvan havlaya havlaya hardalı çıkartmış üstelik de
kaçmış.
İtalyan'a gelmiş sıra. "Öyle olmaaaz
!" demiş İtalyan. Hardalı önce topak yapıp makarna şeklinde ufak
parçalara bölmüş, köpeğe kendi usulünce yedirmeğe çalışmış. Ama
boşuna, hayvanın ağzı yine yandığından o da kala kalmış
makarna misali hardal parçaları ile başbaşa.
Fransız ise önce hardalı
sulandırmış, sonra hoş görünümlü bir sos yapmış ve köpeğe
farklı bir şeymişcesine yedirmeye çalışmış. Sonuç yine aynı
köpek kaçmış gitmiş.
Sıra İngiliz'e gelince işler
değişmiş. İngiliz, önce köpeği okşayarak yanına çekmiş, sırtını
sıvazlamış, sonra hardalı topak yapıp hayvanın poposuna
yapıştırmış. Zavallı köpek ardı yandıkça hardalı yalamış,
yaladıkça hem ardı hem ağzı yanmış, yalaya yalaya hardalı
bitirmiş, üstelik sevgili "sahibinin" bacakları arasından bir an
bile ayrılmamış!
Bu hikâyeyi
dinleyen gökteki elma ağacının yarısı kurumuş. Gökten düşe
düşe bir elma düşmüş. O da, "farkında olmanın" ve "birlik ve
beraberliğin" kıymetini bilebilenlerin başına...
Niyazi Şenol'a
teşekkürlerimizle
Haftanın Sözü
OLİMPİYAT
ÖNCESİ
Viyana'dan İstanbul'a
gelirken pencere kenarında oturdum.
Sürekli yerküreyi seyrettim. Baktım baktım da siyasi
haritalardaki sınırları doğada bir türlü göremedim.
Hans Kloser Homma
Yaşamlarını sürdürdüler,
uygarlıklar yarattılar bu topraklarda.
Evlendiler aileler kurdular, akraba oldular komşularıyla.
Biz onlara yunan dedik "ion" dan galat.
Dostlara "grek" dense bile.
Teypte eski
bir Cohen şarkısı:
'Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre
sonra /‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu
sana? ’/Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye
çalıştım ona /‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim
gözlerime de o oldu’.
8 - 10
dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi...
Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar...
Ve yenik; 'keşke'li cümleler gibi...
Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca
ıskalamışsınızdır hayatı...
Dört
mevsimlik bir sene olsa ömür, 'keşke', onun güzüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...
Mağlubiyetin takısıdır 'keşke'...
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış
hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların,
gecikmiş itirafların ağıtıdır.
Çarpılıp
çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz
yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin
ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.
Feri sönmüş
bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç
çekişte...
'Yolunu
gözlemeseydim', 'öyle demeseydim', 'terk edip gitmeseydim', 'en
güzel yıllarımı vermeseydim' diye diye sızlanır gider.
'Keşke'nin panzehiri 'iyi ki'dir.
İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.
'Keşke',
çoğunlukla bir 'ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler,
hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...
'İyi ki'
ise, muzaffer bir 'ohhöla büyür; cüretiyle övünür.
'Keşke'li
cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu
kuruluğu varsa, 'iyi ki'lilerde de göze alabilmişliğin, riske
girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.
Okulu hiç
kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir;
dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri
yakmamışsınızdır.
Konuşmanız
gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız
yerde kopmuşsunuzdur.
Bir insana,
bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır.
O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal
kırıklığındadır 'keşke'...
'Şimdiki
aklım olsaydı' dövünmesindedir.
Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara,
tabulara feda edilmiş, 'Ne derler'e kurban verilmiş, son
kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.
'Keşke'cilerin
hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.
'İyi ki'
öyle mi ya! ...
Onda, yara
bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç
huzuru ve haklı gururu haykırır.
'İyi ki'lerinizi toplayın bugün ve 'keşke'lerinizden çıkartın.
Fazlaysa kardasınız demektir.
'Keşke'leriniz,
'iyi ki'lerden çoksa...
Telafi için elinizi çabuk tutun.
Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden
karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz 'keşke'
diye nemlenmesin...
TANRISAL DEĞERLER
Adamın biri tanrının yaklaşımını anlayabilmek için sormuş:
"Tanrım, 1 milyon yıl senin için nasıl bir süredir?"
Tanrı şöyle cevaplamış:
"1 milyon yıl benim için 1 dakika kadardır."
Adam sormaya devam etmiş:
"Peki, tanrım 1 milyon dolar senin için ne kadardır?"
Tanrı cevaplamış:
"1 milyon dolar benim için 1 pennydir."
Adam dayanamamış,
"Tanrım bana bir penny verir misin?" demiş.
Tanrı:
"1 dakika."
Gürkan Eliçin'e
teşekkürlerimizle
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Püf Noktası
Meyveler pişerken suları yoğunlaşır
ve dibe çökmezler.
Kek kalıbınızın içine hamurunuzu
dökmeden önce ortasına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece
kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkartabilirsiniz.
Satın aldığınız balığı hemen
pişirmeyecekseniz, parçalara ayrılmış olarak almayın.
Temizlenmiş, bütün olarak alın. Çünkü derisiz et zararlı
bakterilere karşı daha açık ve duyarlıdır.
Naftalin kokusundan
hoşlanmıyorsanız, dolapların içine limon kabuğu ve karanfil
taneleri koyun. Böylece hem güve gelmeyecek hem de giysileriniz
güzel kokacak.
Lahana ve karnabahar pişirirken
çıkan kokuyu önlemek istiyorsanız tencerenin kapağına bir dilim
ekmek koyun.
Soğan, sarımsak kesmeden önce
parmaklarınıza limon suyu sürerseniz, istemediğiniz kokulardan
kurtulmuş olursunuz.
Kızartma kokularının bütün eve
yayılmaması için yağın içerisine bir iki dal maydanoz atın.
Lambalarınızın üzerine
kullanmadığınız kokularınızdan veya biraz vanilya sürerseniz,
lambalarınızı yaktığınızda mis gibi koku yayılacaktır. (Fazla
sürmeyin.)
Evinizin mis gibi kokmasını
istiyorsanız, bir kaç tane karanfili az su ile kaynatın.
Kötü kokan spor ayakkabılarınızın
içerisine biraz bikarbonat koyun ve bir gece bekletin.
Sabahleyin silkeleyin. Kötü kokulardan eser kalmayacaktır.
Parfümü bitmiş küçük parfüm
şişelerini atmaya kıyamıyorsanız onları çamaşır dolabınıza
koyun. Böylece çamaşırlarınızın hoş kokmasını sağlarsınız.