e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Türk Dokumacılığının Yüz Akı: Hereke Dokumaları

 Yazı: Narhanım Dedeoğlu                                                                Fotograflar: Ş. Ayhan Tünel

 

 

Sultan Abdülmecid'in hiçbir masraftan kaçınmadan inşa ettirdiği Dolmabahçe Sarayı'nı dolaşmışsanız eğer; kristalin, altının, ipeğin hükümranlığına tanıklık etmişsinizdir. Sarayın dekorasyonunda Avrupalı kokular almışsınızdır belki ama, döşemelik, perdelik kumaşların tümü Osmanlı kökenlidir; sarayın Hereke Dokumahanesi'nde dokutturulmuş, çoğunlukla da saf ipekli kumaşlardır. Dolmabahçe Sarayı'nın görkemli salonlarından "Süfera Salonu"na girmişseniz eğer, rehberiniz gelen sefirlerin padişahın huzuruna nasıl kabul edildiğini anlattıktan sonra sözü, tabanda serili, herkesin gözünün takılı kaldığı kabartma halıya getirecek ve halının Hereke'de dokunduğunu övünerek anlatacaktır.

Sarayları saray yapan nice halıyı üreten Hereke Fabrika-i Hümayunu ya da bugünkü adıyla Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası’nın izini sürdüğümüzde, Ohannes ve Bogos Dadyan kardeşlere rastlıyoruz. Dadyan Biraderler, Hereke'nin doğal güzelliklerinden etkilenerek -biraz da yaptırdıkları Çuha Fabrikası'nın masraflarını çıkarmak amacıyla- kendi adlarına bir fabrika kurmak isterler. Dilekleri Serasker Rıza Paşa tarafından kabul görünce, İzmit Körfezi'nin kuzey kıyısında, Hereke beldesinde Osmanlı İmparatorluğunun ilk özel dokuma fabrikası kurulmuş olur. Elli pamuklu, yirmi beş canfes tezgâha sahip fabrikanın kurulduğunu iki yıl sonra öğrenen Sultan Abdülmecid bundan pek hoşlanmaz. Sonuçta, Eser-i Cedid vapuruyla fabrikanın önünden geçerken Rıza Paşa, "Sultanım, size bir sürprizim vardı; bu fabrikayı size yerinde göstermek istiyordum; bu fabrika sizin adınıza kuruldu" dedikten sonra durumu kurtarır ve fabrika padişaha devredilmiş olur. Büyük olasılıkla o yıl "Hereke Fabrika-i Hümayunu" adını alır. Fabrikanın devredilmesinden sonra saraylara ipekli canfes, döşemelik ve perdelikler dokunmaya başlanır. O dönemde fabrikaya Fransa'dan yüz ipekli tezgahın getirtildiği biliniyor.

Yıl 1891... Hereke Fabrika-i Humayunu'nun kurulmasından yaklaşık elli yıl geçtikten sonra, geleneksel Osmanlı halıcılığında bir dönüşüm yaşanmış ve fabrikada yüz adet yeni tezgahta halı dokunmaya başlanmıştır. Bu kez sahneye II. Abdülhamid çıkar. Onun himayesinde Sivas, Ladik, Manisa'dan gelen ustalara önceleri Saray tarafından verilen desenler dokutturulur, bu desenler geliştirilerek bir Hereke üslubu yaratmaya çalışılır.

Osmanlı saraylarının halı ihtiyacı da, Hereke fabrikası kurulmadan önce Gördes, Uşak, İzmir ve Bursa'da saray tarafından verilen örneklere uygun olarak dokutturulmuş. 1891'de Sultan Abdülhamid'in girişimleriyle halı üretimine başlayan fabrika, küçük bir kasabanın adını dünyaya bir marka olarak tanıtır. Halı fabrikası talebi karşılayamayacak duruma gelince, personel ihtiyacı Hereke çevresinden alınan işçilerle kapatılmaya çalışılır. Bunlar arasında, iki yüz kişiye öğretmenlik yapan dört kıza, yine görevli boyacı, ustabaşı, makinist ve öğretmenlere fabrikanın gelişmesindeki katkılarından dolayı II. Abdülhamid tarafindan madalyalar verilir.

Bu dönemde Emil Meinz'ın adına rastlıyoruz. Meinz, Yıldız Sarayı bünyesinde Tamirhane-i Hümayun ressamıdır ve sarayın mobilya, çini, iç dekorasyon desenlerini çizmektedir; artık sarayların iç mekanlarını göz önüne alarak halı desenleri çizmeye de başlamıştır.

