e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 İnsan Denen Meçhul *

 Alexis Carrel    

 

  

 Kendimizi Tanıtma Gerekliliği

Kendimizi Tanıtmalıyız

Bir maneviyatçı ile bir maddiyatçı, sodyum klorür kristali için aynı tarifi kabul ederler. Fakat insanın tarifinde anlaşamazlar.

Gerçekten cehaletimiz pek büyük. İnsanları inceleyenlerin kendi kendilerine sordukları soruların büyük bir kısmı cevapsız kalıyor. İç dünyamızdaki muazzam bölgeler henüz bilinmiyor.

İnsanın varlık süresinin, psikolojik ve fizyolojik zamanın mahiyeti nedir? Dokulardan, organlardan, sıvılardan ve şuurdan oluştuğumuzu biliyoruz. Fakat beyin dokuları ile şuur dokuları arasındaki ilişkileri hâlâ bilemiyoruz. Hâttâ bunların fizyolojisini bile bilmiyoruz.

İskeletin, kasların ve organların gelişmesiyle zihinsel ve ruhsal faaliyetler arasındaki ilişkileri bilmekten uzağız. Sinir sistemindeki dengeyi, hastalıklara ve yorgunluğa karşı dayanıklılığı sağlayan şeyin ne olduğunu bilmiyoruz.

 

Bilgisizliğimizin Kaynağı

Asırlar boyunca atalarımızın kendilerini incelemek için ne zamanları oldu, ne de buna ihtiyaç duydular. Zekâlarını silâh ve alet yapmak, ateşi keşfetmek, öküz ve atları evcilleştirmek, tekerleği, tarım ziraatini icat etmek v.s. için kullandılar. Vücutlarının ve ruhlarının yapısı ile ilgilenmeden önce uzun zaman güneşi, ayı, yıldızları, med ve cezirleri, birbirini takip eden mevsimleri seyrettiler.

Hekimlik önce ampirik reçetelerle hastaların ağrılarını dindirmek gibi pratik meselelerle uğraştı. Hastalıkları önlemek veya tedavi etmek için en güvenli yöntemin, hasta ve sağlam vücudu tanımak olduğunu, yâni anatomi, biyokimya, fizyoloji ve patoloji ilimlerini kurmak gerektiğini, ancak pek yakın bir devirde anlayabildi.

Büyük adamları hekimlikten ziyade felsefe ve mânevî hayat üzerine olan araştırmalar cezbetti. İnsan bilgisinin, fizik, astronomi, kimya ilimleri ve teknolojinin muhteşem yükselişi karşısında yavaş ilerlemesi, zaman azlığından, konunun kompleks oluşundan, zekâmızın şeklinden ileri gelmektedir.

Meskenle, yâni barınma yeriyle birlikte yaşama tarzı da değişmiştir. Bu değişme özellikle ulaşım araçlarında hızın artmasından ileri geliyor. Herkes her dakika doğrudan veya dolaylı olarak başka insanlarla iletişim halindedir. Köyünde, şehrinde veya dünyanın öbür ucundaki önemli önemsiz olaylardan haberdar olmaktadır.

Çocuk gıdaları çok değişti ve bollaştı. Yetişkinlerin gıdası da öyle. Büro ve fabrikalarda iş düzeni, yemek saatlerini de düzene sokmuştur. Eğitim-öğretimin büyük ölçüde yayılmasına imkân veren de bu zenginliktir. Gençlik, modern dünyada ilmin rolünü anlamış bulunuyor.

 

Çevremizdeki Değişmeler

Her canlı varlık, çevresine sıkı sıkıya tâbi olur ve uygun bir gelişmeyle bu çevrenin çalkantılarına, değişikliklerine uyum sağlar.

İnsanların çağımız medeniyetini sevinçle karşıladıkları besbelli. Kırlardan köylerden kalkıp süratle şehirlere, fabrikalara geldiler. Yeni çağın düşünce ve hayat tarzını kısa zamanda kabullendiler. Modern evler bize tatlı ve değişmeyen bir hayat sağlıyor. Konforu, ışığı ile içinde oturanlara huzur ve memnuniyet hissi veriyor.

Sağlık durumlarımızın düzeldiği muhakkaktır. Ölüm oranı düşmekle kalmadı, her fert daha güzel, daha iri, daha kuvvetli oldu. Bugün çocukların boyu, anne ve babalarının boylarından daha uzun. Beslenme tarzı ve beden hareketleri vücut yapısını büyütmüş, adale gücünü arttırmıştır.

