Ýnsanýn
uçma
isteði
olasýlýkla
gökyüzüne
bakýp
kuþlarý
gördüðünden
beri var. Perseus ya da Ýkarus
gibi söylenceler
ilk insanlarýn bu isteðinin
ne denli güçlü
olduðunu
bize anlatýyor.
Uçmaya
baþlayabilmekse
çok
daha sonralar oldu. Elbette bunun birçok
nedeni var. Geçmiþte
Leonardo da Vinci gibi dahiler uçma
düþlerini
mühendislik
projelerine dönüþtürdülerse
de, hem bilgi birikimleri hem de dönemlerinin
teknolojik geriliði,
fikirlerini uygulamaya koyma olanaðý
vermiyordu onlara. Avrupa'da bilimsel devrimlerin yaný
sýra
Sanayi Devrimi'nin getirdiði
yenilikler, gökyüzüne
açýlan
kapýyý
araladý.
Aralýk
1903'te Orville ve Wilbur Wright kardeþler,
yýllarca
süren
çalýþmalarýnýn
ardýndan
uçmaya
baþladýklarýnda
yeni bir çað
baþlamýþ
oldu. Havacýlýðýn
100. yaþýný
hep birlikte kutluyoruz.
Ýnsanoðlunun
uçma
düþüncesi
gerçekte
oldukça
eskilere dayanýr.
Kimi masallarda olsun, söylencelerde
olsun uçabilen
insanlar ya da uçan
halýlara
binmiþ
masal kahramanlarýna
rastlarýz.
Ýlkçaðlardan
baþlayarak
insanlar, kuþlarýn
hareketlerini taklit ederek uçabileceklerini
düþünmüþlerdi.
Bu amaçla
kollarýna,
çevresine
bez geçirilmiþ aðaç
kiriþlerinden
kanatlar takarak kendilerini boþluða
býrakmýþlar,
ama umduklarý baþarýyý
elde edememiþ,
uçamamýþlardý.
Uçmayla
ilgili ilk bilimsel çalýþmalarý
Avrupa'da Roger Bacon ve Leonardo da Vinci gibi düþünürler
baþlattý.
Uçmayý
baþaran
ilk araçlar
uçaklar
deðil.
Bunu bugün
hepimiz biliyoruz. Uçaklardan
önce
balonla uçma
denemeleri yapýldý.
Bir cismin havaya yükselebilmesi
için
havadan daha hafif olmasý
gerektiðine
iliþkin
düþünceyi
ve sýcak
havanýn
soðuk
havadan daha hafif olduðuna
iliþkin
buluþu
ilk olarak uygulamaya koyanlar, balonun mucidi olan Fransýz
Etienne ve Joseph Montgolfier kardeþler
oldu. Montgolfier kardeþler,
ipek bir balonu sýcak
havayla doldurdular; sonra bunu serbest býraktýklarýnda
balonun yükseldiðini
gördüler.
Bununla ilgili birçok
deney yaptýlar.
5 Haziran 1783'te ilk sýcak
hava balonunu uçurmayý
baþardýlar.
Bu balon insanýn
uçurduðu
ilk araçtý
ve 2,5 km yol almýþtý.
Balonlarý
yönetmek
kolay deðildi.
Bu yüzden,
güvenli
bir uçuþ
saðlayamýyorlardý.
Yeni uçuþ
yöntemleri
aranmaya baþlandý.
Havadan daha aðýr
taþýtlarýn
uçmasý
konusunda öncülüðü
Ýngiliz
havacý
George Cayley yaptý.
Cayley tasarlayýp
geliþtirdiði
planörleriyle
havacýlýða
büyük
katkýda
bulundu. 1792 yýlýnda
ölene
dek birçok
planör
tasarýmý
yapmýþtý.
Havadan aðýr
uçuþ
düþüncesi
yalnýzca
Cayley'in aklýný
kurcalamýyordu.
19. yüzyýlýn
sonuna gelindiðinde
planörler
tasarlanýyor,
uçuþ
denemeleri yapýlýyordu.
Buhar makineleriyle çalýþan
uçaklar
bile tasarlanmýþtý.
Fakat bu motorlarýn
son derece aðýr
olmalarý,
uçabilme
olasalýklarýný
ortadan kaldýrýyordu.
20. yüzyýlýn
baþlarýnda
uçma
denemeleri sürdürüldü.
Bu denemeleri yapan dört
kiþinin
adlarý ön
plandaydý:
Fransýz
Clement Ader, Ýngiliz
Philips ve Maxim, Amerika Birleþik
Devletleri'nden Langley'di. Clement Ader, buhar makinesiyle çalýþacak,
yarasa kanatlarýna
benzer kanatlarý olan tek kanatlý
(monoplan) bir uçakla
uçmak
istiyordu. 1890 yýlýnda
Eole ve 1897'de Avion adýný
verdiði
uçaklarla
uçmayý
baþardýðýný
öne
sürdüyse
de buna kimseyi inandýramamýþtý.
Bir baþka
öncü
havacý
da Horatio Philips'ti. 1893'te buhar gücüyle
çalýþan
çok
kanatlý
bir uçak
yaptý.
