| |
"Varlığımızı önceki kuşaklara borçluyuz;
borcumuzu bizden sonrakilere ödeyeceğiz."
İstanbul'da,
Sirkeci'den Gülhane Parkı kapısına doğru giderken yol sağa kıvrılır.
Yolun bu dönemecinde, sağda, eskiden bir tekke vardı. Salkımsöğüt
Kaadiri tekkesi denilirdi. Bu tekkeyle bitişiğindeki yapılar
sonradan yıktırılmış, yol biraz genişletilmiştir. Ondokuzuncu
yüzyılın sonlarında Salkımsöğüt tekkesinin şeyhi İzzî Efendi'ydi.
Şeyh İzzî Efendi'nin Üsküdar'daki evinde 1877 yılında bir oğlu
dünyaya geldi. Çocuğun adını Süleyman Fethi koydular.
Büyük Türk
ansiklopedilerinin pekçoğunda Süleyman Fethi adını görebilirsiniz.
Şeyh İzzî Efendi'nin oğlu ne yapmıştı da, adını ansiklopedilere
geçirmişti? İşte bu sorunun cevabını anlatacağız.
Küçük Fethi
askerliği çok seviyordu. Bu yüzden askeri okula girdi. Her ders yılı
sınıflarını başarıyla geçiyordu. 1896 yılında, sınıfının onuncusu
olarak Harp Okulu'nu bitirdi. 1899'da kurmay subay oldu. Askerlik
göreviyle Hicaz'da bulundu. Sonra savaşlara katıldı. Savaşta
yaralandı. Üstün başarılar gösterdi. Rütbesi yükseldi. 1912'de, o
zamanın savunma bakanlığı olan Harbiye Nezareti'nde danışman
yardımcılığına atandı. 1914'te albaylığa yükseltildi. Birinci Dünya
Savaşı başlamıştı. Kurmay albaylığa yükselmiş olan Süleyman Fethi
Bey, savaşta gösterdiği üstün başarılar ve fedakârlıklarından ötürü
nişanlar, madalyalar kazandı. Ne yazık ki, aldığı yaralar yüzünden
hastalandı. 1916 yılında tedavi için Wiesbaden kaplıcalarına
gönderildi.
Albay Fethi Bey
tedavisinden sonra Wiesbaden'den yurda döndüğünde, Türkiye,
tarihinin en üzünçlü günlerinden birini yaşamaktaydı. Büyük
Savaş'ta, işbirliği yaptığımız savaş ortaklarımız olan uluslarla
birlikte yenilmiştik. Yengin devletler, Türkiye'yi parçalayıp
bölüşmeye çalışıyorlardı. İşte bu acı günlerde Wiesbaden'den yurda
dönen Fethi Bey, Dördüncü Kolordu'nun İzmir Askerlik şubesi
başkanlığına atanmıştı.
|
 |
Fethi Bey
evliydi, ama çocuğu olmamıştı. Çocukları çok severdi; o denli çok
severdi ki, sık sık yanına gelip kendisiyle konuşan çocukları
sevindirmek için masasının gözünde çikolata bulundurur, bu
çikolataları çocuklara dağıtırdı.
O günlerde
Yunanlılar'ın İzmir'e asker çıkaracakları-söylentisi çok yaygındı.
Sonunda bu söylentiler gerçekleşti. Yunan savaş gemileri İzmir
Limanı'nda göründü.
1919 yılının 15
Mayıs'ı; işte o kara gün Yunan ordusu İzmir'i işgal etmişti.
Albay Fethi Bey,
her günkü gibi o sabah da, İzmir'in Karantina denilen semtindeki
evinden çıkıp işine gitmek için hazırlanmaktaydı. Eşi Edibe Hanım,
düşmanın İzmir'i işgal ettiği böyle bir günde askerlik şubesine
gitmemesi, bir süre evinde kalıp durumu gözlemlemesi için rica
etmekteydi. Fethi Bey'in, eşi Edibe Hanım'a cevabı kısa olmuştu:
— Ben askerim!
