Fransa’da belde
belediye seçimleride meydanda bir podyum hazırlanır,
çevresinde tribünler yerleştirilir, aynı gün içinde seçime
katılacak adayları çıkıp konuşmalarını yaparmış. Belde halkı da
kime oy vereceğine böyle karar verirlermiş.
Liberal partinin adayı
Marsel kürsüye çıkmış ve :
Sevgili seçmenlerim. Buraya sizden oy istemeye gelmedim.
İnanılmaz vaatlerde bulunup aldatılmış-lığınızın davamına da
asla müsade etmeyeceğim. Sizden sadece, çocuklarınızın,
ailenizin ve kendi geleceğinizi düşünmenizi istiyorum. Beni
seçip seçmemeniz önemli değildir. Ben liberal partinin adayıyım.
Ama konservatif parti adayı Mişel’i seçmeden önce, lütfen iki
defa düşününüz. Bir konservatif adaya metresiyle birlikte
yaşamak yakışır mı?
Marsel yaşa, var ol, nur ol benzeri sesler arasında kürsüden
inmiş
Mişel ise tam
anlamıyal allak bullak sırasını bekler ve Marsel’e:
- Yahu, Marsel.. Seninle beraber doğup büyüdük. Aynı okullara
gittik. Benim evli olmadığımı herkesden önce sen bilirsin. Evli
değilim ki metres hayatım olsun.. ???
- Tamam Mişelciğim,
tamam.. Onu da şimdi çıkıp sen anlat.
Anılı Fıkralar Haluk Işındağ
Gökten
elmalar düştü
Çürükleri üç kuruşluk
çıkar için çevrelerini satanlara...
İyileri ise bilgiyi akla, aklı erdeme, erdemi duyguya, tümünü
birden bilgeliğe adanyanlara.
Haftanın
Sözü
Geçici bir
güvenlik uğruna temel özgürlüklerden vazgeçenler, ne
özgürlüğü hak ederler, ne de güvenliği.
Franklin Delano Roosevelt
Washington, DC, 6 Ocak 1941
Öğrenmenin
iyi bir şey olduğuna inanmıyorsanız, bilimadamı
olmanız mümkün değildir.
J.
Robert Oppenheimer*
Los
Alamos, New Mexico, 2 Kasım 1945
*Dünyanın en büyük Nükleer Fizikçilerinden
(1904-1967)
En değerli
şeyin bilginizi paylaşmak, konuyla ilgilenen
herkesle paylaşmak olduğuna inanmıyorsanız, o zaman
bilimadamı olmak iyi bir şey değildir ve mümkün
değildir.
J.
Robert Oppenheimer
Los
Alamos, New Mexico, 2 Kasım 1945
'Derin
Manevi Bağımlılığımız'
Kalbinde
aynı idealleri taşıyan insanları hiç bir şey
ayıramaz. Ne hapishane duvarları, ne de mezar
toprağı. Çünkü hepsi tek bellek, tek ruh, tek
vicdan, tek onur olacaktır.
Fidel Castro
Santiago, Küba, 16 Ekim 1953
'Tarih
Beni Aklayacaktır.'
En yüksek
dağın tepesinde bulunmanın görkemini, ancak en
aşağıdaki vadinin dibine kadar inmişseniz
bilebilirsiniz.
Richard Nixon
Washington, DC, 9 Ağustos 1974
'Au
Revoir' (Yine Görüşürüz)
Yaşamda
korkulacak bir şey yoktur. Yeter ki anlaşılsın.
Bakın gözlerimin taa içine... Korkmadan... Orada en zor şartlara rağmen ışıltı var; Alın o ışıltıyı... Bırakın pırıltısı gününüzü aydınlatsın... Orada yaşından büyük acılara rağmen umut var; Alın o umuttan bir parça da kendiniz için... Uzatın ellerinizi o tertemiz yüreklere, Art niyetten nasibini almamış beyinlere, Saflığı hala koruyan gözlere... Onlarla birlikte çoğalın, Çoğalın ve tüm evrene yayılın... Kar yağmış, tipi varmış, okul uzakmış, Kimin umurunda ki bunlar... Bakın bakın ne diyor o bakışlar:
İAmerika'da mahkemede
yargıç, tanık kadına kaç çocuğu olduğunu sordu. Kadının
"on" demesi üzerine ise, on çocuğunun da adlarını sırayla
söylemesini istedi.
Tanık kadın, yargıcın
dediğini yaptı ve on çocuğunun da adlarını yaş sıralarına göre
söyledi:
David, David, David, David, David, David, David, David, David,
David...
Yargıç bu kez merakla
sordu:
On çocuğunuzun onunun da adları David mi?
Kadının "Evet"
yanıtından sonra ise daha da meraklanarak yeniden sordu:
Peki çocuklarınız bahçede oynarken onları içeri nasıl
çağırırsınız?
Kadın bu soruyu
gülümseyerek yanıtladı:
Ben yüksek sesle bir kez 'David' diye bağırırım, bir anda onu
birden eve gelir.
