email    
denizce@denizce.com

Konuk Defteri
 





Dost Köþesi
Aðýz Tadý
Aný Köþesi
Besteciler
Boðaziçi Yalýlarý
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fýkra Köþesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Saðlýk
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Þiir Köþesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancý
  Ana Sayfa Yelken Su Altý Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayýn Güzeli
Baðlar
Denizci Dili
Faydalý Bilgiler
Püf Noktasý
Resim Galerileri

Sýk kullaným

  Havacýlýk 100 Yaþýnda

Gökhan Tok       

 

 

 

Ýnsanýn uçma isteði olasýlýkla gökyüzüne bakýp kuþlarý gördüðünden beri var. Perseus ya da Ýkarus gibi söylenceler ilk insanlarýn bu isteðinin ne denli güçlü olduðunu bize anlatýyor. Uçmaya baþlayabilmekse çok daha sonralar oldu. Elbette bunun birçok nedeni var. Geçmiþte Leonardo da Vinci gibi dahiler uçma düþlerini mühendislik projelerine dönüþtürdülerse de, hem bilgi birikimleri hem de dönemlerinin teknolojik geriliði, fikirlerini uygulamaya koyma olanaðý vermiyordu onlara. Avrupa'da bilimsel devrimlerin yaný sýra Sanayi Devrimi'nin getirdiði yenilikler, gökyüzüne açýlan kapýyý araladý. Aralýk 1903'te Orville ve Wilbur Wright kardeþler, yýllarca süren çalýþmalarýnýn ardýndan uçmaya baþladýklarýnda yeni bir çað baþlamýþ oldu. Havacýlýðýn 100. yaþýný hep birlikte kutluyoruz.

 

Ýnsanoðlunun uçma düþüncesi gerçekte oldukça eskilere dayanýr. Kimi masallarda olsun, söylencelerde olsun uçabilen insanlar ya da uçan halýlara binmiþ masal kahramanlarýna rastlarýz. Ýlkçaðlardan baþlayarak insanlar, kuþlarýn hareketlerini taklit ederek uçabileceklerini düþünmüþlerdi. Bu amaçla kollarýna, çevresine bez geçirilmiþ aðaç kiriþlerinden kanatlar takarak kendilerini boþluða býrakmýþlar, ama umduklarý baþarýyý elde edememiþ, uçamamýþlardý. Uçmayla ilgili ilk bilimsel çalýþmalarý Avrupa'da Roger Bacon ve Leonardo da Vinci gibi düþünürler baþlattý.

 

Uçmayý baþaran ilk araçlar uçaklar deðil. Bunu bugün hepimiz biliyoruz. Uçaklardan önce balonla uçma denemeleri yapýldý. Bir cismin havaya yükselebilmesi için havadan daha hafif olmasý gerektiðine iliþkin düþünceyi ve sýcak havanýn soðuk havadan daha hafif olduðuna iliþkin buluþu ilk olarak uygulamaya koyanlar, balonun mucidi olan Fransýz Etienne ve Joseph Montgolfier kardeþler oldu. Montgolfier kardeþler, ipek bir balonu sýcak havayla doldurdular; sonra bunu serbest býraktýklarýnda balonun yükseldiðini gördüler. Bununla ilgili birçok deney yaptýlar. 5 Haziran 1783'te ilk sýcak hava balonunu uçurmayý baþardýlar. Bu balon insanýn uçurduðu ilk araçtý ve 2,5 km yol almýþtý. Balonlarý yönetmek kolay deðildi. Bu yüzden, güvenli bir uçuþ saðlayamýyorlardý. Yeni uçuþ yöntemleri aranmaya baþlandý. Havadan daha aðýr taþýtlarýn uçmasý konusunda öncülüðü Ýngiliz havacý George Cayley yaptý. Cayley tasarlayýp geliþtirdiði planörleriyle havacýlýða büyük katkýda bulundu. 1792 yýlýnda ölene dek birçok planör tasarýmý yapmýþtý. Havadan aðýr uçuþ düþüncesi yalnýzca Cayley'in aklýný kurcalamýyordu. 19. yüzyýlýn sonuna gelindiðinde planörler tasarlanýyor, uçuþ denemeleri yapýlýyordu. Buhar makineleriyle çalýþan uçaklar bile tasarlanmýþtý. Fakat bu motorlarýn son derece aðýr olmalarý, uçabilme olasalýklarýný ortadan kaldýrýyordu. 20. yüzyýlýn baþlarýnda uçma denemeleri sürdürüldü. Bu denemeleri yapan dört kiþinin adlarý ön plandaydý: Fransýz Clement Ader, Ýngiliz Philips ve Maxim, Amerika Birleþik Devletleri'nden Langley'di. Clement Ader, buhar makinesiyle çalýþacak, yarasa kanatlarýna benzer kanatlarý olan tek kanatlý (monoplan) bir uçakla uçmak istiyordu. 1890 yýlýnda Eole ve 1897'de Avion adýný verdiði uçaklarla uçmayý baþardýðýný öne sürdüyse de buna kimseyi inandýramamýþtý.

