Yerli malları
haftamız vardı.
AB li dostlarımızın kesinlikle unutmadıkları -yerli malları
haftası-
Alman Alman, Fransızın Fransız malı kullandığı gibi...
Bizler de "Yerli
Malı Yurdun Malı, Her Türk Onu Kullanmalı"
Derdik ve de uygulardık.
Ne oldu bize?
Kendi ülkemizde değil kaynağımızın suyunu içmek,
Rastgele suyun filtre edilmişini bile parayla "çokuluslu"
şirketlerden içer olduk.
Çaresizseniz, çare sizsiniz !
Çare için
aşağıdaki satırları fare ile tarayın.
Omuz
Omuza, gönül gönüle ve daima birlikte,
ilkelerimizden ve
hukuk devletinden asla ödün vermeden Denizce
Davranış bilginleri zaman zaman
zalim olabiliyorlar.
Bu örnek de onlardan biri.
İki aynı cins maymun denek, aynı
donanımlı iki ayrı kafese kapatılır.
Her iksinin de bileklerinde birer halka ve halkalara belirsiz
aralıklarla elektrik verilir. Verilen elektrik rahatsız edici
boyutlardadır.
Maymunlardan biri kafesinde bir
elektrik düğmesini ve bu düğmenin elektrik verildiğinde akımı
kestiğini farkeder.
Yaşamı düğmenin etrafına odaklanır.
Ancak belli bir süre sonra strese bağlı bir kalp krizi ile ölür.
İlhan Bağören'e teşekkürlerimizle
Gökten üç elma
düşmüş.
Üçü de bildiğini yaşamına katık edebilenin başına.
Haftanın Sözü
Yaptığımız şeyler için pişmanlık
zamanla geçer,
yapmadığımız şeylere pişmanlığın çaresi yoktur....
Süleyman'a
karısı telefon etti:
- Konuşan ben, / ben, Fahire.
Tanımadın mı sesimden?
Demek çok bağırdım birdenbire.
Çığlık mı? / Belki...
Hayır, / çocuklar hasta değil.
Dinle beni: / İşini bırak da gel,
çabuk ol ama. / Telefonda anlatamam, / olmaz.
Daha kıyamet kadar vakit var akşama.
Saatlar, saatlar, / kıyamet kadar.
Sorma. / Dinle beni...
Hemen vapur bulamazsan
Üsküdar'a kayıkla geç.
Bir taksiye atla.
Paran yoksa / patrondan avans al.
Yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
Yalan kuvvetliye söylenir / ben kuvvetsizim.
Alay etme kuzum.
Evet kar yağacak, / evet hava güzel.
Koynuna girdiğim adam gibi / kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım, / babam gibi gel.
* * *
Geldi Süleyman...
Fahire, kocası Süleyman'a sordu:
- Doğru mu?
- Evet.
- Teşekkür ederim Süleyman.
Bak işte rahatladım. / Bak işte ağlamıyorum artık.
Nerde buluşuyordunuz?
- Bir otelde.
- Beyoğlu tarafında mı?
- Evet.
- Kaç defa?
- Ya üç, ya dört.
- Üç mü, dört mü?
- Bilmiyorum.
- Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman?
- Bilmiyorum.
- Demek ki bir otel odasında.
Kimbilir çarşaflar nasıl kirliydi.
Bir İngiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
Sizinkinde de var mıydı Süleyman?
- Bilmiyorum.
- Hele düşün, / toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
- Evet.
- Hiç hediye verdin mi?
- Hayır.
- Çikolata, filan?
- Bir defa.
- Çok mu seviyordun?
- Sevmek mi? / Hayır...
- Başkaları da var mı Süleyman?
- Yok.
- Olmadı mı?
- Hayır.
- Bunu sevdin demek...
Başkaları da olsaydı / daha rahat ederdim...
Çok mu güzel yatıyordu?
- Hayır.
- Doğru söyle, bak ne kadar cesurum.
- Doğru söylüyorum.
- Zaten gösterdiler bana.
İnek gibi karı / Belimden kalın bacakları...
Fakat zevk meselesi bu...
Bir sual daha, Süleyman:
Niçin?
- Bilmiyorum.
* * *
Karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
Bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
Süleyman'ın karısı Fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün:
- Dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, Süleyman...
Annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
Bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan...
Kolay mı? / Gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
Fakat bulmadınızsa eğer / karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
Bekçi, merdiven, polisler,/ dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı: / komik.
Niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
Kime? Herkese... Sana mesela.
İnsan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor.
Sen yatakta uyuyordun / yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken...
Dışarda kar yağmaya başladı.
Bir tek gecelikle çıkmak balkona:
Zatürree ertesi gün... / nümayişsiz ölüvermek.
Hayır, / hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
Yaktım sobamızı / İyice ısınmak lazım ilkönce.
Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
Pencereye, kara bakıyorum:
"Eşini gaip eyleyen bir kuş / gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar..."
Babam bu şiiri çok severdi. / Sen beğenmezsin.
