Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Akvaryum
Amatör Denizcilik
Amat.Denizci El Kit.
Anılı Fıkralar
Anında Hava Tahmini
Atatürk ve Tıbbiyeliler
Beklenmeyeni Bekleyin
Bendeki Kulak Van..
Bir Karakaslı
Bismarc Zırhlısının..
Boğaziçi Büyüsü
Buda
Bulduğun Gibi..
Buz
Clara
Cruise The Black Sea
Cruise Ukraine
Çağın Olayları A.
Çarşılar..Pazarlar..
Da Vinci Şif.Çöz.
Deniz Balıklarımız
Deniz Kirliliği
Denizde Günah
Denizden Gelen A.
Denize Karşı
Derin Mavi Atlas
Dilek Evi
Düşünmenin Öyküsü
Enerjinin Dansı
Ezan Vakti Beeth.
Ezbersiz Eğitim
Fener Balat...
Gelecek 100 Yıl
Gemi İnşaa
Gemi Stabilitesi-1
Gerçekler Bilinir...
Geri Gelmemek Üzere
Gücendim Sana
Hakkımdaki Her Şey
Handbook of Sailing
Harbi Delikanlılar
Hayat Tatlı Zehir
Hayatın Kökleri
İki Kalas Bir..
İki Mülkiyeli
İnsanEvrimine…
İnsanınYaşayanGeç..
İran Devrimi H.
İzlanda Yolcusu
Kahvehaneler
Kara Göründü
Karanlıktaki Adam
Karia
Kimyasal Tankerler
Kovulduk Ey...
Kuytuda Büyür...
Kuzey Yanım..
Küçük Anılarda...
Latife Hanım
Maviturkuaz
Mutfakta Zen
Nefesini Bil
Ömrümden Uzun...
Operada Gerçekçilik
Ortaçağda End.Devr.
Oyuncaklar
Oyuncular
Parlama Noktası
Sarıldım Minik T...
Sessizliğin Rengi-1
Seyir Haritaları
Shark&Rays
Sınavcı
Six Sigma Yolu
Siyasi Satrançta..
Seyyar
Sualtı Maceralarım
Sualtının Yıldızları
Su Ürünleri Mevz..
Suskun Sevda
Tarihimizdeki Kara..
Tarihin Sınırlarına..
Tatlısu Balıklarımız
Tavuk Suyuna..
Tek Başıma
Tıbbiyenin ve...
Tüfek, Mikrop ve ..
T.Fotog.Kütüphanesi
U.İşaret Kod Kitabı
Uzmanına Sor
Vira Demir
Yolcular
Yollar... Sokaklar...
Yorgun Mayıs Kısrakları
Zekâ Oyunları
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Kitap Köşesi     

  İçimizdeki Zalim
 
 

 

Emre Kongar

 

İçimizdeki Zalim
Anlamak ve Üstesinden Gelmek
 

ISBN 9789751414366

Baskı:2011-İstanbul 

Remzi Kitabevi / Kültür - Yaşam Dizisi


İçinizdeki zalime teslim olmayın! Prof, Dr. Emre Kongar, bir toplumbilimci duyarlığıyla hem bireysel dünyamızda hem de toplumsal yaşamın derinliklerinde bu kez “zalim”in izini sürüyor.

Psikolojinin ve sosyolojinin kesişme noktalarında karşımıza çıkan “zulüm” kavramını, günümüzün toplumsal olguları açısından yorumlayan Kongar, bireysel ve toplumsal gelişmemize yönelik yepyeni bir bakış açısı getiriyor.

 
 

 

Bakın Emre Kongar kitabını nasıl anlatıyor.

“Yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığım, son altı aydır ise artık gece uykularıma bile müdahale eden, “İçimizdeki Zalim” adlı kitabımı bitirdim.

İtiraf etmeliyim ki, bir kitabın bitirilmesi bir tutku (obsesyon) haline gelmeyince, hiçbir yazarın hiçbir müsveddeyi elinden çıkarabileceğini sanmıyorum.

Çünkü insan yazdığını okudukça tatmin olmuyor, ya düzeltme yapıyor, ya ekleme, ya da çıkarma.

Kitabın sözde “bitmiş” halini en az beş kere baştan aşağı yeniden okudum, sırf düzeltme, ekleme ve çıkarmalar için.

Artık öyle bir noktaya geldim ki, kitabı adeta ezberledim ve bu nedenle de okuduklarımı artık eleştirel gözle göremez oldum.

İşte o noktada biraz önce yayınevine yolladım.

Yaklaşık olarak 17 forma, yani 270-280 sayfa civarında bir metin oldu.”

 

Kitaptan birkaç paragraf:

Ne yazık ki insanoğlu, bazılarının öne sürdüğü gibi doğuştan, doğal olarak “iyi” bir varlık değildir... Ama üzülmeyin, hemen ilave edeyim: “Kötü” bir varlık da değildir! Sadece bencildir!

