|
KÖY ENSTİTÜLERİ
Köy Enstitüleri kuruluş yasası T.B.M.M 'de tartışılırken Yücel,
mecliste yaptığı konuşmada Enstitülerin özelliklerini ve daha önceki
uygulamalardan farkını şöyle açıklar :
"Biz bu kurumlara köy
öğretmen okulu demedik,çünkü önceden bu isimde kuruluşlar vardı.
Bunları ona bağlamak istemedik. Bunlar yepyeni şeylerdir. Enstitü
kelimesini Biz Avrupalıların telaffuz ettiği şekliyle aldık ve buna
alıştık..... Biz Köy Enstitülerini sadece içerisinde kuru bilgiye
dayalı öğretim yapılan kurumlar olarak düşünmedik. İçinde ziraat
sanatları, demircilik, basit marangozluk gibi uygulamalı bir takım
faaliyetler bulunduğu için okul adıyla anmadık. Enstitü diye
adlandırmayı uygun gördük "
Enstitüler ile ilgili tartışmalar sırasında, bu hareketin
toplumda,kentten uzak yeni bir sınıf yaratacağı iddialarını Yücel
şiddetle reddeder. Karşıt görüşte olanlar bundan başka, Köy
Enstitülerinin gerek kuruluş, gerekse öğretim yöntemini
eleştirmişlerdir.
Bu bağlamda ifade edilen kaygı ve
düşünceler:
-
Köylülerin parasız çalıştırılarak
acımasızca istismar edileceği.
-
Kız-erkek bir arada eğitim görmelerinin
ahlak anlayışına aykırı olduğu,
-
Köy Enstitülerinin keyfi olarak
geliştirilmiş bir model olduğu
-
ve sonuçta "yarı aydın"
yetiştireceğidir.
Yoğun çaba göstererek bu projeyi
gerçekleştirmeye çalışan Yücel, tutarlı bir eğitim uygulanmasıyla
Türkiye'deki öğretmen açığının 15 yıl gibi kısa bir sürede
kapatılabileceğini vurgular.
17 Nisan 1940'ta Köy Enstitüleri
yasası çıkartılarak köy okullarında görev alacak öğretmenleri
yetiştirmek üzere kent ve kasabalardan uzak, geniş arazisi bulunan
yerlerde Köy Enstitüleri kurulmaya başlanır. Köy Enstitülerinde
devletin az bir yardımı ile öğretmen adayları, iş içinde çalışarak hem
barınaklarını, dersliklerini ve diğer gereksinimlerini karşılayacak
yerleri yapmışlardır. Hem de gereken genel kültür ile mesleki
bilgileri ve tarım çalışmaları yaparak köy için gerekli olan beceriyi
kazanmışlardır. Bunlar, işi bilen öğretmenler ve usta öğrencilerin
rehberliği altında gerçekleşmiştir.
Enstitülerin ilk resmi öğretim programı, 1943 yılında
yayımlanmıştır. Programa göre, ilkokulu bitiren çocuklar sınavla Köy
Enstitülerine alınır ve karma eğitim uygulanır. Toplam beş yıl süren
eğitim zamanının yarısı kültür derslerine, dörtte biri tarım dersleri
ve çalışmalarına, dörtte biri de sanat ya da teknik derslere ve
uygulamalara ayrılmıştır. Bütün derslerde ve çalışmalarda temel
yöntemin "yaparak öğrenme" ilkesi olduğu söylenebilir.
Zamanla sayıları 21'i bulan Köy
Enstitüleri 1944'ten itibaren yılda 2000 öğretmen mezun etmeye
başlar. Köylere gönderilen öğretmenlere tarım araç ve gereçleri
ile üretimde bulunmak ve gelirlerinden yararlanmak üzere tarla ve
hayvanlar verilir. Öğretmenlerin görevleri de kanunla belirlenmiş,
"okul ve kurslarla ilgili işler" ve "köy halkını yetiştirmek
ile ilgili işler" diye ikiye bölünmüştür.
Ulaşılmak istenen hedef Atatürk'ün halkçılık ilkesine uygun olarak,
geniş halk kitlelerinin eğitim düzeyini yükseltmek, böylece
reformların yerleşmesi için gerekli koşulları yaratmak, halkın
politik, ekonomik ve kültürel yaşama aktif olarak katılmasını sağlamak
ve aynı zamanda kendi hakları konusunda bilinçlendirmektir.