 

Bir baþka öncü havacý da Horatio Philips'ti. 1893'te buhar gücüyle çalýþan çok kanatlý bir uçak yaptý. Bu uçaðýn 50 kanadý vardý ve jaluzi gibi görünüyordu. Uçak yerden birkaç metre havalanmayý baþardýysa da birkaç saniye içinde düþtü. Benzer biçimde Langley'in ve Maxim'in uçak modelleri de baþarýlý olamadýlar. Hepsi deðiþik tasarýmlara sahip olsa da Maxim'in uçaðý ötekilerden de ilginçti. 3,5 ton aðýrlýðýndaydý ve uçuþun hemen baþýnda yere çakýldý.

 


17 Aralýk 1903'te gerçekleþtirilen ilk uçuþ.

 

Havacýlýk tarihinde baþarýyla uçan ilk uçaðý ABD'li Orville ve Wilbur Wright kardeþler yaptý. Wright kardeþler, önceleri planörlerle yaptýklarý çalýþmalar sýrasýnda ortaya çýkan sorunlarý incelediler; baþarýlý bir uçuþun  temel   sorununun denge olduðunu belirlediler. Bununla birlikte, uçaða yerleþtirebilecekleri  türden   hafif bir benzin motorunun yapýmý için de çalýþtýlar.

 

Orville Wright'ýn pilotluðunu yaptýðý Flyer adlý ilk modelleri 17 Aralýk 1903 tarihinde ABD'nin North Carolina eyaletinde, Kitty Hawk kasabasý yakýnlarýndan havalanmýþtý. Flyer yerden 3 metre yükselerek 12 saniye havada kalmayý baþarmýþtý. Ýki kardeþ ayný gün uçaklarýyla üç uçuþ daha yaptýlar. En uzun uçuþ, 59 saniye sürdü ve 260 m'lik bir uzaklýðý aþtý.

 

Wright kardeþler ilk uçuþlarýndan sonra uçaklarýna motor da taktýlar. Dört silindirli 12 beygir gücünde benzinle çalýþan bir motordu bu. Uçaklarýný geliþtirmeyi sürdürdüler. Öyle ki, 1905 yýlýna gelindiðinde 38 dakika boyunca uçabiliyorlardý. Orville ve Wilbur Wright'ýn uçuþ gösterilerini yalnýzca meraklý halk deðil, ABD ordusu da izliyordu. 1909 yýlýnda Savaþ Bakanlýðý'nýn bir kararýyla uçaklar ilk kez orduda kullanýlmaya baþlandý. ABD, böylece ordusunda uçak bulunduran ilk ülke oldu.

 

Uçaklarda ilk modeller, kanat yüzeylerinin sayýsýyla birbirinden ayrýlýyordu. Tek kanatlý denen uçaklar bir takým kanatla tasarýmlanmýþlardý. Çift kanatlýlarda üst üste çift, üç kanatlýlarda üç takým bulunuyordu.

 

Öncü uçak tasarýmcýlarý arasýnda Fransýz Louis Bleriot da vardý. 1907 yýlýnda tasarladýðý bir uçakla 400 metre uçmayý baþarmýþtý. 1909 yýlýnda "XI" tipi olarak adlandýrdýðý uçaðýyla 40 kilometre geniþlikteki Manþ Denizi'ni geçti.

1900'den 1910'a deðin çeþitli ülkelerden birçok kiþi uçmayý baþardý. Havacýlýðýn cesur öncüleri rekor üstüne rekorlar kýrdýlar. Uçuþ rekorlarý için verilen para ödüllerinin de havacýlýðýn geliþmesindeki payý büyüktü.

 

Wright kardeþler uçaðýn, ordunun haber alma ve keþif görevlerinde kullanýlabilecek en yararlý makine olduðunu düþünmemiþlerdi. Ama uçaklar 1911 yýlýnda Türklerle Ýtalyanlar arasýnda yapýlan Trablusgarb savaþlarýnda ilk kez savaþ aracý olarak kullanýlacaktý. Bir Ýtalyan pilot "BleriotXI" tipi bir uçakla Türk mevzilerini gözlüyor ve gördüklerini kendi tarafýna bildiriyordu. Bu olaydan birkaç gün sonra Ýtalyan uçaklarýndan atýlan el bombalarý geleceðin savaþlarýný haber verir nitelikteydi. Uçaklar 1912 yýlýnda yine Trablusgarb savaþýnda psikolojik bir silah olarak kullanýldý. Ýtalyanlar uçaklarýndan Libya üzerine bu sefer bomba deðil propaganda broþürleri attýlar.

