| |
http://www.yankiyazgan.com
“Ah
ne kadar aptalım” cümlesini pek sık kullanmasak da, bizler de
herkes kadar aptallık yapan bir toplumuz. Herkes kadar
aptallık deyince, her toplumda, her toplumsal kesimde, her
sınıfta, her mahallede ve her ailede, değişmez bir oranda (X
diyelim) aptal insan olduğunu öne süren iktisat tarihçisi Carlo
Cipolla aklıma geliyor. Cipolla’nın aptallık hakkındaki
görüşlerinin mükemmel bir özetini Ferhat Boratav’ın aşağıdaki
satırlarında ve
cnntürk’ün blog’undaki
köşesinde okuyabilirsiniz.
Aptallık
çeşitli nedenlerle hep ilgimi çeken bir insanlık durumu oldu.
Her vatandaşımızın kolaylıkla tahmin edebileceği gibi, bu
ilginin çok kişisel nedenleri de var, kendi başımdan geçenlerden
ötesine uzanan gerekçeleri de..
Bu konu
üzerinde çalışan hemen herkesin fikir birliği ettiği gibi,
aptallık konusundaki ilk önemli saptama bilimkurgu edebiyatının
büyük isimlerinden
Robert Heinlein'in
1941'de
yazdığı Logic of Empire (İmparatorluğun Mantığı) eserinde
gizlidir. Heinlein, bu kısa romanda şu özlü ama canalıcı
saptamayı yapar:
"Aptallığın gücünü asla küçümsemeyin."
Daha sonra
bu saptama biraz geliştirilmiş ve
"aptallıkla yeterli şekilde açıklanabilen şeylerin arkasında kötü niyet
aramayın" haline gelmiştir.
Ancak her
iki saptamanın da bir eksiği var: İnsanın hayatı ve insanlığın
gidişatı konusunda bu denli önemli olabilen
"aptallık" nedir? Bu sorunun cevabı yok burada.
İşte bu
cevabı bulabilmek için, bir tesadüf eseri, ünlü ekonomi ve nüfus
tarihçisi, İtalyan asıllı Carlo Cipolla'nın kısacık bir
makalesini okumam gerekti.
Berkeley
Üniversitesi ordinaryus profesörüyken, 2000 yılında
kaybettiğimiz Cipolla'nın "İnsan Aptallığının Temel Yasaları"
adlı makalesi (Türkçesinin
Neşeli Öyküler
kitabında
yayınlanmış olması büyük şans, çünkü İngilizce aslını bulmak çok
zor) gerçekten yolumu aydınlattı.
İsterseniz
sözü fazla uzatmayalım ve Carlo Cipolla'nın bu önemli kavramı
nasıl tanımladığını özetleyelim:
"İnsanlar dörde ayrılır: Saflar, zekiler, haydutlar ve
aptallar.
-
Yaptığı
eylemden zarar eden, ama bir başkasına da yarar sağlayanlara
saflar,
-
Yaptığı bir eylemden yarar sağlayan, aynı zamanda bir
başkasının da yarar sağlamasına neden olanlara zekiler,
-
Yaptığı eylemle kendine yarar sağlayan, başkasına da zarar
verenlere haydutlar diyoruz.
-
Aptallara
gelince: Aptal
bir insan, kendisine hiçbir yarar sağlamadan, hatta bazen
zarara uğrayarak başka birine zarar veren kişidir."
Son derece net, değil mi?
Şimdi isterseniz üşenmeyin, elinize bir kağıt alın ve sıfır
noktasında kesişen bir X/Y eksenleri grafiği çizin. X ekseni,
(+) ucunda kişinin kendi eylemi sonucu sağladığı kazancı, (-)
ucunda da kendi eyleminin kendisine verdiği zararı gösterir. Y
ekseni ise, kişinin eyleminin başkasına verdiği yararı (+) veya
zararı (-) gösterecektir.
Bu durumda, saflar sol üst, zekiler sağ üst, haydutlar sağ alt
ve aptallar da sol alt alanda yer alır. (Bu grafikten bol
miktarda kopya çıkartmanız ve gündelik kullanım için yanınızda
bulundurmanız tavsiye edilir.)
Carlo hocamız bu temel tanımlardan sonra bir dizi temel yasa da
formüle ediyor. Kısaca özetlersek:
-
Toplumda, her zaman bizim tahmin ettiğimizden daha fazla
aptallık vardır.
-
Aptallık en umulmadık zaman ve yerde, nedensiz, belirli bir
plan olması gerekmeksizin karşınıza çıkar.
-
Aptal olmayanlar, her zaman aptallığın zarar verme
potansiyelini küçümserler.
-
Aptallığın çevreye zarar verme özelliği, yapanın toplumsal
veya kurumsal hiyerarşi içindeki yerinin yüksekliği ile
doğrudan orantılıdır.
-
Belirli bir insanın aptalca davranma olasılığı, aynı kişinin
herhangi bir başka karakter özelliğinden bağımsızdır.
Ve en önemlisi:
Zira, kusursuz bir haydutun eylemi bile toplumu fakirleştirmez,
çünkü en azından biri soyulurken biri de zenginleşmiştir. (Bkz.
temel tanımlar.) Kendine çıkar sağlamadan başkalarına zarar
vermek ancak aptallık durumuna mahsustur.