İşime böyle bir günde gitmezsem, başka ne zaman gideceğim!
|
Fethi Bey evinden
çıktı. Görevi başına gitti. Masasına daha yeni oturmuştu ki,
başlarında iki Yunan subayı bulunan erler içeri girdi. Yunanlı
subaylardan biri Fethi Bey'e, esir olduğunu söyledi. Fethi Bey,
İzmir işgal edildiğine, savaş da olmadığına göre, esir olamayacağını
söyledi. Ama Yunanlı subaylara söz anlatmanın olanağı yoktu Fethi
Bey'i zorla odasından çıkardılar. Silahlı Yunan erleri arasından
yürüterek Kordon denilen rıhtım yolundan geçirdiler; Pasaport
denilen yere getirdiler. Pasaport'un rıhtım boyunda esir diye
getirdikleri başka Türk subaylarını da tek sıra olarak yanyana
dizmişlerdi. Fethi Bey'i bu sıranın başına koydular. Efzun denilen
özel kılıkta giyimli Yunanlı erler de rıhtım boyuna dizilmişlerdi.
Yunan savaş gemileri limandaydı. Kıyıya asker çıkaran Yunan gemileri
rıhtıma yanaşmıştı.
İşgalden sevinç
duyan yerli Rumlar alanı doldurmuş, bayram havası yaşıyorlardı. Kimi
Rumlar da yapıların damlarına, çatılarına çıkmışlardı. Balkonları,
terasları doldurmuşlardı. Sevinç çığlıkları atıyorlardı.
Bir Yunan subayı,
yanında bir Efzun eriyle, tek sıra dizilmiş olan Türk subaylarından
biri önünde duruyor, onlara kollarını yana kaldırtıp indirterek
"Zito Venizelos!" yani "Yaşasın Venizelos!" diye bağırmalarını
söylüyordu.
Venizelos, o
zamanki Yunanistan'ın başbakanıydı. "Zito Venizelos!" diye
bağırttıktan sonra Türk subaylarına bir de kollarını yana kaldırtıp
indirtmesinin hiçbir anlamı yoktu elbet. Ama aşağılamak, küçültmek
için Türk subaylarına böyle yaptırıyorlardı. "Zito Venizelos!" diye
bağırtan Yunan subayının yanındaki Efzun erinin elinde süngü
takılmış tüfek vardı. Söylenileni yapmayan, karşı gelen Türk subayı
olursa Efzun eri onu süngüleyecekti.
Yunan subayının
karşısına geldiği her Türk subayı, kollarını yana kaldırıp indirerek
"Zito Venizelos!" dedikçe, yapıların damlarındaki, çatılarındaki,
evlerin balkonlarındaki Rumlar, alanı dolduranlar alay ederek
kahkahalar savuruyorlardı.
"Zito Venizelos!"
diye bağırtılan bu Türk subayları, sonradan bir yolunu bulup Anadolu
içlerine geçecek, işgalci Yunan ordusuyla çarpışacak ve bu üzünçlü
anının acısını onlardan çıkaracaktı. Ama şimdi "Zito Venizelos!"
diye bağırmak zorundaydılar. Çünkü karşılarında, süngüsünün ucunu
göğüslerine dayamış Efzun eri duruyordu. Her "Zito Venizelos!" diye
bağıran Türk subayının düşmana olan hıncı daha da bileniyordu.
Yunan subayı
sırayla gele gele Albay Fethi Bey'in karşısına gelmişti. Fethi Bey,
Yunan subayının dediğini yapmıyordu. Ne kollarını yana kaldırıp
indiriyor, ne de "Zito Venizelos!" diye bağırıyordu. Bakışlarını
karşısındaki Yunan subayına dikmiş, ateş saçan gözlerini kırpmadan
dimdik bakıyordu. Yunan subayı buyruğunu birkaç kez yineledi. Fethi
Bey'e "Zito Venizelos!" dedirtmek için birkaç kez boşuna bağırdı.
Fethi Bey sanki onu duymuyordu, kayadan bir yontu gibi dimdikti.
