|
Bakın Emre Kongar kitabını nasıl anlatıyor.
“Yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığım, son altı aydır ise
artık gece uykularıma bile müdahale eden, “İçimizdeki Zalim”
adlı kitabımı bitirdim.
İtiraf etmeliyim ki, bir kitabın bitirilmesi bir tutku
(obsesyon) haline gelmeyince, hiçbir yazarın hiçbir müsveddeyi
elinden çıkarabileceğini sanmıyorum.
Çünkü
insan yazdığını okudukça tatmin olmuyor, ya düzeltme yapıyor, ya
ekleme, ya da çıkarma.
Kitabın sözde “bitmiş” halini en az beş kere baştan aşağı
yeniden okudum, sırf düzeltme, ekleme ve çıkarmalar için.
Artık
öyle bir noktaya geldim ki, kitabı adeta ezberledim ve bu
nedenle de okuduklarımı artık eleştirel gözle göremez oldum.
İşte
o noktada biraz önce yayınevine yolladım.
Yaklaşık olarak 17 forma, yani 270-280 sayfa civarında bir metin
oldu.”
Kitaptan birkaç paragraf:
Ne yazık ki insanoğlu, bazılarının öne sürdüğü gibi doğuştan,
doğal olarak “iyi” bir varlık değildir... Ama üzülmeyin, hemen
ilave edeyim: “Kötü” bir varlık da değildir! Sadece bencildir!
New York Times gazetesinin Türkiye temsilciliğini de yapmış
olan Stephan Kinzer, “Hilal ve Yıldız, İki Dünya Arasında
Türkiye” adını taşıyan kitabında çok ilginç bir tespitte
bulunur: Türkiye’nin sanat, edebiyat ve bilim alanlarında çok
nitelikli insanlar yetiştirdiğini, bunların uluslararası büyük
başarılara imza attıklarını, ama toplumun en yeteneksiz, en
kalitesiz insanlarının siyasetle uğraştığını söyler. Bir başka
deyişle Kinzer, Türkiye’nin sorununun “insan malzemesi” değil,
“politikacı malzemesi” olduğuna işaret eder. Çok partili
demokrasi tarihimize bakınca Kinzer’in teşhisini haksız
bulabilir miyiz?
Babanın Rolleri:
Baba, eşin ve çocukların kişiliklerini yok saymalıdır.
Baba, aile üyelerinin kişiliklerinin gelişmesini tümüyle
engellemelidir. Zaman zaman fiziksel varlıklarını bile görmezden
gelmeli, evdeki insanlara böcek muamelesi yapmalıdır. Hiçbirinin
“beş para etmediği”, “işe yaramadığı”, hepsinin “tembel”,
“beceriksiz” ve “aptal” olduğu sık sık tekrarlanmalıdır. Baba,
aile bireylerine adıyla da hitap etmemelidir. Çünkü ad, insana
bir kişiliğinin olduğunu anımsatır. Eşine “kadın”, kız
çocuklarına “kız” oğlan çocuklarına “ulan” diye seslenmelidir.
Aslında hepsine birden “ulan” veya “hey, sen” diye seslenmesi
tercih edilir.
Annenin Rolleri:
Anne, tümüyle babaya tabi olduğunu bilmeli, herkese de bunu
böylece kabul ettirmelidir. Anne çocuklarının yanında sık sık,
“Babanıza soralım”,”Babanız en iyisini bilir”, “Babanız ne derse
o olur”, “Babanızı kızdırmayalım” gibi sözleri tekrarlamalı,
babanın ailenin tek ve biricik hakimi olduğunu, kendisi de dahil
öteki üyelerin hiçbirinin kişiliğinin önemli olmadığını
vurgulamalıdır.
Hemen bütün diktatörler, göstermelik de olsa seçim
mekanizmasını sözde meşruiyetleri için kullanır, arada bir halkı
sandığa götürerek istedikleri sonuçları alırlar. Buradaki temel
saptırma, “Madem seçim kazanarak iktidara geldim, o halde her
yaptığım meşrudur,” anlayışının topluma dayatılmasıdır. Tabii
bir iktidar, kendisini denetleyecek ve frenleyecek olan adalet
mekanizmasını, anayasal denetim kurumlarını ve kurallarını
önceden egemenliği altına almışsa, bu saptırma ve dayatma çok
daha kolay olur: Her türlü antidemokratik uygulamasını, seçilmiş
olma gerekçesiyle topluma dayatabilir. Zaten bir kez iktidara
geldikten sonra çeşitli komplolar, baskılar ve propagandalarla
toplumu yönlendirmişler, bu arada sıkı bir örgütlenmeyle eğitimi
ve orduyu denetime almışlardır. Günümüz demokrasilerinde,
kazanılan hiçbir seçim veya hiç bir referandum, iktidarların
bağımsız yargı üzerinde egemenlik kurmalarını meşru kılamaz!
Zulümlerin en korkuncu “çoğunluk” tarafından desteklenendir,
çünkü ondan kaçacak yer yoktur. Burada hiçbir kıvırtmaya, hiçbir
saptırmaya başvurmadan, bu topraklarda tarihsel olarak zulme
maruz kalan grupları açıkça sıralamak istiyorum.
İlk üç sıradan dün de bugün de zulme uğrayanlar var:
1. Kadınlar
2. Yoksul Halk
3. İktidarın dışında, muhalefette kalmış olanlar
Daha sonra tarihsel olarak zulme konu olanlar geliyor.
4. Aleviler
5. Rumlar
6. Ermeniler
7. Yahudiler
8. Kürtler
9. Düşman işgaline uğrayan tüm topraklardaki ve özellikle
Anadolu’daki halk.
10. Bu grupların dışında kalan öteki mazlumlar.
Bu on grupluk liste aslında kaba bir sınıflamadır.
Bence Bernard Lewis’in en harika saptamalarından biri, çağdaş
demokrasiler ile Ortadoğu demokrasisinin farkını, para ve
iktidar ilişkisini üzerinden açıkladığı satırlar: “Modern
Amerika ile klasik Ortadoğu siyasal sistemleri karşılaştırırsak,
aradaki fark şöyle ifade edilebilir. Amerika’da iktidar parayla
satın alınır. Ortadoğu’da iktidar para kazanmak için
kullanılır.”
Evrende ve dünyada değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir.
Evrende ve dünyada her şey, her zaman değişir; mutlaka değişir,
isteseniz de istemeseniz de. Çünkü evrenin kendi değişir, dünya
değişir, doğa değişir, insanlar değişir, teknoloji değişir,
ideoloji değişir, yaşam değişir, toplumlar değişir, siyaset
değişir... İktidarlar değişir! Bu dünya, tarihin en büyük
imparatorluklarından birini kırk altı yıl yöneten Kanuni Sultan
Süleyman’a kalmamıştır... E zalimler, size mi kalacak?
|