| |

Sultan Abdülmecid'in hiçbir masraftan kaçınmadan inşa
ettirdiği Dolmabahçe Sarayı'nı dolaşmışsanız eğer; kristalin,
altının, ipeğin hükümranlığına tanıklık etmişsinizdir. Sarayın
dekorasyonunda Avrupalı kokular almışsınızdır belki ama, döşemelik,
perdelik kumaşların tümü Osmanlı kökenlidir; sarayın Hereke
Dokumahanesi'nde dokutturulmuş, çoğunlukla da saf ipekli
kumaşlardır. Dolmabahçe Sarayı'nın görkemli salonlarından "Süfera
Salonu"na girmişseniz eğer, rehberiniz gelen sefirlerin padişahın
huzuruna nasıl kabul edildiğini anlattıktan sonra sözü, tabanda
serili, herkesin gözünün takılı kaldığı kabartma halıya getirecek ve
halının Hereke'de dokunduğunu övünerek anlatacaktır.
Sarayları saray yapan nice halıyı üreten Hereke Fabrika-i
Hümayunu ya da bugünkü adıyla Hereke Halı ve İpekli Dokuma
Fabrikası’nın izini sürdüğümüzde, Ohannes ve Bogos Dadyan kardeşlere
rastlıyoruz. Dadyan Biraderler, Hereke'nin doğal güzelliklerinden
etkilenerek -biraz da yaptırdıkları Çuha Fabrikası'nın masraflarını
çıkarmak amacıyla- kendi adlarına bir fabrika kurmak isterler.
Dilekleri Serasker Rıza Paşa tarafından kabul görünce, İzmit
Körfezi'nin kuzey kıyısında, Hereke beldesinde Osmanlı
İmparatorluğunun ilk özel dokuma fabrikası kurulmuş olur. Elli
pamuklu, yirmi beş canfes tezgâha sahip fabrikanın kurulduğunu iki yıl
sonra öğrenen Sultan Abdülmecid bundan pek hoşlanmaz. Sonuçta, Eser-i
Cedid vapuruyla fabrikanın önünden geçerken Rıza Paşa, "Sultanım, size
bir sürprizim vardı; bu fabrikayı size yerinde göstermek istiyordum;
bu fabrika sizin adınıza kuruldu" dedikten sonra durumu kurtarır ve
fabrika padişaha devredilmiş olur. Büyük olasılıkla o yıl "Hereke
Fabrika-i Hümayunu" adını alır. Fabrikanın devredilmesinden sonra
saraylara ipekli canfes, döşemelik ve perdelikler dokunmaya başlanır.
O dönemde fabrikaya Fransa'dan yüz ipekli tezgahın getirtildiği
biliniyor.

