|

“Çok zor, gerçekten çok zor. Bir yanda ben, bir yanda annem,
diğer yanda bakıcı ablamız ve diğer yanda akşamları bu üçlüye
katılan eşim. Üç kadın, bir erkek ancak yetişiyoruz iki küçük
yumurcağa. Her şeyi ama her şeyi iki katı düşünmek gerekiyor.
Yemek yedirmek, alt değiştirmek, giydirmek, uyutmak için
harcanan zamanı; mamalara, giysilere, bezlere, yataklara,
yorganlara, araba koltuklarına, biberon, emzik gibi ürünlere
yapılan masrafları... Geceler hiç uyumadan bitiverirken,
gündüzleri oturduğunuz yerde gözleriniz kapanıveriyor. Ama
inanın her şeye değer. Çünkü yalnızca harcanan emek, zaman ve
masraflar değil ikiyle çarpılan. Mutlulukları, gülücükleri,
kahkahaları, eteğinizi çekiştiren, bacağınıza yapışan o minicik
elleri, gözünüzün içine içine bakan o tatlı gözleri de ikiyle
çarpacaksınız.” Böyle söylüyor tek yumurta ikizi Merve ve
Selin’in anneleri. Merve ve Selin’in ikiz oluşları, son yıllarda
doğan pek çok ikizin tersine, büyük ölçüde anne ve babalarının
genetik özelliklerinden kaynaklanıyor. Çünkü, her ikisinin
ailesinde de ikizler bulunuyor.
İkizler hep şaşırtıcı gelir insana. Kimi zamansa hayranlıkla,
merakla izlenirler. Özellikle de birbirlerinin kopyası gibi
gezinen tek yumurta ikizleri. Dünyadaki herkesin benzersiz
olduğunu, tümüyle farklı olduğunu düşünürken karşımıza
çıkıverirler. Kim olduğumuzu belirlemede genetik
özelliklerimizin rolü büyükken, tek yumurta ikizlerinin genetik
özellikleri aynıdır. Aynı oosit (dişi üreme hücresi) ve spermden
(erkek üreme hücresi) gelirler çünkü. Belki de budur onları bu
kadar etkileyici kılan.

Merve ve Selin
Çevremize baktığımızda fark edemesek de çoğul gebelikler
günümüzde her zaman olduğundan daha yaygın. 1980’den beri ikiz
doğum oranlarının yaklaşık % 50 arttığı söyleniyor. Üçüz, dördüz
ve daha fazla çoğul gebeliklerse daha fazla artış göstermiş.
Peki nedir bu artışın nedeni?
İkiz gebeliklerin sayısının artış nedenlerinden biri
günümüzde çok daha fazla çiftin kısırlık tedavisi görmesi. Oosit
oluşumundaki sıkıntılar nedeniyle gebe kalamayan kadınlara
uygulanan yumurtlamayı tetikleyici tedaviler, kadınların bir
defada birden fazla oosit salmasına neden olabiliyor. Örneğin
kadınlarda yumurtlamayı teşvik etmede kullanılan bir oral
anti-östrojen hapı olan “clomiphene citrate” la gebe kalmayı
başaran kadınların yaklaşık % 5 – 12’sinde ikiz, % 1’den
azındaysa üçüz ve daha fazlası görülüyor. Folikül (memelilerde
yumurtalıkta bulunun ve olgunlaşmış yumurtayı taşıyan kesecik)
uyarıcı hormon “gonadotropin”, luteinleştirici hormon
(kadınlarda yumurtlamayı başlatan hormon) ve bu hormonların
sentetikleriyle sağlanan gebeliklerinse yaklaşık % 20’si çoğul
gebelik. Bu gebeliklerin çoğu ikiz de olsa, beklenenden daha
fazla oositin salınmasına bağlı olarak, üçüz ya da daha çoğul
gebelikler de oluşabiliyor.
