|
Kendimizi
Tanıtma Gerekliliği
Kendimizi Tanıtmalıyız
Bir maneviyatçı ile
bir maddiyatçı, sodyum klorür kristali için aynı tarifi kabul
ederler. Fakat insanın tarifinde anlaşamazlar.
Gerçekten
cehaletimiz pek büyük. İnsanları inceleyenlerin kendi kendilerine
sordukları soruların büyük bir kısmı cevapsız kalıyor. İç
dünyamızdaki muazzam bölgeler henüz bilinmiyor.
İnsanın varlık
süresinin, psikolojik ve fizyolojik zamanın mahiyeti nedir?
Dokulardan, organlardan, sıvılardan ve şuurdan oluştuğumuzu
biliyoruz. Fakat beyin dokuları ile şuur dokuları arasındaki
ilişkileri hâlâ bilemiyoruz. Hâttâ bunların fizyolojisini bile
bilmiyoruz.
İskeletin, kasların
ve organların gelişmesiyle zihinsel ve ruhsal faaliyetler arasındaki
ilişkileri bilmekten uzağız. Sinir sistemindeki dengeyi,
hastalıklara ve yorgunluğa karşı dayanıklılığı sağlayan şeyin ne
olduğunu bilmiyoruz.
Bilgisizliğimizin Kaynağı
Asırlar boyunca
atalarımızın kendilerini incelemek için ne zamanları oldu, ne de
buna ihtiyaç duydular. Zekâlarını silâh ve alet yapmak, ateşi
keşfetmek, öküz ve atları evcilleştirmek, tekerleği, tarım ziraatini
icat etmek v.s. için kullandılar. Vücutlarının ve ruhlarının yapısı
ile ilgilenmeden önce uzun zaman güneşi, ayı, yıldızları, med ve
cezirleri, birbirini takip eden mevsimleri seyrettiler.
Hekimlik önce
ampirik reçetelerle hastaların ağrılarını dindirmek gibi pratik
meselelerle uğraştı. Hastalıkları önlemek veya tedavi etmek için en
güvenli yöntemin, hasta ve sağlam vücudu tanımak olduğunu, yâni
anatomi, biyokimya, fizyoloji ve patoloji ilimlerini kurmak
gerektiğini, ancak pek yakın bir devirde anlayabildi.
Büyük adamları
hekimlikten ziyade felsefe ve mânevî hayat üzerine olan araştırmalar
cezbetti. İnsan bilgisinin, fizik, astronomi, kimya ilimleri ve
teknolojinin muhteşem yükselişi karşısında yavaş ilerlemesi, zaman
azlığından, konunun kompleks oluşundan, zekâmızın şeklinden ileri
gelmektedir.
Meskenle, yâni
barınma yeriyle birlikte yaşama tarzı da değişmiştir. Bu değişme
özellikle ulaşım araçlarında hızın artmasından ileri geliyor. Herkes
her dakika doğrudan veya dolaylı olarak başka insanlarla iletişim
halindedir. Köyünde, şehrinde veya dünyanın öbür ucundaki önemli
önemsiz olaylardan haberdar olmaktadır.
Çocuk gıdaları çok
değişti ve bollaştı. Yetişkinlerin gıdası da öyle. Büro ve
fabrikalarda iş düzeni, yemek saatlerini de düzene sokmuştur.
Eğitim-öğretimin büyük ölçüde yayılmasına imkân veren de bu
zenginliktir. Gençlik, modern dünyada ilmin rolünü anlamış
bulunuyor.
Çevremizdeki Değişmeler
Her canlı varlık,
çevresine sıkı sıkıya tâbi olur ve uygun bir gelişmeyle bu çevrenin
çalkantılarına, değişikliklerine uyum sağlar.
İnsanların çağımız
medeniyetini sevinçle karşıladıkları besbelli. Kırlardan köylerden
kalkıp süratle şehirlere, fabrikalara geldiler. Yeni çağın düşünce
ve hayat tarzını kısa zamanda kabullendiler. Modern evler bize tatlı
ve değişmeyen bir hayat sağlıyor. Konforu, ışığı ile içinde
oturanlara huzur ve memnuniyet hissi veriyor.
Sağlık
durumlarımızın düzeldiği muhakkaktır. Ölüm oranı düşmekle kalmadı,
her fert daha güzel, daha iri, daha kuvvetli oldu. Bugün çocukların
boyu, anne ve babalarının boylarından daha uzun. Beslenme tarzı ve
beden hareketleri vücut yapısını büyütmüş, adale gücünü
arttırmıştır.
