| |

Hamsi, kış mevsiminde balık sevenler için vazgeçilmez bir
deniz ürünü, balıkçılar için her balık sezonunda yeni bir umut
kapısı, bu sene av mevsimi verimli olacak mı kaygısının
temelindeki ufak tefek, narin bir balık.
Bilmem Hamsi'ye hiç benim gözümle baktınız mı? O ufacık
narin gövdenin başında size bakan bir çift iri gözün bakışları
bana hep o muzip, akıllı, yaramaz çocukları hatırlatır. "Aman
sen de! Hamsinin de aklı mı olur, nasıl görmek istersen öyle
bakabileceğin bir canlı işte...Zaten deniz ortamında daha neler
var neler...Hem akıllı sıfatını yakıştıracaksan, sirklerde
gösteri yapan metrelerce zıplayan, top süren yunuslar, beyaz
balinalar, foklar var, hem de beyinleri kocaman. Hamsi işte,
toplasan beyni ne kadar, olsa olsa içgüdüsü vardır...Eh, yaşayan
her canlının da içgüdüsü var zaten". İşte yine kendim ettim,
kendim buldum: Ortaya bir soru atayım dedim ve cevaplarını da
kendim aramaya başladım. Hemen bir sürü yanıt da buldum, ya da
yakıştırdım.
Konuya bir de bilimsel gözle bakalım: Engraulis hakkında
Bilim Teknik Dergisi'nin Temmuz 2000 sayısında detaylı bilgi
verilmiş ve Hamsi'nin davranış biçimleri konusunda açıklamalarda
bulunulmuştu. Bu yazıda hamsi yumurtalarının elips biçimli olup,
suda yüzdüğü (pelajik), su sıcaklığına bağlı olarak 24 saat
içerisinde larva oluşabildiği açıklanmakta. Genellikle (Mayıs
ayında) bırakılan (erken batın) yumurtalardan çıkan larvalarda
yüksek ölüm oranları görülmekte. Bu durumun, larvaların dikey
göç sırasında soğuk suyla karşılaşmalarından kaynaklandığı da
öne sürülmekte. En yüksek yaşam oranınınsa, Haziran sonu - Temmuz
başında bırakılan yumurtalarda görüldüğü bildirilmekte. Hamsi
yumurtlama alanlarıysa, bazı araştırmacılara göre kuzeybatı kıta
sahanlığı bölgesi, Türk araştırmacılara göre de Türkiye'nin
Münhasır Ekonomik Bölgesi'nde yer almakta.
Yapılan bu araştırmaların doğal sonucu olarak hamsi
yumurtalarının hayatta kalma oranıyla deniz suyu sıcaklığı
arasında doğal bir ilişki olduğu hemen akla gelir ve zaten de
öyle kabul edilegelmiş. Peki bu ufacık canlı, yumurtadan çıkınca
ne yiyecek? O dönemde veya anda ortamda gerekli besin maddesi
var mı? Bunu araştıran pek olmamış. Ben de işin bu yönüyle
ilgilendim ve ortaya çok ilginç bir bağlantı çıkarabildim.
Sahra tozlarının etkisi üzerinde uzun süre araştırma yapmış
biri olarak, benim yaklaşımım tabii ki yine Sahra kökenli
tozlara bağlı. Sahra kökenli tozların gündüz vakti yağmurla
denize inmesi halinde deniz ortamında Emiliania huxleyi (Ehux)
adlı alglerin çoğalmasına neden oldukları bilinmekte. Bu tozla
yüklü gündüz yağmurlarının deniz suyuna girmesini izleyen ilk
iki günde olgunluğa erişen bu alglerin çapı 10 mikrona,
sayılarıysa litrede birkaç yüzmilyona ulaşabilmekte. İşte bu
canlıların bulunduğu dönemde ortaya çıkan hamsi larvası, bu
alglerin bulunmadığı bir döneme göre çok daha iyi
beslenebilecektir. Bu alglerin çoğaldığı dönemleri uydular
aracılığıyla izlemek de mümkün olmakta. O halde ilk aşamada,
hamsinin yumurtlama dönemi olan Mayıs - Eylül döneminde uyduyla
izlenen alglerin yoğunluğuyla, yumurtadan çıkan larvaların
sağlıklı gelişimi arasında da doğal bir ilişkinin olması
beklenmelidir.