Vücut Dışında Döllenme (IVF) yöntemiyle sağlanan
gebeliklerdeyse anne adayından alınan oositlerle baba adayından
alınan spermler, 37oC’deki laboratuar ortamında
besleyici bir çözeltinin içine bırakılıyor. Bu durumda döllenme
24 saat içinde kendiliğinden gerçekleşiyor ve döllenmiş oositler
bölünmeye başlıyor. Daha sonra anne adayının dölyatağına
yerleştirilen embriyoların hepsinin birden gelişerek sağlıklı
bir gebelik oluşturma olasılığı % 23. Bu nedenle de dölyatağına
birden fazla ve genelde 3 embriyo yerleştiriliyor ve sonuçta
çoğul gebelik olasılığı artıyor.
İkiz ya da çoğul gebeliklerin görülme sıklığı, annenin yaşı,
kilosu ve önceden yaptığı doğumların sayısıyla da doğru
orantılı olarak artıyor. Örneğin, 35-40 yaş arasındaki 4 - 5 ya
da daha fazla çocuğa sahip kadınların, hiç çocuğu olmamış 20
yaş altındaki kadınlara göre ikiz gebelik yaşama olasılığı 3 kat
daha fazla. Son çalışmalardaysa, bir defada salınan oosit
sayısının artmasının folikül uyarıcı hormon (FSH) seviyesinin
yükselmesine bağlı olduğu ve bu hormonun seviyesinin alınan
kilolarla ve ilerleyen yaşla arttığı anlaşılmış. Bu noktada da,
gelişmiş ülkelerdeki, özellikle de ABD’deki obezite sorununu ve
genel olarak Avrupa ülkelerinde de, eğitimdi, kariyerdi derken
ilk gebelik yaşı ortalamasının giderek büyüdüğünü hatırlamak
gerekiyor.

Oositin Hikayesi
İnsanların üremesi için erkek ve dişinin çiftleşmesinden
sonra döllenmenin gerçekleşmesi gerekli. Döllenme için en uygun
zamansa kadının yumurtlama dönemi. Bu dönem yaklaşık olarak adet
döneminin ortalarına denk geliyor. Yumurtlama döneminde oluşan
oosit, spermle döllenince bir, bir buçuk gün içinde gebelik
başlıyor. “Zigot” adını alan döllenmiş oosit bölünmeye
başlayarak, önce iki, sonra dört, sekiz derken, döllenmeden 4
gün sonra yaklaşık 100 hücreye sahip oluyor. Bu hücre topluluğu
biçimindeki zigota “blastosist” deniyor. Döllenmeden yaklaşık
bir hafta sonra dölyatağına yuvalanan blastosist burada 9 ay
boyunca gelişmeye devam ediyor. Blastosistin dış yüzeyindeki
hücreler plasentayı ve embriyoyu çevreleyecek zarları
oluşturuyor. İçindeki sıvıyla dolu boşlukta yer alan ve
embriyoblast adı verilen hücre grubuysa embriyoyu oluşturuyor.
Döllenmeden hemen sonraki dönemde gelişmekte olan bebeğe
“embriyo” deniyor. Gelişiminin yaklaşık 9. haftasından sonraysa
embriyo “cenin” adını alıyor. Gelişmekte olan bebek amniyotik
sıvıyla dolu olan amniyon kesesinin içinde dış etkenlerden
korunuyor. Besin ve oksijen almak ve atıklarından kurtulmak
içinse plasenta ve göbek kordonundan yararlanıyor.
Bu gelişim süreci tekli gebelikler için geçerli olsa da
ikizler için de durum çok farklı değil aslında. Ancak ikizlerin
biri tek, diğeri çift yumurtadan olmak üzere iki farklı oluşum
süreci var.
En Yaygın Çoğul
Gebelik
İkiz gebelikler en yaygın görülen çoğul gebelik türü.