 

Bombalama teknikleri ileriki yýllarda geliþtirildi. Glenn Curtiss, uçaðýyla önceden belirlenmiþ deniz hedeflerine bombalar býraktýðýnda tarih 1910'du. Ýlk bomba taþýyýcý, kokpit (pilot kabini) üzerinde pimlerle tutturulmuþ, küçük bombalardan oluþan bir düzenekti. Hedef üzerine gelindiðinde bir kablo yardýmýyla bombanýn pimi çekiliyor ve bomba hedefe gönderiliyordu. 1911'den sonra uluslararasý iliþkilerde görülen gerginlikler, ülkeleri hava savaþý kapasitesini artýrmaya itti; ordularda ilk hava filolarý kurulmaya baþladý.

 

Birinci Dünya Savaþý, birçok açýdan yýkým olduysa da havacýlýðýn geliþiminde önemli bir yer tutar. Birinci Dünya Savaþý sayesinde havacýlýðýn geliþmesi de hýzlandý. Önceleri keþif amacýyla kullanýlan uçaklar, sonralarý hem hava savaþlarýnda, bombardýman için hem de çeþitli baþka amaçlarla kullanýldýlar. Fransýz pilot Roland Garros, hava savaþlarý sýrasýnda uçaðýn burnuna yerleþtirdiði bir makineli tüfeði kullanýyordu. Dönen pervanenin kanatlarý arasýndan ateþ eden bu mekanizmada pervaneler, çelik kaplamalarla korunuyordu. Hollandalý uçak yapýmcýsý Anthony Fokker, bu fikri geliþtirdi; pervanele eþzamanlý atýþlar yapan bir silah sistemi geliþtirdi.

 

Savaþ boyunca uçaklar da geliþti ve çeþitlendi. Avrupa'da hava savaþlarý kendi kahramanlarýný yaratmýþtý. Savaþ sona erince birçok savaþ pilotu kendini boþlukta hissetti. Nasýl bir iþ yapacaklardý? Bir kýsmý uçak postasýnda çalýþmaya baþladý. Savaþ sýrasýnda aksayan posta daðýtýmýnýn uçaklarla yapýlmasý, daðýtýmý hem daha kolay hem de daha hýzlý hale getirmiþti. Pilotlarýn bir kýsmý da eðlence yerlerinde uçaklarýyla gösteriler yaparak hayatlarýný kazanmaya baþladý.

 

Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda, ordularýn hava kuvvetleriyle ilgili stratejileri ve teknolojileri de hýzla geliþti. 1914 yýlýnda uçaklar artýk 600 ile 900 metre arasý yüksekliklere çýkabiliyor, saatte 110 km hýzla uçabiliyorlardý. Dört yýl sonra, savaþýn sonlarýnda artýk pilotlar tek kiþilik uçaklarýnda 150-200 beygir gücündeki motorlar ve makineli tüfekler yardýmýyla 4600 metrede ölümle sonlanabilen düellolara giriþiyorlardý. Bu dönemde geliþen hava kuvvetlerini oluþturan uçaklar üç gruba ayrýlabilirdi: Keþif, avcý ve bombardýman.

 

Havacýlýðýn bütün rekorlarý kýrýlmamýþtý henüz. Savaþtan sonra gelen barýþ ortamý havacýlar arasýndaki yarýþ havasýný yeniden hareketlendirdi.

 

Okyanuslar üzerinden uçmak, kýtalar aþmak, havacýlarýn düþleriydi artýk. 1919 yýlýnda ABD donanmasýna baðlý üç NC-4 tipi deniz uçaðý, Atlantik Okyanusu'nu geçme denemesinde bulundu. Ýçlerinden yalnýzca biri baþarýlý oldu. Uçak, New York, Newfoundland, Azor Adalarý, Lizbon ve Plymouth rotasýný izlemiþti. Bu baþarýyý baþkalarý da izledi; havacýlar yeni rekorlar peþindeydi. Günden güne daha uzun mesafeleri daha kýsa sürelerde geçmeyi baþardýlar.