Çocukların ve
gençlerin eğitimi için büyük harcamalar yapılmasına rağmen, seçkin
entelektüeller pek artmış görünmüyor. Orta tabaka şüphesiz daha çok
okumaktadır, daha eğitimli ve intizamlıdır. Okuma zevki de daha
çoktur. Bugün eskiye nazaran çok daha fazla dergi ve kitap satın
alınıyor.
Birleşik Amerika'da
da okulların ve üniversitelerin çoğalmasına rağmen fikrî seviye
düşük kalmaktadır. Hemen hemen bütün memleketlerde, siyasî, ekonomik
ve sosyal işlerin idarî sorumluluğunu taşıyanların, entelektüel ve
ahlâk çapında bir düşüş var.
İlim adamları nereye
gittiklerini bilmezler. Onları tesadüfler, ince muhakemeler ve bir
çeşit açık görüş ve sağduyu yönlendirir. Bu bilginlerin her biri
apayrı bir âlemdir ve kendi kanunlarının idaresindedir. Zaman zaman
başkaları için pek belirsiz, karanlık görünen şeyler onlar için
aydınlanır. Genel olarak buluşlar, sonuçlarının ne olacağı
bilinmeden yapılmışlardır. Fakat medeniyetimize şekil veren de bu
sonuçlardır.
Modern endüstri, bir
kişinin veya birkaç kişilik grubun mümkün olduğu kadar çok para
kazanması için, asgarî masrafla azamî menfaat sağlamak esası üzerine
kurulmuştur.
Gazetelerin Hayatımıza Etkisi
Hayatımız büyük
ölçüde gazetelerin etkisi altındadır. Reklamlar sâdece üreticinin
menfaati için yapılır, asla tüketicinin menfaati için değil. Meselâ
halk, beyaz ekmeğin kara ekmekten daha iyi olduğuna inandırılır.
Oysa un iyice sık elekten elenmiş, böylece en faydalı unsurlarından
ayrılmıştır. Fakat böylesi daha iyi korunuyor ve ekmek yapımı da
daha kolay oluyor. Ayrıca değirmenci ve fırıncılar daha çok para
kazanıyorlar.
Görülüyor ki, ilim
sayesinde bizi kuşatmasını başardığımız çevre bize uygun değildir,
çünkü tesadüfen, insan tabiatını yeterli derecede bilmeden ve onlar
dikkate alınmadan kurulmuştur.
İnsanı Tanımak
İnsan her şeyin
ölçüsü olmalıydı. Oysa insan da içinde yaşadığı âlemde bir
yabancıdır. Bu âlemi kendisi için yapılandırmayı bilememiştir, çünkü
kendi tabiatına dair olumlu bir bilgisi yoktu. Demek ki, cansız
şeyler ilimlerinin canlı varlıklar ilimlerine göre muazzam ilerleme
kaydetmiş olması, insanlık tarihinin en feci olaylarından biridir.
Bu çevreye nasıl
uyacağımızı, bundan nasıl korunacağımızı ve bir devrim kaçınılmaz
hale geldiği zaman onun yerine neyi koyacağımızı öğreneceğiz.
İnsan
ve İlim
İnsanın İlmi
Her devirde insanlık
kendini, doktrinler, inançlar ve hayallerle boyanmış camların
ardından seyretmiştir. İşte bu yanlış veya sahte bilgiler yok
edilmelidir.
Olumlu gözlemler ve
gerçek olaylar yanında olumlu ve gerçek olmayan bir yığın şey vardır
ki, bunların da bir yana atılmamaları gerekir.
Zihnimiz dış dünyaya
ait şeyler etrafında ve kendi içimizin derinliğinde süzülür, tıpkı
kazandığı yerin en küçük ayrıntısını hünerli bacaklarıyla eşeleyip
araştıran bir farecik gibi, muhakemesiz ve karşı konulmaz bir
şekilde bir çıkış yeri arar. Bize evreni keşfettiren işte bu
araştırıcı ruhtur. Bu merak bizi karşı koyamayacağımız bir tarzda
peşine takar, meçhul yollara götürür.
Her bilgin, pek
bilinen meslekî bir deformasyonla, insanı tanıdığını zanneder; oysa
onun pek küçük bir parçasını bilmektedir. Kısmî görünüşler bütünü
ifâde ediyormuş gibi düşünülür. Sonuçta, bilginler de insandırlar.