"Sağdan sola, soldan sağa lerzan - ı girizan..."
Lambayı söndürmeden balkona çıktım.
" ... gibi kar / düşer düşer ağlar..."
Oturdum balkonda iskemleye.
Havada çıt yok. / Karanlık bembeyaz.
Uykudayım sanki.
Sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda...
Üşümüyordum.
Kederim duruluyor / berraklaşıyor.
Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
Ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum:
Feneryolu'ndaki çınar / 150 yaşındaymış.
Ömrü bir gün süren böcekler.
Gün gelecek / insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
İnsanın yüreği ve kafası var...
İnsanın elleri...
İnsan?
Ne zamanki,/ nerdeki, / hangi sınıftan?
Onların insanları, / bizim insanlarımız.
Ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
Sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim / kendime karşı duyduğum merhamet...
Kar durdu. / Sökmek üzre şafak.
Utanarak / odaya döndüm.
O anda uyansaydın / sarılıp boynuna...
Uyanmadın.
Evet,
çok şükür nezle bile değilim.
* * *
Şimdi?
Zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
Yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
* * *
Altı ay kadar geçti aradan.
Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
Fahire birdenbire durdu,
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu. Nazım Hikmet Ran
DOMUZ ÖLDÜ
Ülkelerin birinde
G.Walker B. adında bir yönetici yaşarmış...
"Patron" diye anılan bu adam günün birinde şöförüyle bir kir gezisine çıkmış. Arabayla giderken
bir tavuğu ezmişler. Oy kaybını önlemek amacıyla meseleyi tavuğun
sahibi olan çiftçiye kim anlatacak diye düşünürken "patron" en
âlicenap bir tavrıyla işe talip olmuş ve şöförüne:
"Bana bırak. Ben Dünya'nin en güçlü adamıyım.
Çiftçi bana muhakkak anlayış gösterecektir."
G.Walker B. çiftçinin evine girmiş
ve bir dakika sonra nefes nefese göz morarmış, surat dagilmis
geri gelmiş.
Şöförüne "Çabuk toz olalım burdan!"
demiş ve o telâşla daha 20 metre gitmeden bu defa da yol
kenarındaki bir domuzu ezivermişler.
G.Walker B. bu sefer korkulu
gözlerle şöförüne bakmış ve
"Adama bu sefer sen gidip uygun birşeyler söyle" demiş..
Şöför çiftlige gitmiş. "Patron"
arabada beklemiş. Beklemiş ama ne bekleyiş...!
10 dakika, 20 dakika 30 dakika derken... Şöför keyiften
dörtköşe, gülerek, cepleri para dolu ve de kolunda irice bir
meyve sepeti ile geri dönmüş.
Oğul "Patron" meraklı ve şaşırmış
bir sesle sormuş:
"Çiftçiye ne dedin ki bu kadar hediyelere boğdu seni?"
"Valla ben de
anlamadım" demiş şöför,
"Ben ona sadece Iyi
günler. Ben G.Walker B.'inin şöförüyüm.
Domuz öldü ! dedim.
Nursen Baltacı'ya
teşekkürlerimizle
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Püf Noktası
SIĞ SU BAYILMASI
Serbest dalıcılar, maske palet
şnorkel ile dalanlar için en önemli beceri suyun altında
uzunca bir süre kalabilmektir. Bir diğer beceri ise
olabildiğince derine inebilmek.
Uzun süre nefes tutabilmek
bilinen en yaygın yöntem "hiperventilasyon" dur.
Nedenine, niçinine gelince işin bilinmesi gerekenler şöyle:
Beyin vücutta karbondioksit
miktarı artınca nefes al emri verir, oksijen miktarı
azalınca değil !
Karbondioksit miktarı
"hiperventilasyon", yani dolu dolu ve sıkça nefes alıp
vermek ile düşürülebilir.
Böyle bir yaklaşım, daha uzun
süreli nefes tutabilmeyi olanaklı kılar.
Nefes tutulan süre içinde güçlü
palet vurma ve benzeri enerji tüketimleri vücudun oksijen
gereksinimini arttırır.
Oysa karbondioksit miktarı
istemli biçimde düşük başlatıldığından nefes alma mutlak
zorunluluğu hâlâ oluşmamıştır.
Oksijenin yetersizlik hali
dokuların beslenememesine dolayısıyla bayılmalara neden
olabilir.
Bu tür bayılmalara teknik terimi
ile "Sığ su bayılması" denir.
Baygınlık aşamasına kadar
sürdürülen bu yaklaşım, doku kaybına ve boğulmalara neden
olabilir.
"Hiperventilasyon" un üç kezden
daha fazla yapılmaması bu nedenlerden ötürü önemlidir.
Daha derine inilebilmesi, kulak
ve sinüslerin doğru "eşitlemesi" ile mümkündür.
Bkz. Dalış Eğitimi [Fizik, fizyoloji]
Doğru uygulanmaması halinde
zarar görülmesi olasıdır!