İlk aşamada bunu bekleyip ikinci aşamada ne yapılabilir
sorusu aklınıza geldiyse, onu da hemen açıklayayım: İkinci aşama
da bu alg patlamasına müdahele etmek ve hamsinin yumurtlama
dönemi süresince Karadeniz'de bulutları Sahra'dan getireceğimiz
tozlarla tohumlamak ve alg patlamasını devamlı kılarak hamsi
sürülerinin iyi beslenmesini ve hamsi stoklarının
sürdürülebilirliğini sağlamak.
Şimdi bu günkü duruma, yani birinci aşamaya, hamsinin
yumurtlama dönemiyle Karadeniz'de izlenen alg patlamaları
arasındaki ilişkiye uydu verilerini inceleyerek bir göz atalım:
Her nekadar bir deniz bilimcisi olmama karşın, ilgi konumun,
yani Sahra tozlarının, atmosferik olaylardan etkilenmesi
nedeniyle, atmosferdeki periyodik mevsimsel salınımlarla daha
yakından ilgilenmemizin gerektiğini düşünmekteyim. Zaten
atmosfer ve deniz, ayrılmaz bir parçadır. Atmosferdeki
değişimler, her zaman denizde de etkilerini -arada bir zaman
farkı olsa da- gösterir. Örneğin, bu ilişki denizlerin geç
ısınıp geç soğuması biçiminde kendini gösterir. Bu nedenle de
uydu verilerinin incelenmesine geçmeden önce, uzun dönemli
klimatolojik bulgulardan Karadeniz'in atmosferindeki sıcaklık ve
daha da önemlisi güneş enerjisinin dağılımına bir göz atalım:
Daha önce de bahsettiğim gibi, atmosfer ile ilgilenmemizin
nedeni Sahra tozunun fotokimyasal indirgenmesinin bulut
içerisinde olmasından kaynaklanıyor. Hernekadar uzun dönemli
ölçümler yer seviyesinde yapılmaktaysa da, uzun dönemli
ölçümlerin ortalaması bize atmosferin üst katmanlarındaki
ortalama sıcaklık ve güneş enerjisi dağılımı hakkında fikir
verebilir.
http://imkpc3.physik.unikarlsruhe.de/klima/index.html
adresinden 1961-99 arası ortalama değerlere ulaşmak mümkün. Buna
göre hamsinin yumurta dökme dönemi olarak bilinen Mayıs-Eylül
dönemleri içerisinde Karadeniz'de güneş enerjisi ve atmosferin
yere yakın katmanındaki sicaklıklar 1961-1999 seneleri
ortalamalarına göre şöyle değişmekte:
|
Aylar |
Hava
Sıcaklığı 0C |
Güneş
Enerjisi W/m2 |
|
Ocak |
0-2.5 |
60-70 |
|
Şubat |
0-2.5 |
70-80 |
|
Mart |
2.5-5 |
110-120 |
|
Nisan |
5-7.5 |
150-160 |
|
Mayıs |
10-12.5 |
200-210 |
|
Haziran |
15-17.5 |
240-250 |
|
Temmuz |
20-22.5 |
260-270 |
|
Ağustos |
22.5-25 |
260-270 |
|
Eylül |
17.5-20 |
190-200 |
|
Ekim |
7.5-10 |
120-130 |
|
Kasım |
5-7.5 |
70-80 |
|
Aralık |
2.5-5 |
40-50 |
Tablonun detaylı incelenmesi, hamsinin yumurtlama dönemi
olarak kabul edilen Mayıs-Eylül döneminde deniz suyu
sıcaklıklarının 10 ile 22.5 derece arasında değiştiğini
gösteriyor. Buna göre 10 derecelik suda da yumurta bırakmaya
başlayabilen hamsinin, deniz suyu sıcaklığı Eylül ayında 17.5