Dönemlerinin ve çevrelerinin peşin hükümleriyle doludurlar. Eldeki
teorilerle izah edilmeyen şeylerin mevcut olmadığına inanmakta
gönüllülük gösterirler.
Bir şeyin tarifinin
imkansız oluşu, onun mevcut olmadığını göstermez. Gemi sis içinde
ilerlerken kayalar görünmez, ama mevcutturlar. Zaman zaman tehdit
edici şekilleri görünüverir. Sonra sis tekrar üzerlerini kaplar.
Sanatkârların ve özellikle büyük mistiklerin hayallerinde görünüp
kaybolan realite de böyledir.
Bugün insanlık bütün
dikkatini kendi üzerine, mânevî ve zihinsel güçsüzlüğünün sebepleri
üzerine yoğunlaştırmalıdır. Konforu, lüksü, güzelliği,
medeniyetimizin karmaşıklığı ve büyüklüğünü zaafımız yüzünden sevk
ve idare edemeyeceksek, bunları arttırmak neye yarar?
Dikkatlerimizin
bugün tutmuş olduğu yoldan çıkıp başka bir yol tutması lâzımdır.
Fizik ve fizyolojikten ayrılıp zihinsel ve mânevî yola yönelmelidir.
Şimdiye kadar insanlarla uğraşan ilimler faaliyetlerini, konularının
bâzı görünüşleri ile sınırlamışlardır.
Demek ki, gerekli
olan, radikal bir yön değişimidir. Bu değişim hem bizim ruh ve
bedenimizi paylaşan özel ilimlere kendini adamış uzmanlar, hem de
uzmanların keşiflerini genel görünüşleriyle bir araya getirebilecek
bilginler ister.
İnsan Bir Bütündür
İnsan bir bütündür
parçalara ayrılamaz. Eğer organlarını birbirinden ayırsaydık var
olarak kalmazdı.
“İnsan” ilmi, bütün
öteki ilimlerden yararlanır. Bu ilmin güç oluşunun sebeplerinden
biri de şudur: Meselâ, psikolojik bir faktörün duygusal bir fert
üzerindeki etkisini araştırmak için hekimliğin, fizyolojinin,
fiziğin, kimyanın usullerini kullanmak gerekir.
Farzedelim ki, bu
duygusal kişiye kötü bir haber verilmiş olsun. Bu psikolojik hadise
aynı zamanda mânevî bir ıstırap, asap bozukluğu, kan dolaşımında
düzensizlik, kanın psiko-kimyasal değişmelere uğraması şeklinde
belirebilir.
Besbelli ki, hiçbir
bilgin tek başına, bir tek insan problemini araştırmak için gereken
tekniklere sâhip ve hâkim olacak yetenekte değildir.
Herkes Kendi Branşında Kalmalı
Bir bilim adamının
sivrilmesi onu daha tehlikeli yapıyor. Büyük keşifler veya faydalı
icatlarla tanınmış olan bilginler, bir konudaki bilgilerinin diğer
bütün konuları da içine aldığına inanırlar. Meselâ Edison, felsefe
ve din üzerindeki görüşlerini halka bildirmekte tereddüt etmiyordu.
Ve halk da bu farklı konularda onun öteki konularda olduğu kadar
otoriter olduğunu sanarak sözlerini saygı ile karşılıyordu. İşte bu
suretle, bilmedikleri şeyleri öğretmeye kalkışan büyük adamlar,
insanlığın bir konuda ilerlemesine katkıda bulunurken diğer bir
konuda ilerlemesini geciktiriyorlar.
*
"İnsan Denen Meçhul" isimli bu eserle
Nobel Tıp Ödülü kazanan Dr. Alexis Carrel Lyon Üniversitesi Tıp ve
Eczacılık Fakültelerini bitirmiştir.
Tıp, biyoloji,
psikoloji, insan ruhiyatı ve insanın geleceği konusunda ortaya
koyduğu bilgiler bütün dünya dillerinde alimlerin görüşlerine ışık
tutmuştur. İnsanı bütün yönleri ile "maddi, manevi ve en önemlisi
ruh dünyası" ile ele alan bu eser bir yol gösterici, kendini
keşfetmekten uzak ve günlük meşgalelerle gününü geçiren insanlara
sırlı bünyesini keşfetme imkanını sunuyor.
Halit Yıldırım'a
teşekkürlerimizle
Denizce

09.10.2009 |