TANRININ ŞEYTANA CEFASI
Yaşlı kadın oldukça dinibütün bir insanmış.. Her sabah kapısının
önüne çıkar ve duyulur bir sesle dua edermiş:
"Tanrım bize verdiklerin için sana şükürler olsun!"
her seferinde de yan komşusunun sesi
duyulurmuş:
"Tanrı yok kadın Tanrı yok!!!"
Bu sahne nerdeyse hergün yaşanırmış.
Bir gün, muzip komşu bir oyun oynamaya karar vermiş... Pazara
gidip meyveler, sebzeler, ekmek, pirinç.... alıp torbalara
doldurmuş, yaşlı kadının kapısının önüne bırakmış...
Kadıncağız kapısını açtığında ne
görsün. İçi yiyeceklerle dolu bir sürü torba. Çok sevinmiş ve
sevinçle bağırmış:
"Sana şükürler olsun Tanrım, bu gönderdiğin yiyecekler için sana
şükürler olsun!!!"
Ağacın arkasından onu seyreden
komşusu seslenmiş:
"Tanrı yok kadın Tanrı yoook!!! O
yiyecekleri ben aldııım!!!"
Yaşlı teyze hiç istifini bozmamış:
"Yüce Tanrım sana ne kadar şükretsem azdır!!!!
Hem bu yiyecekleri göndermişsin hem de parasını şeytana
ödetmişsin!!!"
Bahar Hısım'a
teşekkürlerimizle
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Püf Noktası
HÜRRİYET HEYKELİ..
New York'taki Özgürlük
Heykeli'nin parasını Sultan Abdülaziz ödemişti.
ABD Başkanı George W. Bush'un gelişi, bana New York'un
sembolü sayılan 'Özgürlük Heykeli'nin pek bilinmeyen
macerasını hatırlattı.
Heykel, 19. yüzyılın ortalarında Türk toprağı olan Mısır'a
dikilmesi maksadıyla Fransızlar tarafından hazırlanmış ama
sonradan yaşanan bazı şanssızlıklar yüzünden Mısır yerine
Amerika yolunu tutmuştu. İşin daha da garip tarafı, heykelin
masraflarının büyük kısmının, zamanın hükümdarı Sultan
Abdülaziz tarafından bizzat ödenmiş olmasıydı.
'NEW York' dendiği zaman,
çoğumuzun hatırına ilk önce Manhattan'daki gökdelenler ve
şehrin hemen önündeki adada yükselen, kaidesiyle beraber tam
93 metrelik 'Özgürlük Heykeli' gelir. 1880'li senelerde
Fransa'da yapılan Özgürlük Heykeli'nin masraflarının büyük
kısmının bizden çıktığını, projesinin New York'a değil, o
yıllarda Türk toprağı olan Mısır'a dikilmek üzere
hazırlandığını ve son anda yaşanan bir talihsizlik
neticesinde Amerika'ya gittiğini bilir misiniz?
İşte, kaçırılan bu fırsatın kısa
öyküsü:
19. asırda Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Mısır,
yüzyılın ilk yıllarından itibaren Kavalalı Mehmed Ali
Paşa'nın soyundan gelen 'Hıdiv' unvanlı valiler tarafından
idare ediliyordu ve içişlerinde bağımsız hale gelmişti.
Mısır valileri, sadece yabancı memleketlerle imzaladıkları
anlaşmalarla mali protokolleri padişaha tasdik ettirmekle
yükümlüydüler ve İstanbul, bu gibi talepleri genellikle her
zaman yerine getiriyordu.
Mısır Valisi Said Paşa'nın Fransız mühendis Ferdinand de
Lesseps'e 1854'te hazırlattığı ve Akdeniz ile Kızıldeniz'i
birbirine bağlayacak olan Süveyş Kanalı projesi de
onaylaması için Osmanlı hükümdarına sunulmuştu.
Projenin arkasında Fransa vardı
ama İngiltere, Akdeniz'deki ve Hindistan'daki hakimiyetini
sona erdirebilecek olan böyle bir hazırlığa karşı çıkıyor ve
zamanın hükümdarı Sultan Abdülaziz'i, projeyi reddetmesi
için devamlı bir baskı altında tutuyordu.
Said Paşa, İstanbul'un tasdikini beklemedi ve 1854'ün 30
Kasım'ında Fransız mühendise projenin hayata geçirilmesi
için gerekli şirketin kurulması iznini verdi. Fransız
sermayesiyle kurulan şirketin hisse senetlerinin tamamı
satılınca İngiltere, Sultan Abdülaziz'e daha da fazla baskı
yapmaya başladı ve hükümdar, Mısır Paşası'nın projesini 12
yıl boyunca onaylamadı. Mısır tarafı ise, İstanbul'un
tasdiki gelmeden işe başladı ama Said Paşa 1863'te
birdenbire ölüverdi.
Yerine geçen İsmail Paşa ise
Fransız değil, İngiliz taraftarıydı, bu yüzden iktidarının
ilk yıllarında projeye gereken önemi vermedi ama daha
sonraki senelerde Kanal'ın Mısır'a nasıl bir hayati
değişiklik getireceğini farkedince işe o da dört elle
sarıldı. Kazılar neredeyse tamamlanmak üzereyken Fransız
hükümeti, Sultan Abdülaziz'e İngilizler'den daha fazla baskı
yapmaya başladı. Sultan Abdülaziz, 1866'nın 19 Mart'ında
yayınladığı fermanla Kanal'a izin verirken Kanal Şirketi ile
Said ve İsmail Paşalar arasında varılan anlaşmaları
onayladı, üstelik Mısır'ın kanal inşaatı için yaptığı dış
borçları de devlet garantisi altına aldı ve kendisi de Kanal
Şirketi'nin hisselerine oldukça yüksek bir meblağ yatırdı.