Çocukların ve gençlerin eğitimi için büyük harcamalar yapılmasına rağmen, seçkin entelektüeller pek artmış görünmüyor. Orta tabaka şüphesiz daha çok okumaktadır, daha eğitimli ve intizamlıdır. Okuma zevki de daha çoktur. Bugün eskiye nazaran çok daha fazla dergi ve kitap satın alınıyor.

Birleşik Amerika'da da okulların ve üniversitelerin çoğalmasına rağmen fikrî seviye düşük kalmaktadır. Hemen hemen bütün memleketlerde, siyasî, ekonomik ve sosyal işlerin idarî sorumluluğunu taşıyanların, entelektüel ve ahlâk çapında bir düşüş var.

İlim adamları nereye gittiklerini bilmezler. Onları tesadüfler, ince muhakemeler ve bir çeşit açık görüş ve sağduyu yönlendirir. Bu bilginlerin her biri apayrı bir âlemdir ve kendi kanunlarının idaresindedir. Zaman zaman başkaları için pek belirsiz, karanlık görünen şeyler onlar için aydınlanır. Genel olarak buluşlar, sonuçlarının ne olacağı bilinmeden yapılmışlardır. Fakat medeniyetimize şekil veren de bu sonuçlardır.

Modern endüstri, bir kişinin veya birkaç kişilik grubun mümkün olduğu kadar çok para kazanması için, asgarî masrafla azamî menfaat sağlamak esası üzerine kurulmuştur.

 

Gazetelerin Hayatımıza Etkisi

Hayatımız büyük ölçüde gazetelerin etkisi altındadır. Reklamlar sâdece üreticinin menfaati için yapılır, asla tüketicinin menfaati için değil. Meselâ halk, beyaz ekmeğin kara ekmekten daha iyi olduğuna inandırılır. Oysa un iyice sık elekten elenmiş, böylece en faydalı unsurlarından ayrılmıştır. Fakat böylesi daha iyi korunuyor ve ekmek yapımı da daha kolay oluyor. Ayrıca değirmenci ve fırıncılar daha çok para kazanıyorlar.

Görülüyor ki, ilim sayesinde bizi kuşatmasını başardığımız çevre bize uygun değildir, çünkü tesadüfen, insan tabiatını yeterli derecede bilmeden ve onlar dikkate alınmadan kurulmuştur.

 

İnsanı Tanımak

İnsan her şeyin ölçüsü olmalıydı. Oysa insan da içinde yaşadığı âlemde bir yabancıdır. Bu âlemi kendisi için yapılandırmayı bilememiştir, çünkü kendi tabiatına dair olumlu bir bilgisi yoktu. Demek ki, cansız şeyler ilimlerinin canlı varlıklar ilimlerine göre muazzam ilerleme kaydetmiş olması, insanlık tarihinin en feci olaylarından biridir.

Bu çevreye nasıl uyacağımızı, bundan nasıl korunacağımızı ve bir devrim kaçınılmaz hale geldiği zaman onun yerine neyi koyacağımızı öğreneceğiz.

 

 İnsan ve İlim

İnsanın İlmi

Her devirde insanlık kendini, doktrinler, inançlar ve hayallerle boyanmış camların ardından seyretmiştir. İşte bu yanlış veya sahte bilgiler yok edilmelidir.

Olumlu gözlemler ve gerçek olaylar yanında olumlu ve gerçek olmayan bir yığın şey vardır ki, bunların da bir yana atılmamaları gerekir.

Zihnimiz dış dünyaya ait şeyler etrafında ve kendi içimizin derinliğinde süzülür, tıpkı kazandığı yerin en küçük ayrıntısını hünerli bacaklarıyla eşeleyip araştıran bir farecik gibi, muhakemesiz ve karşı konulmaz bir şekilde bir çıkış yeri arar. Bize evreni keşfettiren işte bu araştırıcı ruhtur. Bu merak bizi karşı koyamayacağımız bir tarzda peşine takar, meçhul yollara götürür.