 

Atlantik Okyanusu, havacýlýk tarihi boyunca pilotlarý büyülemiþtir. Fakat bunun yaný sýra Atlantik'i geçecek pilotlara verilecek ödüllerle daha çekici bir nitelik kazanmýþtý bu okyanus. 1919 yýlýnda Fransýz Raymond Orteig, New York ve Paris arasýndaki mesafeyi hiç ara vermeden uçacak pilotlara 25.000 dolar para ödülü vaat etti. Bu ödül okyanusu geçmenin çekiciliðini daha da artýrmýþtý. Birçok Fransýz ve Amerikalý pilot ödülü almak ve adlarýný havacýlýk tarihine yazdýrabilmek için þanslarýný denediyse de baþarýlý olamadý. Uçuþ zorlu, yol uzundu. Uçuþu baþarýyla tamamlayabilen kiþiyse 1927 yýlýnda Charles Lindbergh olacaktý. "Spirit of Saint Louis" adýný verdiði uçaðýyla 21 Mayýs 1927'de 33.5 saatlik bir uçuþtan sonra Paris'e ulaþmayý baþaran Lindbergh, þöhreti birden okyanusun iki kýyýsýnda birden yakalamýþtý.

 

1909'da ABD'de Glenn Curtis, Fransa'da Henry Farman gibi adlarýn ticari amaçla uçak üretmeye baþlamasýnýn ardýndan uçak sayýsýnda hýzlý bir artýþ gözlendi. Sonraki yýllarda Wright kardeþlerin lisansýyla önce Ýngiltere'de sonra da Almanya ve Rusya'da uçak üretilmeye baþlandý. Üretilen uçaklarýn tasarýmlarý farklý olmakla birlikte tümünün gövde ve kanat çatkýlarý, baþta köknar ve ladin olmak üzere aðaçtan yapýlýyordu. Daha sonra bu çatkýlar özel biçimde serteþtirilmiþ kumaþ ve bezlerle kaplanýyordu. Birinci Dünya Savaþý'nýn sonuna deðin uçak yapýmýnda bu yöntem kullanýldý. Ýlk uçaklarýn çatkýlarý, birbirine çelik tellerle baðlanmýþ ince sert ahþap levhalardan ya da çelik borulardan oluþan makas kiriþ tasarýmlý gövdeler biçimindeydi. Bu ana yapý kanattaki enine kiriþlerden oluþan kanat iskeletiyle birleþtiriliyordu.. Daha sonra gövde ve kanat bezle kaplanýyordu. 1930'larda uçak çatkýsý yapýmýnda deðiþiklikler yaþandý. Aerodinamik biçim verilmiþ gövde, hafif kavislendirilmiþ ince kanat yapýsý tasarýmlarý ilk kez bu dönemde gerçekleþtirildi. Ahþap kiriþlerin ve bez kaplamalarýn yerini alüminyum alaþýmlarý, magnezyum gibi paslanmaz hafif metal türleri aldý.

 

Birinci Dünya Savaþý'ndan sonra yaþanan duraklama, 1919 yýlýnda ticari amaçlý hava taþýmacýlýðýnýn baþlamasýyla aþýldý. Bu yeni dönemde uçaklarda çok kanatlý deðil, tek kanatlý tasarýmlar kullanýlýyordu ve bunlar metalden yapýlmaya baþlanmýþtý. Uçak yapýmýnda metal kullanýmýnýn öncüsü olan Hugo junkers, konsol kanat tasarýmýný da geliþtirdi. Konsol kanatta, kanadýn gövdeye baðlý olduðu noktalardan baþka bir destek ya da baðlantý yoktur. Böylece kanat yapýmýnda dikme ve destek kullanýmý ortadan kalktý. Önceleri yalnýzca uçak çatkýsý metalden yapýlýrdý. Genellikle de bunlarda çelik ve alüminyum alaþýmlarý kullanýlýrdý. Sonralarý gövde ve kanat kaplamalarýnda da metal kullanýlýr oldu. 1930'larýn baþýnda tümüyle metalden yapýlmýþ ilk uçaklar geliþtirildi. 1930'larda yürütülen araþtýrmalar sonucunda uçak motorlarýnýn gücü ve pervanelerinin verimi artýrýldý. Savaþ bittiðinde uçaklarýn geliþmesi de yavaþladý. Devletlerin elinde savaþtan kalma birçok uçak vardý ve kimse savaþtan yeni çýkmýþ ekonomilerine fazlaca yüklenmek istemiyordu. Öte yandan Birinci Dünya Savaþý'nda en geniþ hava kuvvetlerinden birine sahip olan Almanya'nýn Versailles Antlaþmasý'yla silahsýzlandýrýlmasý gündeme geldiðinden, havacýlýkta yeniden duraklamalar yaþandý. Bu dönem Ýkinci Dünya Savaþý'na dek sürecekti. Buna karþýn 1919-1939 yýllarý birçoklarýnca havacýlýðýn altýn yýllarý olarak kabul görecekti. 1930'lu yýllarda bulunan jet motorunun Ýkinci Dünya Savaþý'nýn sonuna doðru geliþtirilmesi, pervaneli uçaklarýn geniþ çaplý kullanýmdan yavaþ yavaþ kalkmasýna ya da yalnýzca kýsa mesafeli posta taþýmacýlýðý, tarýmsal ilaçlama ve gösteri amaçlý kullanýmýný getiriyordu.

