|
Atatürk, Burka ve 8 Mart
Önce, hemen, başlarken, şunu belirtmeliyim. Bu yazı "8 Mart
Dünya Kadınlar Günü" ile ilgili bir yazı değildir. Bir
kadın yazar olarak bu günün önemini filan anlatacak değilim
yazımda.
Ama bu yazı, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" vesilesiyle yazılmış
bir yazıdır. Beni bilirsiniz, içimden geçenleri kelimelere
dökebilmektir bütün amacım. Bu yazı da bu amaç için kaleme
alınmıştır.
Neyse, baştan başlayayım.
Amerika Afganistan'ı vurdu ya, gazeteci olan eşim günlerini,
hatta aylarını o bölgede geçirdi. Türkiye'ye dönerken bana
"armağan" olarak mavi, ipekli bir "Burka" getirdi. Evet, evet,
Afganlı kadınların Taliban döneminde giymeye zorlandıkları
burkadan söz ediyorum. Burkayı bavulundan çıkarıp bana uzatırken
de, "Bunu giydiğin an, armağanın benden değil, Atatürk'ten
geldiğini hissedeceksin. Atatürk'ün, siz kadınlara yaptığı
iyiliği daha iyi anlayacaksın"demişti.
Burkayı ambalajından çıkarıp, bu acayip örtünün neresine kafamı
sokacağımı araştırdım bir müddet. İşlemelerle yapılmış yarim
santimlik pencerelerden oluşan kafesi gözlerimin önüne denk
düşürmeye çalıştım.
Dünyayı görebilmek için!!!
Daha ilk saniyelerde kendi nefesimden tiksinmeye başlamıştım.
Soluk alıp vermek tam bir işkenceydi. Ağzıma yapışan kumaş
nefesimle ısınıyor, "içeride" git gide ağırlaşan bir koku
oluşuyordu. Ellerim de felaket durumdaydı doğrusu. Hareket
kabiliyetimi tümüyle kaybetmiştim.
Eşime, "Bunun omuz kısmı neresi" diye sormuştum burkayı giymeye
çabalarken. O da, "Omuz olursa, burka olmaz. Önemli olan
kadının, hiçbir hattının belli olmaması" demişti. Burkayı
giydim. Aynanın karşısına geçtim ve kendimi aradım! Yok
olmuştum. Gözlerim, yüzüm, mimiklerim, bakışım hatta sesim yok
olmuştu. Ezilmiştim. Küçülmüştüm. Görüş alanım daralmıştı.
Görebildiğim dünya minik karelere bölünmüştü. Sanki kafamı
çevirmek yetmiyor, vücudumu komple oynatırsam daha fazla bir
şeyler görürüm zannediyordum. Ama olmuyordu. Gözler 180 derece
görür ya, benimkiler o an ancak 30 dereceye hakimdi.
Zannedersem bir dakika kalabildim burkanın içinde.
Bir ömür böyle yaşayanları anlayabilmek için, bir dakika zor
dayandım, itiraf ediyorum. Bir çırpıda çıkardım. Ama o günlerde
evime gelen tüm kadınlara burkayı giydirmeye karar verdim. Benim
öğrendiğimin, yani "Atatürk'ün armağanı"nın farkına daha iyi
varabilsinler diye. Çünkü ben, bir kadın için çarşafa bürünmenin
ne demek olduğunu ancak burkanın içinde bir dakika kaldığımda
tam algılayabilmiştim.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanıyor.
Tüm dünyada...
8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle etkinlikler yapılacak bir
hafta boyunca. Paneller, tartışmalar, hukuki ve psikolojik
beklentiler, konuşmalar, konuşmalar...
Bu vesileyle ben, burkayı katlı durduğu çekmeceden çıkarıp
belki bir kez daha giyerim. Aynanın karşısında kendimi ararım
bir müddet.
Sonra...
"Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasabalarda ve
şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok
kesif olarak kapattıklarını gördüm. Erkek arkadaşlar bu biraz
bizim bencilliğimizin eseridir. Onlar da yüzlerini cihana
gösterebilsinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler.
Bunda korkulacak bir şey yoktur" sözlerini duyarım Atatürk'ün.
Ansiklopedi karıştırıp öğrenirim, Atatürk'ün bu sözlerinden
sonra Türk kadınının önce peçeyi, 25 Kasım 1925'teki Şapka
Devrimi'nden sonra da çarşafı bıraktığını...
Gülümserim, sessiz şükranlarımla...
Fügen Ünal Şen
Fügen Ünal Şen'e sevgi ve saygılarımla
Haluk Işındağ
Yıllık arşiv:
|
2002 |
01 |
02 |
03 |
04 |
05 |
06 |
07 |
08 |
09 |
10 |
11 |
12 |
|