Her bilgin, pek bilinen meslekî bir deformasyonla, insanı tanıdığını zanneder; oysa onun pek küçük bir parçasını bilmektedir. Kısmî görünüşler bütünü ifâde ediyormuş gibi düşünülür. Sonuçta, bilginler de insandırlar. Dönemlerinin ve çevrelerinin peşin hükümleriyle doludurlar. Eldeki teorilerle izah edilmeyen şeylerin mevcut olmadığına inanmakta gönüllülük gösterirler.

Bir şeyin tarifinin imkansız oluşu, onun mevcut olmadığını göstermez. Gemi sis içinde ilerlerken kayalar görünmez, ama mevcutturlar. Zaman zaman tehdit edici şekilleri görünüverir. Sonra sis tekrar üzerlerini kaplar. Sanatkârların ve özellikle büyük mistiklerin hayallerinde görünüp kaybolan realite de böyledir.

Bugün insanlık bütün dikkatini kendi üzerine, mânevî ve zihinsel güçsüzlüğünün sebepleri üzerine yoğunlaştırmalıdır. Konforu, lüksü, güzelliği, medeniyetimizin karmaşıklığı ve büyüklüğünü zaafımız yüzünden sevk ve idare edemeyeceksek, bunları arttırmak neye yarar?

Dikkatlerimizin bugün tutmuş olduğu yoldan çıkıp başka bir yol tutması lâzımdır. Fizik ve fizyolojikten ayrılıp zihinsel ve mânevî yola yönelmelidir. Şimdiye kadar insanlarla uğraşan ilimler faaliyetlerini, konularının bâzı görünüşleri ile sınırlamışlardır.

Demek ki, gerekli olan, radikal bir yön değişimidir. Bu değişim hem bizim ruh ve bedenimizi paylaşan özel ilimlere kendini adamış uzmanlar, hem de uzmanların keşiflerini genel görünüşleriyle bir araya getirebilecek bilginler ister.

 

İnsan Bir Bütündür

İnsan bir bütündür parçalara ayrılamaz. Eğer organlarını birbirinden ayırsaydık var olarak kalmazdı.

“İnsan” ilmi, bütün öteki ilimlerden yararlanır. Bu ilmin güç oluşunun sebeplerinden biri de şudur: Meselâ, psikolojik bir faktörün duygusal bir fert üzerindeki etkisini araştırmak için hekimliğin, fizyolojinin, fiziğin, kimyanın usullerini kullanmak gerekir.

Farzedelim ki, bu duygusal kişiye kötü bir haber verilmiş olsun. Bu psikolojik hadise aynı zamanda mânevî bir ıstırap, asap bozukluğu, kan dolaşımında düzensizlik, kanın psiko-kimyasal değişmelere uğraması şeklinde belirebilir.

Besbelli ki, hiçbir bilgin tek başına, bir tek insan problemini araştırmak için gereken tekniklere sâhip ve hâkim olacak yetenekte değildir.

 

Herkes Kendi Branşında Kalmalı

Bir bilim adamının sivrilmesi onu daha tehlikeli yapıyor. Büyük keşifler veya faydalı icatlarla tanınmış olan bilginler, bir konudaki bilgilerinin diğer bütün konuları da içine aldığına inanırlar. Meselâ Edison, felsefe ve din üzerindeki görüşlerini halka bildirmekte tereddüt etmiyordu. Ve halk da bu farklı konularda onun öteki konularda olduğu kadar otoriter olduğunu sanarak sözlerini saygı ile karşılıyordu. İşte bu suretle, bilmedikleri şeyleri öğretmeye kalkışan büyük adamlar, insanlığın bir konuda ilerlemesine katkıda bulunurken diğer bir konuda ilerlemesini geciktiriyorlar.

 

* "İnsan Denen Meçhul" isimli bu eserle Nobel Tıp Ödülü kazanan Dr. Alexis Carrel Lyon Üniversitesi Tıp ve Eczacılık Fakültelerini bitirmiştir.

Tıp, biyoloji, psikoloji, insan ruhiyatı ve insanın geleceği konusunda ortaya koyduğu bilgiler bütün dünya dillerinde alimlerin görüşlerine ışık tutmuştur. İnsanı bütün yönleri ile "maddi, manevi ve en önemlisi ruh dünyası" ile ele alan bu eser bir yol gösterici, kendini keşfetmekten uzak ve günlük meşgalelerle gününü geçiren insanlara sırlı bünyesini keşfetme imkanını sunuyor.

 

Halit Yıldırım'a teşekkürlerimizle

Denizce

09.10.2009