Bu uçaðýn
50 kanadý
vardý
ve jaluzi gibi görünüyordu.
Uçak
yerden birkaç
metre havalanmayý
baþardýysa
da birkaç
saniye içinde
düþtü.
Benzer biçimde
Langley'in ve Maxim'in uçak
modelleri de baþarýlý
olamadýlar.
Hepsi deðiþik
tasarýmlara
sahip olsa da Maxim'in uçaðýötekilerden
de ilginçti.
3,5 ton aðýrlýðýndaydý
ve uçuþun
hemen baþýnda
yere çakýldý.
17 Aralýk 1903'te gerçekleþtirilen ilk uçuþ.
Havacýlýk
tarihinde baþarýyla
uçan
ilk uçaðý
ABD'li Orville ve Wilbur Wright kardeþler
yaptý.
Wright kardeþler,
önceleri
planörlerle
yaptýklarý
çalýþmalar
sýrasýnda
ortaya çýkan
sorunlarý
incelediler; baþarýlý
bir uçuþun
temel sorununun denge olduðunu
belirlediler. Bununla birlikte, uçaða
yerleþtirebilecekleri
türden
hafif bir benzin motorunun yapýmý
için
de çalýþtýlar.
Orville Wright'ýn
pilotluðunu
yaptýðý
Flyer adlý
ilk modelleri 17 Aralýk
1903 tarihinde ABD'nin North Carolina eyaletinde, Kitty Hawk kasabasý
yakýnlarýndan
havalanmýþtý.
Flyer yerden 3 metre yükselerek
12 saniye havada kalmayý
baþarmýþtý.
Ýki
kardeþ
ayný
gün
uçaklarýyla
üç
uçuþ
daha yaptýlar.
En uzun uçuþ,
59 saniye sürdü
ve 260 m'lik bir uzaklýðý
aþtý.
Wright kardeþler
ilk uçuþlarýndan
sonra uçaklarýna
motor da taktýlar.
Dört
silindirli 12 beygir gücünde
benzinle çalýþan
bir motordu bu. Uçaklarýný
geliþtirmeyi
sürdürdüler.
Öyle
ki, 1905 yýlýna
gelindiðinde
38 dakika boyunca uçabiliyorlardý.
Orville ve Wilbur Wright'ýn
uçuþ
gösterilerini
yalnýzca
meraklý
halk deðil,
ABD ordusu da izliyordu. 1909 yýlýnda
Savaþ
Bakanlýðý'nýn
bir kararýyla
uçaklar
ilk kez orduda kullanýlmaya
baþlandý.
ABD, böylece
ordusunda uçak
bulunduran ilk ülke
oldu.
Uçaklarda
ilk modeller, kanat yüzeylerinin
sayýsýyla
birbirinden ayrýlýyordu.
Tek kanatlý
denen uçaklar
bir takým
kanatla tasarýmlanmýþlardý.
Çift
kanatlýlarda
üst
üste
çift,
üç
kanatlýlarda
üç
takým
bulunuyordu.
Öncü
uçak
tasarýmcýlarý
arasýnda
Fransýz
Louis Bleriot da vardý.
1907 yýlýnda
tasarladýðý
bir uçakla
400 metre uçmayý
baþarmýþtý.
1909 yýlýnda
"XI" tipi olarak adlandýrdýðý
uçaðýyla
40 kilometre geniþlikteki
Manþ
Denizi'ni geçti.
1900'den 1910'a deðin
çeþitli
ülkelerden
birçok
kiþi
uçmayý
baþardý.
Havacýlýðýn
cesur öncüleri
rekor üstüne
rekorlar kýrdýlar.
Uçuþ
rekorlarý için
verilen para ödüllerinin
de havacýlýðýn
geliþmesindeki
payý
büyüktü.
Wright kardeþler
uçaðýn,
ordunun haber alma ve keþif
görevlerinde
kullanýlabilecek
en yararlý
makine olduðunu
düþünmemiþlerdi.
Ama uçaklar
1911 yýlýnda
Türklerle
Ýtalyanlar
arasýnda
yapýlan
Trablusgarb savaþlarýnda
ilk kez savaþ
aracý
olarak kullanýlacaktý.
Bir Ýtalyan
pilot "BleriotXI" tipi bir uçakla
Türk
mevzilerini gözlüyor
ve gördüklerini
kendi tarafýna
bildiriyordu. Bu olaydan birkaç
gün
sonra Ýtalyan
uçaklarýndan
atýlan
el bombalarý
geleceðin
savaþlarýný
haber verir nitelikteydi. Uçaklar
1912 yýlýnda
yine Trablusgarb savaþýnda
psikolojik bir silah olarak kullanýldý.
Ýtalyanlar
uçaklarýndan
Libya üzerine
bu sefer bomba deðil
propaganda broþürleri
attýlar.
Bombalama teknikleri ileriki yýllarda
geliþtirildi.
Glenn Curtiss, uçaðýyla
önceden
belirlenmiþ
deniz hedeflerine bombalar býraktýðýnda
tarih 1910'du. Ýlk
bomba taþýyýcý,
kokpit (pilot kabini) üzerinde
pimlerle tutturulmuþ,
küçük
bombalardan oluþan
bir düzenekti.
