e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Herkes Kadar Aptal Olmak

 Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 


http://www.yankiyazgan.com    

“Ah ne kadar aptalım” cümlesini pek sık kullanmasak da, bizler de herkes kadar aptallık yapan bir toplumuz. Herkes kadar aptallık deyince, her toplumda, her toplumsal kesimde, her sınıfta, her mahallede ve her ailede, değişmez bir oranda (X diyelim) aptal insan olduğunu öne süren iktisat tarihçisi Carlo Cipolla aklıma geliyor. Cipolla’nın aptallık hakkındaki görüşlerinin mükemmel bir özetini Ferhat Boratav’ın aşağıdaki satırlarında ve cnntürk’ün blog’undaki köşesinde okuyabilirsiniz.

 

Aptallık çeşitli nedenlerle hep ilgimi çeken bir insanlık durumu oldu. Her vatandaşımızın kolaylıkla tahmin edebileceği gibi, bu ilginin çok kişisel nedenleri de var, kendi başımdan geçenlerden ötesine uzanan gerekçeleri de..

Bu konu üzerinde çalışan hemen herkesin fikir birliği ettiği gibi, aptallık konusundaki ilk önemli saptama bilimkurgu edebiyatının büyük isimlerinden Robert Heinlein'in 1941'de yazdığı Logic of Empire (İmparatorluğun Mantığı) eserinde gizlidir. Heinlein, bu kısa romanda şu özlü ama canalıcı saptamayı yapar: "Aptallığın gücünü asla küçümsemeyin."

Daha sonra bu saptama biraz geliştirilmiş ve "aptallıkla yeterli şekilde açıklanabilen şeylerin arkasında kötü niyet aramayın" haline gelmiştir.

Ancak her iki saptamanın da bir eksiği var: İnsanın hayatı ve insanlığın gidişatı konusunda bu denli önemli olabilen "aptallık" nedir? Bu sorunun cevabı yok burada.

İşte bu cevabı bulabilmek için, bir tesadüf eseri, ünlü ekonomi ve nüfus tarihçisi, İtalyan asıllı Carlo Cipolla'nın kısacık bir makalesini okumam gerekti.

Berkeley Üniversitesi ordinaryus profesörüyken, 2000 yılında kaybettiğimiz Cipolla'nın "İnsan Aptallığının Temel Yasaları" adlı makalesi (Türkçesinin Neşeli Öyküler  kitabında yayınlanmış olması büyük şans, çünkü İngilizce aslını bulmak çok zor) gerçekten yolumu aydınlattı.

İsterseniz sözü fazla uzatmayalım ve Carlo Cipolla'nın bu önemli kavramı nasıl tanımladığını özetleyelim:

"İnsanlar dörde ayrılır: Saflar, zekiler, haydutlar ve aptallar.

  • Yaptığı eylemden zarar eden, ama bir başkasına da yarar sağlayanlara saflar,

  • Yaptığı bir eylemden yarar sağlayan, aynı zamanda bir başkasının da yarar sağlamasına neden olanlara zekiler,

  • Yaptığı eylemle kendine yarar sağlayan, başkasına da zarar verenlere haydutlar diyoruz.

  • Aptallara gelince: Aptal bir insan, kendisine hiçbir yarar sağlamadan, hatta bazen zarara uğrayarak başka birine zarar veren kişidir."

Son derece net, değil mi?

Şimdi isterseniz üşenmeyin, elinize bir kağıt alın ve sıfır noktasında kesişen bir X/Y eksenleri grafiği çizin. X ekseni, (+) ucunda kişinin kendi eylemi sonucu sağladığı kazancı, (-) ucunda da kendi eyleminin kendisine verdiği zararı gösterir.  Y ekseni ise, kişinin eyleminin başkasına verdiği yararı (+) veya zararı (-) gösterecektir. 

Bu durumda, saflar sol üst, zekiler sağ üst, haydutlar sağ alt ve aptallar da sol alt alanda yer alır. (Bu grafikten bol miktarda kopya çıkartmanız ve gündelik kullanım için yanınızda bulundurmanız tavsiye edilir.)

Carlo hocamız bu temel tanımlardan sonra bir dizi temel yasa da formüle ediyor. Kısaca özetlersek:

  • Toplumda, her zaman bizim tahmin ettiğimizden daha fazla aptallık vardır.

  • Aptallık en umulmadık zaman ve yerde, nedensiz, belirli bir plan olması gerekmeksizin karşınıza çıkar.

  • Aptal olmayanlar, her zaman aptallığın zarar verme potansiyelini küçümserler.

  • Aptallığın çevreye zarar verme özelliği, yapanın toplumsal veya kurumsal hiyerarşi içindeki yerinin yüksekliği ile doğrudan orantılıdır.

  • Belirli bir insanın aptalca davranma olasılığı, aynı kişinin herhangi bir başka karakter özelliğinden bağımsızdır.

Ve en önemlisi:

  • Aptallık, en tehlikeli insanlık durumudur.