Yunan subayı
ummadığı bu direniş karşısında öyle kızmıştı ki, o kızgınlıkla
birden elini uzatıp, Fethi Bey'in omuzlarındaki albaylık
apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini
şiddetle iterek,
— Onları sen
takmadın ki sen sökesin! diye bağırdı.
|
 |
Yunan subayı,
Zito Venizelos, demesi için son bikez daha Fethi Bey'e bağırdı.
Fethi Bey oralı değildi. Yunan subayı, yanındaki Yunan erine komut
verdi. Efzun eri, Fethi Bey'in göğsüne dayalı süngüsünü hızla itti.
Süngü albayın göğsüne saplanmıştı. Süngünün açtığı yaradan kan
fışkırıyordu. Ama albay Fethi Bey'in yüz kaslarında en küçük bir
kıpırtı, bir acı belirtisi yoktu. Yine öylece dimdik duruyordu.
Efzun eri, Türk albayını süngülerken, alanı doldurmuş ve damlarda,
çatılarda, balkonlarda, pencerelerde toplanmış Rumlar'ın çığlıkları
göklere yükseliyordu.
Efzun eri, kanlı
süngüsünü Albay'ın göğsünden çekti. Yunan subayıyla birlikte, sırada
bir sonraki Türk subayının karşısına geçti. Sıradaki her Türk
subayına, Yunan subayı isteğini yaptırttı. Sıradaki Türk subayları
bitince, Yunan subayıyla Efzun eri yeniden sıranın üst başına
geçtiler.
|
Sırayla gele gele yine albay Fethi Bey'in karşısına
geldiler. Yunan subayının sözlerini İzmirli bir Rum, Türkçe'ye
çevirdi:
— Kollarını yana
açıp indirirken Zito Venizelos, diye bağıracaksın!
Fethi Bey'de yine
ne ses, ne bir kıpırtı vardı. Yunan subayı bikez daha yanındaki
Efzun erine komut verdi. Efzun eri, ikinci kez Fethi Bey'i
süngüledi. Fışkıran kanlardan Fethi Bey'in giysisi kan içinde
kalmıştı. Yerli Rumlar'ın bağrışmalarından, haykırışmalarından
yer-gök inliyordu.
Yunan subayı ve
elinde kanlı süngüsüyle Efzun eri, Fethi Bey'den sonraki Türk
subayının karşısına gittiler. Bikez daha bütün sırayı dolaşıp Türk
subaylarına istediklerini yaptırdılar. Gele gele üçüncü kez Albay
Fethi Bey'in karşısına gelmişlerdi. Ama bu kez, alanı dolduranların
bağrışmaları, sövgü haykırışmaları, kahkahaları, homurtuları,
uğultuları birdenbire kesilmişti. Onca kalabalık sanki birden donup
kalmıştı. Kimseden ses soluk çıkmıyordu. Ordaki binlerce Rum merak
içindeydi: Türk albayı üçüncü kez de direnecek mi, yoksa ölüm
korkusuyla "Zito Venizelos!" diye bağıracak mıydı? Sonunda süngü
zoruyla Türk albayı amana gelecek miydi? Kimseden çıt çıkmıyordu.
Görünmez bir taş kesilmiş o sessizlik içinde Yunan subayının sözleri
ve bir yerli Rum'un çevirisi alanın her yanından duyuluyordu:
— Kollarını
kaldırıp indirirken Zito Venizelos diye bağıracaksın!
İki kama ucu gibi
parlayan gözlerini Yunan subayına dikmiş olan Fethi Bey'in dudakları
bile kıpırdamıyordu. Üçüncü kez süngülenmeyi göze almış, yine
direnmişti. Yunan subayının buyruğuyla Efzun eri, Fethi Bey'i üçüncü
kez süngüledi; bu kez süngüsünü daha hınçlı, daha hızlı dürtmüştü.
Fethi Bey'den yine ses çıkmadı, ama alanı dolduran insanlardan
birden bir uğultu yükseldi; şaşkınlık mırıltılarının oluşturduğu bir
uğultuydu.