Hedef üzerine
gelindiðinde
bir kablo yardýmýyla
bombanýn
pimi çekiliyor
ve bomba hedefe gönderiliyordu.
1911'den sonra uluslararasý
iliþkilerde
görülen
gerginlikler, ülkeleri
hava savaþý
kapasitesini artýrmaya
itti; ordularda ilk hava filolarý
kurulmaya baþladý.
Birinci Dünya
Savaþý,
birçok
açýdan
yýkým
olduysa da havacýlýðýn
geliþiminde
önemli
bir yer tutar. Birinci Dünya
Savaþý
sayesinde havacýlýðýn
geliþmesi
de hýzlandý.
Önceleri
keþif
amacýyla
kullanýlan
uçaklar,
sonralarý
hem hava savaþlarýnda,
bombardýman
için
hem de çeþitli
baþka
amaçlarla
kullanýldýlar.
Fransýz
pilot Roland Garros, hava savaþlarý
sýrasýnda
uçaðýn
burnuna yerleþtirdiði
bir makineli tüfeði
kullanýyordu.
Dönen
pervanenin kanatlarý
arasýndan
ateþ
eden bu mekanizmada pervaneler, çelik
kaplamalarla korunuyordu. Hollandalý
uçak
yapýmcýsý
Anthony Fokker, bu fikri geliþtirdi;
pervanele eþzamanlý
atýþlar
yapan bir silah sistemi geliþtirdi.
Savaþ
boyunca uçaklar
da geliþti
ve çeþitlendi.
Avrupa'da hava savaþlarý
kendi kahramanlarýný
yaratmýþtý.
Savaþ
sona erince birçok
savaþ
pilotu kendini boþlukta
hissetti. Nasýl
bir iþ
yapacaklardý?
Bir kýsmý
uçak
postasýnda
çalýþmaya
baþladý.
Savaþ
sýrasýnda
aksayan posta daðýtýmýnýn
uçaklarla
yapýlmasý,
daðýtýmý
hem daha kolay hem de daha hýzlý
hale getirmiþti.
Pilotlarýn
bir kýsmý
da eðlence
yerlerinde uçaklarýyla
gösteriler
yaparak hayatlarýný
kazanmaya baþladý.
Birinci Dünya
Savaþý
sýrasýnda,
ordularýn
hava kuvvetleriyle ilgili stratejileri ve teknolojileri de hýzla
geliþti.
1914 yýlýnda
uçaklar
artýk
600 ile 900 metre arasý
yüksekliklere
çýkabiliyor,
saatte 110 km hýzla
uçabiliyorlardý.
Dört
yýl
sonra, savaþýn
sonlarýnda
artýk
pilotlar tek kiþilik
uçaklarýnda
150-200 beygir gücündeki
motorlar ve makineli tüfekler
yardýmýyla
4600 metrede ölümle
sonlanabilen düellolara
giriþiyorlardý.
Bu dönemde
geliþen
hava kuvvetlerini oluþturan
uçaklar
üç
gruba ayrýlabilirdi:
Keþif,
avcý
ve bombardýman.
Havacýlýðýn
bütün
rekorlarý
kýrýlmamýþtý
henüz.
Savaþtan
sonra gelen barýþ
ortamý
havacýlar
arasýndaki
yarýþ
havasýný
yeniden hareketlendirdi.
Okyanuslar üzerinden
uçmak,
kýtalar
aþmak,
havacýlarýn
düþleriydi
artýk.
1919 yýlýnda
ABD donanmasýna
baðlýüç
NC-4 tipi deniz uçaðý,
Atlantik Okyanusu'nu geçme
denemesinde bulundu. Ýçlerinden
yalnýzca
biri baþarýlý
oldu. Uçak,
New York, Newfoundland, Azor Adalarý,
Lizbon ve Plymouth rotasýný
izlemiþti.
Bu baþarýyý
baþkalarý
da
izledi; havacýlar
yeni rekorlar peþindeydi.
Günden
güne
daha uzun mesafeleri daha kýsa
sürelerde
geçmeyi
baþardýlar.
Atlantik Okyanusu, havacýlýk
tarihi boyunca pilotlarý
büyülemiþtir.
Fakat bunun yaný
sýra
Atlantik'i geçecek
pilotlara verilecek ödüllerle
daha çekici
bir nitelik kazanmýþtý
bu okyanus. 1919 yýlýnda
Fransýz
Raymond Orteig, New York ve Paris arasýndaki
mesafeyi hiç
ara vermeden uçacak
pilotlara 25.000 dolar para ödülü
vaat etti. Bu ödül
okyanusu geçmenin
çekiciliðini
daha da artýrmýþtý.
Birçok
Fransýz
ve Amerikalý
pilot ödülü
almak ve adlarýný
havacýlýk
tarihine yazdýrabilmek
için
þanslarýný
denediyse de baþarýlý
olamadý.
