| |

Geçmiş zaman dilimleri arasında birçok birikim birçok eser
yer almakta. İşte bunlardan bir tanesi daha Hat Sanatı...
Arap harfleri çerçevesinde oluşmuş güzel yazı sanatına Hat
Sanatı’nın çıkış noktası denebilir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10.
yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra
ortaya çıkmıştır.
Son dönemlerde kabul edilen bir görüşe göre Arap Alfabesi
İslamlık öncesi dönemde Kuzey Arabistan ve Filistin'de yaşamış bir
kavim olan Nebatilerin kullandığı alfabeden türemiştir. Bu alfabe
Araplarca benimsendikten sonra gelişmeye başlamıştır, İslam dininin
yayılmasından sonraki dönemlerde ise daha çok kullanıldığı yerlerde
aldığı değişik biçimlere göre mekki (Mekkeli), medeni (Medineli), kufi
(Kufeli) gibi adlarla anılmıştır. Kufi yazı hat sanatının temelini
oluşturan yazı türlerine kaynaklık ederek, olgunlaşmış biçimiyle de
günümüze kadar yaşamıştır.

Türklerin Hat Sanatı’yla tanışması onların Anadolu'ya
geldikten sonraki dönemine rastlar. Ve bu alanda en parlak
dönemlerinin de Osmanlılar zamanında geçtiği bilinmektedir.
Tarih Satırlarında
Hat Sanatı...
Hazret-i Muhammed'ten, Kur'an-ı Kerim'in toplanmasından
sonra, İslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle, çok sayıda
katip yetişmiş, yazı da, doğal olarak büyük aşamalar göstererek
mimarlık, bezeme ve musiki gibi önemli bir sanat kolu olmuştur.
Başlangıçta "Ma'kıli" denilen basit ve düz çizgilerden oluşan yazıdan
Hazreti Ali'nin "kufi" hattı bulduğu söylentiler arasında yer alır.
Yazıların anası denilen kufi hat, birçok yazı türüne kaynak olmuştur.
Altı kalem denilen ve Hat ve Hattan'da saptanan sıralamaya göre Sülüs,
Nesih, Muhakkak, Reyhani, Tevki ve Rikaa kalemleri ortaya çıkmıştır.
Sülüs ve Nesih yazılarının İbn-i Mukle (885-940) tarafından
ortaya konduğu kabul edilir. Muhakkak ve Reyhani yazılarını bulup,
kurallarını belirleyen hattat da, 11. yüzyılda yetişen İbn-i Bevvab
adıyla tanınan Bağdatlı Ahmet İbnü'l Fazl'dır. Ta'lik yazıyı bulan ise
kesin olarak bilinmemekle birlikte, değişik söylentiler yer alır. Hat
ve Hattan'a göre ise, Hoca Ebu'l-Al'dir.