derecede iken yumurta dökmeyi kesmesi beklenemez. Oysa aynı
dönemde güneş enerjisinin, Mayıs döneminde metrekareye 200 Watt
sınırını aştığını, Eylül dönemindeyse metrekarede 200 Watt
sınırının altına düştüğünü görebiliriz. Şimdi tekrar benim
yaklaşımıma dönelim, ben Sahra kökenli tozların Karadeniz enlem
ve boylamında 200 Watt m2 sınırının üstünde bulut içerisinde
fotokimyasal döngüye girebildiğini ve denize yağışla inmesi
halinde alg patlamalarına ve özellikle de Emiliania huxleyi
patlamalarına yol açtığını iddia ediyorum. Sahra kökenli
tozların, bulut içinde güneş enerjisiyle fotokimyasal
indirgenmesi sonucunda ortama Fe(II), ve kil minerali
parçalanması sonucunda da ortama ek olarak magnezyum (Mn), çinko
(Zn) ve fosfat (P04) çıkardığını biliyoruz. Bu denli iyon içeren
bulutun yağışla deniz ortamına inmesi de sözü edilen Emiliania
huxleyi patlamalarına yol açmakta ve bu patlamalar uydu
verileriyle net bir biçimde izlenebilmekte.
http://orbit-net.nesdis.no-aa.gov/orad2/doc/ehux_www.html
sitesinden yerküredeki tüm denizlerde izlenen Ehux patlamaları,
bir haftalık ortalamalar olarak verilmekte. Buna göre,
Karadeniz'de 2000 yılında Mayıs sonundan Temmuz sonuna kadar
süren bir zaman diliminde bu algın yoğun bir şekilde var
olduğunu görebiliriz.
Hamsinin yumurta bıraktığı dönem olarak bilinen bu zaman
süresinde oluşan balık larvalarının ortamdaki besin nedeni ile
çok daha sağlıklı gelişeceklerini öne sürmek doğal bir bekleyiş.
Bu nedenle de 2001 yılı balık sezonunda gayet verimli bir
avlanma mevsimi gözleniyor. Peki 1998, 1999 yılı alg
patlamalarına bakarak 1999 ve 2000 yılı avlanma süreçleri için
herhangi bir öngörü yapabilir miydik? Avlanma sezonlarını
geçirmiş olmamız geçmişe dönüp öngörü yapmamızı engelleyecek
değil ya! Haydi bir öngörüde bulunalım ve bu amaçla SEAWIFS adlı
uydunun verilerine dayanarak 1999 ve 2000 yıllarında
Karadeniz'deki alg patlamalarına bir göz atalım. 1998 yılı
süresinde Karadeniz'de 720 birim olarak kaydedilen alg
patlamaları, 1999 yılında 321 birim olmuş. 2000 yılındaysa 854
birim alg patlaması izlenmiş bulunmakta. Benim ortaya koyduğum
yeni yaklaşıma göre, 1988 verilerine bakarak 1999 yılı balık
sezonunda bol av beklemek normal olacaktır. 1999 senesinde
izlenen 321 birim alg patlamasıysa, 2000 yılında balık avının
neredeyse yarı yarıya azalabileceğini göstermekte. 2000 yılında
izlenen 854 birimlik alg patlaması, 2001 yılının 1999'a göre
daha verimli olması gerektiğini gösteriyor. 2001'deyse
kaydedilen alg patlamasında korkunç bir düşüş izlenmekte. Bu
duruma bakarak, gelecek sezon beklenebilecek durumla ilgili
herhangi bir öngörü yapmak dahi istemiyorum, ama durum ortada.