Uçuþ
zorlu, yol uzundu. Uçuþu
baþarýyla
tamamlayabilen kiþiyse
1927 yýlýnda
Charles Lindbergh olacaktý.
"Spirit of Saint Louis" adýný
verdiði
uçaðýyla
21 Mayýs
1927'de 33.5 saatlik bir uçuþtan
sonra Paris'e ulaþmayý
baþaran
Lindbergh, þöhreti
birden okyanusun iki kýyýsýnda
birden yakalamýþtý.
1909'da ABD'de Glenn Curtis, Fransa'da Henry Farman gibi adlarýn
ticari amaçla
uçak
üretmeye
baþlamasýnýn
ardýndan uçak
sayýsýnda
hýzlý
bir artýþ
gözlendi.
Sonraki yýllarda
Wright kardeþlerin
lisansýyla
önce
Ýngiltere'de
sonra da Almanya ve Rusya'da uçak
üretilmeye
baþlandý.
Üretilen
uçaklarýn
tasarýmlarý
farklý
olmakla birlikte tümünün
gövde
ve kanat çatkýlarý,
baþta
köknar
ve ladin olmak üzere
aðaçtan
yapýlýyordu.
Daha sonra bu çatkýlar
özel
biçimde
serteþtirilmiþ
kumaþ
ve bezlerle kaplanýyordu.
Birinci Dünya
Savaþý'nýn
sonuna deðin
uçak
yapýmýnda
bu yöntem
kullanýldý.
Ýlk
uçaklarýn
çatkýlarý,
birbirine çelik
tellerle baðlanmýþ
ince sert ahþap
levhalardan ya da çelik
borulardan oluþan
makas kiriþ
tasarýmlý
gövdeler
biçimindeydi.
Bu ana yapý
kanattaki enine kiriþlerden
oluþan
kanat iskeletiyle birleþtiriliyordu..
Daha sonra gövde
ve kanat bezle kaplanýyordu.
1930'larda uçak
çatkýsý
yapýmýnda
deðiþiklikler
yaþandý.
Aerodinamik biçim
verilmiþ gövde,
hafif kavislendirilmiþ
ince kanat yapýsý
tasarýmlarý
ilk kez bu dönemde
gerçekleþtirildi.
Ahþap
kiriþlerin
ve bez kaplamalarýn
yerini alüminyum
alaþýmlarý,
magnezyum gibi paslanmaz hafif metal türleri
aldý.
Birinci Dünya
Savaþý'ndan
sonra yaþanan
duraklama, 1919 yýlýnda
ticari amaçlý
hava taþýmacýlýðýnýn
baþlamasýyla
aþýldý.
Bu yeni dönemde
uçaklarda
çok
kanatlý
deðil,
tek kanatlý
tasarýmlar
kullanýlýyordu
ve bunlar metalden yapýlmaya
baþlanmýþtý.
Uçak
yapýmýnda
metal kullanýmýnýn
öncüsü
olan Hugo junkers, konsol kanat tasarýmýný da
geliþtirdi.
Konsol kanatta, kanadýn
gövdeye
baðlý
olduðu
noktalardan baþka
bir destek ya da baðlantý
yoktur. Böylece
kanat yapýmýnda
dikme ve destek kullanýmý
ortadan kalktý.
Önceleri
yalnýzca
uçak
çatkýsý
metalden yapýlýrdý.
Genellikle de bunlarda çelik
ve alüminyum
alaþýmlarý
kullanýlýrdý.
Sonralarý
gövde
ve kanat kaplamalarýnda
da metal kullanýlýr
oldu. 1930'larýn
baþýnda
tümüyle
metalden yapýlmýþ
ilk uçaklar
geliþtirildi.
1930'larda yürütülen
araþtýrmalar
sonucunda uçak
motorlarýnýn
gücü
ve pervanelerinin verimi artýrýldý.
Savaþ
bittiðinde
uçaklarýn
geliþmesi
de yavaþladý.
Devletlerin elinde savaþtan
kalma birçok
uçak
vardý
ve kimse savaþtan
yeni çýkmýþ
ekonomilerine fazlaca yüklenmek
istemiyordu. Öte
yandan Birinci Dünya
Savaþý'nda
en geniþ
hava kuvvetlerinden birine sahip olan Almanya'nýn
Versailles Antlaþmasý'yla
silahsýzlandýrýlmasý
gündeme
geldiðinden,
havacýlýkta
yeniden duraklamalar yaþandý.
Bu dönem
Ýkinci
Dünya
Savaþý'na
dek sürecekti.
Buna karþýn
1919-1939 yýllarý
birçoklarýnca
havacýlýðýn
altýn
yýllarý
olarak kabul görecekti.
1930'lu yýllarda
bulunan jet motorunun Ýkinci
Dünya
Savaþý'nýn
sonuna doðru
geliþtirilmesi,
pervaneli uçaklarýn
geniþ
çaplý
kullanýmdan
yavaþ
yavaþ
kalkmasýna
ya da yalnýzca
kýsa
mesafeli posta taþýmacýlýðý,
tarýmsal
ilaçlama
ve gösteri
amaçlý
kullanýmýný
getiriyordu.
