e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 İşyerinde Gözdecilik

Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 

 

http://www.yankiyazgan.com    

“Sabah işe geldiğimde gördüğümde içim açılan birisini diğerlerine tercih etmemin ne sakıncası var? Bunu kayırmacılık ya da gözdecilik olarak görmek mümkün mü?” Bir yönetici arkadaşım sabah kahvesinde soruyor. “Ben bu kişi ile diğerlerine nasıl aynı hisler içinde olabilirim?”. Hak veriyorum, “Haklısın”. “Ama sen de herkese hak veriyorsun” diyen bir başka ses var. Duygulara hak verip vermemek gibi bir seçeneğim yok. İnsanların bizde uyandırdığı duygular öylece durdukları sürece sorun da yok. Ayrımcılık, bize yakınlık gösterenlere başkalarına göstermediğimiz bir yakınlığı göstermeye başladığımız anda ortaya çıkıyor.

Yöneticinin, patronun böyle bir hakkı yok mu? Kendimize haksızlık etmemek için başkalarına haksızlık etmeye razı isek, var. Güleryüzlü ve içaçıcı (büyük olasılıkla itaatkar) elemanımıza haksızlık etmiş olmaz mıyız? Fazlasıyla iyi davranarak mı? Bunu bana soran arkadaşım, soruyu sorduğu kişinin öğretmenleri ve yöneticileri için pek içaçıcı olmamış, fazla kurcalayan birisi olduğunu bilseydi, hiç sormayabilirdi. Ama sordu bir kere...

Profesyonellerin çalıştığı büyük şirket hayatının iyi kötü düzenli ve kurallı ortamı bu duruma bir çare bulabilir, diye düşünebilirsiniz. Aile şirketlerinin neredeyse yüzde 90’ları oluşturduğu bir ülkede, “yakınlık”ve “yakın hissetmek” üzerine kurulu olmayan bir sistem, bir ortam kurulabilir mi? Bu konuya yine gireriz, ama, arkadaşımın sorusuna döneyim.

Çalıştığınız kurumda bazılarının kendilerini ayrıcalıklı hissetmesi ile ayrıcalıklı olması arasındaki fark belki de basit: diğer çalışanların bir gün gelip de kendilerini ayrıcalıklı hissedemeyecekleri duygusunu vermek istiyorsanız, gözdeleriniz ayrıcalıklı olsun; dizinizin dibinden ayrılmasın, masanızda başköşede dursun. Böylece diğerleri umutsuzluğa kapılarak, kendilerini gözde hissedebilecekleri yerlere yöneleceklerdir. Gözdenizin toplayacağı düşmanlık duygusu onun verimini düşürecektir. Başkalarından farklı hissetmek insana iyi gelir. Eşitlerine tanınmayan ayrıcalıklardan yararlanmak ise, başta hoş, sonra boş gelebilir.

Takımın, ekibin işleyişi açısından bozucu bir darbe olacaktır. Gözdeniz dışındakiler hiçbir zaman, gözünüze giremeyecekleri duygusunu kapıldıklarında “iş verimi” boşuna beklemeyin. Hoş, bizim problemimiz yönetici arkadaşımın gözdesine vermek istediği ayrıcalıklardan ibaret değil. “Kasap sevdiği kuzunun postunu yerden yere çarparmış” sözündeki sevilen kuzu olmak kim ister... Bir ilkokul öğretmenimizi hatırlıyorum, yeğeni de öğrencileri arasındaydı.  Zavallı oğlanın sınıfta yediği dayağı herhalde hiç birimiz yememişizdir. Hepimize dünya tatlısı olan bu öğretmenimiz, o zaman anneme anlattığına bakılırsa, çocuğu kayırıyor demesinler düşüncesiyle her fırsatta oğlana girişiyordu. Gözdecilik yapmayayım diye... “Kaş yapayım derken göz çıkarmak” dedikleri bu olsa gerek.

Hoşumuza giden, beğendiğimiz bir davranışın uyandırdığı duyguyu belli etmek, iyi ve güzel bulduğumuz şeyleri söylemek gözdecilik midir? Hayır. İşimizde, ailemizde gözdelerimiz olması anormal midir? Hayır. O zaman problem nerede çıkabilir? Gözdelik konusunda umut kırıcı biçimde fırsat eşitliği sağlamadığımızda. Gözdeliği kimileri için bir kariyer haline getirip, bazılarını gözbebeğimiz yapıp, bazılarını da gözden çıkartmaya hazır olduğumuzu hissettirdiğimizde, hem gözdelere, hem de işimize iyi bir şey yapmıyor olabiliriz. Bir soru daha: Kim sevilmek istemez? Kim hiç sevilmeme ihtimaline tahammül edebilir?


Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

23.09.2009