Şüphesiz, birbirlerine çok fazla benzediklerinden, tek yumurta
ikizleri daha fazla göze çarpıyor ve daha kolay fark
ediliyorlar. Ancak tek yumurta ikizlerine daha az rastlanıyor.
Tüm ikizlerin yaklaşık üçte ikisinin çift yumurta ikizi olduğu
söyleniyor.
Çift yumurta ikizleri, iki ayrı oositin, iki ayrı spermce
döllenmesi sonucunda oluşuyor. Bunun olabilmesi için annenin
yumurtalıklarında iki tane birden oosit oluşması gerekiyor. Bu
durum üçüz ve dördüzler için de geçerli. Böylece, “dizigotik”
denen iki ayrı embriyo gelişiyor. Bunların her birinin kendine
ait koryonu (amniyon kesesinin dış zarı), amniyonu (amniyon
kesesinin iç zarı) ve plasentası oluşuyor. Ancak bazı durumlarda
embriyolar birbirlerine çok yakın durduklarında plasentalar
birbirleriyle kaynaşabiliyor. Dizigotik ikizler genetik olarak
normal kardeşlerden daha fazla benzer değiller ve tıpkı onlar
gibi DNA’larının % 50’sini paylaşıyorlar. Dizigotik ikizler aynı
cinsiyette olabileceği gibi, farklı cinsiyette de olabiliyorlar.
Tek yumurta ikizleriyse, bir spermle bir oositin
birleşmesiyle oluşmuş tek bir zigotun bölünerek iki embriyo
oluşturmasıyla meydana geliyor. Bu embriyolara “monozigotik”
deniyor. Aynı genetik materyale sahip olduklarından monozigotik
ikizlerin cinsiyetlerinin farklı olması söz konusu değil.
Monozigotik ikizlerde bölünmenin ne zaman gerçekleştiği,
embriyoların rahim içinde nasıl duracağını belirliyor. Bölünme
ne kadar erken olursa, embriyolar rahimde birbirlerinden o kadar
bağımsız oluyorlar. Örneğin, bölünme döllenmeden sonraki ikinci
günde olursa, embriyoların kendilerine ait koryonları,
amniyonları ve plasentaları oluyor. Bu senaryo tek yumurta
ikizlerinin yaklaşık üçte biri için geçerli. Ancak, embriyonun
bölünmesi hamileliğin daha geç bir evresinde, plasenta
oluştuktan sonra gerçekleşirse embriyolar bir kese içinde
birlikte gelişiyorlar.

Tek yumurta ikizleri için diğer olası senaryolarsa şöyle:
- Ayrı amniyon ve plasentaları olabilir ama bir koryonları
vardır.
- Ayrı amniyonları vardır ama aynı koryonu ve kaynaşmış
plasentayı paylaşırlar
- Aynı koryon, amniyon ve plasentayı paylaşırlar. Ancak bu az
rastlanan bir kombinasyon.
Eğer ikizlerin tek bir kese içinde birlikte olduğu ultrasonla
belirlenmişse, bunların tek yumurta ikizi olduğu söylenebiliyor.
İkizler aynı kese içinde ince bir zar olan amniyon zarıyla
ayrılmışlarsa yine tek yumurta ikizi oldukları anlaşılıyor.
Ancak, iki farklı kese içinde olan ikizler, tek yumurta ikizi de
olabiliyor, çift yumurta ikizi de.
Plasenta gelişmekte olan bebeğe besin ve oksijen sağlar. Bu
yüzden, ikizlerin kaynaşmış da olsa ayrı plasentalara sahip
olması önemli. Çünkü, bazen bir plasentayı paylaşan ikizler,
içlerinden biri diğerine göre plasentadan daha fazla besin
aldığından, aynı ölçüde gelişemiyorlar. Bunun dışında aynı
plasentayı paylaşan ikizler için bir başka riskli durumsa
“ikizden ikize transfüzyon sendromu”. Bu durumda ikizler
plasentadan başka, bazı kan dolaşımlarını da paylaşabiliyorlar.