Hindenburg'un 1937 yýlýnda 2 dakikadan az bir zamanda
yanarak düþmesi
zeplinlerin sonunu getirdi.
Askeri havacýlýk
savaþ
yýllarýnda
önemli
geliþmeler
göstermiþti.
Barýþ
yýllarýnda
ilerlemenin motoruysa ticari havacýlýk
oldu. Düzenli
tarifeli ilk yolcu taþýmacýlýðý
1912'de Graf von Zeppelin'in "Delag" adýndaki
hava gemisiyle baþlamýþtý.
Bu alandaki asýl
etkinlikler Birinci Dünya
Savaþý'ndan
sonra baþlatýldý.
1919'da zeplinlerin savaþ
yýllarýnda
aksayan düzenli
seferlerine yeniden baþlandý.
Ne var ki 1936'da hidrojen gazýyla
havalanan "Hindenburg" adlý
hava gemisinin yanmasý
zeplinlere olan güveni
önemli
ölçüde
sarsacaktý.
Bu tarihten sonra uçaklarýn
hava taþýmacýlýðýndaki
rolü
zeplinlerin önüne
geçti.
Ýki
dünya
savaþý
arasýnda
ekonomik ve siyasi üstünlük
yarýþýna
giren Avrupa devletleri bu çekiþmelerini
ticari havacýlýk
alanýnda
da gösterdiler.
Çok
deðil,
neredeyse on yýl
içinde
Avrupa, düzenli
bir hava aðýyla
örüldü.
Bugün
bile seferlerini sürdüren
birçok
havacýlýk
kuruluþu,
seferlerine ilk o zamanlar baþladýlar.
Hava taþýmacýlýðýnýn
ilk yýllarýnda
Birinci Dünya
Savaþý'ndan
kalma bombardýman
uçaklarýndan
yararlanýlýyordu.
Ama sonralarý
doðrudan
yolcu ve kargo taþýmak
için
tasarlanan uçaklar
üretilmeye
baþlandý.
Kýsa
hatlar için
yolcularýn
rahatlýðý,
uzun hatlar için
hýz
öðeleri
ön
plana çýkarýldý.
Bu dönemde
sefere sokulan uçaklar
genellikle üç
motorlu monoplanlardý
(tek kanatlý).
Almanlarýn
"Junkers G 24", Fransýzlarýn
"Wibaut 210" Ýtalyanlarýn
Savoia Marchetti SM 73" tipi yolcu uçaklarý
bu türdendi.
Ýngiltere'deyse
daha çok
dört
motorlu uçaklar
tercih ediliyordu. Bu uçaklarýn
hýzý
saatte 160 km'ye ulaþabiliyordu.
ABD'de de Posta Dairesi'nin iþlettiði
hava posta sistemi hýzla
geliþtirilerek
yolcu taþýmacýlýðý
alanýna
kaydýrýldý.
Birçok
küçük
þirket
birleþerek
okyanus aþýrý
seferler düzenlemek
üzere
güç
birliði
yaptýlar.
Bu dönemde
üç
motorlu "Ford" ve "Fokker" uçaklarýyla
Sikorsky'nin ürettiði
"Clipper"lar baþlýca
hava taþýma
araçlarýydý.
Günümüzdeki
yolcu uçaklarýnýn
atalarýysa
1933-1934 yýllarýnda
ortaya çýkacaktý.
Bu dönemde
eski uçaklarýn
yerini yenileri aldý.
Artýk
aerodinamik profili, gövdesi
tümüyle
metalden yapýlmýþ
hýzlý
ve rahat "Boeing 247 D"ler, "Douglas DC-2"ler ve "DC-3"ler, Lockheed
10"lar hizmete girmiþti.
ABD'nin ve Avrupa'nýn
önde
gelen havacýlýk
þirketleri
uzun yýllar
filolarýný
bu uçaklardan
oluþturdular.
1950'lerde geliþtirilen
jet uçaklarý
sefere sokulana deðin
bu uçaklar
standart yolcu uçaðý
olarak kaldý.
Kýtalararasý
hava taþýmacýlýðýönceleri
deniz uçaklarýyla
sürdürülüyordu.
1930'larda Avrupa'da ve ABD'de son derece geliþkin
ve güvenli
deniz uçaklarý
üretildi.
Alman yapýmý
"Dornier WAL" uçan
gemisi, 1930'da Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde araþtýrmalar
yaptý.
Ayný
yýl
Lufthansa þirketi
12 motorlu dünyanýn
en büyük
uçan
gemisini hizmete soktu. 1939 ilkbaharýnda
Fransýz,
Alman ve Ýtalyan
havayolu þirketleri
Afrika ve Güney
Amerika'ya uçak
seferleri baþlattý.
Ayrýca
Almanlar Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde ve güneyinde
posta taþýmacýlýðý
yaptý.
II. Dünya Savaþý'nda Almanlarý Ýngiltere göklerinde
yenilgiye uðratan yüksek performanslý
avcý uçaðý Spitfire.
Ýki
savaþ
arasý
dönemde
ticari sivil havacýlýk
hýzla
ilerlerken, askeri havacýlýk
alanýnda
da büyük
geliþmeler
yaþanýyordu.