Tabloda en son sütunda verilen rakamlar ise Karadeniz'de
avlanan balık miktarını göstermekte ve öngörümüz ile uyum
göstermektedir. Bir başka deyişle 1998 senesinde izlenen 720
birimlik Ehux patlaması etkisini 1999 senesinde 350 bin ton
balık olarak göstermiştir. 1999 senesinde izlenen 321 ünite bir
önceki seneye göre neredeyse yarı yarıya azalma göstermiş ve av
miktarı da göreceli olarak azalmıştır. 2000 yılında Ehux
patlaması 854 ünite olarak izlenmiş ve 2001 senesinde yaşanan
balık bolluğuna neden olmuştur. 2001 senesinde ise sadece 27
ünite Ehux patlaması izlenmiş olması 2002 sezonu için hiç te iç
açıcı öngörülerde bulunmamızı engellemesine rağmen öne sürdüğüm
yaklaşım için güzel bir deneme olacaktır.
Bu çarpıcı beklenti bu sene izlenen balık artışını
Karadenizdeki Menimiopsis leyidi'nin azalmasına, Marmara
denizindeki avlanmanın sıkı kontrol edilmesine, balıkçıların
otokontrol mekanizmasını geliştirmiş olmasına bağlayan savların
da hangisinin haklı olduğunu da ortaya koyacağı için önemlidir.
Benim ortaya attığım Ehux ve balık yoğunluğu arasındaki
bağlantı aslında Karadeniz'in dip çamurlarında da kendini
göstermektedir. Karadeniz'in 2000 metre ortalama
derinliğindeki dip çamurlarından alınan örneklerde, beyaz ve
siyah tabakalaşmalar izleniyor. Beyaz iz bırakan çökeltiler
yukarıda sözü edilen Emiliania huxleyi’nin kalıntıları olan
kalsiyum karbonat çökelleri. 1980'li yıllarda yapılan
araştırmalarda ayrıntılı bir şekilde incelenen bu tabakalaşma
olayından yararlanarak Karadeniz dip çamurunun yaşının
belirlenebileceği öne sürülmüştü. Ancak bu amaçla deniz içine
belirli derinliklerde yerleştirilen sondalarla uzun süreli
yapılan kayıtlarda bir sene süresince kayda değer bir çökelme
bulunamamış ve tabakalaşmanın belirli bir periyodu olmaması
nedeniyle bu yöntemle yaş tayini yapılamayacağı sonucuna
varılmıştı.
Karadeniz dip çamurundaki tabakalaşma, beyaz renkli
çökeller Emiliania huxleyi'nin kalyum karbonat kabuklarından
oluşmakta. Kahverengi görünen silikatlı çökellerse, Şubat ayında
oluşan alg patlamasının ürünü.
Balıkçılar arasında da hamsinin bir yıl bol, ertesi yılsa
kıt olacağı inanışı yaygın. İşte yeni bir yaklaşım ve
denizlerdeki alg patlaması ile balık arasındaki ilginç ilişki.
Şimdi bana "Peki bunun neresi yenilik? Tabii ki balıkla alg,
yani besin arasında doğal bir bağlantı olacaktır"
diyebilirsiniz. Benim ortaya koymaya çalıştığım en önemli konu
da burada başlıyor. Öyle ya, balığın sürdürülebilir avcılığı
için besin maddesi olan alg gerekliyse ve ben o algın
patlamasına bir şekilde müdahelede bulunabiliyorsam, istediğim
kadar balık tutma olgusunu bir anda gerçekleştirebilirim. Sözü
daha da uzatmadan, ne yapılabilir, ona hemen gelelim. Hamsinin
yumurtlama dönemi olarak kabul ettiğimiz sezonda Karadeniz'de
bulut tohumlama işini gerçekleştirmek hem de hiç vakit
kaybetmeden yapmak durumundayız. Bu şekilde, denizlerde uygun
dönemlerde alg yoğunluğunu balığın yumurtasının gelişimi
süresince var ederek hamsinin ertesi yıl av döneminde daha bol
olmasını sağlayabiliriz.
