-İnsanın ödevleri hakkında konuşmak istiyorum sayın bilge.
-Ne öğrenmek istiyorsun bakalım.
-İnsan bu yaşamda bir ödeve sahip midir? Bu ödevler yapılması
mutlak şeyler midir?
-İnsanı insan yapmaktan mı bahsetmemi istiyorsun?
-İnsanı insan yapmak mı? İnsan zaten insan değil midir?
-Doğarken insan yavrusu insandır ama zaman geçince başka
etkilerin tesiriyle insanlıktan çıkabilir. O nedenle insan zaman
geçtikçe insan olmayı öğrenmek yerine başka bir düzleme doğru
kayabilir.
-İlginç! Hiç böyle düşünmemiştim.
-Düşünmelisin.
-Tamam o zaman. Sizin dediğiniz tarzda bir insan olmaktan
bahsedin bana.
-Bu kadar basit değil. İnsanın insan olması aslında ona
verilmiş bir ödev gibidir.
-Bir zorunluluk yani.
-Öyle de diyebilirsin. Ancak zorunluluk baskıcılık gibi
algılanmamalı. Hani, severek ve istenerek yapılan ödevler vardır
ya, ondan söz ediyorum.
-İnsan bunu böyle kabul etmiş midir? Ödevini benimsemiş
midir?
-Zaten asıl sorun da burada gizlidir. Düşünürler de buna kafa
yormuşlar yüzyıllarca. Aslında insanın ödevi sorunu felsefe,
etik ve psikoloji ile de iç içedir. Ödevi yapacak olan insanın
kendisi ise, önce bunu sorgulamalı. Yani, var oluş nedeninin
ardındaki temelleri bularak doğruyu yakalamalı.
-İnsan güçlü olması gerektiği için vardır. Akıl ve mantık onu
diğer canlılardan farklı kılar ve onu üstün yapar.
-Burada da aceleci davranıyorsun. İnsan olmak kavramı o kadar
derin ifadeler taşır ki... Sokrates insanı etik bir varlık
olarak görmek isterdi. Aristoteles’e göre ise toplumsallaşmaya
meyilli bir canlıdır insan. Kant’ın bakış açısı daha farklıdır.
Ona göre insan kimi zaman topluma dahil kimi zaman toplum dışı
olma yönündedir.
-Hangisinin dediği daha doğruydu peki?
-Bunu tespit etmek zordur. Belki de hepsinin haklılık payı
vardır demeliyiz. Ancak başka sentezlere de ulaşmak mümkündür.
-Nasıl?
-İnsan insanlığı aramalı ve bulmalı. İnsan aklî bir varlık
olduğuna göre bunu başarabilir. Aklî düşünce sistemi bunu
gerektirir zaten. Sadece aklî olmak değildir insanın özelliği.
Aynı zamanda duyuları ve duygularıyla da bunu desteklemelidir. O
zaman kendi gerçeğine ulaşması mümkündür. İnsanı diğer
canlılardan farklı kılan da budur. Kitapların arasında dolaşan
bir karınca nerede dolaştığının farkında değildir. Bunu bilseydi
gezineceğine kitapları okurdu. Aynı şey yeni doğmuş bir insan
yavrusu için de geçerlidir. Bebek de kitapların ne anlama
geldiğinin farkına varamaz. Çünkü düşünce olgunluğuna
erişememiştir. Zamanla bunu kavrar, okuma ve öğrenme dürtüleri
ağır basar. İşte, o an insan olmayı öğrenmenin başladığını
işaret eder.
-Çok karmaşık gibi görünse de söylediklerinizin derinliğinin
farkındayım sayın bilge.
-O halde insanın ödevleri konusunda gerisini getirebilirsin.
-Ben şöyle değerlendiriyorum. Kanımca ilk ödev insan olmak…
Bunu başarmak için birey yaşamı boyunca mücadele vermeli ve
kendisini kötülüklerden arındırmaya uğraşmalı. Sadece bununla
kalmamalı. İnsanın yapabileceği diğer bütün ödevleri yine insan
olmaya hizmet etmeli.
-Gördün mü, doğruyu yakalamaya başladın. Küçük eklemelere
ihtiyacın var. İnsan olmak bir ödev ama asıl ödev insan olmayı
devam ettirebilmek. İnsan olmayı başaran insan asla geri dönmeyi
düşünmemeli, insanlıktan çıkmış bir görüntü sergilememeli.
Ödevin gerçek amacı budur. Ödev birşeyler öğrenmek için yapılır
ve bunu yaptıktan sonra ondan dersler çıkarılır. Sonrasında ise
yeni ödevlere geçilir. Ancak hiçbir zaman eski ödevlerden elde
edilenler bir kenara atılmamalı. Eğer böyle oluyorsa, bunun adı
zaten ödev değildir.
-Sağol sayın bilge. Fikirlerimi zenginleştiriyorsun. Hakkını
ödeyemem.
-Önemli değil. Sadece ben birşeyler vermiyorum. Sen de
düşünerek buna katkıda bulunuyorsun. Paylaşımla bilgi büyüyor,
zenginleşiyor…