|
Ankara’da,
Anadolu’nun ortasında yaşıyor olmanın avantajlarından birisi de,
kısa bir hafta sonu tatilinde bile, ilginç yörelere kolayca gezi
yapılabilmesi. Geçenlerde, böyle bir kısa gezimde, Anadolu
medeniyetlerinden birisinin şaşırtıcı ve etkileyici izlerini
“keşfetme” şansına eriştim.

Sivas’ın
Divriği ilçesi, anayoldan biraz uzak kaldığından olsa gerek,
Anadolu’nun sessiz ve sakin ilçelerinden birisi. Sivas üzerinden
geçiliyor Divriği’ye ve Sivas önemli tarihi birikimi ve yığınla
tarihsel anıtı olan bir kent. Aslında Sivas’ın kendisini
yeterince gezebilmek için bile birkaç gün gerekli. Ama amaç bir
an önce Divriği’ye ulaşmak olunca, Sivas’ı başka bir geziye
bırakmak gerekiyor. Gene de hiç olmazsa, güzellikte ve
etkileyicilikte sanki birbirleri ile yarışmaları istenmişcesine,
karşı karşıya birkaç metre mesafede inşa edilmiş Şifaiye
Medresesi ile Çifte Minareli Medrese’yi ziyaret etmek ihmal
edilmemeli. Tam ikisinin ortasına dikilip ve bir o yana bir bu
yana dönerek, Selçuklu ve İlhanlı medeniyetlerinin bu iki
şaheserini tam anlamıyla özümseyebilmek saatler alabilir.
Divriği yolu,
köpekleri ile meşhur Kangal kasabasından geçiyor. Yoğurtlu
Kayseri mantısı yendikten ve de bu kasabada sokak köpeklerinin
bile kangal tipi olduğu hayretle gözlemlendikten sonra, 15 km
kadar içerde Balıklı Kaplıca'ya kısa bir süre için uğramak,
kaplıcanın havuzuna daldırdığınız ellerinizin küçük balıklarca
biraz kemirilmelerine (ve de tabii gıdıklanmalarına) izin vermek
çok ilginç bir deneyim.
Divriği'nin
şaheseri, 13. asırda Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiş
olan, Ulucami ve bitişiğindeki akıl hastanesi. Türkiye'de
etkileyici pek çok tarihsel yapı var. Her biri bir Anadolu
medeniyetinin günümüzdeki ışıltısı. Divriği'deki bu cami-hastane
kompleksi de, Anadolu’nun işte bu inanılmaz ve akıl almaz
şaheserlerinden biri. Bu kompleksin en etkileyici kısmı giriş
kapıları. Arka tarafta kalan kapı Selçuk tarzı ve diğer 3
kapının yanında biraz sönük kalıyor. Bu 3 kapıdaki taş işçiliği
inanılmaz derecede etkileyici ve belki de “ürkütücü” sıfatı bile
kullanılabilir. Alışılmışın dışında motifler içeren bu kapıların
sanatsal tarzına "İslami tarz" demek yanıltıcı veya eksik bir
tanım olabilir. Bu tarzı, izninizle, ancak yeni bir sözcükle
tanımlayabilirim: Gaudivri = Gaudi + Divriği.

Antonio Gaudi
bir İspanyol mimar. Eserleri müthiş abartılı, şaşırtıcı, garip,
acaip, ürkütücü. Tüm bunların karışımı alışılmamış bir
etkileyicilik yaratıyor. Hatta, bu anlamdaki İngilizce "gaudy"
kelimesi (aslında İspanyol Gaudi ile hiç ilgisi yok ama) bu
Gaudi'ye de mükemmel uyuyor! Eger Antonio Gaudi, Divriği'deki bu
3 kapıyı görseydi, kesinlikle kendi çalışmalarıyla bir bağlantı
bulurdu. Divriği'deki şaheserin "gaudy"liği, Antonio Gaudi’nin
Barselona'daki o bitmeyen katedralinin "gaudy"liğinden (veya
"Gaudi"liğinden) pek farklı değil. Divriği'de başka tarihi
eserler de var görülecek ama bu 3 kapı yetip de artıyor bile!
Divriği'den
Sivas'a dönüşü Zara üzerinden yapmak ek deneyimler kazandırıyor
insana. Divriği-Zara arasındaki yol yeterince iyi ve manzara
ayrı bir güzellik. Küçük küçük kubbemsi tepeler (Sonbahar
mevsiminde sarı tonlu) rengarenk bitkilerle örtülü. Çevre,
ilkbaharda ve yazın başlangıcında daha renkli ve daha etkileyici
olur herhalde. Zara yakınında Hafik gölü kenarında güzel bir
alabalık molası da ayrı bir zevk olabilir.
Ankara'ya
geri dönerken, hani daha yorulmadıysanız ve "bu kadarı da çok
olur" demezseniz, Yozgat'tan kuzeye kıvrılıp 2-3 saatlik kısa
bir Hattuşa-Yazılıkaya turu da yapılabilir. Yol planına Hattuşa
dahil edilecekse, Mahfi Eğilmez'in "Anitta'nın Laneti" adlı
kitabı yararlı olacaktır. 2 gece 3 günlük bu kısa hafta sonu
gezisi gerçekten dinlendirici ve eğitici bir gezi oldu.
Prof. Dr.
Nuri Akkaş'a
teşekkürlerimizle
Denizce
 |