 


Hindenburg'un 1937 yýlýnda 2 dakikadan az bir zamanda yanarak düþmesi
zeplinlerin sonunu getirdi.

 

Askeri havacýlýk savaþ yýllarýnda önemli geliþmeler göstermiþti. Barýþ yýllarýnda ilerlemenin motoruysa ticari havacýlýk oldu. Düzenli tarifeli ilk yolcu taþýmacýlýðý 1912'de Graf von Zeppelin'in "Delag" adýndaki hava gemisiyle baþlamýþtý. Bu alandaki asýl etkinlikler Birinci Dünya Savaþý'ndan sonra baþlatýldý. 1919'da zeplinlerin savaþ yýllarýnda aksayan düzenli seferlerine yeniden baþlandý. Ne var ki 1936'da hidrojen gazýyla havalanan "Hindenburg" adlý hava gemisinin yanmasý zeplinlere olan güveni önemli ölçüde sarsacaktý. Bu tarihten sonra uçaklarýn hava taþýmacýlýðýndaki rolü zeplinlerin önüne geçti. Ýki dünya savaþý arasýnda ekonomik ve siyasi üstünlük yarýþýna giren Avrupa devletleri bu çekiþmelerini ticari havacýlýk alanýnda da gösterdiler. Çok deðil, neredeyse on yýl içinde Avrupa, düzenli bir hava aðýyla örüldü. Bugün bile seferlerini sürdüren birçok havacýlýk kuruluþu, seferlerine ilk o zamanlar baþladýlar. Hava taþýmacýlýðýnýn ilk yýllarýnda Birinci Dünya Savaþý'ndan kalma bombardýman uçaklarýndan yararlanýlýyordu. Ama sonralarý doðrudan yolcu ve kargo taþýmak için tasarlanan uçaklar üretilmeye baþlandý. Kýsa hatlar için yolcularýn rahatlýðý, uzun hatlar için hýz öðeleri ön plana çýkarýldý. Bu dönemde sefere sokulan uçaklar genellikle üç motorlu monoplanlardý (tek kanatlý). Almanlarýn "Junkers G 24", Fransýzlarýn "Wibaut 210" Ýtalyanlarýn Savoia Marchetti SM 73" tipi yolcu uçaklarý bu türdendi. Ýngiltere'deyse daha çok dört motorlu uçaklar tercih ediliyordu. Bu uçaklarýn hýzý saatte 160 km'ye ulaþabiliyordu.

 

ABD'de de Posta Dairesi'nin iþlettiði hava posta sistemi hýzla geliþtirilerek yolcu taþýmacýlýðý alanýna kaydýrýldý. Birçok küçük þirket birleþerek okyanus aþýrý seferler düzenlemek üzere güç birliði yaptýlar. Bu dönemde üç motorlu "Ford" ve "Fokker" uçaklarýyla Sikorsky'nin ürettiði "Clipper"lar baþlýca hava taþýma araçlarýydý.

 

Günümüzdeki yolcu uçaklarýnýn atalarýysa 1933-1934 yýllarýnda ortaya çýkacaktý. Bu dönemde eski uçaklarýn yerini yenileri aldý. Artýk aerodinamik profili, gövdesi tümüyle metalden yapýlmýþ hýzlý ve rahat "Boeing 247 D"ler, "Douglas DC-2"ler ve "DC-3"ler, Lockheed 10"lar hizmete girmiþti. ABD'nin ve Avrupa'nýn önde gelen havacýlýk þirketleri uzun yýllar filolarýný bu uçaklardan oluþturdular. 1950'lerde geliþtirilen jet uçaklarý sefere sokulana deðin bu uçaklar standart yolcu uçaðý olarak kaldý.

 

Kýtalararasý hava taþýmacýlýðý önceleri deniz uçaklarýyla sürdürülüyordu. 1930'larda Avrupa'da ve ABD'de son derece geliþkin ve güvenli deniz uçaklarý üretildi. Alman yapýmý "Dornier WAL" uçan gemisi, 1930'da Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde araþtýrmalar yaptý. Ayný yýl Lufthansa þirketi 12 motorlu dünyanýn en büyük uçan gemisini hizmete soktu. 1939 ilkbaharýnda Fransýz, Alman ve Ýtalyan havayolu þirketleri Afrika ve Güney Amerika'ya uçak seferleri baþlattý. Ayrýca Almanlar Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde ve güneyinde posta taþýmacýlýðý yaptý.