Abbasi halifelerinden Musta'sımıya (1299) gelinceye kadar
kamış kalemin ağzı düz kesilirmiş. Yakut eğri keserek, Aklam-ı
Sitte'yi kurallara bağlayıp, yazı sanatına yeni bir görünüş
kazandırmış, diğer hattatlar ise onu izlemek durumunda kalmışlar.
Hat sanatı, Abbasilerden sonra Türklerin ve İranlıların
elinde gelişmesini sürdürmüş. Büyük Selçuklulardan Anadolu
Selçukluları’na uzanan süreçte hat sanatında kullanılan yazı
türlerinde farklılık görülmemektedir. Bu dönemde kullanılan yazı
türleri sülüs, nesih, muhakkak ve reyhani'dir. Mevlana Müzesi'nde
sergilenen Ebulizz Ömer Bin Ali tarafından muhakkak ve reyhani
hattıyla yazılmış olan Kur'an (1206) Selçuklu döneminin seçkin
örneklerinden biridir.
Osmanlı hattının Türk zevkini yansıtan bir üslup olarak
ortaya çıkması 15. yüzyıl sonlarını bulur. Dönemin ünlü hattatları
Ahmet Şemseddin Karahisari, Yakut el-Mustasımi ve hat sanatında yeni
bir çığır açan, koyduğu kurallarla Şeyh Üslubu denilen okulun
oluşmasına neden olan isim Şeyh Hamdullah (1429-1520)'dır.
Osmanlı hat sanatında klasik üslub 17. yüzyılın ikinci
yarısında, olgunlaşmaya başlarken, hat tarihinde yeni bir üslup,
"Hafız Osman" (1642-1698), okulu olarak ortaya çıkar. Kitap ve
murakkaların dışında, Aklamı sitte yazıları kitabe ve levhalarda da
kullanılmış.
|
 |
|
Normalden
büyük yazılan bu yazılara celi yazı adı verilmekte.
Celi yazı adı sadece, muhakkak, sülüs ve nesih için
kullanılmakta. Bursa'da Ulu Camii ve Yeşil Camii yazıları, Osmanlı
celisinin ilk habercisi sayılır. Celi yazının gelişmesi Ali bin
Yahya Sofi ile başlamıştır.
19. yüzyılda celi yazıda iki okul adı geçer, Mustafa Rakım ve
Mahmut Celalettin okulları.
Aklamı sitte'nin dışında kalan talik yazı İranlılar
tarafından bulunmuş, Anadolu'ya İran'lı İmad'ın talebesi Buharalı
Derviş Abdi tarafından getirilmiştir. 19. yüzyıla kadar İran
etkisinde olan talik yazı, Mehmet Efendi Yesari ve oğlu Yesarizade
Mustafa İzzet Efendi tarafından Türk zevkinin katılmasıyla
gelişmiştir.
Divan'da alınan kararların yazıldığı Divan yazı çeşidi,
Türkler tarafından bulunan 15. yüzyılda Tacüddin adlı hattat
tarafından geliştirilerek, 19. ve 20. yüzyılda en güzel örnekleri
verilmiştir. Ferman, menşur, berat ve anlaşmalarda kullanılmış
Celi divanı adlı bir yazı türü de satırlar arasında yer alır.
Osmanlılar tarafından bulunan Rık'a yazısı 19. yüzyıl
başından itibaren yaygın bir biçimde kullanılmış. Türklerin bu
süsleme dalında sağladıkları gelişme "Kur'an Hicaz'da nazil oldu,
Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı" denmesine neden olacak kadar
önemli bir yer tutar. |
Hat Sanatının
İncelikleri...
Hat sanatında oranlama, harflerin büyüklüğü, eğim, derinlik,
yakınlık, uzaklık ve diğer özellikler, yazının yazıldığı kamış kalemin
ağzına göre büyüklüğü değişen ve kareden biraz büyük olan "nokta" ile
sağlanır. Hat sanatı, kitap yazıları, duvarlara yazılan levhalar
dışında, mimarlıkta da bezeme öğesi olarak kullanılır. Kubbe
içlerinde, duvarlarda, çiniler üzerinde, yazıtlarda hat sanatının en
güzel örnekleri görülür.
İstifli yazılar, kalıp hazırlandıktan sonra, kenarları
delinerek yazılacak kağıt üzerine silkinip yazılırmış. Yazı, kalemin
kolay kayması, yanlış yapıldığında düzeltilebilmesi için, değişik
yollarla "aharlanıp, mühürlenerek" terbiye edilen kağıtların üzerine
yazılmış. Kamış kalem belli biçimde tutularak avuç ayasında açılır,
ucu ise fildişi, kemik, bağa gibi çeşitli malzemelerden yapılan
"makta" üzerinde kesilirmiş. Hat sanatında kullanılan mürekkep ise
isten elde edilirmiş.
Hat sanatında daha çok kamış kullanılmış. Kamışın ucu
yazılacak yazının kalınlığına göre "makta" denilen sert maddelerden
yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutularak özel bir bıçakla
yontulurmuş. Celi tarzındaki yazılar ise daha çok ağaçtan yapılmış
kalın uçlu kalemlerle yazılırmış. Zaman zaman çok ince yazılar için
madeni uçlar da kullanılmış. Hat sanatında kullanılan mürekkep ise
yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde
edilirken, yanlış yazma gibi bir durumda kolayca silinebilir bir
özelliğe sahipmiş.

Türk Hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da
parlaklığını sürdürmüş ama 1928’de Arap alfabesinden Latin alfabesine
geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim
kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna gelmiştir. Zaman
içerisinde yitirdiğimiz bir önemli değer de Hat sanatı diyebiliriz
belki de.
Bir parça modernizmin etkisi, bir parça teknoloji, geçmişte
yaşanan bu özel zaman dilimlerinin unutulmasına sebep olsa da kendi
kültürümüz adına sahip çıkmamız gereken değerleri de unutmamalıyız
belki de...
Kaynakça:
Varan'la Yol Boyunca
S:
55 Şubat-2001
Sitemizde ayrıca, "Hat sanatına özgün
katkılar" Ethem Çalışkan
sayfalarımızı da gözleyebilirsiniz. |
|