1930'larýn baþlarýnda
Ýtalya,
Almanya ve Japonya açýkça
silahlanmaya baþladýlar.
Ayný
dönemde
ülkeler,
kara ve deniz kuvvetlerinden baðýmsýz
hava kuvvetleri örgütlenmesine
geçmiþlerdi.
Gelecekte bir savaþ
kaçýnýlmaz
gibi görünüyordu
ve herkes göklere
hakim olan ülkenin
bu savaþtan
kazançlý
çýkacaðý görüþündeydi.
1934-39 yýllarý
arasýnda
Alman fabrikalarýnda
15.927 savaþ
ve 13.889 eðitim
uçaðýüretildi.
Ýngiltere,
Fransa ve ABD ise bu silahlanma yarýþýna
ancak 1938'deki Münih
bunalýmýndan
sonra katýldýlar.
Bu dönemde
kuramsal araþtýrmalar
ve deneysel çalýþmalar
da hýzlandý.
Almanya'da Aachen ve Göttingen'deki
bilim adamlarýnýn
kuramsal çalýþmalarýndan
elde ettikleri bulgular, Adlershof'taki Alman Hava Yolculuðu
Deneme Merkezi (DVL) laboratuarlarýnda
ve Peecnemünde'deki
roket araþtýrmalarý
istasyonunda uygulamaya kondu ve denendi. Sesüstü
aerodinamiði
alanýndaki
araþtýrmalar
sonucunda V-2 roketleri geliþtirildi.
Bununla birlikte Alman havacýlýðýnda
bazý
sorunlar vardý.
Ýkinci
Dünya
Savaþý'nda
Almanlar'ýn
baþlýca
savaþ
stratejisi "Blitzkrieg" adý
verilen yýldýrým
savaþýna
dayalýydý
ve bu savaþta
en çok
panzerlere, yani tanklara görev
düþüyordu.
Hitler'in Blitzkrieg fikrini desteklemesi ve savaþ
sýrasýnda
buna yönelik
izlediði
ekonomi politiði,
hava kuvvetlerinin yeterince güçlenmesini
engellemiþti.
Panzer birliklerine verilen destek aynýölçüde
hava kuvvetlerine verilmiyordu. Ýngiliz
ve Amerikan hava kuvvetlerinin politikasýysa
tam tersiydi. Ýlk
Ýngiliz
bombardýman
uçaklarý
kapasiteden çok
kavramsal olarak stratejik sayýlýrdý
ama Almanya'ya karþý
gerçekleþtirilecek
stratejik bombardýmanlarý
gerçekleþtirmek
için
Kraliyet Hava kuvvetlerine destek olarak gelen Amerikan B-17 uçaklarý
istenen tüm
niteliklere sahipti: Hýzlýydýlar,
uzun menzillilerdi, aðýr
bombalarý
hedeflere kesinlikle isabet ettirme yetenekleri vardý
ve avcý
uçaklarýnýn
saldýrýsýna
karþý
kendilerini savunabiliyorlardý.
1944 yýlýna
gelindiðinde
tüm
ordulardaki tank sayýsýnýn
artmasý,
Almanlar için
Blitzkrieg'le birlikte yaþanan
yeniliklerin ve bunlarýn
saðladýðý
avantajlarýn
neredeyse kaybolmasýna
neden olmuþtu.
Hava kuvvetlerinin de Ýngiltere
karþýsýnda
yaþadýðý
baþarýsýzlýklar
ve yüksek
kayýplar,
savaþýn
kazanýlmasý
için
yeni bir silah gereksinimi doðuruyordu.
1937 yýlýndan
beri denenen insansýz
hava araçlarýna
özel
bir önem
verilmeye baþlandý.
1942 Ekim'inde, 160 mil menzilli, bir ton patlayýcý
taþýma
kapasiteli bir roketin deneme atýþý
gerçekleþtirildi.
1943 Temmuz'unda Hitler, bu silahý
savaþýn
nihai silahý
ilan etti. Gereken her türlü
iþgücü
ve malzemenin gecikmesiz saðlanmasý
önceliðiyle
üretimine
geçilen
bu silah, V-2 roketiydi. Bu roketler ancak Eylül
1944'te hizmete girdi ve ancak 2600 tanesi fýrlatýldý.
Bunlarýn
öncelikli
hedefi Londra ve Müttefik
ordularýnýn
Alman batý
sýnýrýna
saldýrýda
bulunduðu
sýrada
ana lojistik üssünün
bulunduðu
Antwerp'ti. Öncüleri
V-l roketlerine göre
daha baþarýlý
olsalar da V-2'lerin istenen baþarýyý
gösterdiði
söylenemez.
Bununla birlikte roketlerdeki potansiyelin görülmesine
büyük
katkýlarý
olmuþtu.
Ýkinci
Dünya
Savaþý'nýn
beraberinde getirdiði
en büyük
yeniliklerden biri de jet motorudur kuþkusuz.
1928 yýlýnda
Ýngiliz
buluþçu
ve havacý
Frank Whittle, uçaklarda
gaz türbini
kullanýmýna
iliþkin
bir kuram geliþtirdi
ve 1930'da jet motorunun patentini aldý.
