e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 İnsanın Ödevleri (Diyaloglar)

 Dr. Çağatay Üstün    

 

 

-İnsanın ödevleri hakkında konuşmak istiyorum sayın bilge.

-Ne öğrenmek istiyorsun bakalım.

-İnsan bu yaşamda bir ödeve sahip midir? Bu ödevler yapılması mutlak şeyler midir?

-İnsanı insan yapmaktan mı bahsetmemi istiyorsun?

-İnsanı insan yapmak mı? İnsan zaten insan değil midir?

-Doğarken insan yavrusu insandır ama zaman geçince başka etkilerin tesiriyle insanlıktan çıkabilir. O nedenle insan zaman geçtikçe insan olmayı öğrenmek yerine başka bir düzleme doğru kayabilir.

-İlginç! Hiç böyle düşünmemiştim.

-Düşünmelisin.

-Tamam o zaman. Sizin dediğiniz tarzda bir insan olmaktan bahsedin bana.

-Bu kadar basit değil. İnsanın insan olması aslında ona verilmiş bir ödev gibidir.

-Bir zorunluluk yani.

-Öyle de diyebilirsin. Ancak zorunluluk baskıcılık gibi algılanmamalı. Hani, severek ve istenerek yapılan ödevler vardır ya, ondan söz ediyorum.

-İnsan bunu böyle kabul etmiş midir? Ödevini benimsemiş midir?

-Zaten asıl sorun da burada gizlidir. Düşünürler de buna kafa yormuşlar yüzyıllarca. Aslında insanın ödevi sorunu felsefe, etik ve psikoloji ile de iç içedir. Ödevi yapacak olan insanın kendisi ise, önce bunu sorgulamalı. Yani, var oluş nedeninin ardındaki temelleri bularak doğruyu yakalamalı.

-İnsan güçlü olması gerektiği için vardır. Akıl ve mantık onu diğer canlılardan farklı kılar ve onu üstün yapar.

-Burada da aceleci davranıyorsun. İnsan olmak kavramı o kadar derin ifadeler taşır ki... Sokrates insanı etik bir varlık olarak görmek isterdi. Aristoteles’e göre ise toplumsallaşmaya meyilli bir canlıdır insan. Kant’ın bakış açısı daha farklıdır. Ona göre insan kimi zaman topluma dahil kimi zaman toplum dışı olma yönündedir.

-Hangisinin dediği daha doğruydu peki?

-Bunu tespit etmek zordur. Belki de hepsinin haklılık payı vardır demeliyiz. Ancak başka sentezlere de ulaşmak mümkündür.

-Nasıl?

-İnsan insanlığı aramalı ve bulmalı. İnsan aklî bir varlık olduğuna göre bunu başarabilir. Aklî düşünce sistemi bunu gerektirir zaten. Sadece aklî olmak değildir insanın özelliği. Aynı zamanda duyuları ve duygularıyla da bunu desteklemelidir. O zaman kendi gerçeğine ulaşması mümkündür. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan da budur. Kitapların arasında dolaşan bir karınca nerede dolaştığının farkında değildir. Bunu bilseydi gezineceğine kitapları okurdu. Aynı şey yeni doğmuş bir insan yavrusu için de geçerlidir. Bebek de kitapların ne anlama geldiğinin farkına varamaz. Çünkü düşünce olgunluğuna erişememiştir. Zamanla bunu kavrar, okuma ve öğrenme dürtüleri ağır basar. İşte, o an insan olmayı öğrenmenin başladığını işaret eder.

-Çok karmaşık gibi görünse de söylediklerinizin derinliğinin farkındayım sayın bilge.

-O halde insanın ödevleri konusunda gerisini getirebilirsin.

-Ben şöyle değerlendiriyorum. Kanımca ilk ödev insan olmak… Bunu başarmak için birey yaşamı boyunca mücadele vermeli ve kendisini kötülüklerden arındırmaya uğraşmalı. Sadece bununla kalmamalı. İnsanın yapabileceği diğer bütün ödevleri yine insan olmaya hizmet etmeli.

-Gördün mü, doğruyu yakalamaya başladın. Küçük eklemelere ihtiyacın var. İnsan olmak bir ödev ama asıl ödev insan olmayı devam ettirebilmek. İnsan olmayı başaran insan asla geri dönmeyi düşünmemeli, insanlıktan çıkmış bir görüntü sergilememeli. Ödevin gerçek amacı budur. Ödev birşeyler öğrenmek için yapılır ve bunu yaptıktan sonra ondan dersler çıkarılır. Sonrasında ise yeni ödevlere geçilir. Ancak hiçbir zaman eski ödevlerden elde edilenler bir kenara atılmamalı. Eğer böyle oluyorsa, bunun adı zaten ödev değildir.

-Sağol sayın bilge. Fikirlerimi zenginleştiriyorsun. Hakkını ödeyemem.

-Önemli değil. Sadece ben birşeyler vermiyorum. Sen de düşünerek buna katkıda bulunuyorsun. Paylaşımla bilgi büyüyor, zenginleşiyor…

 


Dr. Çağatay Üstün'e teşekkürlerimizle

Denizce

24.07.2008