|
Dağların
arasında kara bir yılan gibi kıvrılan sıcak asfaltı takip eden
otobüsün penceresinden bakarken, boyası iyice solmuş olan
yangına karşı ikaz levhası ve etrafındaki çöp yığını gözüme
iliştiğinde aklıma hep insanla ağaç arasındaki benzerlik gelir.
Aynı ortamda yaşamını sürdüren bu iki canlı arasındaki
benzerliği algılamak mümkün olmayabilir. Oysa insan ve ağaç
arasında şu benzerlik vardır: İkisini de yakabilirsiniz! Birini
kibritle, diğerini yanlış kararlar alarak.
İnsanın,
coğrafi değişimlerde önemli faktörlerden biri olduğunu
anlayabilmek için hayal gücümüzü çok fazla zorlamaya gerek yok.
Minerallerimizi tüketmek için dağları deliyoruz, kurak topraklar
üzerine kentler inşa edebilmek için nehir yataklarının akışını
değiştiriyoruz, ormanları biraz daha fazla ev inşa etmek için
yakıyoruz, çöplerimizi arıtırken atmosferin kimyasal yapısına
zarar veriyoruz. “İnsan eline düşen” doğa, sonuçları dikkate
alınmadan baştan sona değiştiriliyor.
Ormanların yakılmasını engellemek için teneke bir levha
üzerine kibrit resmi çizmekle, sorumluluk görevi yerine
getirilmiş olmuyor. Bir zamanlar göçmen kuşların ziyaret ettiği
ülkelerden biri olduğumuzu dedelerimizden dinleyen yeni bir
nesil yetişiyor. Ne tuhaftır ki, eğitimde geri kalmış olduğu
kabul edilen bu neslin üyelerine bıyık altından gülen, ama kendi
bildiğini okuyan yeni nesil, aldığı eğitime uygun bir davranış
sergilemiyor. Ancak bunun vebali, sadece genç nesle ait
değildir, aynı zamanda onu bu şekilde eğitenlerindir.
Dünyanın en
verimli topraklarına sahip olan bir ülkede yaşamanın getirdiği
şansı gözden kaçırmak üzereyiz. Kendi kendimizi besleyebilecek
her türlü doğal imkana sahip olduğumuz halde, bunları nasıl en
iyi şekilde kullanabilir sorusuna cevap aramak yerine,
genellikle başka ülkelerde geliştirilen suni olan her şeyi
bilinçsizce alıp, sonuçlarını düşünmeden devreye sokuyor ve
ardından yaratacağı sonuçları beklemeye başlıyoruz.
İnsanın
betonla beslenmesinin mümkün olmadığını vurgulamanın ne kadar
anlamsız olduğunu bildiğim halde, betonlaşan kentlerimize
bakınca, bunun özellikle hatırlatılmasında yarar olduğunu
düşünmeden de edemiyorum. Tarım alanlarımız giderek azalıyor,
ekili alanların verimliliği sürekli düşüyor. Suni gübreleme ve
hormonlarla verimi arttırayım derken, bilinçsizce yapılan
tarımsal üretimin olumsuz sonuçlarını hep birlikte görüyoruz.
Hayvanlar için gereken otlaklar yok oluyor, balık rezervleri
insafsızca tüketiliyor, su kaynakları kurutuluyor ve
kirletiliyor. Böylece besin üretimi azalırken, düzenli kentleşme
imkanları da giderek yok edilmiş oluyor.
Ormanlarımızı
korumak istiyorsak, insanımıza ormanı sevdirmeliyiz. Çünkü
herkesin başına bir polis dikilemez. Ormanları levhalarla değil,
sadece vatandaşlarla koruyabiliriz. Bir zamanlar ormanların
cahil köylüler tarafından yakılarak yok edildiği söylenirdi.
Bunu hayvanlarına otlak yeri açmak için yaptıkları belirtilirdi.
Muhtemelen bu düşüncede de doğruluk payı vardır, ama ormanların
eğitimsiz köylüler tarafından yok edildiği bilgisinin kaynağı
nerede? Hangi bilimsel bulgular köylünün orman kıyımında başlıca
rol oynadığını söylüyor? Yok olan ormanların yerine dikilen
evleri görünce, acaba hangi “cahil” köylü tarafından bunların
tasarlanıp inşa edildiği sorusuna da cevap aramamız gerektiği
aklıma takılıyor.

Milyarlarca
yıl önce oluşmuş güzelim dağları oyup, taşlarıyla evler inşa
etmek gerekli görülebilir. Eve de ihtiyacımız var ama dağı
oyacaksak, bunu gelişigüzel yapmamalıyız. Sadece görüntü olarak
insanın içini sızlatan bir manzara değildir bu, işimizi doğru
yapma isteğinden yoksunluğun da göstergesidir. Ve doğanın bu
muameleye katlanma sınırına ulaşmak üzereyiz.
Türkiye’nin
akıllı ve cesur adamlara ihtiyacı var. “Akıllı” derken, kendine
akıllı olanı değil, aklını toplum için kullananı, dostluk,
kardeşlik ve sevgiyi arttıranı, beceri ve bilgisine güveneni ve
bunları vatandaşına aşılayabileni kastediyorum. Bu insanlar
çoğaldıkça, hem yakılan ağaçlar, hem de yanlış kararlarla
yakılan insanlar azalacaktır.
Ormanlarımıza
nasıl davranıyorsak, insana da öyle davranıyoruz. İnsan ve ağaç
arasındaki benzerlik burada da karşımıza çıkıyor. Levha
“kibrit“, belli bir perspektiften bakınca, ikisi için geçerli
olan bir semboldür. Sadece ormanları değil, yaşamları da ufacık
bir kıvılcımla yakabiliyor insan. Çocuklarımıza ağaç sevgisini
aşılamak istiyorsak, insan sevgisini de birlikte açılamalıyız.
Böylece ne ağaçlar, ne de insanlar zarar görecektir.
Doç. Dr. İsmail Tufan
Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü
itufan@akdeniz.edu.tr
Doç. Dr.
İsmail Tufan'a teşekkürlerimizle
Denizce

24.08.2006 |