Benzer bir motor patenti de 1935'de Alman, Hans von Ohain tarafýndan
alýndý.
27 Aðustos
1939'da Almanya, Rostock'ta "Heinkel He 178" tipi ilk jet savaþ
uçaðýnýn
denemesini yaptý.
Ardýndan
Me 262'ler uçtu.
15 Mayýs
1941'de Ýngiltere,
Whittle jet motoru takýlmýþ
ilk jet uçaðý
"Gloster E 28/39"u havalandýrdý.
Haziran 1941'de ABD Whittle motorlu W-IX'larýn
üretimine
baþladý.
Bunu diðer
jet motorlu uçaklar
izledi. Bununla birlikte jet motorlu uçaklarýn
Ýkinci
Dünya
Savaþý'na
katkýlarý
fazlaca olmadý.
Jet motorlu uçaklarýn
geliþimi
daha çok
savaþ
sonrasý
döneme
denk gelir.
Bu
dönemde
hava kuvvetlerine katýlan
bir diðer
taþýt
da helikopterdi. 1937'de Alman havacýlýk
þirketlerinden
Focke-Achelis dikine kalkýp
inebilen ve her yönde
kolayca hareket edebilen ilk helikopteri geliþtirdiðini
duyurdu. 1938'de Hana Reitsch, Bremen-Berlin arasýný
saatte 109 km'lik bir hýzla
kat etmeyi baþardý.
Ertesi yýl
da Ewald Rohlfs helikopterle 3.565 metreye yükselerek
rekor kýrdý.
ABD'de ilk baþarýlý
helikopter uçuþunu
Igor Sikorsky gerçekleþtirdi.
Ne var ki savaþ
nedeniyle ABD, uçak
yapýmýna
önem
veriyordu ve helikopter alanýndaki
çalýþmalar
aðýr
ilerledi.
Savaþ
sonrasýnda
uçak
üretimi
yavaþladý.
Savaþýn
getirdiði
aðýr
ekonomik koþullar
savaþ
sonrasýnda
yeni uçak
üretimini
bir süre
için
yavaþladýysa
bile bu durum 1960'larýn
baþýnda
aþýldý.
Askeri uçak
yapýmý
1960'larýn
baþýnda
yeniden hýzlandý
ve hava kuvvetleri jet uçaklarýyla
donatýldý.
Savaþ
sonrasýnda
yaþanan
en büyük
havacýlýk
baþarýlarýndan
biri de ABD'de roket motoru yerleþtirilmiþ
bir uçak
olan "Bell X-1"in ses duvarýný aþmasýydý.
O güne
dek ses duvarý
aþýlamaz
bir engel olarak havacýlarýn
önünde
duruyordu. Bir zamanlar "uzmanlar" ses hýzýndan,
yani saatte 1078 kilometreden daha hýzlý
uçmanýn
ilkece olanaksýz
olduðunu
düþünüyorlardý.
Ses hýzýnda
ya da onu aþan
bir hýzda
rüzgarýn
gücünün
hava aracýný
kontrol edilemez bir duruma getireceðini
ve parçalanmasýna
yol açacaðýný
ileri sürdüler.
ABD hava kuvvetlerinde bir pilot olan Chuck E. Yeager, çok
baþarýlý
bir deneme pilotuydu. 14 Ekim 1947'de karýsýnýn
adýný
verdiði
Glamorous Glennis aslý
Bell XS-1 jet uçaðýyla
ses duvarýný
aþmayý
baþardý.
Uçaðýný
gökyüzüne
taþýyan
bir B-29 bombardýman
uçaðýydý.
NACA (O dönemlerde
NASA'nýn
görevini
yürüten
kurum) izleme minibüsündeki
insanlar uzakta bir gök
gürültüsü
sesi duyulduðunu
telsizle bildirirler. Bu Yeager'ýn
ses bombasýydý.
Bu, sesten hýzlý
bir uçaðýn
yarattýðý
ilk gök
gürültüsü,
yapýlamaz
denen bir þeyin
yapýldýðýný
dünyaya
ilan eden bir sesti.
Uçaklarýn
hýzý
arttýkça
pilotlarýn
denetim gücü
yetersiz duruma geliyordu. Bu nedenle tespit, takip ve imha iþlerini
yürütecek
otomatik elektronik donanýmlar
yapýldý.
Böylece
Ýkinci
Dünya
Savaþý
sýrasýnda
kullanýlan
bombardýman
uçaklarýnýn
boyutunda ve aðýrlýðýnda
tek kiþilik
avcý
uçaklarý
ortaya çýktý.
Uçaklarýn
dýþ
görünümü
de deðiþti.
Ok açýlý
ve delta kanatlý
tasarýmlar
uygulamaya konuldu. ABD'de McDonnell Douglas yapýmý
"F-4 Phantom"lar, Ýngiliz-Fransýz
ortak yapýmý
ok açýlý
kanatlý
"Jaguarlar" baþlýca
savaþ
uçaklarý
durumuna geldiler. SSCB'de de benzer tasarýmlar
uygulandý.
