| |
Hekim olmam nedeniyle bir hasta gözüyle tıp doktorlarına
bakışımı yazmam birkaç yönden garipsenebilir. Bu yönlerden
birincisi hekimlere dair her türlü tıbbi sorunu aşabilecekleri
inancından kaynaklanan; hekim hasta olmaz, olsa da çabucak
iyileştirilir ve hastalığın ne olduğunu anlamaz, ikincisi de
hekim olması nedeniyle meslektaşlarına nesnel yaklaşamaz
şeklinde olabilir.
Yaşamın içinde gördüğümüz gibi hekimler de insan ve her insan
gibi hastalanıyorlar ve de meslek olarak hastalanmaya daha açık
bir ortamda çalışıyorlar. Hastalanınca yaşadıkları acılar,
sıkıntılar diğer hastalar gibi oluyor ve tedavileri de diğer
hastalardan farklı olmuyor.
Çok bilinen bir öykücük var. “Padişah attan düşüyor,
çevresindekiler telaşla hekime koşturuyorlar, padişah bana
hekimi değil attan düşen birini getirin diyor.” Burada da
yaşanmışlığın, deneyimin önemi vurgulanıyor.
Seneler önce geçirdiğim rahatsızlık nedeniyle ameliyat olmak
zorunda kaldım. İstenmeyen terslikler oldu ve 3 ay hastanede
ikamet ettim. Hastalığın ne olduğunu anlamam, insanın
hastalandığında ne düşündüğünü kavramam için yeterli bir süre
olduğunu düşünüyorum. Çektiğim onca acının mükafatını mesleğimde
hastaları daha iyi anlayarak aldığım kanısındayım. Çünkü “Attan
düşmüş ve iyileşmiş” bir kişi oldum.
Yaşantımız normal giderken bir gün bunu bozan bir şeyle
karşılaşabiliriz. Bedenimizden bir takım sinyaller alabiliriz.
Bu sinyaller ağrı, bulantı, ateş, öksürük, çarpıntı olabileceği
gibi normal fonksiyonlarımızdan sapma şeklinde olan nefes
darlığı, halsizlik, yorgunluk, kabızlık, görme kaybı, işitme
kaybı, idrar yapmada bozukluk ve benzeri de olabilir. Bu
sinyallere örnek idrardan kan gelmesi, balgamdan kan gelmesi
gibi ürkütücü sinyaller de sayılabilir. Tüm bunlar bizi alarm
durumuna geçirir, yaşamımızın akışının bozulduğunu hissederiz ve
korkarız. Evet ilk duygumuz korku olur. Bu sinyallerin ne anlama
geldiğini ve yaşantımızı nasıl etkileyeceğini bilmemekten
kaynaklanan bu korku nedeniyle gideriz doktora. Ve doktordan
öncelikle korktuğumuzu anlamasını isteriz, sonra da bu
sinyallerin ne anlama geldiğini öğrenmek isteriz. Bunu
öğrendiğimizde korkumuz bir nebze geçecektir. Daha sonra tanı
konmasını ve tedavi edilerek bir an önce normal yaşantımıza
dönmek isteriz.
Doktorlar eğitilirken önem verilen şey semptomlar, yani bizim
karşılaştığımız sinyaller, bu semptomların ne anlama geldiği,
tanı yöntemleri, tedavi yöntemleridir. Hastanın duyguları, ne
hissettiği, beklentileri eğitimin tali konularıdır. Doktor
tamamen yaşantımızın akışını bozan hastalığa odaklanmıştır.
Hastalıkla uğraşırken hastayı yeterince göremeyebilir.
Korktuğumuzu anlamayabilir, korktuğumuzun farkına varsa bile
anlam veremeyebilir, önemsemeyebilir. Biz de korkumuzla baş başa
kalırız. En iyi sağlık hizmeti verilse de kısa zamanda
sağlığımıza kavuşup gündelik yaşantıya dönsek bile korkumuz bizi
takip eder. Çünkü hala sinyalin ne anlama geldiğini bilmiyoruz.
Çünkü hala yaşantımızı nasıl etkileyecek bilmiyoruz. Ve çünkü
hala tekrarlayıp tekrarlamayacağına dair bir bilgimiz yok. Tüm
yapılan iyi şeylere rağmen korkumuz bizi terk etmedi ve bizim
gerginliğimiz sürüyor, memnuniyetsizliğimiz devam ediyor. Doktor
şaşkın, şakın olmadan öte hayal kırıklığına uğramış, kızgın. Tüm
çabasına ve bu çabasının sonuçlarını hastasını en kısa zamanda
sağlığına kavuşturarak almasına rağmen, hastası yeterince memnun
değil. Tüm bunların sonucunda yapılan doğru şeylere, iyi şeylere
ve onca emeğe rağmen istenen sonuç tam olarak alınmamış oluyor.
Hasta fiziksel olarak iyileşmesine rağmen kendini iyileştiren
doktor hakkında tutumu çok olumlu değil. Doktor yaptıklarının
değerinin bilinmediğini düşünerek hasta hakkında tutumu pek
olumlu değil. Ve de bu hasta- hekim ilişkisini sürekli zedeleyen
bir durum olarak devam eder durur.
Doktorların bilmesi gereken şeylerin başında gelen şey
hastaların kendilerine korku ve endişe ile geldikleridir .
Korkunun nedeni kendilerinde ne olduğunu bilmemeleridir.
Öncelikle buna yönelik bir yaklaşım korkuyu azaltacağı gibi
hastaya değer verildiği duygusunu yaşatarak sağlık hizmeti alma
sürecinde daha işbirliğine yatkın olmasını, daha uyumlu
olmasını sağlayacaktır.
Hastalığı değil de hastayı tedavi ettiğini düşünen doktor, bu
bakış açısı ile yaklaştığında, hastanın duygularını,
beklentilerini anladığında, hastasını yeterince
bilgilendirdiğinde hastaların hiç de değerbilmez olmadığını ve
emeğinin boşa gitmediğini, hastasının mutlu olduğunu görecektir.
Hastaya karşı oluşmuş olumsuz tutum yerini olumlu tutuma
bırakacaktır. Hasta da duyguları anlaşıldığı, beklentilerinin
farkında olunduğu, değer verildiğini hissettiği için memnun
olacak ve olumsuz tutumu olumluya dönecektir düşüncesindeyim.
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

|
|