Çevreci bir yaklaşımla, bana tabiatı olumsuz bir şekilde
etkileyeceğim suçlamasını da yöneltemezsiniz. Çünkü, önerdiğim
yöntemde doğanın kullanmış olduğu toz, bulut ve güneş enerjisi
dışında hiç ama hiç bir şey yok. Burada aklıma takılan bir başka
konu da şu. Şu benim koca gözlü, akıllı hamsilerim nasıl oluyor
da yumurta sezonu süresince ortalama 10 kez yumurta bırakıyor.
Acaba o ufacık beyinler yağmurla denize inen Fe(II), manganez,
çinko ve fosfatı algılayıp yumurtlama içgüdülerini mi harekete
geçiriyor? Bir başka deyişle, acaba yumurtlama sayısını da
Sahra'dan gelen tozların gündüz vakti denize inmesi sonucu
oluşan bir tetikleyici düzen mi kontrol ediyor. Bir an öyle
olduğunu kabul edelim: Bakın o zaman sistem nasıl da kendini
açığa çıkaracak. Sahra kökenli tozların doğanın neredeyse tüm
canlılarınca anında kullanılan indirgenmiş demir sunabildiğini
biliyoruz. Böyle yağmurların oluşabilmesi, bir takım
olasılıkların gerçekleşmesine bağlı; yani bizim bulunduğumuz
konumda Sahra kökenli toz olacak, gündüz vakti yağmurla deniz
ortamına inecek ve güneş enerjisi o dönemde yer seviyesinde
metrekarede 200 W seviyesinin üzerinde olacak. Yapılan
çalışmalar Sahra kökenli tozların özellikle Mart-Kasım döneminde
Anadolu'ya pulslar halinde ve en az on kez veya daha fazla
gelebildiğini göstermekte.
Yukarıdaki tozlar İçel Erdemli yakınlarında belirlenen
tozların senelik dağılımını göstermekte ve 30 ug/m3 sınırının
üzeri lokal olmayan toz kaynağını yani çöl kökenli tozları
göstermektedir. Aynı toz harekeketinin Karadeniz'i de
etkileyebileceği bilinmekte. Balık yumurtlama dönemi olan
Mayıs-Eylül arasında Karadeniz üzerinden en az on toz bulutu
geçebilmekte. İşte benim yeni yaklaşımıma temel teşkil edecek
olgu bu. Yani, hamsinin yumurta dökmesini sahra tozlarının
tetikleyebileceği olgusu. Eğer balığın yumurta dökmesini bu alg
patlaması tetikliyorsa, doğal olarak bu yıl balığın yumurtasını
dökmemiş olması ve dolayısıyla yıl balık stoklarında aşırı bir
düşme beklememiz doğal olacaktır. Aslında bu yaklaşım çok doğal
bir sürecin açıklaması da olabilmekte. Olgunluğa erişen balık,
yumurta bırakmak için bir tetikleyici beklemekte. Hem öyle bir
tetikleyici ki, balığın yumurtasını bırakmasından 24 saat sonra
oluşan larvayı da besleyecek olan algın oluşumunu da
gerçekleştiriyor. Bundan daha elverişli bir ortam olamaz, ve
bence, o ufak ama tabiatın akışını genetik olarak nesilden
nesile devam ettiren o hamsi tüm bunları biliyor.
O gözlerin bakışlarının ardında muziplik sezinlediğimi
söylemiştim, eminim hamsi tabiatın akışını bizden daha iyi
algılayabiliyor. Bize düşen düşüncelerimizin önündeki zincirleri
kırabilmek, bakın o zaman tabiat nasıl da kendini ele veriyor,
dizginleri bizim kontrolumuza geçiyor.
|
|