 


II. Dünya Savaþý'nda Almanlarý Ýngiltere göklerinde yenilgiye uðratan yüksek performanslý
avcý uçaðý Spitfire.

 

Ýki savaþ arasý dönemde ticari sivil havacýlýk hýzla ilerlerken, askeri havacýlýk alanýnda da büyük geliþmeler yaþanýyordu. 1930'larýn baþlarýnda Ýtalya, Almanya ve Japonya açýkça silahlanmaya baþladýlar. Ayný dönemde ülkeler, kara ve deniz kuvvetlerinden baðýmsýz hava kuvvetleri örgütlenmesine geçmiþlerdi. Gelecekte bir savaþ kaçýnýlmaz gibi görünüyordu ve herkes göklere hakim olan ülkenin bu savaþtan kazançlý çýkacaðý görüþündeydi. 1934-39 yýllarý arasýnda Alman fabrikalarýnda 15.927 savaþ ve 13.889 eðitim uçaðý üretildi. Ýngiltere, Fransa ve ABD ise bu silahlanma yarýþýna ancak 1938'deki Münih bunalýmýndan sonra katýldýlar. Bu dönemde kuramsal araþtýrmalar ve deneysel çalýþmalar da hýzlandý. Almanya'da Aachen ve Göttingen'deki bilim adamlarýnýn kuramsal çalýþmalarýndan elde ettikleri bulgular, Adlershof'taki Alman Hava Yolculuðu Deneme Merkezi (DVL) laboratuarlarýnda ve Peecnemünde'deki roket araþtýrmalarý istasyonunda uygulamaya kondu ve denendi. Sesüstü aerodinamiði alanýndaki araþtýrmalar sonucunda V-2 roketleri geliþtirildi. Bununla birlikte Alman havacýlýðýnda bazý sorunlar vardý. Ýkinci Dünya Savaþý'nda Almanlar'ýn baþlýca savaþ stratejisi "Blitzkrieg" adý verilen yýldýrým savaþýna dayalýydý ve bu savaþta en çok panzerlere, yani tanklara görev düþüyordu. Hitler'in Blitzkrieg fikrini desteklemesi ve savaþ sýrasýnda buna yönelik izlediði ekonomi politiði, hava kuvvetlerinin yeterince güçlenmesini engellemiþti. Panzer birliklerine verilen destek ayný ölçüde hava kuvvetlerine verilmiyordu. Ýngiliz ve Amerikan hava kuvvetlerinin politikasýysa tam tersiydi. Ýlk Ýngiliz bombardýman uçaklarý kapasiteden çok kavramsal olarak stratejik sayýlýrdý ama Almanya'ya karþý gerçekleþtirilecek stratejik bombardýmanlarý gerçekleþtirmek için Kraliyet Hava kuvvetlerine destek olarak gelen Amerikan B-17 uçaklarý istenen tüm niteliklere sahipti: Hýzlýydýlar, uzun menzillilerdi, aðýr bombalarý hedeflere kesinlikle isabet ettirme yetenekleri vardý ve avcý uçaklarýnýn saldýrýsýna karþý kendilerini savunabiliyorlardý.

 

1944 yýlýna gelindiðinde tüm ordulardaki tank sayýsýnýn artmasý, Almanlar için Blitzkrieg'le birlikte yaþanan yeniliklerin ve bunlarýn saðladýðý avantajlarýn neredeyse kaybolmasýna neden olmuþtu. Hava kuvvetlerinin de Ýngiltere karþýsýnda yaþadýðý baþarýsýzlýklar ve yüksek kayýplar, savaþýn kazanýlmasý için yeni bir silah gereksinimi doðuruyordu. 1937 yýlýndan beri denenen insansýz hava araçlarýna özel bir önem verilmeye baþlandý. 1942 Ekim'inde, 160 mil menzilli, bir ton patlayýcý taþýma kapasiteli bir roketin deneme atýþý gerçekleþtirildi. 1943 Temmuz'unda Hitler, bu silahý savaþýn nihai silahý ilan etti. Gereken her türlü iþgücü ve malzemenin gecikmesiz saðlanmasý önceliðiyle üretimine geçilen bu silah, V-2 roketiydi. Bu roketler ancak Eylül 1944'te hizmete girdi ve ancak 2600 tanesi fýrlatýldý. Bunlarýn öncelikli hedefi Londra ve Müttefik ordularýnýn Alman batý sýnýrýna saldýrýda bulunduðu sýrada ana lojistik üssünün bulunduðu Antwerp'ti. Öncüleri V-l roketlerine göre daha baþarýlý olsalar da V-2'lerin istenen baþarýyý gösterdiði söylenemez. Bununla birlikte roketlerdeki potansiyelin görülmesine büyük katkýlarý olmuþtu.