Bu paylaşım kanın bir ikizden diğerine nakline olanak tanıyor.
Verici durumundaki ikizde anemi (kansızlık) gelişirken, yaşına
göre anormal ölçüde küçük kalabiliyor. Alıcı durumundaki
ikizdeyse aşırı miktarda kan depolanıyor ve o da yaşına göre
alışılmadık ölçüde fazla gelişiyor. Ayrıca verici ikizin
amniyotik sıvısı tehlikeli boyutta azalırken, alıcınınki de çok
fazla oluyor. Sendrom, bazı durumlarda amniyosentezle sıvı
fazlası alınarak ya da ameliyatla ikizler arasındaki kan dolaşım
bağı kapatılarak tedavi edilebiliyor.
Yapışık İkizler
Monozigotik ikizlerde en başlarda olması beklenen bölünme çok
geç olursa ve tamamlanmazsa, siyam ikizleri olarak da bilinen
yapışık ikizler ortaya çıkıyor. Yapışık ikizler bedenlerinin
birbirine bitiştiği bölgeye ya da bölgelere göre
sınıflandırılıyorlar. İkizler, sırtlarından, kuyruk
sokumlarından, kafalarından, yüz bölgelerinden ve göğüsten ya da
kuyruk sokumlarının üzerinden omurilik boyunca bitişik
olabileceği gibi, bir vücutta iki ayrı kafa, tek vücut ve tek
kafada iki ayrı yüz, tek alt bedende iki üst beden ya da tek üst
bedende iki alt beden biçiminde de olabiliyor.

Yapışık ikizlerin nasıl ve neden oluştuğu konusunda bir fikir
birliğine varılabilmiş değil. Bir görüşe göre monozigotik
ikizler oluşturmak üzere bölünen zigotun tümüyle bölünmemesi bu
duruma neden oluyor. Buna, prensipte bir zaman meselesi olarak
bakılıyor. Yani bölünme ne kadar erken gerçekleşirse monozigotik
ikizler birbirlerinden o kadar bağımsız oluyorlar ve koryon,
amniyon ve plasentalarını paylaşıp paylaşmayacakları
belirleniyor. Yapışık ikizlerde bölünmenin 12. gün ya da daha
sonrasında gerçekleştiğine ve bu yüzden bölünmenin
tamamlanamadığına, bunun sonucu olarak da ikizlerin fiziksel
olarak birbirlerine bağımlı kaldığına inanılıyor.
Yapışık ikizler çok nadir görülüyor ve hayatta kalma şansları
oldukça az. Her 40.000 gebelikte 1 görülebiliyor olmalarına
karşın, canlı doğumlara bakıldığında 200.000’doğumdan ancak
1’ini oluşturuyorlar.
Söylenceler
Döllenmiş oositin neden durup dururken bölünüp iki ayrı
embriyo oluşturduğuna ya da bir kadının yumurtalıklarında neden
bir değil de iki oosit birden oluştuğuna dair çeşitli
söylenceler var. Örneğin tümüyle genetik olduğu, eğer ailenizde
ikiz yoksa sizin de ikizinizin olamayacağı ya da kendileri ikiz
olan anne - babaların ikizinin olamayacağı çünkü ikiz doğumların
bir kuşak atlayarak ilerlediği, bazı gıdaları çok tüketmenin
ikiz bebeklere gebe kalma olasılığını artırdığı gibi. Ancak,
ikizlerin oluşumu bu gibi söylencelerden biraz daha fazla gizem
taşıyor. Özellikle de monozigotik ikizlerin oluşumu. Çünkü, şu
an için monozigotik ikizlerin oluşumuna neden olan şey ya da
şeyler bilinmiyor. Bilinen şey, monozigotik ikizlerin doğum
oranının dünya çapında sabit olduğu. Bu oran yaklaşık olarak her
250 doğumda 1’e denk geliyor.