Kısacası, aptallık işin içine girince hepimiz yoksullaşırız.
Güncelliğini hiç kaybetmeyecek türden bir kuram olan Cipolla’nın
görüşlerine ilk dikkatimi çeken Ali Bayramoğlu olmuştu. Yaz
tatilinde okunabilecek kadar keyifli bir yazılar derlemesi olan
Neşeli Öyküler kitabını bir yaz tatili günü elinden çekip
alıp, okuyup bitirip, aynı gün içinde iade etmiştim. Bu size
gereksiz gelebilecek detayların ortak yanı şu: Toplumun bir
yandan dağılma ve çözülme olasılığının arttığı, buna karşı
gelişen tepkinin ise, “bütünlüğümüzü koruyalım, safları
sıklaştıralım” derken, herkesin bir sıkıştırma makinesiyle
birbirine adeta yapıştırıldığı her dönemde aptallık kuramı ister
istemez aklıma geliyor.
Üstelik, toplumun üyelerinin, akıllı-fikirli olsun, ya da aptal
olsun, tümünün siyasi bir tercih yaptığı bu dönemde, kurama göre
bu oranların ikisi birden artamayacak. Peki, hangisinin ağır
basacağını biliyor muyuz? Ah yine bir aptallık yapmak üzereyiz,
demeden önce Cipolla’nın "İnsan Aptallığının Temel Yasaları"
adlı makalesine (Ferhat
Boratav’ın blogundaki özetin yardımıyla) yakından bakalım.
Bir yandan da, aşağıdaki grafiğe göz atarak...
Kime zarar, kime yarar.
X
ekseni, eylemlerimizin kendimize sağladığı kazancı (+) ve
doğurduğu zararı (-), Y ekseni ise, başkasına (toplum filan)
sağladığımız kazancı ve verdiğimiz zararı aynı şekilde gösterir.
Bu grafikteki dağılıma, Cipolla’nın tanımladığı dört ana insan
(ve davranışı) tipini gösterir.
Yaptığı eylemden kendisi zarar gören, ama bir başkasına yarar
sağlayanlar, “saf ve temiz” olarak tanımlanabilirler (sol üst).
Yaptığı eylemden kendisi yarar görüp, başkaları zarar görenler
ise haydutlardır (sağ alt). Hem kendine, hem başkasına yarar
sağlayanlar ise akıllı-fikirli denebilecek grubu oluştururlar
(sağ üst). “Kendisine hiçbir yarar sağlamadan, başkasına zarar
veren kişi”leri ise “sol alt” tarafta görebilirsiniz: aptallar.
Buradaki aptallığın zekâ düzeyi ya da okul başarısı ile,
karakter özellikleri hiç ilgisi olmadığını belirteyim. Aslında
bu grafiği kendi hayatınıza uygulayabilirsiniz. Sağladığınız
yarar ve verdiğiniz zararı X ve Y eksenine yerleştirdiğinizde,
hangi gruba düştüğünüzü hemen görmeniz mümkün. Sonuçları
gördüğünüzde üzülmeyin; herkes aptalca davranabilir; devamlı
aptalca davrananların sayısının toplumda sabit bir asgari oranın
altına hiç düşmemesi gerektiğini belirterek ilerleyelim (yüzde
10 ?, 25?, 90?).
Yükselen toplumlarda aptallık oranı düşer.
Toplumların yükseliş dönemlerinde aptalca davrananların oranı
kendi asgarisine iner; çöküş dönemlerinde ise, oran tavana
vurur. O sebeple, referandumlarda, seçimlerde toplumun bu
akıllı-fikirli, saf ve temiz, haydut ve aptal oranlarının
dönemden döneme çok farklılaşabildiğini görürüz.
Bugün oy veren toplumun 2002’deki çoğunluğunu bir biçimde temsil
eden meclis çoğunluğunun “özde değil sözde” karşı olduğu şimdiki
Anayasa’yı düşünün.
“Çoğunluk” sağından solundan kırparak kendine yarar/başkasına
zarar biçimde (bkz. Grafikteki Haydut bölümü) değiştirmeye
çalışırken,. 1982 referandumunda oy verenlerin % 92 ‘since kabul
görmüş olduğunu unutuveriyor. Demek ki, çoğunlukların fikirleri
de, davranış biçimleri de zaman içinde değişmekte.
Aptalca hareket edenlere ne yapacağımızı bana sormayın; belki
ben de, onlardan birisiyimdir. Ama Cipolla’nın kavramlarını
kullanarak kendinizi değerlendirebilirsiniz: davranışımla
(örneğin, verdiğim oy) kendime zarar mı, yarar mı
getiriyorum? Aynı davranış başkalarına (ülkeye, topluma,
kendi ailem, aşiretim, sülalem dışındakilere) zarar mı, yarar mı
getiriyor?
Kısacası, saf ve temiz miyim, haydut mu? Akıllı-fikirli miyim,
aptal mı? Ya da, hangisi olmak istiyorum?
Prof. Dr. Yankı Yazgan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

24.07.2007 |
|