Zira, kusursuz bir haydutun eylemi bile toplumu fakirleştirmez, çünkü en azından biri soyulurken biri de zenginleşmiştir. (Bkz. temel tanımlar.) Kendine çıkar sağlamadan başkalarına zarar vermek ancak aptallık durumuna mahsustur.

Kısacası, aptallık işin içine girince hepimiz yoksullaşırız.

 

Güncelliğini hiç kaybetmeyecek türden bir kuram olan Cipolla’nın görüşlerine ilk dikkatimi çeken Ali Bayramoğlu olmuştu. Yaz tatilinde okunabilecek kadar keyifli bir yazılar derlemesi olan Neşeli Öyküler kitabını bir yaz tatili günü elinden çekip alıp, okuyup bitirip, aynı gün içinde iade etmiştim. Bu size gereksiz gelebilecek detayların ortak yanı şu: Toplumun bir yandan dağılma ve çözülme olasılığının arttığı, buna karşı gelişen tepkinin ise, “bütünlüğümüzü koruyalım, safları sıklaştıralım” derken, herkesin bir sıkıştırma makinesiyle birbirine adeta yapıştırıldığı her dönemde aptallık kuramı ister istemez aklıma geliyor.

Üstelik, toplumun üyelerinin, akıllı-fikirli olsun, ya da aptal olsun, tümünün siyasi bir tercih yaptığı bu dönemde, kurama göre bu oranların ikisi birden artamayacak. Peki, hangisinin ağır basacağını biliyor muyuz? Ah yine bir aptallık yapmak üzereyiz, demeden önce Cipolla’nın "İnsan Aptallığının Temel Yasaları" adlı makalesine (Ferhat Boratav’ın blogundaki özetin yardımıyla) yakından bakalım. Bir yandan da, aşağıdaki grafiğe göz atarak...

 

Kime zarar, kime yarar.

X ekseni, eylemlerimizin kendimize sağladığı kazancı (+) ve doğurduğu zararı (-), Y ekseni ise, başkasına (toplum filan) sağladığımız kazancı ve verdiğimiz zararı aynı şekilde gösterir. Bu grafikteki dağılıma, Cipolla’nın tanımladığı dört ana insan (ve davranışı) tipini gösterir.

Yaptığı eylemden kendisi zarar gören, ama bir başkasına yarar sağlayanlar, “saf ve temiz” olarak tanımlanabilirler (sol üst). Yaptığı eylemden kendisi yarar görüp, başkaları zarar görenler ise haydutlardır (sağ alt). Hem kendine, hem başkasına yarar sağlayanlar ise akıllı-fikirli denebilecek grubu oluştururlar (sağ üst). “Kendisine hiçbir yarar sağlamadan, başkasına zarar veren kişi”leri ise “sol alt” tarafta görebilirsiniz: aptallar. Buradaki aptallığın zekâ düzeyi ya da okul başarısı ile, karakter özellikleri hiç ilgisi olmadığını belirteyim. Aslında bu grafiği kendi hayatınıza uygulayabilirsiniz. Sağladığınız yarar ve verdiğiniz zararı X ve Y eksenine yerleştirdiğinizde,  hangi gruba düştüğünüzü hemen görmeniz mümkün. Sonuçları gördüğünüzde üzülmeyin; herkes aptalca davranabilir; devamlı aptalca davrananların sayısının toplumda sabit bir asgari oranın altına hiç düşmemesi gerektiğini belirterek ilerleyelim (yüzde 10 ?, 25?, 90?).

Yükselen toplumlarda aptallık oranı düşer. Toplumların yükseliş dönemlerinde aptalca davrananların oranı kendi asgarisine iner; çöküş dönemlerinde ise, oran tavana vurur. O sebeple, referandumlarda, seçimlerde toplumun bu akıllı-fikirli, saf ve temiz, haydut ve aptal oranlarının dönemden döneme çok farklılaşabildiğini görürüz.

Bugün oy veren toplumun 2002’deki çoğunluğunu bir biçimde temsil eden meclis çoğunluğunun “özde değil sözde” karşı olduğu şimdiki Anayasa’yı düşünün.

“Çoğunluk” sağından solundan kırparak kendine yarar/başkasına zarar biçimde (bkz. Grafikteki Haydut bölümü) değiştirmeye çalışırken,. 1982 referandumunda oy verenlerin % 92 ‘since kabul görmüş olduğunu unutuveriyor. Demek ki, çoğunlukların fikirleri de, davranış biçimleri de zaman içinde değişmekte.

Aptalca hareket edenlere ne yapacağımızı bana sormayın; belki ben de, onlardan birisiyimdir. Ama Cipolla’nın kavramlarını kullanarak kendinizi değerlendirebilirsiniz: davranışımla (örneğin, verdiğim oy) kendime zarar mı, yarar mı getiriyorum? Aynı davranış başkalarına (ülkeye, topluma, kendi ailem, aşiretim, sülalem dışındakilere) zarar mı, yarar mı getiriyor?

Kısacası, saf ve temiz miyim, haydut mu? Akıllı-fikirli miyim, aptal mı? Ya da, hangisi olmak istiyorum?  

 

Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

24.07.2007