Monozigotik ikizlerde durum gizemini korurken, dizigotik
ikizlerin oluşum nedeniyle ilgili daha fazla bilgiye sahibiz.
Genetik özellikler, annenin yaşı, kilosu ve önceki
hamileliklerinin sayısı, hormonlar, ırk, kısırlık tedavileri,
beslenme ve sağlık durumu gibi etkenlerin bir arada ya da tek
tek dizigotik ikizlerin oluşumunu etkilediği biliniyor. Ancak,
bu etkenlerden kısırlık tedavilerinde kullanılan yumurtlamayı
sağlayıcı ilaçların, hem tek hem de çift yumurta ikizlerinin
oluşma olasılığını artırdığı belirlenmiş.
İkizlik konusunda annenin aile geçmişi babanınkinden daha
anlamlı. Bir seferde birden fazla oosit salabilme özelliğinin
anneden alınan genetik bir özellik olduğu düşünülüyor. Ayrıca,
kendisi dizigotik ikiz eşi olan kadınların, diğer kadınlara göre
yine dizigotik ikiz annesi olma şansı 2 kat daha fazla. Yani
ikizliğin bir kuşak atlaması bu noktada söylence olarak kalıyor.

Uluslararası araştırmalar, etnik köken ya da ırkın da ikiz
doğumların oranı üzerinde etkili olduğunu gösteriyor. İkiz
gebeliklere en çok Afrika kökenli kadınlarda rastlanırken,
Nijerya yaklaşık her 20 gebelikten 1’inin ikiz olmasıyla bu
konuda başı çekiyor. Asya’ysa ikizlerin en nadir görüldüğü
bölge. Örneğin Japonya’da 155 doğumdan birinde ikizler
görülüyor.
Çift yumurta ikizi gebelikler, kilolu ve uzun boylu
kadınlarda, minyon tipli kadınlara göre daha yaygın. Ancak bunun
tek başına beden ölçülerinden çok, gıda alımına bağlı
olabileceği düşünülüyor. Örneğin, II. Dünya Savaşı sırasında
yiyecek sıkıntısı olduğu dönemlerde, Avrupa’da çift yumurta
ikizlerinin görülme sıklığında azalma olmuş.
İkiz gebeliklere bazı çevresel etkenlerin de etkisi yok
değil. Ancak, anne adayının beden sağlığına ve beslenmesine
verdiği önemin, ikiz gebeliklerin oluşmasından çok, ikiz ya da
daha çoğul bebeklerin yaşama şansı üzerine etkisi var.
Kaybolan İkizler
Dünya genelindeki ikiz gebelik olarak başlayan gebeliklerin
tekli gebelik olarak sonlanması sık rastlanan bir durum. Bunun
nedeni hamileliğin ilk 13 haftasını kapsayan birinci
trimesterinde bebeklerden birinin gelişiminin durması ve ölmesi.
Bu duruma “kaybolan ikiz sendromu” deniyor. Ultrasonla ikizlerin
kalp hareketleri gözlendikten sonra bile, fetuslardan birinin
yok oluşu ikiz gebeliklerin % 20’sinde görülebiliyor. Üçüz ve
dördüz gebeliklerdeyse oran %40’lara tırmanıyor. Fetuslardan
biri hamileliğin birinci trimesterinde kaybediliyorsa geride
kalan fetus ya da fetuslar gelişimlerine normal bir biçimde
devam edebiliyorlar. İlk trimesterde görülen vajinal kanamaların
nedeni bu sendrom olabiliyor.
Ancak hamileliğin 5. haftası gibi erken bir döneminde yapılan
ultrasonla görüntülemede, ki bu genelde hamilelik şüphesiyle
kadın doğum uzmanıyla yapılan ilk görüşme oluyor, tüm fetusların
belirlenmesinde güçlük çekiliyor. Çift yumurta ikizi
gebeliklerinin % 10’u, tek yumurta ikizi gebeliklerininse % 80’i
hamileliğin 5. haftasından sonra anlaşılabiliyor. Hamileliğin 6.