 

Ýkinci Dünya Savaþý'nýn beraberinde getirdiði en büyük yeniliklerden biri de jet motorudur kuþkusuz. 1928 yýlýnda Ýngiliz buluþçu ve havacý Frank Whittle, uçaklarda gaz türbini kullanýmýna iliþkin bir kuram geliþtirdi ve 1930'da jet motorunun patentini aldý. Benzer bir motor patenti de 1935'de Alman, Hans von Ohain tarafýndan alýndý. 27 Aðustos 1939'da Almanya, Rostock'ta "Heinkel He 178" tipi ilk jet savaþ uçaðýnýn denemesini yaptý. Ardýndan Me 262'ler uçtu. 15 Mayýs 1941'de Ýngiltere, Whittle jet motoru takýlmýþ ilk jet uçaðý "Gloster E 28/39"u havalandýrdý. Haziran 1941'de ABD Whittle motorlu W-IX'larýn üretimine baþladý. Bunu diðer jet motorlu uçaklar izledi. Bununla birlikte jet motorlu uçaklarýn Ýkinci Dünya Savaþý'na katkýlarý fazlaca olmadý. Jet motorlu uçaklarýn geliþimi daha çok savaþ sonrasý döneme denk gelir.

 

Bu dönemde hava kuvvetlerine katýlan bir diðer taþýt da helikopterdi. 1937'de Alman havacýlýk þirketlerinden Focke-Achelis dikine kalkýp inebilen ve her yönde kolayca hareket edebilen ilk helikopteri geliþtirdiðini duyurdu. 1938'de Hana Reitsch, Bremen-Berlin arasýný saatte 109 km'lik bir hýzla kat etmeyi baþardý. Ertesi yýl da Ewald Rohlfs helikopterle 3.565 metreye yükselerek rekor kýrdý. ABD'de ilk baþarýlý helikopter uçuþunu Igor Sikorsky gerçekleþtirdi. Ne var ki savaþ nedeniyle ABD, uçak yapýmýna önem veriyordu ve helikopter alanýndaki çalýþmalar aðýr ilerledi.

 

Savaþ sonrasýnda uçak üretimi yavaþladý. Savaþýn getirdiði aðýr ekonomik koþullar savaþ sonrasýnda yeni uçak üretimini bir süre için yavaþladýysa bile bu durum 1960'larýn baþýnda aþýldý. Askeri uçak yapýmý 1960'larýn baþýnda yeniden hýzlandý ve hava kuvvetleri jet uçaklarýyla donatýldý.

 

Savaþ sonrasýnda yaþanan en büyük havacýlýk baþarýlarýndan biri de ABD'de roket motoru yerleþtirilmiþ bir uçak olan "Bell X-1"in ses duvarýný aþmasýydý. O güne dek ses duvarý aþýlamaz bir engel olarak havacýlarýn önünde duruyordu. Bir zamanlar "uzmanlar" ses hýzýndan, yani saatte 1078 kilometreden daha hýzlý uçmanýn ilkece olanaksýz olduðunu düþünüyorlardý. Ses hýzýnda ya da onu aþan bir hýzda rüzgarýn gücünün hava aracýný kontrol edilemez bir duruma getireceðini ve parçalanmasýna yol açacaðýný ileri sürdüler. ABD hava kuvvetlerinde bir pilot olan Chuck E. Yeager, çok baþarýlý bir deneme pilotuydu. 14 Ekim 1947'de karýsýnýn adýný verdiði Glamorous Glennis aslý Bell XS-1 jet uçaðýyla ses duvarýný aþmayý baþardý. Uçaðýný gökyüzüne taþýyan bir B-29 bombardýman uçaðýydý.

 

NACA (O dönemlerde NASA'nýn görevini yürüten kurum) izleme minibüsündeki insanlar uzakta bir gök gürültüsü sesi duyulduðunu telsizle bildirirler. Bu Yeager'ýn ses bombasýydý. Bu, sesten hýzlý bir uçaðýn yarattýðý ilk gök gürültüsü, yapýlamaz denen bir þeyin yapýldýðýný dünyaya ilan eden bir sesti.

 

Uçaklarýn hýzý arttýkça pilotlarýn denetim gücü yetersiz duruma geliyordu. Bu nedenle tespit, takip ve imha iþlerini yürütecek otomatik elektronik donanýmlar yapýldý. Böylece Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda kullanýlan bombardýman uçaklarýnýn boyutunda ve aðýrlýðýnda tek kiþilik avcý uçaklarý ortaya çýktý. Uçaklarýn dýþ görünümü de deðiþti. Ok açýlý ve delta kanatlý tasarýmlar uygulamaya konuldu. ABD'de McDonnell Douglas yapýmý "F-4 Phantom"lar, Ýngiliz-Fransýz ortak yapýmý ok açýlý kanatlý "Jaguarlar" baþlýca savaþ uçaklarý durumuna geldiler. SSCB'de de benzer tasarýmlar uygulandý. 1960'lý yýllarýn sonundaysa gündeme damgasýný, kanat açýsýný havada deðiþtirebilen uçaklarla, yerden hýz almadan dikine kalkabilen Ýngiliz yapýmý "Harrier"lar vurdu. Bu yýllarda bombardýman uçaklarýnda da benzer geliþmeler oluyordu. Havada yakýt ikmalinin kullanýlmaya baþlanmasýyla uçaklarýn menzili arttý. Tanker uçaklar böylece yeni bir uçak sýnýfý olarak hava filolarýnda yerlerini alýyordu.