ASYA'NIN IŞIĞI OLACAKTI
Said Paşa ile kanalın mühendisi olan Ferdinand de Lesseps
arasında 1854'te varılan anlaşmanın çok ilginç bir maddesi
vardı:
Kanal'ın Akdeniz'e açıldığı yere dev bir heykel dikilecekti.
Heykel, firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın
şeklinde olacak ve elinde 'Asya'nın ışığının Mısır'dan
geldiğini' sembolize eden bir meşale tutacaktı. Sultan
Abdülaziz'in ödediği paralar arasında yapılacak olan
heykelin masraflarının bir bölümü de vardı.
Paşa ve mühendis, eseri
Fransa'nın tanınmış heykeltraşlarından olan Frederic Auguste
Bartholdi'ye sipariş ettiler, hatta bir hayli avans da
ödendi ve Bartholdi işe başladı. Dikileceği yerde monte
edilecek şekilde parçalar halinde hazırlanan heykel birkaç
sene sonra tamamlanmış, kanalın Akdeniz'e açıldığı yerde
birkaç hafta içerisinde yerleştirilebilecek hale getirilmiş
ve Marsilya'dan bir gemi ile Mısır'a nakledilmesinin
hazırlıklarına bile girişilmişti.
Ama, Said Paşa'dan sonra
Mısır'ın başına geçen İsmail Paşa, Müslüman bir memlekette
böylesine büyük bir heykelin dikilmesinin halk arasında
hoşnutsuzluk yaratacağını düşündü ve mühendis Ferdinand de
Lesseps'e, heykelin Mısır'a getirilmemesi talimatını verdi.
Mühendis'in Paşa'yı ikna çabaları neticesiz kaldı. Süveyş
Kanalı 1869 Kasım'ında dünyanın dört bir tarafından gelen
davetlilerin katıldığı büyük ama 'heykelsiz' törenlerle
açıldı. Bartholdi'nin eseri ise, Mısır'da bu yaşananlardan
sonra Paris'te bir depoya kondu ve tozlanmaya terkedildi. O
yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika
Birleşik Devletleri arasında büyük bir muhabbet yaşanıyor ve
taraflar birbirlerine jest üstüne jest yapıyorlardı.
HEYKEL, AMERİKA YOLUNDA
Paris'te kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri
olan Edouard Rene Lefebvre de Laboulaye, Fransız Hükümeti'ni
Amerikalılar'ın Fransa'nın dostluğunu daima hatırlamaları
için bir hediye gönderilmesi konusunda ikna etti ve
hediyenin devasa bir heykel olması kararlaştırıldı. Heykel
bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap tutacak, diğer elinde
de 'dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü' olan bir meşale
taşıyacaktı.
Sipariş gene aynı heykeltraşa,
Frederic Auguste Bartholdi'ye verildi. Bartholdi'nin eseri
zaten hazırdı, senelerden beri bir depoda beklemedeydi ve
tek eksiği üst kısmında, yani elleriyle kollarında ve
yüzünde bazı değişiklikler yapılmasıydı.
Amerikalılar heykelin New
York'un hemen girişinde bulunan ufak adalardan birine
yerleştirilmesine karar verdiler. Bartholdi, kaidenin yerini
görmek için New York'a gitti ve Paris'e dönüşünde yeniden
işe başladı. Bakır ve çelikten yaptığı heykelin
mühendisliği ilgilendiren taraflarını Paris'e kendi adıyla
anılan bir kule dikmiş olan Gustave Eiffel ile beraberce
çalışarak tamamladı ve 1884 Haziran'ın ilk günlerinde
eserini Fransız hükümetine teslim etti. Bartholdi heykelin
yüzünü tamamen değiştirmiş ve metale annesi Charlotte'in
siluetini işlemişti.
Birbirine monte edilecek şekilde yapılmış 350 parçadan
oluşan heykel 'İsere' adındaki bir Fransız gemisine yüklendi
ve 4 Kasım 1885 günü New York'a ulaştı.
New York'ta, bu arada heykelin
kaidesinin yapımı için bir bağış kampanyası başlamış, ilk
bağışı Macar göçmeni olan, New York'ta 'World' adında bir
gazete çıkartan Joseph Pulitzer yapmış ve kaide için 100 bin
dolar vermişti. Macar göçmeni gazeteci, daha sonra
gazetecilikte dünyanın en büyük ödülü sayılan 'Pulitzer'in
de isim babası olacaktı.
Kaidenin inşasından sonra sıra heykelin dikilmesine ve resmi
açılışa geldi. Bartholdi, New York'a yanına bu defa Süveyş
Kanalı'nın mühendisi ve heykelin fikir babası olan Ferdinand
de Lesseps'i de alarak gitti ve 1886'nın 25 Ekim'inde
yapılan törende eserinin açılışını bizzat yaptı. 'Özgürlük
Heykeli'nin pek bilinmeyen bu macerasını hatırlattı,
heykelin öyküsünü Mahmut Esat Ozan'ın yaptığı ve Şeyma
Arsel'in bana gönderdiği bir çalışmadan özetledim. Mehmet Aydın ERCEİS