Yargıç yine
meraklandı:
Peki, yemeğe nasıl çağırırsınız onları?
Tanık kadın yine
gülümsedi:
Yüksek sesle bir kez, 'David yemek hazır... Haydi sofraya'derim,
çocuklarımın onu birden sofrada yerlerini alırlar...
Yargıç merakını bir
türlü giderememişti.
"Peki..." diye sordu bir kez daha.
İçlerinden yalnızca birine bir şey söylemek istediğinizde ne
yapıyorsunuz?
Tanık kadın bu soruyu
da kolaylıkla yanıtladı:
"O zaman soyadlarıyla çağırırım...".
Müjde
Gönenç'eteşekkürlerimizle
Alıntılarda "Denizce" yi hatırlamanız bizleri
sevindirecektir.
Püf Noktası
OSİRİS ve SETH
Koltuk -çıkar kavgası
nerdeyse insanlık tarihi kadar eski. Mısır mitolojisine göre
"başa" geçmeyi amaçlayan SETH ilk seferinde OSİRİS'i bir tabuta
girmeye ikna eder, Nile atıp kurtulduğunu zanneder.
Sevgili eşi İSİS,
OSİRİS'i bıkmadan büyük bir sadakatla arar ve sonunda bulur.
Büyük bir törenle tekrar Mısır'a geri dönen OSİRİS, Seth'in
gazabından kurtulamaz. Bir fırsatını bulan SETH, OSİRİS'i 13
parçaya böler ve parçaları bütün ülküye dağıtır.
Efsaneye göre tüm
parçaların bir araya gelmesi ile OSİRİS tekrar yaşama
dönecektir.
Başta İSİS olmak üzere
tüm "müttefik"leri ararlar ve OSİRİS'in 12 parçasını bulurlar.
Ancak neyazık ki genital uzuvdan oluşan 13. parça hala
bulunamamıştır.
Turgay Tuna'ye
teşekkürlerimizle
Tarihte Bu Hafta
Şubat
21
1965
Siyah Müslüman lider
Malcolm X
öldürüldü.
23
1945
1957
Türkiye-Amerika İkili
Yardım Anlaşması imzalandı
Küba’da, Fidel Castro’nun
liderliğinde gerilla mücadelesi başladı
24
1942
1954
769
Romanyalı Yahudi’yi
taşıyan ‘Struma’
vapuru, Karadeniz’de batırıldı;
yalnızca bir yolcu kurtulabildi
Tuna Nehri’nden kopup gelen buzlar, İstanbul Boğazı’nı
kapladı; deniz trafiği durdu
25
1907
1950
Yazar
Sabahattin Âli
doğdu.
‘Çoruh’ ilinin
ismi, ‘Artvin’
olarak değiştirildi.
26
1961
1943
Eski Milli Eğitim
bakanlarından öğretmen,
yazar Hasan Ali Yücel
öldü. [Bkz.
İlgili çlışma]
İstanbul’da Varlık Vergisi’ni
ödeyemeyen 160 kişi Aşkale’ye sürgün edildi. Şükrü Saraçoğlu
hükümeti, 12 Eylül 1942
de deftarlıklara
bir yazı gönderdi. Zenginlerin mal varlıklarının
tespitini istiyordu. Zenginleri ise Müslümanlar,
gayrimüslimler yani Rumlar Ermeniler ve Yahudiler,
dönmeler yani sonradan Müslüman olmuş vatandaşlar ve
yabancılar olmak üzere 4 gruba ayırıyordu. Tüm zenginler
mal varlıklarına göre değil kimliklerine göre paylarına
düşeni ödeyeceklerdi. Yasa kısa zamanda mecliste
görüşüldü ve 11 Kasım’da da kabul edildi. Adına da
Varlık Vergisi dendi. Yasa metninde azınlık aleyhtarı
hiçbir şey olmamasına rağmen uygulama çok farklı oldu.
Herkese vergisini ödemek için yalnızca 15 gün süre
tanınmıştı. Parası olan veya komisyonların biraz olsun
insaflı davrandıkları azınlıklar vergilerini
ödeyebildiler. Vergisini ödeyemeyenler gazetelerin
yazdığına göre sürgüne gönderilecekti. Sürgün yeri ise
azınlıkların hiç tanımadıkları, hiç bilmedikleri Erzurum
ve ilçeleri idi. Borçluların önce evlerine işyerlerine
gidildi mallarına el konuldu o da yetmeyince başka bir
çare bulundu. Varlıkları yetmeyenler borçlarını
çalışarak ödeyeceklerdi.
Resmi rakamlara göre 1400 kişi Aşkale’ye yollandı.
Sürgünler, taş kırdılar, yol yaptılar. 15 Mart 1944
te çıkan bir kanunla Varlık Vergisi tamamen ortadan
kalktı.
27
1917
1932
1947
1988
Rus Çarlığı çöktü.
Aktris Elizabeth Taylor
doğdu.
Karikatür sanatçısı Cemal
Nadir (Güler)
öldü.
Türkiye’de ilk yapay kalp ameliyatı,
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina
Hastanesi’nde yapıldı