1960'lý
yýllarýn
sonundaysa gündeme
damgasýný,
kanat açýsýný
havada deðiþtirebilen
uçaklarla,
yerden hýz
almadan dikine kalkabilen Ýngiliz
yapýmý
"Harrier"lar vurdu. Bu yýllarda
bombardýman
uçaklarýnda
da benzer geliþmeler
oluyordu. Havada yakýt
ikmalinin kullanýlmaya
baþlanmasýyla
uçaklarýn
menzili arttý.
Tanker uçaklar
böylece
yeni bir uçak
sýnýfý
olarak hava filolarýnda
yerlerini alýyordu.
1950'lerin baþýnda
Ýngilizlerin
V serisi bombardýman
uçaklarý
(Avro Vulcan, H. P. Victor, ve Vickers Valiant) ortaya çýktý
ve çok
tutuldu. ABD'de Stratejik Hava Komutanlýðý
(SAC) "B-29"larý
altý
jet motorlu, ok açýlý
kanatlý
"Boeing B-47"lerle deðiþtirdi.
1957'de "B-47"lerin yerini sekiz motorlu "B-52" ler aldý.
Yine ayný
yýl
SAC, hýzý
ilk kez 2 Mach'a ulaþan
dört
jet motorlu delta kanatlý
"B-58 Hustler" bombardýman
uçaðýný
geliþtirdi.
Stratejik ve taktik askeri haber alma gereksinimlerinin artmasý,
geliþkin
elektronik aygýtlarla
donatýlmýþ
keþif
uçaklarýnýn
yapýlmasýna
yol açtý.
1950'lerin baþlarýnda
çeþitli
bombardýman
ve nakliye uçaklarý
uyarlanarak bu amaçla
kullanýlmaya
baþladý.
Saatte 3500 km hýz ile dünya sürat rekorunu hâlâ
elinde tutmakta olan SR-71
casus uçaðý "Blackbird"
Sonralarý
doðrudan
haber alma görevi
için
yeni ve üstün
özellikli
uçaklar
geliþtirildi.
Karadan, denizden ve uçak
gemilerinden kalkan denizaltýsavar
izleme ve devriye aygýtlarý,
1950'lerin sonunda geliþtirilen
ünlü
"U-2" keþif
ve meteoroloji araþtýrma
uçaðýyla
ABD Hava Kuvvetleri tarafýndan
kullanýlan
3 Mach hýzýndaki
uzun erimli "Lockheed SR-71" stratejik keþif
uçaðý
bunlarýn
baþlýcalarýydý.
1960'lardan sonra keþif
ve haberalma görevleri
yavaþ
yavaþ
gözlem
uydularýna
kaydýrýldý
ve günümüzde
de artýk
uydular yardýmýyla
sürdürülüyor.
Günümüzde
özellikle
askeri uçaklar
ses üstü hýzlarda
uçmak
için
tasarlanýyor.
Ýkinci
Dünya
Savaþý'ndan
sonra yürütülen
ses üstü
rüzgar
tüneli
araþtýrmalarý
sonucunda sesüstü
uçaklar
için
ok açýlý
ve delta kanat biçimleri
ile "kola þiþesi"
adý
verilen aerodinamik profilli gövde
biçimleri
geliþtirilmiþti.
Ayrýca
sesüstü
uçak
ve helikopterlerin denge ve denetim özelliklerinin
belirlenmesine yönelik
uçuþ
deneyleri gerçekleþtirilmiþti.
Deðiþen
geometrili kanat biçimleri
üzerine
araþtýrmalar
yapýldý.
Yüksek
hýzlarda
ortaya çýkan
yapýsal
sarsýntý
ve titreþim
sorunlarýçözüldü.
Uçaklar
rüzgar
tünellerinden
ve havuz testlerinden geçirildiler,
kýsa
pistlerde ve uçak
gemisi güvertelerinde
yaþadýklarý
iniþ
kalkýþ
sorunlarý
incelendi. Aþýrý
sýcak
ya da yüksek
hýzda
uçabilen
uçaklar
denendi. Bütün
bunlarýn
sonucunda günümüz
uçaklarý
geçmiþ
uçaklarýn
çok
ilerisinde hizmet veriyor. Radardan gizlenebilen uçaklarsa
düþman
savunmasýný
geçmek
için
çok
belirgin bir avantaja sahipler. Bu anlamda 2000'li yýllarýn
havacýlýðý
hýza
ve dayanýklýlýða
sahip uçaklar
demek.
Ýnsanoðlu
binlerce yýl
düþlediði
uçabilme
gücüne
aklý
sayesinde ulaþtý.
Ýlk
uçuþ
için
binlerce yýl
geçti,
ama yüzüncü
yýlýný
kutladýðýmýz
havacýlýk
kýsa
olmasýna
karþýn
büyük
baþarýlarla
dolu. Ýnsanlýk
tarihi yanýnda
havacýlýðýn
tarihi küçük
bir nokta gibi görünüyor.
Yine de bu, üzerinde
konuþulacak
çok
þey
olan bir nokta.