- 8. haftalarından sonraysa, genelde ultrasonla fetusların
sayısıyla ilgili kesin doğru keşif yapılabiliyor.
Gebelik Süresi
Normal bir gebeliğin süresi, son adet periyodunun ilk
gününden itibaren 38 haftayla 42 hafta arasında değişiyor. Ancak
cenin sayısı arttıkça bu süre kısalıyor. Bu yüzden ortalama
gebelik süresi ikizler için 36, üçüzler için 33, dördüzler
içinse 29 hafta kabul ediliyor. Tıptaki gelişmeler sayesinde
çoğul gebelikler genelde sorunsuzca mutlu sona ulaşsa da, anne
ve bebekler için artan cenin sayısıyla birlikte zorluklar ve
riskler de artıyor. Anne adayı aşırı mide bulantısı ve kusma
şikayetlerinden yakınırken, doğum anında forseps kullanımı ya da
sezaryen riski de artıyor. Normal doğum olasılığı anne adayının
pelvis kemiklerinin ölçüsüne ve biçimine göre değişebildiği
gibi, bebeklerin sağlık durumuna, rahimdeki pozisyonuna ve
büyüklüklerine göre de değişebiliyor. Ancak en büyük risk
prematüre doğumlar.
İkiz Çalışmaları
İkizler, genlerimizin ve çevresel faktörlerin yaşamımızı
nasıl etkilediğini araştıran bilim insanları için çok uygun
birer kaynak. Bu çalışmalarda birlikte büyümüş tek ve çift
yumurta ikizlerinin yanı sıra ayrı yerlerde büyümüş tek ve çift
yumurta ikizlerinden yararlanılıyor. Bu tür çalışmalarla,
genlerin ve çevresel etkenlerin birlikte çalışarak davranışlar,
yetenekler, iş seçimi, yaşlanma, sağlık durumu, aşk hayatı gibi
pek çok şeyi nasıl etkilediği anlaşılmaya çalışılıyor. Şimdiye
kadar yapılan çalışmalar, kişilik özellikleri gibi özelliklerin
büyük ölçüde genlere bağlı olduğunu gösteriyor.
İkiz Dili
Çocukların dil becerilerini geliştirmeleri aşamalı olur.
Doğumdan 6 aylık olana kadar bebekler çevrelerindeki tüm sesleri
hafızalarına alırlar. Ancak yaklaşık 4. aydan sonra,
çevrelerinden duydukları seslerin benzerlerini çıkartmaya
başlarlar. Bir sonraki 5 – 6 ay boyunca çıkarttıkları tatlı
mırıltılar belki çok da tanımlanamaz ama bu durum bebeklerin
söylenenleri anlamadığı anlamına gelmez. Pek çok bebek,
konuşmaya başlamadan önce kelimelerle temsil ettikleri objeleri
eşleştirmeye başlar. Bir yaşını bitirdikten sonra dil gelişimi
hız kazanır ve basit kelimelerden çok daha fazlasını anlamaya
başlarlar. Örneğin “parka gidiyoruz” dendiğinde kapının önünde
bitiverir, ya da “yemek hazır” dendiğinde mutfağın yolunu
tutuverirler. Konuşulan dili daha iyi anladıkça birkaç kelimeyi
kullanmaya başlarlar. 2 yaşına doğruysa kelime hazneleri 40 – 50
kelimeyi bulur.