 

New York Times gazetesinin Türkiye temsilciliğini de yapmış olan Stephan Kinzer, “Hilal ve Yıldız, İki Dünya Arasında Türkiye” adını taşıyan kitabında çok ilginç bir tespitte bulunur: Türkiye’nin sanat, edebiyat ve bilim alanlarında çok nitelikli insanlar yetiştirdiğini, bunların uluslararası büyük başarılara imza attıklarını, ama toplumun en yeteneksiz, en kalitesiz insanlarının siyasetle uğraştığını söyler. Bir başka deyişle Kinzer, Türkiye’nin sorununun “insan malzemesi” değil, “politikacı malzemesi” olduğuna işaret eder. Çok partili demokrasi tarihimize bakınca Kinzer’in teşhisini haksız bulabilir miyiz?

 

Babanın Rolleri: Baba, eşin ve çocukların kişiliklerini yok saymalıdır.

Baba, aile üyelerinin kişiliklerinin gelişmesini tümüyle engellemelidir. Zaman zaman fiziksel varlıklarını bile görmezden gelmeli, evdeki insanlara böcek muamelesi yapmalıdır. Hiçbirinin “beş para etmediği”, “işe yaramadığı”, hepsinin “tembel”, “beceriksiz” ve “aptal” olduğu sık sık tekrarlanmalıdır. Baba, aile bireylerine adıyla da hitap etmemelidir. Çünkü ad, insana bir kişiliğinin olduğunu anımsatır. Eşine “kadın”, kız çocuklarına “kız” oğlan çocuklarına “ulan” diye seslenmelidir. Aslında hepsine birden “ulan” veya “hey, sen” diye seslenmesi tercih edilir.

Annenin Rolleri: Anne, tümüyle babaya tabi olduğunu bilmeli, herkese de bunu böylece kabul ettirmelidir. Anne çocuklarının yanında sık sık, “Babanıza soralım”,”Babanız en iyisini bilir”, “Babanız ne derse o olur”, “Babanızı kızdırmayalım” gibi sözleri tekrarlamalı, babanın ailenin tek ve biricik hakimi olduğunu, kendisi de dahil öteki üyelerin hiçbirinin kişiliğinin önemli olmadığını vurgulamalıdır.

 

Hemen bütün diktatörler, göstermelik de olsa seçim mekanizmasını sözde meşruiyetleri için kullanır, arada bir halkı sandığa götürerek istedikleri sonuçları alırlar. Buradaki temel saptırma, “Madem seçim kazanarak iktidara geldim, o halde her yaptığım meşrudur,” anlayışının topluma dayatılmasıdır. Tabii bir iktidar, kendisini denetleyecek ve frenleyecek olan adalet mekanizmasını, anayasal denetim kurumlarını ve kurallarını önceden egemenliği altına almışsa, bu saptırma ve dayatma çok daha kolay olur: Her türlü antidemokratik uygulamasını, seçilmiş olma gerekçesiyle topluma dayatabilir. Zaten bir kez iktidara geldikten sonra çeşitli komplolar, baskılar ve propagandalarla toplumu yönlendirmişler, bu arada sıkı bir örgütlenmeyle eğitimi ve orduyu denetime almışlardır. Günümüz demokrasilerinde, kazanılan hiçbir seçim veya hiç bir referandum, iktidarların bağımsız yargı üzerinde egemenlik kurmalarını meşru kılamaz!

 

Zulümlerin en korkuncu  “çoğunluk” tarafından desteklenendir, çünkü ondan kaçacak yer yoktur. Burada hiçbir kıvırtmaya, hiçbir saptırmaya başvurmadan, bu topraklarda tarihsel olarak zulme maruz kalan grupları açıkça sıralamak istiyorum.

İlk üç sıradan dün de bugün de zulme uğrayanlar var:

1. Kadınlar

2. Yoksul Halk

3. İktidarın dışında, muhalefette kalmış olanlar

Daha sonra tarihsel olarak zulme konu olanlar geliyor.

4. Aleviler

5. Rumlar

6. Ermeniler

7. Yahudiler

8. Kürtler

9. Düşman işgaline uğrayan tüm topraklardaki ve özellikle Anadolu’daki halk.

10. Bu grupların dışında kalan öteki mazlumlar.

Bu on grupluk liste aslında kaba bir sınıflamadır.

 

Bence Bernard Lewis’in en harika saptamalarından biri, çağdaş demokrasiler ile Ortadoğu demokrasisinin farkını, para ve iktidar ilişkisini üzerinden açıkladığı satırlar: “Modern Amerika ile klasik Ortadoğu siyasal sistemleri karşılaştırırsak, aradaki fark şöyle ifade edilebilir. Amerika’da iktidar parayla satın alınır. Ortadoğu’da iktidar para kazanmak için kullanılır.”

 

Evrende ve dünyada değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir. Evrende ve dünyada her şey, her zaman değişir; mutlaka değişir, isteseniz de istemeseniz de. Çünkü evrenin kendi değişir, dünya değişir, doğa değişir, insanlar değişir, teknoloji değişir, ideoloji değişir, yaşam değişir, toplumlar değişir, siyaset değişir... İktidarlar değişir! Bu dünya, tarihin en büyük imparatorluklarından birini kırk altı yıl yöneten Kanuni Sultan Süleyman’a kalmamıştır... E zalimler, size mi kalacak?