Yıl 1891... Hereke Fabrika-i Humayunu'nun kurulmasından
yaklaşık elli yıl geçtikten sonra, geleneksel Osmanlı halıcılığında
bir dönüşüm yaşanmış ve fabrikada yüz adet yeni tezgahta halı
dokunmaya başlanmıştır. Bu kez sahneye II. Abdülhamid çıkar. Onun
himayesinde Sivas, Ladik, Manisa'dan gelen ustalara önceleri Saray
tarafından verilen desenler dokutturulur, bu desenler geliştirilerek
bir Hereke üslubu yaratmaya çalışılır.
Osmanlı saraylarının halı ihtiyacı da, Hereke fabrikası
kurulmadan önce Gördes, Uşak, İzmir ve Bursa'da saray tarafından
verilen örneklere uygun olarak dokutturulmuş. 1891'de Sultan
Abdülhamid'in girişimleriyle halı üretimine başlayan fabrika, küçük
bir kasabanın adını dünyaya bir marka olarak tanıtır. Halı fabrikası
talebi karşılayamayacak duruma gelince, personel ihtiyacı Hereke
çevresinden alınan işçilerle kapatılmaya çalışılır. Bunlar arasında,
iki yüz kişiye öğretmenlik yapan dört kıza, yine görevli boyacı,
ustabaşı, makinist ve öğretmenlere fabrikanın gelişmesindeki
katkılarından dolayı II. Abdülhamid tarafindan madalyalar verilir.
 |
Bu dönemde Emil Meinz'ın adına rastlıyoruz. Meinz, Yıldız
Sarayı bünyesinde Tamirhane-i Hümayun ressamıdır ve sarayın
mobilya, çini, iç dekorasyon desenlerini çizmektedir; artık
sarayların iç mekanlarını göz önüne alarak halı desenleri çizmeye
de başlamıştır.
Fabrikada iki cins halı üretilmekte, en iyi cins yekpare
Gördeskari halıdan yılda yalnızca iki adet dokunmaktadır. İkinci
kısım halı üretimi ise Saray ve Saray'a bağlı dairelerin tefrişi
için yapılmakta, ihtiyaçlar karşılandıktan sonra kalan halılar
piyasaya verilmektedir. Hereke halıları artık Avrupa'da da nam
salmaya başlar. Avrupa ürünleriyle rekabet edilmekte, yeni
tezgahlarda kabartma halılar dokunmaktadır. |
Sultan Reşad döneminde ise (1909-1918) Avrupa'daki fabrikalar
gibi daha geniş bir kesime hitap etmesi düşünülür, el tezgahları
yanında makine üretiminin de artırılması gerekli görülür. Artık
sipariş üzerine Avrupa'daki sefaret binalarına da halı dokunmaya
başlanır. Hereke halı ve dokumalarında Anadolu İran ve Batı'dan gelen
etkiler süzülerek bir senteze ulaşır. Saraylar Koleksiyonu'nda
korunarak günümüze ulaşan halılar, geleneksel Anadolu halıları ile
Osmanlı saray halıları arasında bir sentez arayışı gibidir.
Batılılaşmayla gelen yeni estetik değerleri bu halılarda
gözlemleyebiliyoruz. Fabrika, şampiyon halılar da üretmiş. Şu anda
Yıldız Şale Tören Salonu'nda bulunan 14x29 metre ölçülerindeki yekpare
halı, mekan için özel olarak üretilmiş. Hereke Fabrika-i Humayunu'nda
üretilen halı, 406 metrekarelik alanıyla halen Türkiye'nin en büyük
yekpare halısı unvanını taşıyor. Hereke Fabrika-i Hümayunu, yeni
adıyla Hereke İpekli Dokuma ve Halı Fabrikası, 1995 yılından bu yana
Türkiye Büyük Millet Meclisi koruması altında. Bir başka deyişle 1995
yılında Milli Saraylar bünyesine katılan fabrika, yüz elli yıl sonra
ikinci kez Saray ile bütünleşmiş oluyor... Hereke'deki fabrikada,
saraylarda örneği bulunan Hereke kumaşlarının desenleri
bilgisayarlarla yeniden çizilerek üretime alınmış, böylece
dokunabilmekte olan desen sayısı 48'den 70'e çıkarılmış. Türk
dokumacılık tarihinde, bir zamanlar üretimi yapılan 143 değişik
desende kumaşa ulaşılmaya çalışılıyor. Bunlar şimdilerde dökümhanede
gerçekleştirilen çalışmalar.
Halıhane'ye gelirsek; önce kısa bir geçmişe dönüp bakalım:
Fabrika bir dönem Sanayi ve Maadin Bankası yönetiminde faaliyet
gösterdikten sonra Sümerbank'ın yönetimine geçmiş. Bu dönemde, 16. ve
17 yüzyıl Osmanlı süsleme sanatlarında görülen motiflerden yola
çıkılarak halı motifleri dokunmuş ama örnekleri Milli Saraylar
Koleksiyonu'nda görülen 19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyıl başında
dokunmuş özgün tasarımların üretimi ise durmuş. Ne var ki 1995
yılından bu yana Milli Saraylar Koleksiyonu'nda bulunan halılar
arasında bir seçim yapılarak çıkarılan örnekler şimdilerde bilgisayara
kaydediliyor. Dijital arşivden yola çıkılarak yapılan üretimlerle bir
"Koleksiyon" serisi oluşturuluyor. Sözgelimi, Dolmabahçe Sarayı'nın
Süfera Salonu'nda bizi kendisine hayran bırakan Avrupa desenli
kabartma halının koleksiyon serisinde üretimi tekrar yapılmış. Milli
Saraylar ve Hereke Halı - İpekli Dokuma Fabrikası yöneticilerinin
amaçları belli: "Hereke halıcılığının yıllar boyu adını sürdürmesini
sağlayan Sümerbank dönemi tasarımlarının yanı sıra yeniden
canlandırılan üretimlerle birlikte kaliteli işçiliği ve özgün
örnekleriyle Osmanlı döneminde dünya çapında ün kazanan Hereke
halıları eski ününü yeniden yakalayacak, özgün örneklerin tekrar
üretilmesiyle kültürel mirasımızın bir kesiti yeniden hayat bulmuş
olacaktır.”

Kaynakça:
Sealife
Temmuz 2005
Narhanım Dedeoğlu ve
Ş. Ayhan Tünel'e
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|