Normal kabul edilen bu tablo ikizler için biraz farklı
olabiliyor. İkizlerin yalnızca kendilerinin kullandığı ve
anladığı gizli bir dil geliştirmeleri uzun zamandır bilim
insanları dahil pek çok kişinin ilgisini çeken bir konu. Ancak,
“ikiz dili” olarak bilinen bu dilin, aslında çoğu vakada tümüyle
yeni bir dil değil, ikizlerin birinde ya da ikisinde birden
görülen geç ya da zayıf konuşma gelişiminden kaynaklanan bir
durum olduğu düşünülüyor. Örneğin ikizlerden biri bazı sesleri
çıkarmakta zorlanıyor ve dolayısıyla bazı kelimeleri
söyleyemiyorsa, diğer ikiz bu sesleri çıkarmakta başarılı olsa
bile, ikizini taklit etmeyi ya da tekrarlamayı tercih
edebiliyor. Böylece her ikisi de bu biçimde konuşmaya devam
edip, birbirlerinin ne dediğini gayet iyi anlarken, üçüncü
kişilere bu konuşmalar anlamsız ya da özel olarak geliştirilmiş
bir dil gibi görünebiliyor.
İkizler genelde birbirleriyle, anne babalarıyla ya da
bakımlarıyla ilgilenen diğer kişilerle olduğundan çok daha fazla
zaman geçirirler. Böyle bir durumda da, birbirleriyle olan
iletişimlerini geliştirmeye çabalamaları çok doğal. Bu çaba
sonucu ortaya çıkan kelimeler ya da işaretler dışarıdan anlamsız
ya da çok değişik görünse bile. Araştırmalar, çoğu insanın
“gizli dil” olarak düşündüğü şeyin aslında göründüğü gibi
olmadığını gösterse de, özel kelime ya da şifreler kullanan
ikizlerin ya da kardeşlerin olmadığı yönünde bir sonuç
çıkartılamıyor.
Telepati
İkizler arasında var olduğuna inanılan psişik ya da doğaüstü
bağlarla ilgili de pek çok hikaye vardır. En klasik örneklerden
birinde, ikizlerden biri kalp krizi geçirirken uzakta ve elbette
durumdan habersiz olan diğer ikiz göğüs ağrısı çeker. Peki,
acaba ikizler dünyadaki diğer insanların sahip olmadığı altıncı
bir hisse mi sahipler? Onlar birbirlerinin düşüncelerini mi
okuyorlar? Birbirlerinin cümlelerini tamamlayabilmeleri,
telepati kurabilmelerinden mi kaynaklanıyor?

İkizlerle yapılan çeşitli deneyler, ikizler arasında farklı
bir telepatik bağ olmadığını; ikizler arasındaki gibi bir
ilişkinin kardeşler, anne ve çocuklar, eşler ya da çok samimi
arkadaşlar arasında da olabileceğini gösteriyor. Bu bağ,
birlikte yaşamanın, birbirini çok iyi tanımanın getirdiği normal
bir sonuç olarak değerlendirilirken, güçlü gözlem yeteneğinin de
önemi vurgulanıyor. Beş duyumuz tüm gün boyunca beynimize
sürekli bilgi aktarırken, beynimiz de bu bilgileri depoluyor.
Bir kişiyle uzun süre birlikte yaşadığımızda, beynimizde bu
kişiyle ilgili sayısız bilgi depolamış oluyor. Örneğin bilinçli
ya da bilinçsiz olarak kardeşimizin ya da eşimizin bizden yardım
istemeden önce kafasını kaşıdığını ya da dudağını ısırdığını
bilebiliyoruz. Böylece bu hareketleri yaparak bize
yaklaştığında, henüz o bir şey söylemeden ne istediğini
sorabiliyoruz. Dışarıdan bir gözlemciyse bu durumu belki de
biraz abartarak “vay canına aklını okudun” diye
yorumlayabiliyor. Ancak gerçekte yaptığımız şey görsel
ipuçlarını fark ederek beynimizde depoladığımız bilgileri bu
durum karşısında kullanmaktan başka bir şey olmuyor. İkizlerle
ilgili, aynı anda fiziksel acı çekmek gibi abartılı hikayelerin
güvenilirliğiyse soru işareti olarak kalıyor.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Nisan-2006
Meltem Yenal Coşkun'a teşekkürlerimizle
Denizce

25.09.2007
|