http://www.yankiyazgan.com
İnsan davranışlarında özellikle “stres”li zamanlarda öne
çıkan iki temel eğilimden, daha doğrusu iki otomatik davranıştan
söz edebiliriz: hemencilik ve herkesçilik. Herkesçiliğe başka
bir yazıda değineceğim, ama kısaca, herkes ne yapıyorsa, onu
yapmak ya da herkesin yaptığından farklı bir şey yapmaktan
kaçınmak diye özetlenebilir. Hemencilik için ise, bir davranışı
gerektiği kadar beklemeden gerçekleştirme, bekleyememe, hemen
yapmaktan kendini alıkoyamama diyebiliriz. Hemencilik ile
herkesçilik arasındaki uyumun bozulduğu olmaz mı? “Başkaları
gibi olmamak” ile “şimdi değil sonra yapmak” arasında
kaldığımızda ne yapabiliriz? Buraya kadar anlaşılmaz laflar
ettiysem, biraz daha okumanızı rica edebilirim belki.
Hemencilik, bazen herkes gibi olma eğilimi ile çelişirmiş
gibi gözükebilir. Bazı eylemleri hemen yaparsak, herkesten
farklı bir konum kazanabiliriz. Örneğin, dolu bir metro
vagonundaki tek boş koltuğu kaparsak, bunu gözümüze çarptığı
anda, hemen yapmış olmak bizi ayakta kalan herkesten farklı
kılar. Ancak, daha dikkatle bakarsanız, burada "hemencilik"
herkesten farklılıktan ziyade herkesten öncelik şeklinde ortaya
çıkmıştır. Örneğin, bir araziyi bir an önce kapatmak, en karlı
alışverişi bir an önce yapmak ya da lokantadaki manzaralı masayı
kapmak gibi. Herkesten önce ama herkes gibi (daha fazla kazanç
sağlamak amacıyla) davranarak, herkesten esaslı bir fark
oluşmaz. Sadece aynı yolda, bir adım öne geçilmiş olur. Bir
çoğumuza hoş bir kazanç hissi veren bu davranışın bir örneğini
uçak yere iner inmez ayağa fırlayanlarımız veriyor. Uçaktan inip
de herkesi terminale götürecek otobüse daha önce binmeyi gerçek
bir kazanç sayabilir miyiz? Bunu üşenmeyip sorduğum seferlerden
birisinde, aldığım cevap: “buradan çıkayım da, nereye gidersem
gideyim...” Yolcunun cevabındakine benzer duyguyu yol
tıkandığında sırf hareket olsun diye yan şeride geçip, az önce
terk ettiğim şeridin daha hızlı akmaya başladığında hissettiğimi
hatırladım.
Kazanma ve kaybetme tanımlarını gözden geçirmem gerekiyor.
Hemen eğilimini ortadan kaldıran durumlara bakarak bu gözden
geçirmeye başlayabilirim. Uluslararası havaalanındaki pasaport
kontrol bölümünde “business” yolcularına ayrılmış bir bölüm var;
hemen yanında da sıradan koltuklarda seyahat edecekler için olan
çok sayıda pasaport kontrol noktasının olduğu bölüm. İkisini
ayıran çizgi bir kordondan ibaret; birbirini görmekte bir zorluk
yok. Birkaç seferdir dikkat ediyorum, business bölümündeki
bekleme kuyruğu ekonomi yolcularına göre daha uzun olmasına
rağmen, business yolcuları ekonomi bölümüne geçmiyorlar (hemen
eğilimlerini bir biçimde tutuyorlar). Belki, kuyruk uzun
gözüküyor, ama daha hızlı akıyordur, diye düşünerek, bir deney
yaptım. Benim ekonomi kuyruğuna girdiğim anda business kuyruğuna
giren birisini gözüme kestirdim. Ben kontrol noktasını
geçtiğimde, onun önünde en az 6 kişi daha vardı. Yazarken bile
yüzümde zalim bir gülümseme oluşturan bu duruma göre, business
bilet sahipleri göz göre göre ve bile isteye kontrol noktasında
daha uzun beklemeyi tercih ediyorlardı. Kendilerine tanınmış bir
ayrıcalığı kullanmak uğruna, daha uzun süre ayakta duruyor, daha
fazla zamanı beklemeyle geçiriyorlardı. Neden? Uzun (ama özel
bir bilet göstererek girilen) kuyrukta beklerken gördüğüm
business bileti sahibi şahsiyetler arasında ülkemizin en komik
insanı olarak bilinen ve “business classtaki portakal suyu”
esprisi ile işin sırrını çözmüş olduğu açık olan insanlar bile
vardı. Dolayısıyla bir akıl erdirememe meselesi olduğu da
söylenemezdi. O zaman nereye gitmişti, “hemen” eğilimi? Hemen
eğiliminin sağladığı zaman kaybetmeme avantajını bir kenara
ittiren başka ne olabilirdi?
Ayrıcalık... Herkesten farklı olmanın zirve noktası. Bir kez
kazanıldı mı, kullanmaktan vazgeçemediğimiz, kullanmamayı ciddi
bir kayıp olarak gördüğümüz durumların başında geliyor olsa
gerek. Kullanmazsak olmaz. Mülkiyet gibi... Lokantada sipariş
ettiğimiz bir yemeği beğenmesek bile o kadar para verdik yiyelim
diyerek tabağı sıyırana kadar yemek de aynı duyguyla mı
yapılıyor? Mülkiyetin kökenine ilişkin spekülatif sözler
söyletecek bu olaylara son bir örnek vereyim: bir araçta ya da
parkta karşılıklı oturuyoruz. Birbirimizi tanımıyoruz. Size
kalem lazım oldu. Benden istediniz. Verdim. Kullandınız. İşiniz
bitti. Ama, geri vermeden elinizde tutuyorsunuz. Bende bir
gerilim duygusu oluşuyor. Otobüsten inmek üzereyim. “kalemimi
rica edebilir miyim?” dedim. Siz önce anlamadınız, “ne kalemi?”
gibisinden bakındınız. Sonra, biraz sinirlenerek “amma kıymetli
kalemin varmış” dercesine bana uzattınız. Burada ne oluyor? Size
ait olmayan bir şeyi elden çıkartmak bile zor gelebiliyor.
Kaybetmeme, hemen eğilimini ortadan kaldırıveriyor. Peki,
business’te olmanın ayrıcalığı biraz da herkes gibi olmama değil
mi? Herkes eğilimi ile bunu nasıl bağdaştıracağız? Herkes
tanımını ne ölçekte yaptığınıza bağlı.. Herkes kendimize benzer
gördüğümüz kişilerden oluşma bir topluluk; o sebeple business
kuyruğuna bir kere girmiş olanlar, artık oradaki camianın bir
parçası oldukları için herkesle uyumlu davranarak,
ayrıcalıklarını sonuna kadar, herkes dışındakilerden çok daha
fazla beklemecesine, ve bir dilimini ziyan etmemecesine
kullanmayı tercih ediyorlar. Herkes, hemen’i yeniyor.
Meraklısına not: Business class biletini sadece bir statü ya
da varlık sembolü olarak görmeyin. Uğraşarak, ya da kredi
kartınızdaki harcamaların hepsini mil olarak biriktirirseniz,
iki üç yılda bir, bir tane elde edebilirsiniz. O zaman uzun da
olsa özel business kuyruğuna girmenin tadına varırsınız. Beni
hatırlayın.