Ülkenin kalkınmasında bir katalizör görevi yapacak enstitülerin
başarısı
-
1946'ya kadar köylerdeki öğretmen
açığını kapatan,
-
16.400 kadın ve erkek öğretmen
ile
-
7300 sağlık memuru ve
-
8750 eğitmen yetiştirmiş
olmasıdır.
1946'da bu girişim durdurulur.
Sonraki yıllarda hiçbir karşı koyma olmaksızın ortadan kaldırılır.
ANKARA DEVLET KONSERVATUARI
10 Mayıs 1940'ta Yücel tarafından Devlet Konservatuvarının
kuruluş yasası çıkarılır. Müzik ve Temsil olarak iki ana bölümden
oluşan Devlet Konservatuarının amacı, Türkiye'de müzik, tiyatro, opera
ve bale kültürünü ve sanatını işlemek ve yetenekli öğrenciler
yetiştirmektir.
Yasa üzerinde yapılan tartışmalar sırasında bazı tutucu
milletvekilleri, Türk müziğinin ve folklorunun batılı eserler yüzünden
geri planda kalacağını dile getirerek konservatuarın Türk musikisi ve
Garp musikisi olmak üzere iki bölüme ayrılmasını önerirler. Yücel,
planlanan konservatuarın milli olmayan bir kuruluş anlamına
gelmediğini ileri sürerek görüşünde ısrar eder ve böyle bir ayırıma
karşı çıkar.
Ankara Devlet Konservatuarı, Türkiye'deki Devlet eliyle kurulan büyük
sanat icra kurumlarının hayat kaynağı olmuştur. Senfoni orkestraları,
Devlet tiyatroları ve operaları bu kaynaktan beslenerek meydana
gelmiştir. Birçok özel tiyatro yine konservatuardan yetişen
sanatçıların eseridir. Devlet konservatuarı ve onun programının
uygulanmasında Yücel büyük bir özveri ile çalışmıştır.
DİLİN TÜRKÇELEŞTİRİLMESİ
1941 - 42 yıllarında Yücel, dilin Türkçeleştirilmesi ve bilim
dilinin ortak bir dilde birleştirilmesi için çabalarını yoğunlaştırır.
Birinci Milli Eğitim Şurasından hemen sonra bu konuda kongreler
düzenler. Komisyonlar kurarak çalışmaya başlar. Birçok komisyonun
çalışmalarına katılır, çalışmaları yönlendirir ve takip eder. Yoğun
kurul çalışmaları sonunda büyük bir gereksinimi karşılayacak ölçüde
çeşitli bilim dallarını kapsayan sözlükler hazırlanır ve ard arda
yayımlanır.
DERS KİTAPLARININ STANDARTLAŞTIRILMASI
Türk dil Kurumunun yönetim ve denetimi altında yürütülen dil
çalışmalarıyla ders kitaplarının standartlaştırılması koşutluk
gösterir. Dil kurumunca hazırlanan bilim terimleri, 1939 yılından
başlamak üzere orta dereceli okullarda kabul edilmiş ve Arapça
terimlerin kullanılması yasaklanmıştır. Böylece yeni terimlerin
derslerde her gün kullanılmak suretiyle dile girmesinin
kolaylaştırılması amaçlanmıştır.
MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM
Mesleki ve teknik eğitimle ilgili olarak 1941 yılında M.E.B
merkez örgütü yeniden düzenlenirken, Bakanlık içinde Genel Eğitim
Müsteşarlığı ve Teknik Öğretim Müsteşarlıkları oluşturulur.
Aynı yıl meslek okullarının nerelerde
açılacağı, hangi meslek dallarının bulunacağı,akşam sanat okulları ile
gezici köy kursları hakkında ayrıntılı bilgiler içeren bir uygulama
planı hazırlanır. Planın uygulanması sonucunda mesleki ve teknik
eğitim ülke düzeyinde yaygınlaştırılmış ve
Eğitim reformu hareketinde teknik
okullar ağırlık noktasını oluşturur.
Orta öğretimin ikinci direği olan klasik orta öğretim kurumlarındaki
kalite kaygısı önemsendiğinden sayıları çok yavaş artırılır.
Evrensel, hümanist, laik, pozitivist
ilkelere dayalı ve ulusal bilinç veren eğitim politikası, Cumhuriyet
orta öğretiminin ve dolayısıyla Yücel döneminin başlıca
nitelikleridir. Yücel birkaç lisede klasik kolun kurulmasını sağlar.
Bu kol orta öğretimin genel düzenini zorlamadan Latin dilinin
öğrenimine olanak sağlamıştır.
|