Fabrikada iki cins halı üretilmekte, en iyi cins yekpare Gördeskari halıdan yılda yalnızca iki adet dokunmaktadır. İkinci kısım halı üretimi ise Saray ve Saray'a bağlı dairelerin tefrişi için yapılmakta, ihtiyaçlar karşılandıktan sonra kalan halılar piyasaya verilmektedir. Hereke halıları artık Avrupa'da da nam salmaya başlar. Avrupa ürünleriyle rekabet edilmekte, yeni tezgahlarda kabartma halılar dokunmaktadır.

Sultan Reşad döneminde ise (1909-1918) Avrupa'daki fabrikalar gibi daha geniş bir kesime hitap etmesi düşünülür, el tezgahları yanında makine üretiminin de artırılması gerekli görülür. Artık sipariş üzerine Avrupa'daki sefaret binalarına da halı dokunmaya başlanır. Hereke halı ve dokumalarında Anadolu İran ve Batı'dan gelen etkiler süzülerek bir senteze ulaşır. Saraylar Koleksiyonu'nda korunarak günümüze ulaşan halılar, geleneksel Anadolu halıları ile Osmanlı saray halıları arasında bir sentez arayışı gibidir. Batılılaşmayla gelen yeni estetik değerleri bu halılarda gözlemleyebiliyoruz. Fabrika, şampiyon halılar da üretmiş. Şu anda Yıldız Şale Tören Salonu'nda bulunan 14x29 metre ölçülerindeki yekpare halı, mekan için özel olarak üretilmiş. Hereke Fabrika-i Humayunu'nda üretilen halı, 406 metrekarelik alanıyla halen Türkiye'nin en büyük yekpare halısı unvanını taşıyor. Hereke Fabrika-i Hümayunu, yeni adıyla Hereke İpekli Dokuma ve Halı Fabrikası, 1995 yılından bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi koruması altında. Bir başka deyişle 1995 yılında Milli Saraylar bünyesine katılan fabrika, yüz elli yıl sonra ikinci kez Saray ile bütünleşmiş oluyor... Hereke'deki fabrikada, saraylarda örneği bulunan Hereke kumaşlarının desenleri bilgisayarlarla yeniden çizilerek üretime alınmış, böylece dokunabilmekte olan desen sayısı 48'den 70'e çıkarılmış. Türk dokumacılık tarihinde, bir zamanlar üretimi yapılan 143 değişik desende kumaşa ulaşılmaya çalışılıyor. Bunlar şimdilerde dökümhanede gerçekleştirilen çalışmalar.

   

Halıhane'ye gelirsek; önce kısa bir geçmişe dönüp bakalım: Fabrika bir dönem Sanayi ve Maadin Bankası yönetiminde faaliyet gösterdikten sonra Sümerbank'ın yönetimine geçmiş. Bu dönemde, 16. ve 17 yüzyıl Osmanlı süsleme sanatlarında görülen motiflerden yola çıkılarak halı motifleri dokunmuş ama örnekleri Milli Saraylar Koleksiyonu'nda görülen 19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyıl başında dokunmuş özgün tasarımların üretimi ise durmuş. Ne var ki 1995 yılından bu yana Milli Saraylar Koleksiyonu'nda bulunan halılar arasında bir seçim yapılarak çıkarılan örnekler şimdilerde bilgisayara kaydediliyor. Dijital arşivden yola çıkılarak yapılan üretimlerle bir "Koleksiyon" serisi oluşturuluyor. Sözgelimi, Dolmabahçe Sarayı'nın Süfera Salonu'nda bizi kendisine hayran bırakan Avrupa desenli kabartma halının koleksiyon serisinde üretimi tekrar yapılmış. Milli Saraylar ve Hereke Halı - İpekli Dokuma Fabrikası yöneticilerinin amaçları belli: "Hereke halıcılığının yıllar boyu adını sürdürmesini sağlayan Sümerbank dönemi tasarımlarının yanı sıra yeniden canlandırılan üretimlerle birlikte kaliteli işçiliği ve özgün örnekleriyle Osmanlı döneminde dünya çapında ün kazanan Hereke halıları eski ününü yeniden yakalayacak, özgün örneklerin tekrar üretilmesiyle kültürel mirasımızın bir kesiti yeniden hayat bulmuş olacaktır.”

 

 

    Kaynakça:
  
Sealife   Temmuz 2005

 

                                 

Narhanım Dedeoğlu ve
Ş. Ayhan Tünel'e
teşekkürlerimizle

Denizce