e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Mart

15.03.2002   

 
Sevgili Denizce Dostları,

"Dünya Kadınlar Günü"nü "Kadınlarımızın Günü" diye duyurmuş, görsel güzelliklere Bedri Rahmi'nin "Karadut" unu katıp sunmuştuk.
Kadınlarımızın Günü daha bitmedi, sanırım bu gidişle de hiç bitmeyecek. Birlikte düşünmek ve düşündürtmek için, beğendiğim bir yazıyı sizlerle paylaşıyorum.


Atatürk, Burka ve 8 Mart

Önce, hemen, başlarken, şunu belirtmeliyim. Bu yazı "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" ile ilgili bir yazı  değildir. Bir kadın yazar olarak bu günün önemini filan  anlatacak değilim yazımda.

Ama bu yazı, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" vesilesiyle yazılmış  bir yazıdır. Beni bilirsiniz, içimden geçenleri kelimelere dökebilmektir bütün amacım. Bu yazı da bu amaç için kaleme alınmıştır.

Neyse, baştan başlayayım.

Amerika Afganistan'ı vurdu ya, gazeteci olan eşim günlerini,  hatta aylarını o bölgede geçirdi. Türkiye'ye dönerken bana "armağan" olarak mavi, ipekli bir "Burka" getirdi. Evet, evet, Afganlı kadınların Taliban döneminde giymeye zorlandıkları burkadan söz ediyorum. Burkayı bavulundan çıkarıp bana uzatırken de, "Bunu giydiğin an, armağanın benden değil, Atatürk'ten geldiğini hissedeceksin. Atatürk'ün, siz kadınlara yaptığı iyiliği daha iyi anlayacaksın"demişti.

Burkayı ambalajından çıkarıp, bu acayip örtünün neresine kafamı sokacağımı araştırdım bir müddet. İşlemelerle yapılmış yarim santimlik pencerelerden oluşan kafesi gözlerimin önüne denk düşürmeye çalıştım.

Dünyayı görebilmek için!!!

Daha ilk saniyelerde kendi nefesimden tiksinmeye başlamıştım. Soluk alıp vermek tam bir işkenceydi. Ağzıma yapışan kumaş nefesimle ısınıyor, "içeride" git gide ağırlaşan bir koku oluşuyordu. Ellerim de felaket durumdaydı doğrusu. Hareket kabiliyetimi tümüyle kaybetmiştim.

Eşime, "Bunun omuz kısmı neresi" diye sormuştum burkayı giymeye  çabalarken. O da, "Omuz olursa, burka olmaz. Önemli olan kadının, hiçbir hattının belli olmaması" demişti. Burkayı giydim. Aynanın karşısına geçtim ve kendimi aradım! Yok olmuştum. Gözlerim, yüzüm, mimiklerim, bakışım hatta sesim yok olmuştu. Ezilmiştim. Küçülmüştüm. Görüş alanım daralmıştı. Görebildiğim dünya minik karelere bölünmüştü. Sanki kafamı çevirmek yetmiyor, vücudumu komple oynatırsam daha fazla bir şeyler görürüm zannediyordum. Ama olmuyordu. Gözler 180 derece görür ya, benimkiler o an ancak 30 dereceye hakimdi.

Zannedersem bir dakika kalabildim burkanın içinde.

Bir ömür böyle yaşayanları anlayabilmek için, bir dakika zor dayandım, itiraf ediyorum. Bir çırpıda çıkardım.  Ama o günlerde evime gelen tüm kadınlara burkayı giydirmeye karar verdim. Benim öğrendiğimin, yani "Atatürk'ün armağanı"nın farkına daha iyi varabilsinler diye. Çünkü ben, bir kadın için çarşafa bürünmenin ne demek olduğunu ancak burkanın içinde bir dakika kaldığımda tam algılayabilmiştim.    

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanıyor.

Tüm dünyada...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle etkinlikler yapılacak bir hafta boyunca. Paneller, tartışmalar, hukuki ve psikolojik beklentiler, konuşmalar, konuşmalar...

Bu vesileyle ben, burkayı katlı durduğu çekmeceden çıkarıp  belki bir kez daha giyerim. Aynanın karşısında kendimi ararım bir müddet.

Sonra...

"Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasabalarda ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif olarak kapattıklarını gördüm. Erkek arkadaşlar bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Onlar da yüzlerini cihana gösterebilsinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler.
Bunda korkulacak bir şey yoktur" sözlerini duyarım Atatürk'ün. Ansiklopedi karıştırıp öğrenirim, Atatürk'ün bu sözlerinden  sonra Türk kadınının önce peçeyi, 25 Kasım 1925'teki Şapka Devrimi'nden sonra da çarşafı bıraktığını...

Gülümserim, sessiz şükranlarımla...
                                                                            
Fügen Ünal Şen


 
                                                                 Fügen Ünal Şen'e sevgi ve saygılarımla
                                                                                Haluk Işındağ
                                                                      

Yıllık arşiv:

2002 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12