 

1950'lerin baþýnda Ýngilizlerin V serisi bombardýman uçaklarý (Avro Vulcan, H. P. Victor, ve Vickers Valiant) ortaya çýktý ve çok tutuldu. ABD'de Stratejik Hava Komutanlýðý (SAC) "B-29"larý altý jet motorlu, ok açýlý kanatlý "Boeing B-47"lerle deðiþtirdi. 1957'de "B-47"lerin yerini sekiz motorlu "B-52" ler aldý. Yine ayný yýl SAC, hýzý ilk kez 2 Mach'a ulaþan dört jet motorlu delta kanatlý "B-58 Hustler" bombardýman uçaðýný geliþtirdi.

 

Stratejik ve taktik askeri haber alma gereksinimlerinin artmasý, geliþkin elektronik aygýtlarla donatýlmýþ keþif uçaklarýnýn yapýlmasýna yol açtý. 1950'lerin baþlarýnda çeþitli bombardýman ve nakliye uçaklarý uyarlanarak bu amaçla kullanýlmaya baþladý.

 


Saatte 3500 km hýz ile dünya sürat rekorunu hâlâ elinde tutmakta olan SR-71
casus uçaðý "Blackbird"

  Sonralarý doðrudan haber alma görevi için yeni ve üstün özellikli uçaklar geliþtirildi. Karadan, denizden ve uçak gemilerinden kalkan denizaltýsavar izleme ve devriye aygýtlarý, 1950'lerin sonunda geliþtirilen ünlü "U-2" keþif ve meteoroloji araþtýrma uçaðýyla ABD Hava Kuvvetleri tarafýndan kullanýlan 3 Mach hýzýndaki uzun erimli "Lockheed SR-71" stratejik keþif uçaðý bunlarýn baþlýcalarýydý. 1960'lardan sonra keþif ve haberalma görevleri yavaþ yavaþ gözlem uydularýna kaydýrýldý ve günümüzde de artýk uydular yardýmýyla sürdürülüyor.

 

Günümüzde özellikle askeri uçaklar ses üstü hýzlarda uçmak için tasarlanýyor. Ýkinci Dünya Savaþý'ndan sonra yürütülen ses üstü rüzgar tüneli araþtýrmalarý sonucunda sesüstü uçaklar için ok açýlý ve delta kanat biçimleri ile "kola þiþesi" adý verilen aerodinamik profilli gövde biçimleri geliþtirilmiþti. Ayrýca sesüstü uçak ve helikopterlerin denge ve denetim özelliklerinin belirlenmesine yönelik uçuþ deneyleri gerçekleþtirilmiþti. Deðiþen geometrili kanat biçimleri üzerine araþtýrmalar yapýldý. Yüksek hýzlarda ortaya çýkan yapýsal sarsýntý ve titreþim sorunlarý çözüldü. Uçaklar rüzgar tünellerinden ve havuz testlerinden geçirildiler, kýsa pistlerde ve uçak gemisi güvertelerinde yaþadýklarý iniþ kalkýþ sorunlarý incelendi. Aþýrý sýcak ya da yüksek hýzda uçabilen uçaklar denendi. Bütün bunlarýn sonucunda günümüz uçaklarý geçmiþ uçaklarýn çok ilerisinde hizmet veriyor. Radardan gizlenebilen uçaklarsa düþman savunmasýný geçmek için çok belirgin bir avantaja sahipler. Bu anlamda 2000'li yýllarýn havacýlýðý hýza ve dayanýklýlýða sahip uçaklar demek.

 

Ýnsanoðlu binlerce yýl düþlediði uçabilme gücüne aklý sayesinde ulaþtý. Ýlk uçuþ için binlerce yýl geçti, ama yüzüncü yýlýný kutladýðýmýz havacýlýk kýsa olmasýna karþýn büyük baþarýlarla dolu. Ýnsanlýk tarihi yanýnda havacýlýðýn tarihi küçük bir nokta gibi görünüyor. Yine de bu, üzerinde konuþulacak çok þey olan bir nokta.


 

 

    

   Kaynakça:
   Bilim ve Teknik Dergisi

  Kasým-2003 Sayýsý Eki


 

                                                                Gökhan Tok'a teþekkürlerimizle

                                                                                  Denizce