Tam yirmiiki
kez... Evet, yirmiiki kez Yunan subayı, albay Fethi Bey'in karşısına
dikilip, O'nu "Zito Venizelos!"diye bağırtmaya zorladı. Hayır! Fethi
Bey sesini bile çıkarmadı. Yirmiiki kez süngülendi. Süngülenirken
gözünü bile kırpmıyordu. Yalnız her süngülenişinde daha çok kan
yitirdiği için yüzü daha çok soluyor, ak donuk bir renk alıyordu.
Yaralarından akan kanlar, ayaklarının dibinde gölleniyordu.
Süngüleye süngüleye bile Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey'e "Zito
Venizelos!" dedirtemediler. Ama yaralarından çok kan yitiren Türk
albayının gücü gittikçe azalmaktaydı. Ayakta zor durabildiği
belliydi. Yirmiiki yarasından kan akarken, yine de düşmanının
karşısında dimdik durabilmek için insanüstü bir çabayla son gücünü
harcıyordu. Kanı çekilen yüzü, dudakları aka kesmişti. Yunan subayı
yirmiikinci kez haykırdı. Yerli Rum, O'nun sözlerini yine çevirdi:
— Zito Venizelos,
diye bağıracaksın!
Hayır, Fethi Bey
yine bağırmadı. Efzun eri, subayının buyruğuyla Fethi Bey'i
yirmiikinci kez süngüledi. Artık ayakta durmaya direnci kalmamıştı,
Fethi Bey ayaklarının dibinde göllenmiş kanının üstüne düştü, oraya
yığıldı.
Eşi Edibe Hanım,
yakınları, İzmir'i işgal eden Yunan birliği komutanından, Albay
Fethi Bey'i kendilerine vermelerini istediler. Ama Yunan komutanı,
yaralı Türk albayını vermedi. Fethi Bey'in yakın dostu Ali Şefik
Bey, İzmir'deki Fransız Başkonsolosluğuma başvurdu. Ancak Fransız
Başkonsolosu'nun yardım ve aracılığıyla Fethi Bey Yunanlılar'ın
elinden alınabildi.
Ölmek üzere olan
Fethi Bey hastaneye yatırıldı. Bütün gece başucunda bir Türk
hemşiresi bekledi.
1919 yılının 15
Mayısı'nı 16 Mayıs'a bağlayan gece, sabaha karşı, Fethi Bey,
— Makamımı
görüyorum! diye inledi.
Bu, O'nun son
sözü oldu.
Şehit Üsküdarlı
Albay Süleyman Fethi Bey'in na'şı, dostu Ali Şefik Bey'in Küçük
Fettan Sokağı'ndaki evine getirildi. Evde büyük bir masanın üstüne
konuldu. Kadınlı erkekli ev insanları, sabaha dek, Şehit Albay'ın
başında saygı nöbeti tuttular. Ertesi gün Şehit Albay Fethi Bey için
çok büyük bir cenaze töreni düzenlendi; öyle ki bütün Türk İzmir
halkı ayağa kalkmıştı, yer yerinden oynadı. İşgalciler bile bu
coşkulu saygı gösterisini önleyememişti.
Fethi Bey, İzmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarlığına gömüldü. Süngü
yaralarıyla delikdeşik olmuş kanlı albaylık giysisi de sonradan
askeri müzeye verildi.
Fethi Bey'e çok
yalın bir mezar yapıldı. Mezar taşına kabartma bir kılıç ve bir
kalpak resmi yontuldu; kılıç altın yaldızla yaldızlandı.
Üsküdarlı Kurmay
Albay Süleyman Fethi Bey'in ancak destan kahramanlarına yaraşır bir
yiğitlikle direnmesi yüzünden şehit edilişi, dost düşman herkeste
büyük bir saygı uyandırmıştır. O'nun ölümü göze alarak yiğitçe
direnişi karşısında düşmanları bile saygı duymuşlardır. İzmir'e,
resmi yada özel bir nedenle gelen yabancı askerler, eski komutanlar
bugün bile Albay Fethi Bey'in mezarını ziyaret eder, O'nun büyük
yurtseverliği karşısında saygıyla eğilirler.
A. Siret Bali'ye
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|